• Okay Tiryakioğlu'nun Çelik Hilal Günlükleri serisinden kitap. Sürekli vehimlere düşmesinden kendisine Vehimi lakabı verilmiş Çelik Hilal Teşkilatı'nın kurucusu Orhun Çelebi'nin Yavuz Sultan Selim Han döneminde Demir Haç ve Yavuz'un İslam Birliği'ni sağlama amacıyla rakibi olan Memlüklere karşı giriştiği mücadeleler konumuz.
    Bir bakıyoruz Kudüs Vikarı Kardinal Garcia'nın Haçlı birliği sağlamasını önlemeye çalıyor Vehimi, bir bakıyoruz kalbiyle didişiyor ve tabii ki Yavuz Selim Han'ın zaferi sonrası Kutsal Emanetlerle bizzat ilgileniyor.
    Tarihi roman konusunda usta olan yazarın anlatımıyla tarihin içinde Vehimi Orhun Çelebi ile dolaşırken Selimi'nin gazellerinin bizlere eşlik etmesi bizleri iyice kendisine bağliyor.
  • Benim bir sevgilim var, karanlığa okunan ezanlar gibi, kara sürmeli doğmuş, bembeyaz kuzular gibi... Benim bir sevgilim var, 'han' kapılarını demir kelepçelerle tutan taşlar gibi, kavuşmadan çürüyen vadi suları gibi, ağzında baldan tatlı meyveler, akşam üzerleri bakılan kahve telvesi gibi, uzak sularda yüzen dargın buzlar gibi, sandıklarda uyumuş eski kokular gibi, benim bir sevgilim var, elleri çayır çimen gibi yumuşak, konuştukça ballanıp düşen dutlar gibi, sabah zamanı güvercin gerdanı gibi, akasyaların, söğütlerin istiklâl marşı gibi...
  • 30 Ağustos 1908'de Hicaz Demir yolu faaliyete geçti. İstanbul'dan kalkan tren Medine-i Münevvere'ye kadar ulaşabiliyordu. İlk tren, İstanbul'dan gelen misafirlerle birlikte 27 Ağustos Perşembe günü, Sam şehrinden Medine istikametine hareket etmişti. Trende, devlet adamlarından müteşekkil kalabalık bir heyetten başka, yerli ve yabancı pek çok gazeteci bulunuyordu. Özel trenin bir büyük salon-vagonu, bir lokantası, bir cami vagonu ve üç yolcu vagonu vardı. Hız, o zaman için mükemmel sayılabilecek olan 40-60 km arasındaydı. Tren yalnızca iki şey için duruyordu. İkmal ve namaz... Çöl kumları üzerinde cemaatle namaz kılınırken, ikmal için develerle su getiriliyordu. Tren, 30 Ağustos Pazar günü öğleden sonra saat iki sularında Medine-i Münevvere'ye vardı.
  • II. Abdülhamid Han zamanında 6 halı, 17 kumaş ve dokuma, 4 tuğla ve kiremit, 1 demir, 1 konserve, 1 güherçile, 1 elmas işleme, 1 yağ, 2 un ve buz, 1 mum, 1 makarna fabrikası yapıldı. 7 askeri fabrika ile ayrıca çeşitli konularda 15 büyük imalathane ve atölye açıldı.
  • FATİH SULTAN MEHMED HAN VE MİMAR İPSİLANTİ EFENDİ...

    Biliyorsunuz, günümüzde haklı olan değil de güçlü olan davayı kazanıyor, maalesef. Adliye hikâyeleri bunun örnekleriyle dopdolu. Haklı olan güçlü olacağına, güçlü olan haklı sayılıyor. Tabii düzenin çivisi git gide çıkıyor.

    Oysa bu topraklarda, bize “diktatör” olarak tanıtılan padişahlar döneminde, haklı olan güçlüydü. (Kuvvet haktadır formülü) Mahkeme karşısında padişahla sıradan “vatandaş”ın hiçbir farkı yoktu.

    “Hisse” alınması dileğiyle, Fatih’le ilgili yaygın bir “kıssa”yı hatırlatmak istiyorum.

    Rivayet olunur ki, Fatih Sultan Mehmed, adını taşıyan camiin inşaatında kullanılacak mermer sütunları kestiren Rum mimarlardan İpsilanti Efendi’ye kızıp elini kestirir.

    Bunun üzerine İpsilanti Efendi, ilk İstanbul Kadısı Sarı Hızır Çelebi’ye başvurur. Haksızlığa uğradığını belirtip, hakkının Padişah’tan alınmasını ister.

    Kadı, Padişah’ı çağırtır. Padişah girdiğinde İpsilanti Efendi dâvâcı makamında ayakta durmaktadır. Padişah “maznun” minderine bağdaş kurmak üzereyken, Kadı Efendi kükrer:

    “Begüm, hasmınla mürafaai şer’ olunacaksın, (Beyim, davacı ile yüzleştirileceksin) ayağa kalk!”

    Padişah kalkar. Kendisini savunması istenince hata ettiğini belirtir. Kadı Efendi “Kısasa kısas” hükmünü verir: Hüküm gereğince Padişah’ın da eli kesilecektir.

    Dinleyenler dehşetten ve hayretten dona kalmışlardır. Padişahın boyun bükmüş, hükme rıza göstermiştir. Durum o kadar alışılmışın dışındadır ki, İpsilanti Efendi’nin eli-ayağı titremeye başlamıştır: Aklı başına gelir gibi olunca da, dehşete düşer, dâvasından vaz geçtiğini bildirir.

    Kadı Efendi, “kısas” hükmünü “diyet”e dönüştürür: Padişah, Rum mimarın kestirdiği kolunun diyetini şahsi parasından ödeyecektir.

    Mahkeme sona erip herkes çıktıktan sonra, Padişah, Kadı’ya döner: “Bak a Hızır Çelebi, bu padişahtır deyu şerife mugayır hüküm verseydin, şu kılıçla başını keserdim.”

    Kadı Hızır Çelebi minderini kaldırır, minderin altında duran demir topuzu Padişah’a gösterir:

    “Siz de padişahlığınıza mağruren hükmü tanımasaydınız, billahi bu topuzla başınızı ezerdim.”

    “Siz emreyleyin efendim, biz kitabına uydururuz” diyen ve bin türlü zulme “kanun” ve “hukuk” elbisesi giydiren sözde hukukçulara, veyl!

    Yavuz Bahadıroğlu
  • Kıyan ve Dokuz çok beğendikleri bu yere Ergenekon adını verdiler.”Ergene” dağ kemeri “Kon” ise dik anlamına geldiğinden Ergenekon adı bu yeni yurda çok yakışmıştı...Aylar ve yıllar birbirini kovalarken aradan tam dört yüzyıl geçti.Bu süre içinde hem kendilerinin hem de hayvanlarının sayıları o kadar çoğaldı ki sonunda Ergenekon onlara dar gelmeye başladı....Günlerce konuşup tartıştıktan sonra Ergenekon’dan çıkmaya karar verdiler.Fakat asıl sorun buradan nasıl çıkacaklarıydı.Atalarının dört yüzyıl önce kullandıkları geçit depremler ve çeşitli yer hareketleri sonunda çoktan kapanıp gitmişti.
    Ergenekon halkının başında Kıyan soyundan Börte Çine isimli bir han bulunuyordu.Herkes buradan çıkmak için yol ararken Börte Çine yüksek bir tepenin üzerinde gök yeleli bir kurt gördü.O tarafa doğru giderken kurt da gün doğusuna doğru yürümeye başladı.Bu şekilde epeyce yol aldıktan sonra kurt yalın kat bir kayalığın eteğindeki bir delikten karşıya geçti.Burası yüzyıllar önce atalarının Ergenekon’a girerken kullandıkları geçit olmalıydı.Fakat delik kendilerinin ve hayvanlarının geçeceği kadar büyük değildi.Bunun genişletilmesi gerekiyordu.Hemen obaya gelip durumu anlatınca herkes gök yeleli kurdun Tanrı’nın gönderdiği bir kılavuz olduğunu düşünerek deliği genişletmek için harekete geçtiler.
    Kurdun karşıya geçtiği yalın kat dağ,Demir madenlerinden oluştuğu için dağı eritmek zor olmayacaktı.Hemen bol miktarda odun yığarak yetmiş ocak ve yetmiş körük oluşturdular.Tanrı istediği için yetmiş günde dağı eritip yüklü bir devenin geçebileceği bir yol açmayı başardılar.O gün bu gündür ataların bu günü bayram olarak kutlarlar.
  • Cengiz Dağcı'nın 1958-1959 yılları arasında kaleme aldığı Moğolların önderi Cengiz Han'ın hayatını anlatan bir roman. Cengiz Han'ın diğer adıyla Temuçin'in hayatını anlatan roman, babası Yesügey Bahadır'ın hükümdarlığından başlayarak Cengiz Han'ın zorluklarla geçen yaşantısından bir kesit sunuyor okurlara.
    *** Kitapları sonradan hatırlamak üzere inceleme yazdığımdan bundan sonraki kısım ipucu (spoiler, sürprizbozan) içerir. Kitabı henüz okumayanlar bu kısmı atlayarak bundan sonraki bölümü okusun lütfen.
    -----------------------------------------------------------------
    Kitap Cengiz Han'ın babası Yesügey Bahadır'ın hayatından bölümlerle başlıyor. Yesügey Bahadır Ak Tatarların önderi Temuçin Üge'yi esir alır ve kendi topraklarına getirir. Kendi ordasına geldiği sırada hanımı Yulun Eke'nin doğum yaptığını öğrenir Yesügey Bahadır. Bebek elinde kanlı bir bezle doğmuştur. Oğlunun adını Temuçin koyar. Şamanlara göre bu çocuk ilerde Moğol topraklarına hükümdar olacaktır. Çocuğu olduğunu öğrenen Yesügey Bahadır bu mutlu haber üzerine Temuçin Üge'yi serbest bırakır, kendi ülkesine dönmesini emreder. Yesügey Bahadır'ın hanımı Yulun Eke, Merkitlerin önderi Çılaydı Eke'nin hatunudur. Ancak Yesügey Bahadır, Yulun Eke'yi kaçırmış kendi hatunu yapmıştır. Moğol ulusu Yulun Eke'ye çok değer verdiğinden ona 'Bulut Ana' denmektedir.
    Ak Tatar ulusundan Kargun Batır, oğulları Birge ve Kaltugay ile beraber Merkitlerin önderi Çılaydı Eke'den yardım ister. Yesügey'in Temuçin Üge'nin ordasını bastığını, onu alıkoyduğunu, düşmanın ortak olduğunu söyler. Ancak Yesügey Bahadır'ın gücünün farkında olan Merkit önderi, savaşçı andaları Tukta Beyci ve Haata kabilesi önderi Hatay Darmala'yla konuştuktan sonra kendisinden zaman ister ve ona sabırlı olmasını söyler. Tukta Beyci, Çılaydı'ya on - on beş yıl beklemesi gerektiğini, yıllar sonra Yesügey'in gelinini kaçırarak ondan intikam alacağını söyler.
    Temuçin'in, Kasar, (anneleri farklı olan) Bektar ve Belgütay adında kardeşleri vardır. Kardeşlerinden Bektar, Temuçin'e düşmanlık beslemektedir. Bu durumun farkında olan Temuçin babasına durumu fark ettirmemektedir. Temuçin'in amacı bir gün Moğol uluslarını birleştirmektir.
    Temuçin 13'üne bastığında Yesügey Bahadır, Temuçin'i evlendirmek için eş aramaya koyulur. Kendi ulusundan biriyle evlendirmeye niyeti yoktur Yesugey'in. Çünkü Moğol ulusu kurt postu giydiklerinden kötü kokmaktadır. Yanına oğullarını alıp yola koyulurlar atlarıyla. Ungır Ordasından Dai Seçen'le karşılaşırlar. Dai Seçen karşısına çıkan Yesügey'in oğluna eş aradığını öğrenince kızını Temuçin'e vermek ister. Dai Seçen onları misafir etmek ister. Kendi çadırına götürürken Ak Tatarlarla karşılaşırlar. Tatarlar onları coşkuyla karşılar ve çadırlarında ağırlarlar. Yesügey başta şüphelense de Dai Seçen'den ötürü kendisine zarar gelmemiştir. Dai Seçen daha sonra onları kendi çadırına götürü ve kızı Bortay'la tanıştırır. Yesügey ufak tefek ancak güzel olan bu kızı beğenir. Temuçin'in kızı daha iyi tanıması için oğlunu orada bırakır ve oğullarıyla birlikte kendi topraklarına geri döner. Geri dönüş yolunda Ak Tatarlar Yesügey'i kendi çadırlarına davet ederler ve Yesügey'i zehirlerler. Haberi alan Temuçin ordaya geri döner. Babasının öldüğünü öğrenir. Orda başsız kalır. Taycuutların önderi Targutay Kurulduk bu durumdan faydalanarak Moğolları kendi tarafına çeker. Kendini Moğolların önderi ilan eder. Moğollar onun saflarına katılır. Temuçin ve ailesi yalnız bırakılır. Dağılan Moğol uluslarını bir araya getirmek hayalinde olan Temuçin'i yalnız bırakılmak üzer. Moğolları tekrar kendisine tabi etmek ister ancak bunun ilk yolunun kendi çadırını yola koymak olduğunun farkındadır. Kardeşi Kasar'a birlikte bir gün kendilerine düşmanlık eden Bektar'ı öldürürler. Bunu öğrenen Yulun Eke çok üzülür. Bektar'ın ölümünden sonra Belgütay, Temuçin ve Kasar'la dost olur. Ordaları yavaş yavaş büyür. Ordaya yeni yeni atlar katılır. Bir gece Temuçin'in çadırına yüzü gizli biri gelir. Targutay Kurulduk'un çadırına doğru geldiğini haber verir. Kaçmasını söyler. Targutay Kurulduk, Temuçin'i gelişmesinin önünde engel olarak görmektedir. Onu ortadan kaldırmak ister. Temuçin kaçar. Ormanda gizlendiği bir sırada tuzağa düşer. Esir edilir. Boyunduruk takılır boynuna. Targutay Kurulduk'un ordasındaki meydanda boynunda boyunduruk yatarken Moğol bir ana gelir omuzbaşlarına bez koyarak yaralarını sarar, ona et verir. Targutay'ın ordasında misafir olan Yesügey'in eski dostu Sorgan Şira'nın ona yardım edeceğini söyler. Dediği gibi de olur. Temuçin'in başına bir çocuk koyarlar ona göz kulak olması için. Temuçin bir yolunu bulur, çocuğu öldürür ve kaçar. Targutay'ın emrindekiler her yerde onu arar. Temuçin Onon Nehri'ne girerek saklanır. Targutay'ın adamları onu bulamaz ve geri dönerler. Temuçin, gece vakti Sorgan Şira'nın çadırına gider ve yardım ister. Sorgan Şira ona yardım eder. Oğulları Çıla ve Çınba yün dolu bir at arabasıyla yola çıkar. Arabanın içinde yünlerin altında Temuçin yatmaktadır. Yolda Targutay'ın savaşçılarıyla karşılaşırlar. Dayılarının Targutay Kurulduk'un andası Dodo Kıray'ın yanında olduğunu, arabanın arkasındaki atın ona ait olduğunu atı ve yünü ona götüreceklerini söylerler ve onları atlatırlar. Bir müddet gittikten sonra yedekteki atı da Temuçin'e vererek ayrılırlar. Temuçin kendi çadırlarının bulunduğu yere Burhan Kaldun Dağı'na gider. Ailesini bulur. Ailesi Temuçin'in döndüğüne inanamaz. Temuçin, dağın yakınında bulunan Gölyalgu'ya taşınmaya karar verir. İki gün sonra da taşınırlar. İki hafta sonra Targutay'in ordasından kaçanlar Temuçin'in çadırlarına katılır. Yulun Eke'ye Temuçin'in Targutay'ın elinden kurtulduğu haberini getirir. Ancak karşılarında Temuçin'i görünce şaşırırlar. Yesügey'in eski demir ustası olan Çalmay da bir gün Temuçin'in çadırlarına katılır. İyice genişler Temuçin'in ordası.
    Günlerden bir gün Temuçin'in ordasındaki sekiz at çalınır. Kasar, Taycuutların çaldığını söyler. Temuçin atına atlar ve peşlerine düşer. Birkaç gün sonra azığı güçsüz düşer. Temuçin ne yapacağını bilememektedir. O sırada ormanın ötesindeki geniş otlakta bir gençle karşılaşır, tanışırlar. Gencin Nuhu Boyan'ın oğlu Bogurçı olduğunu öğrenir. Bogurçı, Temuçin'in başına gelenleri öğrenince ona yardım etmek ister. Atların izine ulaşırlar ve atları kaçırmayı başarırlar. Ancak Taycuutlar peşlerine düşer. Kovalamaca esnasında Bogurçı Taycuutlardan bir kişiyi okla vurur. Böylece ardındakileri yavaşlatır. Nuhu Boyan'ın çadırına yol alırlar. Nuhu Boyan, Bogurçı'nın haber vermeden ortadan kaybolmasına kızsa da olanı biteni anladıktan sonra oğlunu Temuçin'in ordasına onun hizmetine gönderir. Temuçin'in ordasına yol alırken muazzam bir manzarayla karşılaşırlar. Moğollar Temuçin'in ordasına geri dönmüştür. Moğollar'ın Temuçin'in ordasına dönmeleri için çabalayan savaşçılara öğüt veren yüzü saklı bir savaşçı vardır. Artık iki yüz çadırlık olmuştur orda. Temuçin bundan sonra Bortay'ı almak istemiştir. Annesi Yulun Eke'ye bu fikrinden bahseder ve yola koyulur. Bortay'ı alır ve evlenirler. Ungırlar da Temuçin'in Targutay'dan kurtulduğunu görünce Temuçin'in ordasına katılır. Temuçin'in ordasında olan gençler rehavete kapılır günlerini günlük güneşlik rahat rahat geçirirler. Günlerden bir gün Merkitlerin önderi Tukta Beyci, Temuçin'in ordasını basar, ortalığı birbirine katar. Yıllar önce verdiği sözü tutar ve Bortay'ı kaçırır. Çılaydı'nın kardeşi Çilger'e verir. Bunun ardından Temuçin, Togrul Han'ın ordasına gidip ondan yardım ister. Togrul Han gönülsüz de olsa yardım eder. Togrul Han adamlarına emir verir. Soğuk bir kış günü Merkit çadırlarının kuzeyinden saldırırlar. Merkit çadırlarında genç - yaşlı, kadın - erkek demeden öldürürler. Bortay'ı kurtarırlar. Bortay hamiledir. Temuçin, Bortay, Çilger'in ordasına geleli altı ay olduğu için çocuğun kimden olduğu bilinmeyeceğinden çocuk erkek olarak dünyaya gelirse adının Moğolca'da kim olduğu bilinmeyen anlamında Cuçi konmasını ister. Kitabın sonlarında Togrul Han'ın adamlarından Yamuga, Temuçin'in yanına gelerek Udutların barış istediğini söyler. Temuçin ise suçluların yok edilmeden bu topraklara barış gelemeyeceğini söyleyerek onları öldürmelerini söyler. Kitabın sonunda Kaltugay'ın iç konuşmasından Temuçin'in çadırına gelerek Targutay'ın peşinde olduğunu kaçmasını söyleyen Moğolları Temuçin'in saflarına katılması için uyaran yüzlü gizli kişinin olduğu anlaşılır. Bunların ardından üç gün sonra hayatta kalan Udutlarla beraber Temuçin kendi ordasına doğru yol alır. Kitap böylelikle sona erer.
    -----------------------------------------------------------------
    Yukarıda kitabın özeti var. Çok keyifle okuduğum bir kitaptı. Tarihi kurgu romanıdır Genç Temuçin. Salt bilgi ağırlıklı kitap okumaktan zevk almayanlar için ideal. Tarihi hikayeleştirerek anlatmış Cengiz Dağcı. Kitabın arka yüzünde Cengiz Han'ın Cengiz Han olmadan 'önceki' badireli hayatını konu alıyor denmiş. Evet, tam da öyle bir kitap. Cengiz Dağcı bu kitabını Ruslar tarafından asla bahsedilmeyen Tatar tarihini araştırması sonucu karşısına çıkan sınırlı sayıdaki kaynakta ve edindiği bilgiler neticesinde kaleme almış. Genç Temuçin, Cengiz Dağcı'nın ilk ve tek tarihi romanı. Esasında devam kitabı olsaymış güzel olurmuş diye düşündüm. Bu kitapta Temuçin'i okuduk. Başka bir kitapta da Cengiz Han'ı okurduk. Oldukça sürükleyici bir kitaptı benim için. İlk başta yavaş ilerlese de sonradan hız kazandı ve merakla okudum. Öncesinde de Cengiz Han hakkında bilgi edinmek için ünlü tarihçi Zeki Velidi Togan'ın Çengiz Han adlı altmış altı sayfalık kitabını okudum. İki kitaptaki bilgilerde örtüşen kısımlar mevcuttu. Kitapta dikkatimi çeken kısımlardan biri yazım hatalarının düzeltilmemesiydi. Cengiz Dağcı Türkiye Türkçesinde yazarken yanlış yazmış olabilir ya da kaleme aldığı dönemde bazı kelimelerin yazımı TDK'de yazdığı şekliyle belirtilmiş de olabilir. Ancak günümüzde ayrı yazılan kelimeler var. Onlar düzeltilmemiş (kitabın baskısı yeni olduğu için rahat söylüyorum bunları). Bir de kitapta dikkatimi çeken bir nokta var. Sayfa 264'te Tukta Beyci Temuçin'in hatunuyla konuşurken on beş yıl önce Yesügey, Çılaydı Eke'nin hatunu Yulun Eke'yi çaldığı gibi diyerek söze başlıyor. Yalnız burada bir hata varmış gibi geldi, belki de ben mi yanlış hatırladım bilemiyorum. Temuçin13 - 14 yaşlarındayken Yesügey ve oğulları ona hatun bulmak için yollara düşüyorlar. Bortay'ı buluyorlar. Ancak talihsizlikler sonucu evlenemeden Temuçin ordaya geri dönüyor. Kitapta adı geçen olayların ardından dört yıl sonra Bortay'la evleniyor Temuçin. Yani Yulun Eke kaçırıldıktan yaklaşık en az 17 -18 yıl sonra Tukta Beyci sözünü yerine getiriyor. Burada bi hata söz konusu bence. Aklıma gelmişken yazmak istedim. Kitabı okurken haritadan yararlandım, böylece olay örgüsünü daha net kavrayabildiğimi düşünüyorum. Keyifle okuduğum bir kitaptı, devam kitabı olmasını çok isterdim. Cengiz Han'ın hayatını roman türünde anlatan kitaplar biliyorsanız önerilerinizi beklerim. İncelemenin altına yazabilirsiniz. Kitabı tavsiye eder, keyifle okumalar dilerim.