• Selamın hello kışın gelmesiyşe neşesi kaçan cicişler .. Eeee winter is coming... Keser döndü sap döndü , gün geldi hesap döndü !! (ŞİMDİ ONLAR DÜŞÜNSÜN!) =)) Sabah dilim damağım kültablasına dönmüş bir şekilde uyandım .. Az sağa sola bakındım .. Net ile ilgili problemler yaşıyorum uzun zamandır.. Modem ile mini bir Dandanakan Meydan Muharebesi yaptık .. Mağlup ayrılınca ve yapacak başka bir uğraş bulamayınca sabahın köründe işbu incelemeyi yapmaya karar verdim .. Uzun zamandır aklımdaydı yazmak ama işte "TEKNİK" inceleme yapmak zor biliyorsunuz ki =)) Başlık sizi yanıltmasın .. İşsiz incelemelerimden biri olmayacak bu .. Böylesi bir kitaba öyle inceleme yapmak da haddimize değil zaten .. Pek az kitapta inceleme yaparken insanları manipule etme yolunu seçerim .. Herkesin hassas olduğu konular var .. Genellikle uyarırım .. Ama bu kez açık açık , resmen taraf tuta tuta ilan ediyorum : BU KİTABI BU VATANIN TÜM EVLATLARI MUHAKKAK OKUSUN!! İnceleme diyorum ben buna ama bu aslında bu kitabın incelemesi olmayacak .. Kitapta bu yazdıklarımı okumanız olanaksız .. Ben başka kaynaklardan derlediklerimle o dönemde ordumuzun , askerimizin ne durumda olduğunu sizlere sunacağım ki kitabı okurken o günleri hakkını vererek kafanızda canlandırabilin .. O topraklarda neler olmuş , neler yaşanmış , ne şartlarda savaşılmış bilin .. Bilin ki bu toprakların da kıymetini bilesiniz ! Kısaca bu inceleme ,kitaba kendimizce ve haddimiz olmayarak yazdığımız bir update.. Sanırım anlaştık .. Saat 10: 15 .. Ben KT ile kurdum koalisyonu .. Kahvaltı sofrasında kerkinen bünyeler siz de çayınızı , kahvenizi alın .. Buyurun başlayalım CANİKOLAR !

    I. Dünya Savaşı ' nda İttihat ve Terakki' nin üç büyük paşası Talat , Enver ve Celal Paşalar , tüm cephelerde savaşmakta ..Çanakkale ' de 200 bin , Sarıkamış' ta 100 bin şehit... ( Sağolsun Enver Paşa !) Irak' ta , Bingazi 'de , Filistin' de sayılar bir muamma .. Polonya Galiç sınırında dahi savaşıyoruz .. Bir 20 bin askerimiz de orada barutla , top - tüfek sesleri ile yatıp kalkmakta .. Cemal Paşa komutasındaki Türk ordusu da Süveyş' i müdafaa ediyor İngilizlere karşı .. Tarihin görüp görebileceği en güçlü ve en alçak ordularından biriyle harpteyiz .. "ÇOCUKLARIMIZ " (bakınız evlatlarımız demiyorum en sonunda açıklayacağım için ) kıran kırana savaşıyorlar durmaksızın , nefes almaksızın , yıkanamadan , elbise değiştiremeden bir cepheden diğerine koşarak .. Güney Cephesinde ZEYTİNDAĞI ' nı okursanız tanışacağınız Cemal Paşa , Adana' dan Yemen' e kadar uzanan yolda askeri Süveyş' e yığmak telaşesi içinde.. Yol YOK! At YOK! Deve sayısı çok az ..Bu yetmiyor bir de üstüne üstlük Lawrence ' ın kandırdığı , ayaklanan bedevi kabileleri yol kesip eşkiyalığa başlıyorlar .. Şam - Mekke demiryolu uzunluğu 1300 km!!! Bakınız yazıyla B İ N Ü Ç Y Ü Z!!! İngilizden çikolatayı , konserveyi , altını alan biti kanlanmış araplar demiryollarını dinamitlemekte .. Bitti mi sandın biter mi? Tamamen çölün içinden geçerek Mekke' ye uzanan bu hattın 600 km' lik kısmı da her an ateş altında .. Sürekli çatışma.. Yani seni anlayacağın samyelleri eşliğinde çölde STAR WARS alemleri (ALL HAIL SIDIOUS!) .. Bilmiyorum ama Dünya Savaşları ve diğer savaş tarihleri , bu denli uzun bir ateş hattı sanırım ki yazmadı ! Belki Almanların doğu cephesi..

    Cemal Paşa bu hattın savunulmasının imkansızlığını anlamış olacak ki Yemen' e kadar elimizde bulunan tüm birlikleri geri çekip Süveyş Cephesine yollamak istiyor .. Telaşesinin sebebi de bu..Ancak peygamber kabrinin bulunduğu Mekke' nin savunması , Osmanlı için İstanbul' dan da önemli .. Kesinlikle geri çekilme taraftarı değil Hicaz çöllerinden.. Bu arada iki taraflı oynayan hainler de mevcut .. Söz konusu savaş olur da HAİN OLMAZ MI ?!?! Yıllardır bizim adamımız gibi gördüğümüz Mekke emiri şerif hüseyin denen alçak , İngilizlerden çil çil altınları alınca başkaldıracak.. Bak kardeşim, hemen anlaşalım .. Kırmızı tuborg içiyorum hiç şakam yok !! "Yok efendim sonradan çok pişman olmuş , zırıl zırıl ağlamıştır." falan diyecek varsa buraya yazmasın .. Zırıl zırıl ağlatırım !! Bir yudum alalım .. FÜT FÜT ! OH MİS GİBİ ! Sakin sakin devam edelim! Arapların Türkleri "BU ŞEKİLDE" arkadan vurması , Türklerin tarihte varolduğu günden beri yaşadıkları EN BÜYÜK KALLEŞLİK .. Eşi benzeri yok tarihimizde böyle bir olayın .. Bir kez Osmanlı hem müslüman, hem de arapları ümmeti olarak görmüş yüzyıllar boyu .. Müslüman müslümana , ümmet ümmete arkasına gavuru alıp bir EŞCİNSELİN klavuzluğunda isyan edemez ..Biz (yani Osmanlı) öyle bilmekteyiz o zamanlar .. Bu alçağın isyan bildirisindeki gerekçeler neler mi? Sayayım güzel kardeşim :
    İttihat ve Terakki ülkeyi yönetemiyor ,
    İçtihat dergisinde peygamber için hürmetsiz sözler kullanılıyor,
    Halifeliğin hükmü yok ,
    Kadılar yalnız mahkeme huzurunda vesika kabul edecek - gıyabında oluşan durumlar için vesika kabul edilmeyecek ( yani çamur atamayacağız istediğimize öyle kafamıza göre ) bu da Bakara Suresine aykırıdır ..
    Kısaca , yüzyıllardır birbirlerine anlatıp inandıkları teraneler ..Hemen salça olacaklar için yazayım : Bakara Suresi değil terane olan , onu dayandırdıkları , yorumladıkları yozlaşmış akıl benim bahsettiğim..

    OYSA ,bu yapılan reform ve yeniliklerin İslam ruhuna aykırı olmadığını ; meclisin , basın ve birey özgürlüklerini kısıtlamadığını , İslamı felsefesi ve inancıyla çelişmediğini bilmem kaç bin tane islam alimi yazdı dünyada bugüne dek ..

    OYSA ,Osmanlı Anadolu şehirlerine TEK BİR ÇİVİ BİLE ÇAKMAZKEN ,yüzyıllar boyunca en fakir anında dahi Sürre alayı denilen süslenmiş develerle HER YIL altınlarını , ipeklerini , Kabe' nin altın işlemeli örtülerini tek bir sene dahi aksatmadan gönderdi .. Tüm bunları göz önüne aldığımızda vaziyetler gayet nazik sizin anlayacağınız ..

    Zeytindağı ile paralellikler gösteren Medine' nin savunması tam anlamıyla deniz derya .. Anlatsam hem çok uzun olur , akşamı ederiz de sabahlar olmaz..Padişaha kafa tutan Fahri Paşa' nın yaptıklarını mı anlatayım .. Malta' ya sürgününü mü ? Zar zor ikna edildiğinde düşmana teslim olmak istemeyip
    - Size afiyet olsun , "esaret ekmeği" bizim boğazımızdan geçmez diyişini mi?
    İskorbüte yakalanıp dişleri -çeneleri düşen , jilet gibi kesen kumlu çöl rüzgarlarında kör olan , yıkanmak için sabun dahi bulamayıp çevre köylerden kül toplayıp satın alan , gece gündüz hurmanın artık kızartmasına kadar yiyip telef olan , o sıcakta artık kızgın kor haline gelen rayları ellerine yapışmasın diye kalpaklarıyla tutup onaran askerlerimizi mi anlatayım bilemiyorum..

    Yalnız iki ayrıntı var ki şu an dahi yazarken gözüme yaş yürütüyor .. Bunları siz de bilin istiyorum ..Bu incelemeyi yazmamdaki sebep budur ..

    Osmanlı o dönemde öylesine yokluk çekmektedir , öylesine bitik durumdadır ve iaşe öylesine aksamıştır ki şu muhabbet hasıl olur ..

    "... Bir gün zabitlerden biri bir torba getirdi .
    O nedir dedim ...
    Efendim , siz çekirge tavası (?!?!? ) yemediniz mi?
    Hayır!
    Çok lezzetlidir.. "

    Yukarda saydığım tüm zorluklara karşılık artık açlıktan ölmemek için çöllerde çekirge avlayan cihan imparatorluğunun askerleri ..

    Buyrun devam edelim başka alıntılar ile ..

    "...Siperlerin kısım kısım haftada bir izni vardır .Fahri Paşa bunları evvela Medine' nin küçük bahçesine götürür ve "KARAGÖZ" ( =((( ) seyrettirir.Askerlerin KARAGÖZ sevgisini iyi bilen Fahri Paşa , orduya vereceği tüm emirleri , KARAGÖZ KONUŞMALARI VASITASIYLA VERDİRİR."

    "... Eğer bazı sözleri varsa , KARAGÖZ vasıtasıyla askerlerine bildirir. Zira anlaşılıyor ki , bu köylüler ( TUCO ' nun Notu : o dönem nüfusun %90' ı köyde yaşıyor idi ) KARAGÖZÜN sözüne , gazetelerden , nutuklardan ziyade inanıyorlar."

    Çekirge yiyip bir yandan da savaşan 16 yaşındaki bu çocukların öyküsüdür aslen işte bu kitapta anlatılan.. Karagöz izleyip emirler alan , çöllerde telef olan ÇOCUKLAR ... =((

    Bir türkü vardır bilirmisiniz bilmem diyeceğim ama muhakkak %99 'unuz duymuştur .. Hepsi gitti cepheye o çocukların ama , bir , "KIŞLANIN ÖNÜNDE REDİF SESİ VAR , BAKIN ÇANTASINA ACEP NESİ VAR" türküsü kaldı bizlere .. Çöl kumları üzerinde esen rüzgarlar örtüyor şimdi o ÇOCUKLARIN kemiklerini bir yorgan gibi..Biliyorsunuz , bilmiyorsanız da ben söyleyeyim zurna ve sazın YEMİNLİ DÜŞMANIYIM !! HİÇ SEVMEM .. Ancak rakı içerken bozlak falan dinlerim .. Yalnız hiçbir türkü bu denli anlamlı ve bu denli içli değildir benim nazarımda.. REDİF demek acemi birliğinden gelip kıtalara dağıtılan asker demek .. Ancak o günlerde , savaşın çetin koşullarında asker tükendi , ÇOCUKLARI DA askere almaya başladılar ..Redif demek gün geldi KÜCÜK ASKERLER demek oldu .. KÜÇÜCÜK ASKERDİLER ..Bu yüzden çölde "KARAGÖZ " tek tesellileri , oyuncakları idi ... MUSTAFA KEMALLER , FAHRİ PAŞALAR O DENLİ ÇOK REDİF SESİ DUYDULAR Kİ BELKİ DE BU YÜZDEN CUMHURİYETİN İLANINDAN SONRA İLK İŞLERİ BİR ÇOCUK BAYRAMI İLAN ETMEK OLDU ..
  • Baykuşlar ve fareler dışında kimse karanlıkta neşeli olamaz.
  • Demiryolu raylarının arasında sayısız defter, günlük, aile fotoğrafı, eski pasaport, kimlik ve kağıt parçaları bulurduk. Köylüler arasında okuması yazması olanın sayısı pek fazla olmadığından en çok fotoğraflar rağbet görürdü. Fotoğrafların çoğunda derli toplu kıyafetler içindeki yaşlılar baston yutmuş gibi otururken diğerleri, yani çocukları bizim köylülerin daha önce hiç görmedikleri tarzda kıyafetleriyle ellerini bu büyüklerin omuzlarına koymuş gülümsüyordu. Kimi zaman güzeller güzeli kızların ve yakışıklı gençlerin fotoğraflarını bulduğumuz da oluyordu. Arada aziz görünümlü yaşlı adamların, solgun gülümsemeleriyle yaşlıca kadınların, parklarda oynayan çocukların, ağlayan bebeklerin, öpüşen yeni evlilerin fotoğrafları çıkıyordu. Fotoğrafların arkasında -belli ki trenin sarsıntısıyla titreyerek - aceleyle yazılmış veda cümleleri, bağlılık yeminleri, kendi kutsal kitaplarından pasajlar vardı.
  • Edith Nesbit'in kitaplarını küçükken çok severdim, özellikle "Demiryolu Çocukları"nı. Çeşitli hikayelerinin toplandığı bu kitabı da severek okudum...
  • "... Ama inançsız olduğum zamanlar bile, büyük bir inanç ihtiyacı içinde kıvranıyorum..."
    Edith Nesbit
    Sayfa 138 - Prizma Yayıncılık