• Seçenek olmadığı için seçilen
    Seçilmiş oluyor mu?
    Peki yapılan şey seçim midir?
    Seçeneksizlikten doğan
    Seçilim
    Zorunlulukmudur?
    Zorunluluk varsa
    Demokrasi bunun neresinde
    Demokrasi buysa cumhuriyeti
    Çok yanlış anlamışız
    Hadi cumhuriyet diyelim
    Kongo demokratik mi
    İran islam mı
    ideoloji akarsa nehirlerden
    Hangi çağın fikirleri akar ve
    çoğulculuğa denk gelir
    şöyle de düşünmüyor değil insan
    antik yunandakinden ne kadar ilerideyiz
    meclis denen, insan topluluğu
    Şu şartlarda karar alsa
    hangi bireyi temsil edecek kadar alır
    Toplulukların mutluluğumu önemlidir
    Bireyin mutluluğu mu önemsiz
    halklar gülmediği zaman
    Devlet ne işe yarar
    velev ki işe yaradı
    Yaradığı iş
    işmidir Allah aşkına...
  • Kur'an teokratik sistemi asla kabul etmez. Teokrasi, Allah'ın yetkisinin kiliseye devri veya kilise ile paylaşılması anlamına geldiği için Kur'an'a göre böyle
    bir davranış şirktir.
    Abdülaziz Bayındır
    Sayfa 129 - Süleymaniye vakfı yayınları
  • Biz demokrasi mücadelesi(!!!) ile meşgul olurken Suudi Arabistan-Sisi-BAE destekli Libya Milli Ordusu Türkiye’nin destek verdiği Ulusal Birlik Hükümetine saldırıp başkent Trablus’a girdi.Cezayir,Lübnan ve şuan Sudan.
  • Ne zaman hürlüğün barışın sevginin aşkına
    Bir cıgara atmışsal denize
    Sabaha kadar yandı durdu.

    Cemal Süreyam
    Cemal Süreya
  • YİRMİBİRİNCİ YÜZYILIN İNSANLIK AYIBI SURİYE SAVAŞI VE KARANLIĞA İSYAN

    Rüştü Kam

    İslâm hoşgörü dinidir, barış dinidir. Kim İslâm’ın barış mesajına gölge düşürmek isterse bilsin ki o, Müslümanlardan değildir.
    İslâm öldürmek için değil, bilakis yaşatmak ve huzuru tesis etmek için gönderilmiştir. İslâm, teröre asla prim vermez.
    İslâm, adı, ırkı, dini ne olusa olsun; ister özel, isterse tüzel kişilik olsun, kılık kıyafeti nasıl olursa olsun; ister şalvarlı, ister sakallı, isterse sarıklı olsun, ister siyah giysiler içinde, isterse cübbeli olsun tüm terör örgütlerini ve o örgütlere yardım ve yataklık edenlerin hepsini şiddetle reddeder. Buyruk şöyledir: “Gerçek şu ki, inkâr edenler ve zulmedenler, Allah onları bağışlayacak değildir, onları bir yola da iletecek değildir. (Nisa Suresi, 168)
    “Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmeyin.” (İsrâ: 33)
    “Kim bir cana kıymamış, ya da yeryüzünde bozgunculuk yapmamış olan bir kimseyi öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibidir.” (Mâide: 32)

    Bugün İslâm alemi kan ağlıyor. Dünya Müslümanları, İslâm coğrafyasından yükselen ateşin harıyla cayır cayır yanıyor. Dumanı, İslâm coğrafyasının üzerine kara bir bulut gibi çökmüş durumda. Zifiri karanlık, kimse kimseyi görmüyor. Şii Sünniye, Sünni Şii’ye saldırıyor.

    Suriye’de, kara kara kazanlar fokur fokur kaynıyor. Sanki Cehennem kurulmuş, Zebaniler görev başında. Dünyanın gözleri önünde bebeler öldürülüyor. Çıplak ayaklarıyla topa koşarken vurulan Muhammedlerin, Esed’in attığı bombalarla yıkılan evlerinin enkazı önünde, yere çöküp ağlayan annelerin, kollarında çocuklarının cansız bedenleriyle oradan oraya koşan biçare babaların feryatları arşı âlâda çın çın çınlarken, ölümlerin, acıların, yangınların dünyasında insanlık sadece konulu filim gidi bu vahşeti seyrediyor. Sadece seyrediyor. Müslümanı da seyrediyor, gayri Müslimi de.

    Hristiyan dünyasının beş yüz yıl önce yaşadığı kanlı mezhep savaşlarını, çok daha vahşi, çok daha ilkel ve bir o kadar da insanlık dışı yöntemlerle, İslâm coğrafyasına taşıyanlar kimlerdir? Kimlerdir Suriye’de işlenen suçların birinci dereceden failleri?

    El Kaide’den IŞİD’e, Boko Haram’dan el-Nusra’ya, oradan Taliban’a kadar uzanan çizgide, Müslüman adını kullanan bir çok terör örgütü var. Bu örgütler İslâm adını kullanarak kadın, çocuk, genç, yaşlı demeden, suçsuz ve günahsız insanların boğazını kıtır kıtır kesiyorlar. Kimlerin uşaklırıdır bunlar?

    Bunlar, “Allahu ekber” diye uluya uluya, kadınlara tecavüz edip elektrik direklerine asıyorlar. “Bize ezan ile Kuran yeter” diyerek müziği, şiiri yasaklıyorlar, saz çalanların ellerini kesiyorlar, şarkı söyleyenleri boğazından hançerliyorlar, camileri, türbeleri yakıp yıkıyorlar, Allah aşkına söyleyin bana, kimdir bu caniler?
    Kimlerin uşaklarıdır bunlar, nasıl bir inançtır bunların inancı, nasıl bu hale, kanlı katil haline getirildi bu insanlar?

    Bunlar Müslüman olamazlar, böyle bir Müslümanlık yok, böyle bir İslâm yok.
    Onların mağduriyete ve ezilmişliğe olan isyanları, hangi güçler tarafından, hangi iğrenç çıkarlar, hangi pis siyasal amaçlar uğruna, çarpıtılmış ve hedefini şaşırıp kendi insanına döndürülmüştür?
    Mukaddes günlerde bile zulme, vahşete, kan dökmeye, can almaya devam eden bu meczuplar kimlerin uşaklığını yapmaktadırlar?

    Suriye alev alev yanarken, 10 milyon Suriyeli evlerini yurtlarını ölüm pahasına terkederken, lastik botlarda çoluk çocuk, genç ihtiyar, kadın kız, tüm dünyanın önünde ölümlerden ölüm beğenirlerken; bu katliam neden durdurulmaz?

    Birleşmiş milletler nerededir? Nerededir dünyanın her bölgesine demokrasi ihraç eden Amerika? İslâm ülkeleri nerededir? Nerededir demokrasi havarisi batılılar? Nerededir Avrupa Birliği?
    Ben bugün, umutsuzluğa varan bezginliğimden utanıyorum. Savaşı, zulmü, haksızlığı engellemek, bir nebze de olsa azaltmak için çırpınmakla geçen bir ömrün sonunda, büyük bir boşluk var, hiçlik var, bezginlik var, yenilgi duygusu var içimde. Bu yenilgi duygusu kahrediyor beni.

    Ancak, tüm bu acı tabloya rağmen, güzel şeyler de olmuyor değil dünyada: 4 milyon mülteciye kucak açan, onların yaralarını sarmaya çalışan Türkiye var, 800 bin mülteci alacağını söyleyerek Almanya’da yaşayan 4 milyon Müslümanın yüreğine su serpen ikinci vatanımız Almanya var. Tebrik etmek, alkışlamak lazım.
    Ey Türkiye, ey Almanya; o zulüm altında inim inim inleyen, feryatları arşa dayanan o biçare insanlara kucak açtınız ya, onlara ekmek verdiniz, aş verdiniz ya, göz yaşlarını sildiniz ya, umut oldunuz ya onlara, bu yaptıklarınız tarihe not düşüldü, şimdiki nesiller kadar gelecek nesiller de sizleri minnetle anacaktır.

    Yazımı, Oya Baydar’ın notuyla bitiriyorum; “1990’ların başında, Birinci Körfez savaşı günlerinde, arkasında kısacık bir not bırakarak intihar eden yaşlı, saygın bir Alman savaş muhabirinin o notuyla bitiriyorum. “Artık yazacak tek bir satırım kalmamıştı.”
  • Bay F: Evet azizim söylediğiniz doğru fakat anlamalarını beklemeyin...

    ●Joséf: Neden? Anlaşmak için illaki aynı lisanı mı konuşmak gerekli.

    Bay F: Mesele lisan meselesi değil. Onlar istediğini duymak ve olmasını istediklerini gibi davranmamızı istiyorlar.

    ●Joséf: O halde bu demokrasi olmaz. Demokrasi zıt fikirlerin 1-arada kardeşçe yaşamasıdır.

    Bay F: Bırak Tanrı aşkına ortada kardeşlik mi kaldı. Herkes çıkarı için 1-1'ini satıyor.

    ●Joséf: Peki kim kazanıyor Bay F.

    Bay F: Oyunu kuran yani -masa kazanıyor. Oyunun ve oyuncuların 1 önemi yok monşer...