• 270 syf.
    PRANGA

    Biat, mutluluktur
    21 Ocak 2021 Perşembe

    Fiyatı: 1 lira


    Kitap çok hoşuma gitti. Geçmişten günümüze değin Türk basını hangi aşamalardan geçmiş, ne zorluklar yaşamış görebiliyoruz. Bunları yer yer kendi yorumlarımla size aktarmak istiyorum.

    __________


    CERİDE-İ HAVADİS (1840): İlginç bir başlama hikayesi var. Osmanlı'nın acziyetinin trajik bir göstergesi aynı zamanda. Öyle ki, çıkaran İngiliz, devlete baskı yaparak ödenek bile almış. Kırım Harbi ile popülerliği artan gazete, ilk defa ölüm ilanlarına yer veren de gazete olma özelliğini gösteriyor.

    TERCÜMAN-I AHVAL (1860): İlk tefrika burada basıldı: Şinasi'nin Şair Evlenmesi. Eğitimi eleştirmesi yüzünden hükümet ile arası iyi olmamış ve bir ara kapatılmıştır. Özel sermaye ile kurulan ilk gazetedir.

    TASVIR-I EFKAR (1862): Agah Efendi ile Tercüman-ı Ahval'ı çıkaran Şinasi, kendi gazetesini çıkarmış; burada "halkoyu, düşünce özgür­lüğü gibi konularda uyandırıcı ve uyarıcı başyazılar" yazıyordu. Bunu yapan pek çok insan gibi soluğu Fransa'da almıştır. Benzer akıbete daha önce Agah Efendi, daha sonra Şinasi'nin kaçışından sonra gazetenin başına geçen Namık Kemal da uğrayacaktır. Ayrıca Şinasi, bizde düşünce özgürlüğünün öncüsü sayılan isimmiş.

    MUHBİR (1866): Gazetenin sahibi okuması kıt biri olduğu için gazeteyle yakinen ilgilenen Ali Suavi'ydi. Hükümeti eleştiren yazılara yer veren Muhbir, o dönem sıcak konu olan Girit sorunu üzerine çokça yazılar yazmış ve burada bir millî meclisin açılmasını da savunmuştur. Okuyucuların mektuplarına yer veriyor ve bunları kullanarak hükümete de sorular yöneltiyordu. Bir ara sebepsiz yere kapatılmıştır. Abdülhamid tahta çıktığında övgü dolu yazı yazdığı için Galatasaray Lisesi müdürlüğüne atanan Ali Suavi, ilerleyen yıllarda Abdülhamid'e bakışını değiştirecek ve tarihe Çırağan Baskını olarak geçen olaya imza atarak, burada Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından öldürülecektir. 19 Mayıs 1878'de gazetede çıkan son yazısında şöyle demiştir: "Herkes ve her gazete şimdiki durumun tehlikesinden bahsediyor. Benim söyleyeceğim şeyi herkesin dinleyeceğinden şüphem yoktur. Şim­diki güçlükler pek büyüktür. Ama çaresi pek kolaydır. Yarınki sayımızda, herkesin izniyle, bu çareyi kısaca açıklayıp yorumlayacağım. Bu mektu­bumun amacı yarınki yazıya genel dikkati çekmektir."

    İBRET (1870): Namık Kemal burada baş yazarlık yapmıştır. Pertev Boratav da Namık Kemal'in her şeyden önce bir gazeteci olduğunun altını çizmiştir. Halkı aydınlatmak için bu yola giren Namık Kemal, artık alıştığımız akıbete uğrayarak sürülmüştür. Devletin gazetecileri memur yaparak susturmasını, gazetelerin yersiz şekilde kapatılmalarını, gazetecilerin doğru düzgün bir mahkemeye bile çıkarılmadan cezalandırılmalarını eleştirmiştir. Yazarın Namık Kemal'in basın hakkındaki düşüncelerini özetlediği şu paragraf ise herkesin ama bilhassa basın mensuplarının kulağına küpe olmalıdır: "Namık Kemal toplumun değişmesinde gazetelerin çok büyük bir rol oynadığı kanısındadır. Ona göre "Ülkemizin Avrupa'dan birkaç yüzyıl geri kalmasının başlıca nedeni basının olmamasıdır". Kemal'e göre basın, hükümetin gidişini kontrol eden bir organdır. Basının parlamento kadar önemli bir rolü vardır. Namık Kemal kendi gazeteciliğinden söz ederken de şöyle diyor: "Kendimi vatan hizmetkârlığı için doğmuş bilenlerdenim. Bu görevi yerine getirmek için yazıdan başka bir araç bulunmadığından elim kalem tuttuğu günden beri gazeteciliği seçtim."

    BASİRET (1869): Gazete sahibi Ali Bey, 1870 Fransız- Alman savaşında, Almanların tarafını tutan yazılar yazarak Basiret gazetesinin, yabancı bir devletten para alan ilk gazete sayılmasına vesile olmuştur.

    Gerek tarih derslerimizde gerekse de pek çok tarihçimizin anlatılarında, padişahlarımızın ne kadar ileri görüşlü olduklarından övgü dolu sözlerle bahsedilir. Bu duruma, Türkiye'de sadece iki gazete varken 1858 yılında çıkarılan ceza kanunuyla, basına ilk yasaklamaların getirilmesini örnek verebiliriz. Bu kanunun 138. maddesi şöyle der: "Devleti Âliyyenin emir ve ruhsatıyla açılmış olan matbaalarda salta­natı seniyye ve erbabı hükûmet ve tebaai saltanatı seniyeden olan bir mil­let aleyhinde gazete veya kitap ve evraki muzirre tab ve neşrine mütecasir olan kimselerin iptida bastırmış olduğu şeylerin zaptiyle derecei cürmüne göre matbaası muvakkaten veya bütün bütün kapatıldıktan sonra on meci­diye altınından elli mecidiye altınına kadar cezayı nakdî ahzolunur." Devlet, yüce gönlünden lutfetmiş sana izin vermiş; sen kalkıp yemek yediğin kapa pisliyorsun. Olmaz öyle şey! Basın, hükümeti eleştirmek için değil, hükümetin devamını sağlamak içindir. Halka haber vermek için değil, halktan gerçek haberleri gizlemek için vardır. Ayrıca kanunun 139. maddesinde de genel adaba aykırı mizah yazıları ve müstehcen resimler basılması yasaklanmış. Müstehcenlik, çağa göre değişen bir durum; bu açıdan o dönemlerde bir kadının yüzünün basılması bile müstehcen bir olay olarak görülmüş olabilir. Ülkede yabancı gazeteleri de içine katsan toplamda on tane bile zor çıkacak gazeteler için 1864'te Matbuat Nizamnamesi çıkarılarak, basın üzerinden kontrol ve baskı artırılır. Bu nizamnamede örnek alınan ise yeniden imparatorluk hayalleri kuran ve bundan dolayı baskının tonunu artıran Fransa hükümdarı 3. Napolyon'dur. Üç sene sonra bir kararname çıkarılır ve yazarın tabiriyle, Türkiye'de basına sansür getirilmesi, gazetelerin kapatılması gibi konularda hep buradaki maddeler gerekçe olarak sunulur. Bu maddeler şunlar: "Dersaadette (yani İstanbul'da) yayınlanmakta olan gazetelerin bir takımının bir süreden beri kullandıkları dil ve tuttukları yol...
    Memleketin genel menfaatlerine aykırı aşırılıklar...
    Devlete bile dil uzatanlar...
    ... Fesat âleti olarak birtakım zararlı fikirleri ve yalan haberleri yazanlar...
    Halkın ahvalinin ıslahı ve memleketin ilerlemesi için her va­kitten ziyade himmet buyurulduğu bir sırada...
    Asayişin ve düzenin korunması için...
    Bu kaideye aykırı davranan gazetelerin bütün devlete ve umum millete olan mazarratlarının önlenmesi için...
    Matbuat nizamnamesi hükümlerinin dışında olarak hükü­metçe eğitici ve önleyici tedbirler alınmasına karar verilmiştir...
    İşbu Kararname geçicidir. Bunu yaratan şartlar ortadan kal­kınca Kararname de bertaraf olacaktır." lakin bu şartlar hiçbir zaman ortadan kalkmaz, çünkü burası Türkiye.

    2. Abdülhamid döneminde ise basına sansür, zirve noktasına ulaşıyor. Gazeteler ve kitaplar sansür kurulundan geçiyor; buralarda birçok kelime, cümle, paraf klasik nedenlerle yayından kaldırtılıyor. Öyle ki, vatan kelimesi bile sansür kapsamındadır. Yine, burna ve bilhassa uzun burna atıf yapan cümleler, uzun bir burna sahip Abdülhamid'i çağrıştırdığı için sansürleniyordu. Çuvaldızı kendimize batırmayan ve hep başkasının gözündeki merteği gören bir halk olarak, sürekli surette Hitler'in kitap yakım şölenlerine atıf yaparak bu konudaki hassasiyetimizi ön plana çıkarırız. Lakin, kendi tarihimizdeki benzer olayları hiç duymayız, bilmeyiz veya bilsek de mutlaka onu meşru kılacak gerekçeler üretiriz. Örneğin; Abdülhamid döneminden kitap yakımlarına dair devletin kaydına giren birtakım belgeler:

    i) Mabeyn Başkâtipliği'ne, yani Saraya yollanmış 7 Mayıs 1902 tarihli bir belgeden özetle : "Encümeni Teftiş ve Muayene'nin el koyduğu 150 çuval kadar kitap ve belgenin önce Kâğıthane bölgesinde yakılıp yok edilmesi öngörülmüştü. Sonra bundan vazgeçildi, kitapların Millî Eğitim Bakanlığı arkasındaki bahçede, bir demir kafes içinde yakılması uygun görüldü. Fakat ne kadar dikkat edilirse edilsin, yanarken bazı kâğıtların havaya dağılacağı, ve çıkacak duman­ların da dışarıdan yangın sanılacağı üzerinde duruldu. Çünkü geçen yıl bazı belgeler bahçede yakılırken tulumbacılar bunu yangın sanıp işi karıştırmışlardı. Bu yüzden kitap ve belgelerin Çemberlitaş hamamında yakılması daha doğru görülmüştür. Çünkü Bakanlığın mahzenine açılan bir geçitten Hamamın kül­hanına geçilebilir. Kitaplar böylece hiç kimse görmeden Hama­ma taşınabilecektir..."

    ii) Başka bir belge: "Başka bir belge: "150 çuval zararlı belgenin kimse görmeyecek şekilde Çember­litaş hamamına taşınması için bugün Bakanlığın bahçe duvarın­da bir geçit açıldı, saat altı buçukta belgelerin yakılmasına baş­landı, ve vaktin müsaadesi ve külhanın alabildiği ölçüde saat 10 buçuğa kadar 13 çuval yakıldı. Belgeler tamamen kül haline ge­tirildikten sonra üzerine su dökülüp mahvedildi...""

    iii) Bir belge daha: "Bugün saat 12’de toplanıldı. Akşam saat 10 buçuğa kadar 22 çuval yaktırıldı. Her ne kadar yanan belgeler bir kül yığını hali­ne geldiyse de hamam külhanında iz bırakılmaması için üstüne su döktürülerek çamur haline getirildi. Sonra Bakanlığın yanın­daki bahçede kazılan çukurun içine doldurularak üzeri toprakla örtüldü... 8 Mayıs 1902." Yazarın buna yorumu ise şu şekilde: "Katillerin cesedi gömmelerine benzeyen bir korku yok mu bu işlerde? Aydınlıkların korkusu!.."

    iv) Bir belge daha: "Bugün de sabahleyin 12'den akşam 12'ye kadar zararlı ve yasak edilmiş kitaplardan beş çuval yaktık. Böylece yakılan kitap ve risalelerin sayısı 165 çuvala yükseldi...12 Mayıs 1902"

    Bundan sonra, kitapların güvenliği için bir paylaşım yapacağımız vakit, bir yanda Hitler'in kitap yakım töreninin fotoğrafını, diğer yanda da Abdülhamid'in kitap yakım işlemlerinin fotoğraf veya resimlerini paylaşalım, ne dersiniz?

    Abdülhamid, iç basına karşı uyguladığı diğer bir taktik, onlara çeşitli ödüller kapsamında paralar vererek kendine bağlamak olmuştur. Öyle ki, Padişahın doğum günü ve benzeri günlerde kimi yazarlar, gazetelerinde ona övgü dolu yazılar kaleme alarak para koparmaya çalışmışlardır. Öte taraftan, dış basında ülke ve kendisi hakkında olumsuz haberler çıkmasının önüne geçmek için de eline cebine atan Abdülhamid, yabancı basınlara, bilhassa da Fransız basınına çokça ödeme yapmıştır: "Victor Bérard 1897'de Paris'te yayınlanan «La politique du Sultan» (Sultan’ın politikası) adlı kitabında o yıllarda Paris'teki 17 gazeteye, Tür­kiye ile ilgili heyecan verici haber yayınlamamaları için sürekli olarak para verildiğini yazmaktadır."

    TERCÜMAN-I HAKİKAT (1878) ve kurucusu AHMET MİTHAT EFENDİ: Ahmet Mithat Efendi, "halk tipi gazeteciliğin ve gazetelerde, vülgarizasyonun (karmaşık, anlaşılması güç bir metni vb. herkesin anlayabileceği bir biçime sokma işi, yalınlaştırma) kurucusudur." Halkın içinden biri olan Ahmet Mithat Efendi'nin ilk yazısı da kendisine mihenk aldığı yön doğrultusundadır ve katılmamak elde değil: "Yüzbinde bir kişinin anlayabileceği lisana biz millet lisanı diyebile­cek miyiz? Halkımızın kullandığı bir lisan yok mu? İşte onu millet lisanı yapalım. Arapça ve Farsçanın ne kadar izafetleri ve ne kadar sıfatları var ise kaldırıversek... Şimdi meselâ, 'Devletimizin himematı mahsusei terak­ki perveranesi' diyoruz. Bunu kim anlayabilir? 'Daima ilerlemeye çalışan devletimizin himmet ve gayreti' denilse elbette daha çok anlayan bulu­nur." Abdülhamit konusunda bir hususa değineceğim ama bunu Ahmet Mithat Efendi ile Mithat Paşa arasındaki bir olaydan yola çıkarak yapmak istiyorum. Ahmet Mithat Efendi, "Ey veziriazam, biz terakki isteriz. Bizi okut, sanat öğret, zengin et, hür et. Okul yap; eğer okumazsak kabahat bizim. Sen fabrikalar, ömek çiftlikler yap; işletemezsek kabahat bizim. Sen bize hürriyet ver, kötüye kullanırsak kabahat bizim," diyerek devleti uyaran bir yazı yazar. Devlet olan Mithat Paşa'nın buna yanıtı ise, bu gazetenin kapatılması olur. Günümüz basının bir kesimi, Mithat Paşa'yı özgürlüklerin, baskının karşısında aydınlanmacı bir savaşçı olarak görürken; diğer bir kesim, kısaca bir hain olarak görüyor. Benzer şekilde bir kesim Abdülhamid'i kötülük kazanından çıkmış bir şeytan olarak görürken, diğer bir kesim ise cennetten inmiş bir melek olarak görüyor. Bu farklı kutuplardaki görüşleri belirleyen ise ne kadar bu tarihi kişilerin yaptıkları veya yapamadıklarıdır, tartışılır. Çünkü, her iki kesim de bu kişilerde istediklerini görüyorlar hoşlarına gitmeyeni ise ya görmüyorlar ya da ona meşrulaştırıcı bir gerekçe buluyorlar. Böyle olunca, tartışma bu kişilerin kendisinden bağımsız bir ideolojiler kavgasına dönüşüyor. Bu kişiler de adeta bulutların üzerinde çekirdek çıtlayarak kendilerinden mi bahsediliyor yoksa başka bir şeyden mi kararsızlığı yaşayarak bizleri izliyorlar.

    Öte taraftan Ahmet Mithat Efendi, yazı yazdığı bir dergide Darwin'in evrim kuramından bahseder ve Hıfzı Topuz'un tabiriyle "yobazlar" çileden çıkar; Ahmet Mithat, bunlara cevap verir. Böylece bilim ile "yobazlığın" çatışmasına tanık olunur.

    İKDAM (1896-1926): Abdullah Cevdet'in çıkardığı gazetedir. Saray ile ilişkilerini her daim iyi tutan Ahmet Cevdet, "Münir Süleyman Çapanoğlu'nun yayınladığı bir belgeye göre Abdülhamid’e "Siz Allahın yerdeki gölgesisiniz, adalet kapınız büyük küçük herkese açıktır" diye telgraflar çekmiş ve gazetesi için yardım istemiştir." Buna rağmen, bir dizgi hatası («Cenab-ı Padişahileri» ile başlayan bir yazı «Mösyö Cenab-ı Padişahileri» diye yazmışlar) nedeniyle kısa süreli kapatılmaktan kurtulamamışlar. Ayrıca bünyesinde, Ahmet Rasim, Hüseyin Rahmi Gürpınar, Necip Asım, Teodor Kasap, Dr. Adnan Adıvar, Hüseyin Cahit Yalçın gibi önemli isimleri barındırmıştır. Sonraları Yakup Kadri ve Falih Rıfkı da burada yazılar yazmıştır. Bir diğer önemli özelliği ise Türkiye'ye ilk rotatifi (Büyük bir çabuklukla dönerek işleyen ve saatte binlerce adet basan bir tür basım makinesi) getiren gazete olmasıdır. Hıfzı Topuz, "İkdam çağının birçok gazetecisine okul olmuş bir gazetedir," değerlendirmesini yapmaktadır.

    SABAH (1895): Kayseri'den bir eşek üstünde gelip sıfırdan başlayarak yükselen Mihran efendinin sahibi olduğu gazetede bir zamanlar Yahya Kemal ve Refik Halit de baş yazılar kaleme almışlardır. Mihran efendi, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra, Peyam gazetesinin sahibi İttihatçıların sıkı düşmanı Ali Kemâl'igazetenin başına getirir ve gazetenin adı da Peyamı Sabah olur. Ali Kemâl, İstiklal Savaşı'nda Anadolu hareketindeki komutanlar ve askerler için «Bolşevik ajanlan, zırtapozlar, şakiler, bâgiler (asiler)» şeklinde ağır ithamlarda bulunarak her geçen gün bunların dozunu artırmış. Nihayetinde savaşın kazanılması onun için ağır bir mağlubiyet olmuştur. Ali Kemâl'i derhal kovsa da bir süre sonra gazetesini kapatan Mihran bey de soluğu yurt dışında alır. Ali Kemal'in akıbeti ise feci oldu. Berberden çıktığı bir gün kaçırıldı ve Nurettin Paşa'nın yanına getirildi. Burada halk tarafından taşlanarak öldürüldü. Cesedi de ağaca asıldı. Yani, hak ettiğini bulmuş.

    İTTİHATÇILARIN ÖLDÜRDÜĞÜ GAZETECİLER: Hasan Fehmi, Ahmet Samim, Zeki bey, Hasan Tahsin. İttihatçıları eleştiren ve ilgi gören Serbesti gazetesinin yazarı "Hasan Fehmi Bey polisin desteklediği terör örgütünün kurşunladığı ilk basın kurbanı olmuştu." Ahmet Samim, İttihatçılara muhalif bir diğer parti olan Ahrar Fırkası'na yakın Osmanlı gazetesinde İttihatçıları eleştiren yazılar kaleme alıyordu. "Basın, halkı her konuda aydınlatmak zorundadır. Gerekirse hükü­metin zayıflığını ortaya kor, kusurlarından, yanlışlarından söz eder. Bizde garib bir ruh hali var. Basın Osmanlılığın gücünden ve şanından söz eder­se görevini yerine getirmiş sayılıyor, bunun dışına çıkıp da bozuklukları ortaya korsa kötü bir yol tutmuş oluyor. Sizi ihanetle, kötü bir amaca hiz­met etmekle suçluyorlar. (10 Şubat 1910)" sözleri ülkemiz için çağlar boyu geçerli olacak bir tespit olma yolunda ilerliyor malesef. Öldürülme nedeni, Yakup Kadri Karaosmanoğlu'na göre "sıkıyönetim harb divanının gizli işkence usullerine ait belgeleri ortaya atan ve Soma-Bandırma demiryolu imtiyazı işinin içyüzünü açıklayan" tek gazeteci o imiş. Hıfzı Topuz'un deyişiyle, "İttihatçıların Almanları tutmasına karşılık o İngilizleri tutuyormuş." Zeki bey'i ise yolsuzlukları ortaya çıkardığı için öldürür İttihatçılar.

    Türk basın tarihi üzerine eğilen ve bu konuda araştır­malar yapıp bir şeyler ortaya çıkaran ilk büyük gazeteci olan Ahmet Rasim, 46 sene gazetecilik yapmış ve hayatının büyük kısmında zorluklar yaşamıştır. Ankara'ya iş aramaya geldiği vakit bir arkadaşı durumunu, Atatürk'e bildirir. Atatürk de Çankaya'ya davet eder ve onu İstanbul milletvekili yapar. Dünyada da emekleme döneminde olan gazeteciliği daha profesyonel kılmak amacıyla gazetecilik okulu açılmasını teklif etmiş ve gazetecilerin sendika kurmasını da istemiştir.

    MÜTAREKE YILLARI: Celal Nuri İleri'nin çıkardığı İleri gazetesi, Milli Mücadele'nin İstanbul'daki sözcüsü olmuş, Mustafa Kemal'in isimsiz yazıları burada yayınlanmış ve Anadolu'daki cephe haberleri ilk burada boy göstermiştir. Bundan dolayı İngilizler tarafından Malta'ya sürülmüştür Celal Nuri. Savaş sonrasında ise milletvekili olacaktır. Mustafa Kemal'in Milli Mücadeledeki bir resmi ve biyografisi ilk kez Tasviri Efkar'da yayınlanmış; Yunus Nadi'nin çıkardığı Yeni Gün gazetesi açıktan Milli Mücadeleyi desteklemiş, İngilizlerin baskısını görünce Ankara'ya taşınmıştır. Ali Kemâl'in Peyamı Sabah'ı ve Sait Molla'nın İstanbul gazeteleri ise başlıca Milli Mücadele aleyhtarı gazetelerdendir.

    __________


    Çorum'da bir hafta önce çocuk parkında başından tabancayla vurularak öldürülen cesedin Mahmut Memlik’e (28) ait olduğu belirlendi. Memlik ile aralarında husumet olduğu belirlenen Cengiz T., polis ekiplerince gözaltına alındı. Cengiz T., ifadesinde, “Bana 150 bin lira borcu vardı. Konuşmak için parka çağırdı. Buluştuğumuzda bana hakaret edip, yerden aldığı taşla saldırdı. Ben de tabancayla vurdum” dedi.

    __________


    KURTULUŞ SAVAŞI VE CUMHURİYETİN ATATÜRK ve İNÖNÜ DÖNEMLERİ (1919-1950): Basın kurtuluş savaşı yıllarında büyük zorluklar arasında işini yapmıştır. Milli Mücadeleyi destekleyenler adlarını tarihe altın harfle yazdırmışlardır. Çünkü, savaş sadece cephede değildir. Basın, yani propaganda da savaş dönemlerinden çok önemli olmuştur hep. Bunlardan İrade-i Milliye, Milli Mücadele'nin ilk gazetesi olup Mustafa Kemal, Sivas'a geldiğinde yayına başlamıştır. Mustafa Kemal, Ankara'ya geldiğinde ise ilk işlerinden birisi, faaliyetlerinin duyurulması için bir gazete kurmak olmuş, bu gazete Hakimiyeti Milliye'dir ve ismini de Mustafa Kemal vermiştir. Ziya Gökalp'in çıkardığı Küçük Mecmua'nın da içinde olduğu pek çok gazete bulunmaktadır Milli Mücadeleyi destekleyen. Anadolu Ajansı da Mustafa Kemal'in isteğiyle kurulmuştur. İsmini de Mustafa Kemal vermiştir. Savaş yıllarının zaruri şartları geçtikten sonra 1924'te çıkarılan kanunla özerklik sağlanmıştır.

    İstiklal Mahkemesi'nde ilk basın davası hilafet meselesi nedeniyle 1923'te açılmıştır. Hintli Müslümanların hilafetin kaldırılmamasını istedikleri mektup İsmet Paşa'ya gelir. Sonrasında bu mektup, üç gazete tarafından basılır. Bundan dolayı bu gazetelerdeki bazı gazeteciler (Hüseyin Cihat Yalçın, Abdullah Cevdet, Velid Ebüzziya) vatana ihanet suçlamasıyla yargılanırlar. İsmet İnönü'nün, mahkeme başkanına "Cahit'i asacaksın," dediği aktarılmış lakin Cahit'in savunması etkili olmuş ve yazarlar beraat etmiş. Daha sonra da mahkeme başkanı taraflar arasında buzları eritmek için bir yemek organize etmişler. Burada Atatürk, basının görevleri hakkında şunları söylemiştir: "Arkadaşlar, Türk basını, milletin gerçek seda ve iradesinin kendini belirtmesi şekli olarak Cumhuriyetin çevresinde çelikten bir kale vücuda getirmelidir, bir fikir kalesi, bir zihniyet kalesi... Basın mensuplarından bunu istemek Cumhuriyetin hakkıdır. Bütün milletin samimi bir birlik ve dayanışma içinde bulunması bir zarurettir. Umumun selâmet ve saadeti bundadır. Mücadele bitmemiştir. Gerçekleri milletin kulağına ve vicdanı­na gereği gibi ulaştırmakta basının görevi çok, çok önemlidir..."

    TAKRİRİ SÜKUN KANUNU: 1925'te Şeyh Sait İsyanı çıkar. Yakın zamanda kurulmuş olan Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nda da eski İttihatçılar örgütlenmeye başlar. İstanbul basını da henüz tek parti baskısına girmemiş, özgür şekilde yazmaktadır. Hükümet ise ülkenin kritik bir safhada olduğunu düşünmekte, bu kapsamda ciddi sınırlamalara gitmektedir. Takriri Sükun Kanunu Meclise geldiği vakit Recep Peker şu sözleriyle isyanda basının da sorumlu olduğunu söyler: "İstanbul gazetelerinin memlekette ne kadar müessese ve makam varsa hepsini tahribe geçtiğini görüyoruz. Şeyh Sait isyanının en birinci müsebbibi bunlardır. En başta Millet Meclisi olma üzere bütün müesseselere saldırdılar. Bu kanunun teklif edilmesine de İstanbul basını sebeptir. Çünkü yayın ve telkinleriyle isyanın çıkmasına sebep olmuşlardır. İşte biz bu yılan yuvalarını tahrib etmek ve susturmak azmindeyiz. Bu yılanlar, bu zehirli yuvalar, kanun kuvvetiyle dezenfekte edilmedikçe, memleketin rahat yüzü görmesi ihtimali yoktur. İşte bu sebeple bu kanunu Yüksek Meclisin kabul etmesi bir vatanî mecburiyettir." ve kanun çıkar. Bu kanun­da şöyle deniyordu: "İrticaa ve isyana ve memleketin sosyal nizamını, huzur ve sükûnunu, güvenlik ve asayişini bozmaya yönelen her türlü teşkilâtı, tahrikleri, teşvikleri, teşebbüsleri ve yayınları Hükümet Cumhurbaşkanının onayı ile yasaklamaya yetkilidir. Sanıkları Hükümet İstiklâl Mahkemelerine verebi­lir." Önce iki yıl için kabul edilen bu olağanüstü durum kanunu, sonra iki yıl daha uzatılacak ve ancak 1929'da kaldırılacaktır.

    Bir açıdan dönemin şartları bunu gerektirmiş olabilir diye düşünüyorum. Öte yandan ise temelleri yasaklarla atılan bir Cumhuriyetin gelişim süreci sakatlanmış olmuyor mu diye de kendime sormuyor değilim.

    1931'de çıkan Matbuat Kanunu kapsamında yasaklar genişletilmiş, basın yine baskı altına alınmış. Bilhassa şu madde önemli: "Ülkenin genel politikasına dokunacak yayınlar­dan dolayı Bakanlar Kurulu kararıyla gazete ve dergiler geçici olarak ka­patılabilir. Kapatılan gazetenin sorumluları başka bir adla gazete çıkarta­mazlar." Yani, hükümet dilediği gazeteyi kapatabilir manasına geliyor bu madde. Bizim yaşadığımız sorunların temelinde; düşünce özgürlüğünün olmaması, lidere biat, itaatkarlık, devleti kutsallaştırıp halkı ikinci plana koymak yer alıyor. Devletin kutsallaştırılması, onu her şeyden korumayı beraberinde getirir. Bu koruma, dış düşmanlarla sınırlı olmamaktadır. Aslında çoğu kez iç düşmanlarla mücadele edilir. Bu kapsamda halk potansiyel bir iç düşman konumuna getirilebilir. Haliyle düşünce ve ifade özgürlüğü sıkı kontrol edilecek bir saha olarak görülür. Bunun için basın da kontrol altına alınmalıdır ki halkın zihni zehirlenerek, kutsal devletin çizdiği yoldan çıkmasın. Zaten halkın aklı her şeye ermez. Onlar en başta itaatle yükümlüdürler. Yoksa asayiş bozulur. Bu anlayışın kökleri derinde olduğu için halkın büyük bölümüne de sirayet etmiş ve onlar tarafından benimsenmiştir. Bundan dolayı, demokratik bir ülkede hak olan, gösteri ve protesto yürüyüşü devlete isyan olarak nitelendirilir ve mani olunmaya çalışılır. Buna en başta halkın büyük bölümü destek verir.

    Denilebilir ki, o zamanlar özel şartlar söz konusuydu. Ancak, bir ülkede özel şartlar hiç mi bitmez? Tartışma kültürünü yerleştirmeden biz nasıl birbirimizle konuşacak, fikir alışverişinde bulunacak, aynı konularda birleşip birlikler kuracak, farklı düşündüğümüz noktalarda nasıl medeni şekilde tartışacağız? Avrupa'nın ilerlemesinde başat bir unsur da tartışma kültürünün yüksek oluşu değil midir? En basitinden benzer sorunları bizim çözdüğümüzü ve onların nasıl çözdüğünü kıyas edebiliriz.

    Öte taraftan 1931 yılı otomatikman Atatürk'ü çağrıştırarak, eleştiriden bizi alıkoyabilir. Hemen "ama kesin haklıdır o," şeklinde düşünürüz elimizde olmadan. Gerçekten haklı da olabilir ancak bir dakika bile düşünmeden haklı olduğuna kani gelmeyelim en azından. Denilebilir ki, hatalı olsa bile her şeyi de o mu halledecek, başkalarının kabahatidir; doğru bir yaklaşım barındırıyor olsa da içinde, genel bir tutarsızlığımız tüm doğruları sıfırlıyor. Bu tutarsızlığımız, önce onu kutsal bir noktaya taşıyarak doğal olarak hatadan münezzeh kılmaktır. Bu kabulü yaptıktan sonra, 1923-38 arasının her açıdan mükemmel bir zaman olduğu kabulü gelir. Haliyle bu yıllar arasında birtakım sorunlar olduğu öne sürülürse, ya yadsınır ya da hatalardan sorumlu tutulacak biri bulunur. Bu birisi genelde İsmet İnönü oluyor. Örneğin; Şeyh Sait İsyanı'ndan sonra Doğu'da birtakım önlemler alınıyor. Bunlardan birisi, Türkçe dışında bir dilin konuşulmaması; hatta çarşıda pazarda diye başlayarak Kürtçe konuşulmasının yasaklandığıyla ilgili bir madde vardı. Şimdi bu nokta üzerinden bir eleştiri yapılırsa, İsmet İnönü'yle sınırlı kalır sadece. Ama ortada herkesin başarılı bulacağı bir husus varsa, doğrudan övgüler Atatürk'e gider. Ve Türklük konusunda İsmet İnönü ile Atatürk benzer doğrultuda sözler söylemiş olsun; İsmet İnönü'nki olumsuz karşılanırken Atatürk'ünki büyük bir öngörü ve çok doğru bir tespit olarak görülür.

    İşte bizim sorunlarımızın temelinde bu çarpık düşünce şeklimiz bulunmaktadır. Düşünce ve ifade özgürlüğünü, halkın habere ulaşmasını, ekranlarda özgür tartışma ortamların oluşmasını, gösteri ve protesto yürüyüşlerini yasakladıkça veya bunlara dolaylı yoldan mani oldukça bizde tartışma kültürü gelişmeyecek asla. Ve gücü eline alan diğerini baskılayacak. İşin trajikomik yanı bunu yaparken, ideolojisi, fikri zikri ne olursa olsun aynı gerekçeleri göstererek yapacak. Burası, değişime direnen Türkiye çünkü. Unutmayalım ki, tüm kutsallar değişime karşı kurulan birer bariyelerdir.

    Ne zaman tarihimize dair bir şeyler okusam şunu derim: bizde olaylar aynı kalır, sadece taraflar yer değiştirir. Örneğin; Falih Rıfkı, kendi düşüncesindekiler iktidardayken güç sahibi bir gazetecidir. Haliyle ezme sırası ondadır. Altı ay arayla söylediği şu iki söze bakar mısınız:

    "Bizdeki basın özgürlüğüne birçok batılı meslektaşlarımızın imrendiklerini biliyoruz. Cumhuriyet yönetimi kendi kusurlarını düzeltmek görevini gazeteciye bı­rakmıştır. Her yazar, kanunlara bakarak kalemini kolayca ayar edebilir." (11 Aralık 1937) [ilk cümlede çok güldüm. Ayrıca görüyoruz ki Batılı basın, bizleri her daim kıskanıyormuş.]

    "Gazetecilerin iyileri sırf aşk yüzünden (meslek aşkı yüzünden) bu meslektedirler. Ancak pek iyi bilirler ki talihleri bir telefon darbesine bağlıdır." (28 Haziran 1938)

    Yıllar geçer iktidar el değiştirir ve Falih Rıfkı bu sefer ezilen tarafa düşer. Ve yazılar kaleme alır basın hürriyeti, özgür düşünce vesaire hakkında. Amaç ise gücü ele geçirmek, bu sayılanlar ise sadece birer araç. Yanlış anlaşılmasın Falih Rıfkı üzerinden mevzuyu ortaya koymaya çalışıyorum yoksa aklınıza gelen benzer bir başka ismi yerleştirerek okuyabilirsiniz.

    Atatürk hasta ve Celal Bayar iktidayken, 1938 yılında basınla ilgili yeni bir kanun çıkar. Kanun, "okullarda, fakülte ve enstitülerde disiplini bozacak mahiyetteki olayların gazetenin çıktığı yerin en büyük mülkiye âmirinden izin alınmaksızın yayınlanmasını" yasak etmiştir. Hıfzı Topuz'un buna yorumu, "Daha ta 1938'lerde, dünyanın hiçbir yerinde son yıllardaki gibi gençlik olayları yokken okul ve üniversite ile ilgili haberlerin sansürden geçiril­mesini istemek çok ileri (!) görüşlülüktür herhalde."

    Türkiye Cumhuriyeti, Türk milliyetçiliği üzerine bina olmuş bir devlet olarak doğal olarak komünizme karşıt olmuş her zaman. Türk milliyetçiliği temeline sahip olmasını tarihsel koşullar içinde değerlendirdiğimizde aslında zorunlu bir sonuç gibi gözüküyor. Komünizm, (bildiğim kadarıyla) temelini milliyet unsuruna dayandırmayan, bilakis tersi istikamette ilerleyen, sınıfsal mücadele üzerine bina olunan ve kendini ihraç eden bir sistem özelliği gösteriyor. Bundan dolayı, tarihimizde sıklıkla sol görüşler devlete tehdit olarak algılanmış ve sol görüşlü insanlar (bilhassa basın mensupları, yazarlar vb) baskı altında tutulmuşlar. Bu duruma, 4 Aralık 1945'teki Tan basımevinin basılıp makinelerine vb zarar verilmesi olayı örnek olarak verilebilir. En azından Hıfzı Topuz olayı böyle görüyor: "4 Aralık olayı o zamanki Halk Partisi Hükümetinin solcu basını yok etmek için üniversite öğrencilerini kışkırtarak düzenlediği bir gösteridir."

    CEZA YASASININ 142., 161. ve 163. MADDELERİ: Hıfzı Topuz, uzun yıllar Türk basınının başında Demokles'in kılıcı gibi sallanan bir baskı silahının da 1926'da kabul edilen Ceza Kanununun basınla ilgili maddeleri olduğunu ifade ediyor. Bu maddeler şu şekildedir:

    142. madde (Dönemin Faşist İtalya'sının Ceza Kanunu'ndan alınıp 1936'da eklendiği belirtilmiş): "Sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde tahakkümünü tesis etmek veya sosyal bir sınıfı ortadan kaldırmak yahut memleket içinde mü­esses (kurulu) iktisadi veya sosyal temel nizamlardan her hangi birini de­virmek veya Devlet siyasi ve hukuki nizamlarını topyekûn yok etmek için her ne suretle olursa olsun propaganda yapan kimse 5 yıldan 15 yıla kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır...

    Milli duyguları yok etmek veya zayıflatmak için her ne suretle olur­sa olsun propaganda yapan kimse 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır....

    Yukarıdaki fıkralarda yazılı fiiler neşir vasıtasıyla işlendiği takdirde verilecek ceza yan nisbetinde arttırılır.” (Bu madde 1991'de Terörle Mü­cadele Yasası kabul edilirken kaldırıldı.)

    161. maddede (siyasal bozgunculukla ilgili olduğu belirtilmiş): "Barış zamanında kamunun telaş ve heyecanına sebeb olacak şekilde asılsız, abartılmış veya özel maksada dayalı havadis veya haber yayan ... kimse 2 yıla kadar ağır hapis cezasıyla cezalandınlır." (161. maddenin bu fıkrası 1962'de kaldınldı.)

    163. madde: "Laikliğe aykırı olarak devletin sosyal veya iktisadi veya siyasi veya hukuki temel nizamlarını, kısmen de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla veya dini duygular veya dince kutsal tanı­nan şeyleri alet ederek her ne suretle olursa olsun propaganda yapan veya telkinde bulunan kimse 5 yıla kadar ağır hapis cezasıyla cezalandırılır" de­niyor ve bu fıkrada yazılı fiil yayın vasıtasıyla işlenirse cezanın üçte bir­den yanya kadar arttırılacağı belirtiliyordu.(Bu madde de Terörle Mücadele Yasası ile kaldırıldı.)

    İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI YILLARI: O dönem birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de de sıkıyönetim ilan edilerek olağanüstü şartlara geçilir (1940). Bu kapsamda hükümet, istediği gazeteyi kapatabilir; kapatılan gazeteler herhangi bir yargı mercine başvuramaz. Ellerinde kalan tek çıkış yolu ise dönemin hükümetine yazılabilecek özür ve rica mektuplarıdır. Hükümet de bunlardan dilediğine olumlu yanıt verir. Zekeriya Sertel de bu dönemdeki basın rejimi üzerinde şunları söyler: "İnönü Cumhurbaşkanlığına geldikten sonra diktatörlüğü arttırdı, tek millet, tek parti, tek şef diye bir sistem kurdu. Bunun adı polis devleti idi. Amansız, insafsız bir polis devleti. Emniyet örgütü kuvvetlendirilmiş, genişletilmişti. Nefes almak olanaksızdı. Basın bile onun elinde ve onun emrindeydi. Resmen sansür yoktu. Ama Bakanlar ve Basın Genel Müdürlü­ğü hemen her gün gazetelere direktifler verirdi. Bu direktiflere uymayanların gazeteleri kapanmak tehlikesi altındaydı."

    Ayrıca basın da savaşın taraflarına karşı bölünmüş bir vaziyetteydi: Savaşın başlarında Almanların hızlı ilerleyişinden de etkilenerek, Almanlarla sıkı bir dostluk ilişkisi kurulmasını istiyorlardı (Tasviri Efkar ve Cumhuriyet'in bazı yazarları). Müttefikleri tutan ama Sovyetlerin ilerleyişini tehlikeli bulanlar bulunur (Akşam, Vatan, Tanin). Tan ise tamamen Müttefiklerden yanadır. Sovyetlere yapılan sıkı övgüler, geri kalan basının tepkisini çeker.

    Hıfzı Topuz, "bir yanda da Turancı ve milliyetçi akımlar vardır. Almanların başarısı üzerine Orta Asya Türkleri ile birleşme olasılıkları üzerinde durulur. Ata­türk zamanında susturulmuş olan bazı eğilimlerin de zaman zaman ortaya çıktığı görülür," der.

    Pek çok gazeteye süreli yayın yasakları, kapatılma ve para cezaları verilir. Bunlardan birkaçı şu şekildedir:

    - Amerikalıların çağrısı ile 1942 Ağustos'unda bir geziye çıkan Yalman Aralık başında Vatan'da Charlie Chaplin'in Türk halkı için yaptığı bir radyo konuşmasının özetini koyduğu için de gazete 2 ay kapatılır. Çünkü Şarlo Hitler'le alay eden ünlü «Diktatör» filmini çevirmiştir o zamanlar.

    - Vatan, Tasvir-i Efkâr ve Tan, 1944 Eylül'ünde de Varlık Vergisini eleştiren yazılar yazdıkları için süresiz kapatılırlar.

    1946-1950 ARASI: Çok partili sisteme geçiş, basında canlanmaya yol açar. Tek parti yönetimi, artık seçmeni daha çok dikkate almak zorunda kaldığı ve rekabetten dolayı tavizler vermeye başlar. Bu yönde isimleri başbakanlığa getirir. Bundan bilhassa sağ kanadın yararlandığının altı çizilmiş: Cami köşelerinde gazete ve dergi sergileri sağcı yayınlarla dolmuş. En çok ilgi gören dergi ise Necip Fazıl'ın Büyük Doğu dergisi olmuş. Milliyetçi ve turancı yayınlar da büyük gelişme göstermiş. Başlarda çekingen davranan sol kesim, özgürlük ortamına kendini kaptırarak daha rahat hareket imkanı bulur. Bu kapsamda Aziz Nesin ile Sabahattin Ali'nin çıkardığı Marko Paşa büyük yankı uyandırıp kavgalar çıkmasına neden olur. Bununla birlikte o zamana kadar görülmemiş satış sayısına ulaşır (60 bin). Bunun üzerine davalar başlar ve Aziz Nesin ile Sabahattin Ali tutuklanır. Anakronik bir yaklaşım sergilersek en absürd durum ise Cumhuriyet'in DP'yi desteklemesidir. Tabi bu şekilde bir yaklaşım durumu yanlış algılamamıza neden olur. Çünkü tek parti devrinin yoğun baskısından sonra gazetelerin pek çoğu doğal olarak yeni kurulan partiyi destekleme eğilimi göstermişlerdir. Bu dönemde ayrıca iki büyük gazete yayınlanmaya başlar: Hürriyet ve Milliyet.

    Hürriyet: Sedat Simavi'nin çıkardığı (1948) gazetenin Türkiye basınında çığır açtığından bahsedilmiştir. Samih Tiryakioğlu'nun başına geçtiği gazetede, insanların kolay okuyup ilgi gösterdiği fıkra, röportaj ve tefrikalara geniş yer verilir. İlk sayının bir sütununda İnönü'nün diğer sütununda Celal Bayar'ın fotoğrafları konularak tarafsızlık mesajı verilir. Bundan dolayı batacağı yorumları yapılır ancak Hürriyet tam tersi bir istikamette seyredecektir: İlk yıl Hürriyet'in tirajı 30 bin kadardır. 1949'da tiraj 56 bine yükselir, 1950'de 83 bine, 1951'de 100 bine sonra da yüzbinlere ve yarım milyon. Bu başarısının arkasında Sedat Simavi'nin mesleğe yenilikleri de kaçırmayacak şekilde hakim oluşu ve modern rotatifleri alması, her kültür düzeyinden insanın anlayabileceği yazılara yer verilmesi, gündemdeki gelişmelerden yararlanmasını bilmesi (örn; Londra Olimpiyatlarına muhabir yollar. Güreşçilerimiz başarılar kazandıkça Hürriyet'in de satışlar katlanır) gibi etkenler yer alır. Sonuçta da 1950'lere doğru Hürriyet, Türkiye'nin en büyük gazetesi olmuştur.

    DEMOKRAT PARTİ DÖNEMİ (1950-60): Basının da büyük desteğini arkasına alarak iktidara gelen DP, iktidarının başlarında basına karşı hoşgörülü olmuş ve basın için çok olumlu yasalar çıkarmış hatta ilk ele alınan husus da basın sorunu olmuştur. Liberal bir kanun olan 1950 kanunu ile 1931 kanununun yol açtığı hükümetin basın üzerindeki baskısı ortadan kalkmıştır. Öyle ki ilk dönemlerde hiç kimse kovuşturmaya uğramaz. 1952'de çıkan kanunla da basın şu haklara kavuşmuştur:

    - Sendika kurmak
    - Sosyal sigortalardan yararlanmak,
    - İşverenin gazeteci ile yazılı iş anlaşması yapması zorunluğu,
    - İş anlaşmasını bozmak isteyen gazete sahibinin gazeteciye kı­demine göre tazminat ödemesi,
    - Askerlikte, mahkûmiyet ve gazetenin kapanması durumların­da gazeteciye ücret ödenmesi,
    - Haftalık tatil, yıllık ücretli izin v.b

    Bu bahar havası çok sürmez. İlk gerginlikler, ekonomik durumun kötü seyri ve yolsuzluklar hakkında yapılan yoğun haberler nedeniyle çıkar. Bunun üzerine Menderes düğmeye basarak «Neşir yoluyla veya Radyo ile işlenecek bazı cürümler hakkında kanun tasarısı» adıyla bir kanunu Meclis'ten büyük gürültüler eşliğinde geçirir. Kanunun amacı «namus, şeref veya haysiyete tecavüz edilmesi veya hakarette bulunulması veya itibar kıracak veya şöhret veya servete zarar verebilecek bir hususun isnad edilmesini» önlemektir. Diğer önemli bir hüküm de suç sayılabilecek bir yazı çıktığı zaman savcılann doğrudan doğruya ko­vuşturma açabilmeleridir. Bunun sonucunda, binlerce kovuşturma yapılmıştır. Ayrıca, "itibar kıracak veya şöhret veya servete zarar vere­bilecek bir hususun isnad edilmesi" ifadesi doğrultusunda gazetecilerin haber yapması geniş ölçüde engellenir. Çünkü hakkında olumsuz haber çıktığını gören DP'li veya bir başkası bu maddeye dayanarak şikayette bulunur. Ayrıca "ispat hakkı" da bulunmaz: Gazeteciye, öne sürdüğü bir şeyi ispat etme hakkı tanınmamıştır. Yani, gazeteci bir görevin kötüye kullanılışı olayını bulur, ortaya çıkartır, bunu ispatlayacak durumdadır. Ama kendisine bu hakkı vermezler. Bunlara rağmen basından DP'yi destekleyen çok yazı da çıkar. Artık tek parti döneminin baskısı ne kadar fazla ve o zamanlar ne ölçüde zorluklar yaşandıysa DP'nin çıkardığı bu olumsuz maddeler bile tepki çekmez bazı basın mensuplarınca. Tabi DP'den destek görenler de bulunur bunların arasında. Bu yasalardan sonra ilk büyük yankı çıkaran olay ise yetmişini geçmiş Hüseyin Cihat Yalçın'ın 26 ay hapse mahkum edilmesidir. Kimse hapse atılmayacağını düşünse de atılır. Ve onu başka yazarlar izler. Ardından da 6-7 Eylül olayları patlak verir.

    6-7 EYLÜL OLAYLARI: Kıbrıs sorunun sıcak olduğu günlerde Selanik'teki Atatürk evine bomba atıldığı söylentisi çıkar ve kısa sürede basında da (İstanbul Ekspres) yer bulmasıyla gerçek sanılıp yoğun tepkilere neden olur. İçişleri Bakanlığının da büyük bir gösteri düzenlenmesi yönünde çalıştığı belirtilir. Öfkeli kalabalık kısa süre sonra kontrolden çıkar. Beyoğlu'nda, Galata'da, Harbiye'de, Şişli'de Rumlara ait ne kadar mağaza ve dükkân varsa vitrinleri parçalanır, mallar sokaklara dökülür, yağma edilir. Mezarlıklara saldırılar olur. Bununla birlikte Rum olmayanların da malları yağmalanır. Polis yetersiz kalınca asker devreye girer.

    Ertesi gün sıkıyönetim ilan edilir ve hükümet, basını suçlar; halkı kışkırtan yayınlar yapmışlardır. Ayrıca komünistler de suçlanır; solcuların ülkenin itibarını bozmak istedikleri söylenir. Polisin fişlediği ne kadar sicilli komünist varsa tutuklanır. Sonuçta, 10 Eylül günü Sıkıyönetim komutanı Harbiye'de bir basın toplantısı yaparak şu yasakları koyduğunu bildirir:

    - Halkı heyecanlandıracak haberlerin yayınlanması yasaktır. Meclisteki görüşmeler halkı heyecanlandırabilirse yazılmaya­caktır;
    - HÜKÜMETİ TENKİD ETMEK YASAKTIR;
    - Hükümetin çalışmalarını etkileyecek biçimde yazılar yasaktır;
    - Sıkıyönetimin çalışmalarıyla ilgili haberler yasaktır;
    - Nato devletleriyle ilgili haberler yasaktır;
    - DARLIK, KITLIK ve YOKLUK HABERLERİ YAZILACAKTIR (Örneğin ekmek almak için fınnların önünde sıra bekleyenlerin resmini koyamazsınız.);
    - 6 Eylül OLAYLARINI KOMÜNİSTLERDEN BAŞKALARININ YAPTIĞI YOLUNDA YAZI ve YORUMLAR YASAKTIR;
    - 6 Eylül olayları ile ilgili haber ve resimler yasaktır;
    - Magazin sayfalarında da halkı heyecanlandıracak resim ve ya­zılar yasaktır. Çıplak kadın resmi basmak da yasaktır,
    - İkinci baskı yapmak yasaktır.

    Bu yasaklardan sonra da her gün Sıkıyönetimden telefonla gazetelere yeni yeni yasaklar bildirilmiştir:

    - Kıbrıs'taki olaylarla ilgili haber vermek, resim basmak yasak­tır (12 Eylül 1955);
    - Öğrenci birlikleri ve başka dernekler hakkında yapılan kovuş­turmalarla ilgili haber basılamaz (12 Eylül);
    - Heyecan verici cinayet haberlerinin geniş biçimde yazılması yasaktır (17 Eylül);
    - Sıkıyönetim mahkemeleriyle ilgili haber basılamaz (17 Eylül);
    - Bugün Hürriyet gazetesinde, tahrib edilen dükkânların sayısı çıkmıştır; iktibas edilmesi yasaktır (17 Eylül);
    - Beşiktaş'ta bir çuval içinde iki yanık ceset bulunmuştur; yazıl­ması yasaktır (29 Eylül).

    DP hız kesmeden 1956'da çıkardığı bir kanunla şu maddeyi getirir: "Kötü niyetle veya özel maksada dayanan yayında bulunmak veya Devletin veya Hükümetin dışarıdaki itibar veya nüfuzunu kıracak şekilde asılsız, mübalâğalı veya özel maksada dayanan haberlerin dışarıda yayınlanmasına sebeb olmak..." Lastik gibi uzatılıp genişletilecek bir madde!

    DP bunlarla da yetinmez. Yaptığı birtakım değişikliklerle gazeteleri ekonomik baskı altına alır. 28 Ekim 1960'ta çıkardığı bir kanunla, tirajı düşük gazetelerle yüksek gazetelerin aynı sayıda ilan verilmeleri öngörülmüştür. Hatta tirajı düşük olanlara daha çok ilan verilmiştir sık sık. Bu sayede "besleme" basın korunmuş ve desteklenmiştir. Ayrıca basından bazı isimlere örtülü ödenekten para yardımı yapar. Bunların ne yönde haber yapacaklarını tahmin edersiniz. Bunlardan bazıları şu şekildedir:

    - Havadis gazetesi kuruluşu esnasında örtülü ödenekten 55 bin lira,
    - Necip Fazıl, 27 Mayıs'a kadar örtülü ödenekten 147 bin lira,
    - Orhan Seyfi Orhon'a ve Yusuf Ziya Ortaç'a örtülü ödenekten 100 bin liraya yakın para verilmiştir.
    - Peyamı Safa da çeşitli tarihlerde Başbakanlığa mektuplar yazarak yardım istemiştir.
    - Toplamda örtülü ödeneklerden ajans ve gazetelere 723.809 lira dağıtılmıştır.

    DP, sendikaları da dokuz ay kapatır. Ülkeyi korku atmosferi kaplar. Bu dönemden yasaklanan bazı haberler şu şekildedir:

    - "Ankara'da Küçük Esat'ta 27 Ağustos 1956 günü bulunan kadın cesediyle ilgili haber yayınlanması yasaktır. (31 Ağustos 1956)."
    - "Kısıklı'da oturan Süleyman Hilmi Tunahan'ın Bulgurlu'daki Kuran kursunda arap harfleriyle ders vermesi ile ilgili yayın ya­pılması men edilmiştir. (16 Ağustos 1956)"
    - "Akşehir'in Çakıllar köyü ile Bisse köyü arasındaki su anlaş­mazlığı yüzünden çıkan ve iki kişinin ölümü ve 60 kişinin tutuklanması ilgili haberlerin yayını yasak edilmiştir. (6 Kasım 1956)."
    - "Malatya Şehir sinemasında Reisicumhur sayın Celâl Bayar'a hakarette bulunan kişilerle ilgili haberlerin yayını yasak edilmiştir. (10 Ekim 1954)".
    - "22 Mayıs 1955'te Ankara'da Akköprü mevkiinde başsız bulu­nan kadın cesedi hakkında yayın men edilmiştir.(20 Haziran 1955)."
    - "Afyon kaçakçılığı suçuna iştirakten sanık Malatya Emniyet âmiri Recai Dayroğlu ve arkadaşları hakkında yayın yapılması yasaklanmıştır. (4 Haziran 1955)"
    - "Ethem Menderes ve Kemal Aygün'e neşren hakaretten sanık Yeni Ulus gazetesi muharrirlerinden İbrahim Cüceoğlu ile yazı işleri müdürü Cemal Sağlam'ın duruşması ile ilgili yayın yasak edilmiştir. (15 Temmuz 1954)"

    Atmosferi anlayabilmek için sadece 1954-58 arasında 1161 gazeteci hakkında kovuşturma yapılmış ve bunlardan 238'i mahkum edilmiştir. 1958-60'da yurdun her tarafında davalar devam eder. Dönemin gazetelerinin şu başlıklarına bakmak yeterli:

    - "Dün 27 gazeteci yargılandı" (17 Mart 1960),
    - "Dün 25 basın duruşması devam etti"
    (4 Şubat 1960),
    - "Dün 7 gazete mahkûm oldu" (3 Aralık 1959),
    - "İstanbul ve İzmir'de 29 basın davasına bakıldı" (24 Aralık 1959),
    - "35 gazeteci yargılandı" (17 Eylül 1959),
    - "Basın gazileri selâm size" (2 Ağustos 1959),
    - "Üç arkadaş daha gitti" (1 Şubat 1960).

    Ve 27 Mayıs'ta da Menderes asker tarafından indirilir, sonra da iki kişiyle birlikte idam edilir. Günümüzde gazetecilerden, tarihçilerden, belgesel ve filmlerden yani her yönden, bu dönemleri neredeyse sadece Menderes ve iki arkadaşının idam edilmesiyle sınırlı olarak biliriz. Yani idam, mihenk noktası alınarak bazı gerçekler yadsınarak, bazıları öne çıkarılarak anlatılır. Ben yakın zamana kadar Menderes dönemi hakkında bu şekilde bilgi sahibiydim. Bir noktadan sonra propagandist bir anlayışla empoze edildiği için de insan, dönemi de detaylı araştırma gereği duymuyor. İdam edilmeseydi keşke, onda hemfikirim ama sırf idam edildi diyerek gerçeklerin bu şekilde verilmesi, kendi kendimizi bir kafese koymaktan başka nedir? Dünyanın en mağdur ve mazlum insanı diye gösterilen bir kanatları eksik olan melek gibi anlatılan Menderes ve hükümeti sadece basını sınırlamakla da kalmayarak adeta karşı devrime başlamışlardır. Demokrasinin olanaklarıyla iktidara gelip sonra da iktidarda ebed müddet kalmak hülyasıyla demokrasiyi delik deşik etmek, Cumhuriyetin oluşturduğu sistemle iktidara gelerek onun temellerini oymaya çalışmak nasıl hoşgörülebilir nasıl yadsınabilinir? Keşke ihtilalle değil de seçimlerle iktidarı kaybetselerdi ve keşke idam edilmeseydi ilgili isimler. Çünkü bu idamlar gelecekte bir başka üçlünün idamına zemin oluşturacak. Daha da önemlisi, hem siyaset dünyasında hem de toplumda derin bölünmelere neden olacaktır. Fark ettiyseniz milletçe hep "Keşke" deyip duruyoruz!

    MİLLİ BİRLİK HÜKÜMELERİ VE AP DÖNEMİ (1960-71): Ihtilalden sonraki hükümet, basına dair çok olumlu yasalar çıkararak DP döneminin baskı atmosferini dağıtmıştır. Gazete patronlarına mali yük getiren ama basın mensuplarının haklarını artıran bazı düzenlemeler nedeniyle, dokuz gazete patronu üç gün süreyle yayım yapmayacaklarını bildirirler. Buna da bu gazetelerde çalışan gazeteciler tepki göstererek protesto yürüyüşü düzenlerler. Burdaki pankartlardan birisi şu şekildedir: "Menderes'e boyun eğenler, hürriyete başkadırıyorlar." Ve o gün gazeteciler ortak bir Basın gazetesi çıkarmaya karar verir­ler. Her gazeteci kendi olanakları ölçüsünde bu gazetenin çıkmasına katı­lır. İlk günkü başyazıda geçen "Gazete çıkarmak çorap fabrikası işletmeye benzemez. Basın bir kamu hizmetidir," ifadeye şapka çıkardım. Bir açıdan iyi günlermiş dedim kendi kendime. Unutmadan Mili Birlik Döneminde tutuklanan ilk gazetecilerin Aziz Nesin ile İhsan Adalı olduklarını da belirtmiş olayım. Ayrıca 1966-67 senelerinde Başbakan olan Süleyman Demirel o dönem kıyameti koparan, "Temel Hak ve Hürriyetler Kanunu"nu çıkarmak ister. Buna göre; "Anayasanın reddettiği komünizmi kurmayı amaç edinen bir görüşü etkili olarak aşılamaya yahut komünizmi benimsemeye, veyahut beğendir­meye mâtuf her ne suretle olursa olsun propaganda yapanlar veya telkinde bulunanlar 5 yıldan 10 yıla kadar hapis..." cezası öngörülür. Gelen yoğun tepkiler nedeniyle yasa çıkarılamaz.

    12 MART MUHTIRASI VE SONRASI (1971-80): 12 Mart 1971'den önce, ülkede ekonomik durum yine kötüye gitmekte, anayasanın öngördüğü reformlar yapılamamakta, üniversitelerde ve sokakta tansiyon yükselmektedir. Hükümet olaylar karşısında çaresiz konumdadır. Bunların sonucunda askerler, hükümete muhtıra verirler. Ardından da "Anayasa bu ülkeye lükstür," diyen Nihan Erim başbakanlığında hükümet kurulur. Peşinden de basın özgürlüğüyle ilgili iki maddeyi değiştirerek yayınların toplatılması yetkisini savcıya verirler ve toplatılma nedenini ise her zamanki gibi muğlak bırakırlar. Aralarında Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk ve Uğur Mumcu'nun da bulunduğu pek çok gazeteci, yazar tutuklanır.

    1973'te sivillerin yeniden iktidara gelişiyle 1980'e kadar nispeten özgür bir ortam oluşur. Hükümetler artık basın üzerinde doğrudan bir baskı kurmaktan vazgeçmiş durumdalar ancak bu sefer baskı kaynağı şiddettir. Buna bazı örnekler şu şekilde:

    - Prof. Muammer Aksoy ile Prof. Uğur Alacakaptan'ın evlerine patlayicı madde atıldı (14 mayıs 1975).
    - İstanbul Üniversitesi öğrenci çatışmaları yüzünden süresiz ka­patıldı
    (12 Kasım 1976).
    - Ecevit'in seçim otobüsü Niksar'da silahlı saldırıya uğradı (Nisan 1977).
    - Taksim 'de DİSK'in düzenlediği mitinge damlardan ve panjur­lardan ateş açıldı; 34 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı
    (1 Mayıs1977).
    - Ankara savcı yardımcısı Doğan Öz evinin önünde öldürüldü (24 Mart 1978).
    - Doç. Server Tanilli evinin önünde ağır yaralandı (7 Nisan1978).
    - Doç. Bedrettin Cömert bir arabadan açılan ateşle öldürüldü (1 Temmuz 1978).
    - Mamak'ta yüzlerine kadın çorabı geçirmiş kişiler bir otobüsü otomatik tabancalarla yaylım ateşine tuttular; 2 kişi öldü, 20 kişi yaralandı (8 Ağustos 1978).
    - Gevaş'ın Bahçesaray yaylalarında bir çarpışmada 15 kişi diri diri yakıldı, üç kişi silahla öldürüldü, bir köy ateşe verildi.
    (7 Eylül 1978).
    - Niğde Aksaray'ında bir kişinin tutuklanmasını protesto eden 1500 sağ eğilimli kişinin yaptığı yürüyüş sırasında 3 resmi araç yakıldı, 51 dükkân, işyeri ve parti merkezi tahrip edildi (8 Ekim 1978).
    - Politika gazetesi Yazı işleri müdürü Ali Ihsan Özgür İstan­bul'da işkenceyle öldürüldü (22 Kasım 1978).
    - Karadeniz Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi Dr. Necdet
    - Kahramanmaraş olayları; Ölü sayısı 104, yaralı sayısı 1052 (23-27 Aralık 1978).
    - Abdi İpekçi öldürüldü (Şubat 1979).
    - Mihri Belli vuruldu (Nisan 1979).
    - Prof. Ümit Doğancı vuruldu
    (21 Kasım 1978).
    - Prof. Cavit Tütengil öldürüldü
    (8 Aralık 1978).
    - Politika gazetesi genel yayın müdürü Adem Engin tutuklandı (12 Mart 1980).
    - Muzaffer Erdost tutuklandı (26 Mart 1980).
    - Sadun Aren gözaltına alındı
    (18 Mart 1980).
    - Orta Doğu gazetesi başyazarı İsmail Gerçeköz yaylım ateş so­nucu öldürüldü
    (4 Nisan 1980).
    - Ümit Kaftancıoğlu öldürüldü.
    (1Nisan 1980).
    - Trabzon'da gazeteci Muzaffer Fevzioğlu öldürüldü (15 Nisan 1980).
    - Altı ayın bilançosu: 1069 ölü
    (16 Nisan 1980).
    - Nihat Erim öldürüldü (19 Temmuz 1980).
    - Türkiye Maden-îş Sendikası başkanı Kemal Türkler öldürüldü (22 Temmuz 1980).
    - Demokrat gazetesi muhabiri Recail Ünal boğularak öldürüldü. (22 Temmuz 1980).
    - 14 Kentte 24 kişi öldürüldü
    (1 Ağustos 1980).
    - 3'ü CHP'li, 3'ü MHP'li, 3'ü DİSKLi 19 kişi öldürüldü.

    Böylelikle 12 Eylül darbecileri için meşru bir zemin de oluşmuştur.

    12 EYLÜL DARBESİ ve DİKTA YÖNETİMİ (1980-83): Her zaman olduğu üzere fatura basına çıkmıştır. Tutuklamalar, işkenceler günlük hayatın rutini haline gelmiştir. Bunlardan en meşhurlarından birisi, İlhami Erdost'un işkenceyle öldürülmesidir. Evinden alınıp cezaevine götürülen Erdost'a şiddet henüz askeri araçta başlar. Askerlerin başında bulunan bir astsubay olan Şükrü Bağ, askerleri "analarını ağlatmazsanız, ben sizi ağlatırım," şeklinde uyarıyordu. Bunun sonucunda Erdost ölür, Şükrü Bağ cezalandırılarak 10 yıl hapis yer ama Askeri Yargıtay kararı bozarak serbest kalır.

    Bu dönemde tutuklanmayan veya soruşturma geçirmeyen gazeteci, yazar kalmaz: Oktay Akbal, Yaşar Kemal, Rıza Zelyut, Adalet Ağaoğlu, Asım Bezirci, Tarık Akan, Doğu Perinçek, İlhami Soysal, Fatma Girik, Rauf Tamer, İlhan Selçuk vb. Gazeteler de sık sık keyfi şekilde kapatılmıştır. 1982 Anayasasında düşünce özgürlüğü ile ifade özgürlüğünü iki ayrı unsur olarak gören darbecilerin, uluslararası hukukun tersine bir durum ortaya çıkardıkları belirtilmiş. Buna göre düşüncen kafanda durduğu sürece sorun yok ama bunları ifade etmen halinde bazı sorunlarla karşı karşıya kalabilirsin. Halbuki, ifade edilemeyen düşünce eksiktir, yarımdır. Gel gör ki, bu topraklarda en çok korkulan unsur, düşüncedir, insanların özgürce düşünüp bunları ifade etmesidir. Hiç değişmez.

    TURGUT ÖZAL DÖNEMİ (1983-93): Sözde liberal bir dönem olduğu belirtilmiştir. Özal'ın da basına yaklaşımı ardıllarından farklı olmamıştır. Hatta bir keresinde kendisi, basın mensuplarına açtığı hakaret davalarıyla zenginleştiğini belirterek latife etmiştir. Ayrıca hapishaneler gazeteciler doludur. Yine şiddet bir bir ülkenin aydın isimlerini öldürmekte ve topluma korku saçmaktadır:

    - Demokratik bir düzene geçilmesi için Aydınlar Dilekçesi'ni imzala­yan yüzlerce kişi hakkında soruşturma açıldı
    (22 Mayıs 1984):
    - Prof. Muammer Aksoy evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü
    (31 Ocak 1990):
    - Gazeteci Çetin Emeç otomobilinde uğradığı silahlı saldırı sonucu öl­dürüldü.
    (7 Mart 1990);
    - Gazeteci-Yazar Turan Dursun öldürüldü
    (4 Eylül 1990);
    - Prof. Bahriye Üçok bombalı bir paketin patlamasıyla öldürüldü (6 Ekim 1990);
    - Sabah gazetesi muhabiri İzzet Keser Cizre'de başından vurularak öl­dürüldü
    (23 Mart 1992);
    - Özgür Gündem ve Yeni Ülke gazetelerinin yazarı. Türk-Kürt kar­deşliğinin militanı Musa Anter 74 yaşında Diyarbakır'da sokak ortasında öldürüldü (20 Eylül 1992);
    - Gazeteci-Yazar Uğur Mumcu otomobiline yerleştirilen bir bomba ile öldürüldü
    (24 Ocak 1993);
    - Muzır Yasası bir sansür yasasına dönüştürüldü (6 Mart 1986);
    - Terörle Mücadele Kanunu çıkartıldı
    (11 Nisan 1991);
    - Olağanüstü Hal Bölgelerinde basın özgürlüğünü yok eden kararna­meler yayınlandı (10 Mayıs 1990; 15 Aralık 1990);
    - Yüzlerce gazeteci hakkında dava açıldı, binlerce yıl hapis istendi, sayısız gazete ve dergi yasaklandı, yüzlerce kitap toplatıldı. "Türk Basın ta­rihinin hiçbir döneminde böyle bir gazeteci kıyımı olmamıştır. Abdülhamid döneminin «Basın Rezaletleri» bunların yanında hiç kalır," yorumunu yapar Hıfzı Topuz. Türkiye İnsan Hakları Vakfı da 1990 yılını «Basın İhlalleri Yılı» ilân etti.

    Hıfzı Topuz, öldürülmeden bir ay önce Turan Dursun'la karşılaşmış. Turan Dursun ona şunları demiş: "Sıra bende, dedi, biliyorum beni de öldürecekler. Tehdit mektupları geliyor, ama yapacağım bir şey yok!" Kısa süre sonra da haince katledilir. Bu cinayet basında geniş yer tutar. Bunlardan birisinde Bekir Coşkun şunları der: "Katillerin kimler olduğu belli değil. Ama Türkiye'yi şe­riat düzenine karşı çıkan Atatürkçülerin öldürüldüğü bir ülke haline kim­lerin getirdiği ortada. (Sabah, 7.9.90)"

    Düşünce ve ifade özgürlüğünü, önümüze çıkan küçük büyük her sorunda kısıtlanacak hatta yok edilecek bir şey olarak gördüğümüz sürece, karanlık bir bataklık içinde debelenip duracağız. Ara sıra gözümüze gelen kesik kesik güneş ışınlarına aldanarak doğru yolda olduğumuzu zannettiğimizde biraz daha batacağız. Çünkü hemen ardından güneş kaybolunca bunun faturasını yine insanların düşünmesi ve ifade etmesine bağlayacağız; baskının düzeyini artıracağız. Öyle bir an gelecek ki, insanlar komşularından, iş arkadaşlarından, arkadaşlarından, akrabalarından hatta ailesinden korkar hale gelecek. Bu durum toplumsal bölünmenin temelini oluşturacak. Birbirine yabancılaşmış, birbirini düşman gibi gören en ufak bir olumsuz eleştiri yapanı vatan haini olarak yaftalayan insanlar topluluğu olarak bataklığın dibini boylayacağız. Ama kutsal devletimizin arkasına sığınarak ne kadar büyük fedakarlıklar yaptığımızın övüncünü duyarak vicdanımızı doyuracağız ama böyle yaparak, devletin imkânlarının sağladığı kaymağı yiyenlerin ayaklarının altında sadece bir basamak olmaktan öteye gidemeyeceğiz. Hiçbir sorun üzerine düşünülmeden, fikir üretilmeden, bu farklı fikirler özgürce tartışılmadan çözülemez. Çünkü bir yol haritası hazırlanamaz. İşte biz yüzyıllardır haritası olmadan çıkışı arayan bir insan gibiyiz. Ve malesef daha çok uzun zaman boyunca da böyle olmaya devam edeceğiz. Çünkü biz, eleştiriye kapalı, eleştiri yapılınca anamıza küfrediliyormuş gibi algılayan, sadece pohpohlanmak isteyen, bireysel özgürlüğü anarşi olarak görüp biat kültürüne tüm ruhumuzla teslim olmuş sözüm ona özgür insanlarız. Bizler köle olmaktan memnun olan atalarımızın torunlarıyız. Belki başka devletlere köle olmadık ama biz kutsal devlet ideasının kölesi olmuşuz. Yüzyıllar boyu da bu prangadan kurtulamayacağız.

    Hıfzı Topuz, basın tarihimize altın harflerle adı yazılan, bizim prangalardan sağlayacak insanlardan biri olan Uğur Mumcu hakkında şunları söyler: "Uğur Mumcu Cumhuriyet tarihinin en dürüst, en yürekli, en devrimci gazetecilerinden biriydi. Tüm meslek yaşamı Atatürk ilkelerinin ve laikli­ğin savunulması ve yolsuzlukların üzerine yürümekle geçti. Türkiye'nin tam bağımsızlığından yanaydı, özgürlükçüydü. Devleti ve milleti soyanla­rın baş düşmanı oldu. Yobazların, hırsızların, vurguncuların karşısına di­kildi. Din sömürücüleriyle savaştı, şeriatçıların boy hedefi oldu. Faili meçhul cinayetleri araştırmaktan hiç bıkmadı. Hiçbir partiye ve kişiye bağlanmadı ve ödün vermedi." Ve "Atatürkçüyüm, öyleyse vurun," diyerek dik duran Uğur Mumcu haince katledildi.

    AZİZ NESİN: Son olarak Türk basın tarihine geçmiş bir diğer önemli isim hakkında bir şeyler yazıp bitireceğim. Hıfzı Topuz, "Aziz Nesin Türkiye'nin en üretken yazarıydı," der ve ekler "Yüz kadar kitap ve binlerce dergi ve gazete yazısı yazdı. Kitaplarının baskı sayısı 6 milyona ulaştı. Bunların bazıları 24 dile çevrildi (İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, Arapça, vb). Öyküleri 28 dilde yayınlandı. 9 oyun, 7 anı kitabı, 7 şiir kitabı, 10 roman ve 46 öykü kitabı yazdı."

    1945'te Tan gazetesinde köşe yazarlığı yaparken 30 yaşında, hiç tanınmayan biriydi. Basımevi basıldıktan sonra, Sabahattin Ali'yle birlikte Marko Paşa'yı yayınladı ve adını ülkede herkes duymuş oldu. Öte taraftan Aziz Nesin'in her dönem emniyet şubeye, ordan da mahkemeye gidip geldiğini görüyoruz. Öyle ki, özgürlükler devri olarak adlandırılan 27 Mayıs'tan sonraki dönemde bile ilk tutuklanan isim yine Aziz Nesin olmuş. İlk hapis cezasını ise Amerikan yardımlarını eleştirdiği için almış. 37 insanın yakılarak katledildiği Sivas'taki olaydan şans eseri kurtuldu ama bu olaydan da onu sorumlu tuttular. Yani, "Tam Aziz Nesinlik bir olay." "Türk halkının yüzde 60'ı aptaldır," sözü ise kendisini sevmeyenler tarafından sanki Aziz Nesin'in tüm fikri, cismi bununla sınırlıymış gibi bir kara propaganda için kullanılan bir argüman hâline gelmiş. Aynı ateist olması gibi. Aziz Nesin'in bazı vecizelerine yer verilmiş kitapta. Ben de incelememde yer vermek istedim:

    "Daha önce Türklerin % 60''ı aptaldır demiştim, Kürtlerin de % 80'i aptaldır. Devlet kuramazlar."
    "Toplum olarak zekâmız kıt. Geçen 300 yıl boyunca sadece özel dersane, dolmuş ve gecekonduyu bulmuşuz. Bu ayıbı taşıyor, utanıyorum."
    "Türk halkının en büyük icadı yoğurta su katıp ayran yapmaktır."
    "Hezarfen Ahmet Çelebinin Galata kulesinde uçtuğu yalandır, adam düşmüştür."
    "Türkiye, dünyanın en kötü Anayasasını yapan ve ona kefil olan adama oy verdi.”
    "Uygarlık haritası olsa orada yerimiz yok. Uygar ülkelerin tarihinde yüzlerce bilim adamı var, bizde bin yıllardan beri yok."
    "Ben Türk insanını sevmiyorum, kendi halkımı sevmiyorum, ama o sevmediğim halkın ayrılmaz bir parçasıyım.”

    __________

    ALTIPATLAR

    Sahasındaki son maçta G.birliğini 6-0 yenen GS, Denizli'ye 6'lık tarife uyguladı

    Cimbom Hatay'dan Boupezand'ı istedi.

    Onyekuru bugün İstanbul'da

    PUAN DURUMU:

    1. BEŞİKTAŞ 38
    2. FENERBAHÇE 38
    3. GALATASARAY 36
    4. GAZİANTEP FK 34
    5. HATAYSPOR 31
    6. ALANYASPOR 30
    7. TRABZONSPOR 30
    8. KARAGÜMRÜK 27
    9. YENİ MALATYAPOR 27
    10. GÖZTEPE 25
    11. ANTALYASPOR 25
    12. RİZESPOR 24
    13. SİVASSPOR 23
    14. BAŞAKŞEHİR 23
    15. KONYASPOR 22
    16. KASIMPAŞA 22
    17. KAYSERİSPOR 19
    18. GENÇLERBİRLİĞİ 19
    19. BB ERZURUMSPOR 16
    20. ANKARAGÜCÜ 15
    21. DENİZLİSPOR 15

    __________


    İyi okumalar
  •  
    Veda
    Birçok Türkçünün maddi, manevi yardımıyla çıkmakta olan Orkun, onu idare edenlerin yorgunluğu yüzünden kapanıyor. Bu kararı verenlerin ızdırabı büyüktür. Uzun konuşma, tartışma ve danışmalardan sonra, yapılacak başka bir şey olmadığı için bu neticeye varılmıştır.

    Yurdun her tarafındaki genç Türkçülerin, bu sonuç karşısında duyacakları acıyı düşünmek bizi elem içinde bırakmakta ve bahta lanet etmeğe sevketmektedir.
    Türkçülüğün bayrağını, ilerde yeniden açmak üzere şimdilik kapatıyoruz. Bu bayrağın yeniden açılması, şahıs olarak mutlaka yine bizim idare edeceğimiz bir derginin çıkması manasında anlaşılmamalıdır. Türkçülük bayrağını yükseltenler yoruldukça, yıprandıkça, düştükçe o bayrak, bir adım geriden gelenler tarafından kavranacak ve Türkçülük ordusu, bir çığ gibi büyüyerek hep ileriye, büyük ülküye, Kızıl Elma”ya doğru yürüyecektir.
    Ülküler, milletlerin şuurudur. Ülküsüz millet, şuursuz insan gibidir. Bu memleket yıllarca, hain bir maksatla şuursuz yaşamaya mahkum edildi ve Türk ırkının şuurlu çocukları olan Türkçüler zindanlara takıldı. Hatta onların vatan ve millet haini olduğu ilan edildi. Türkçüler dünyadaki bütün Türklerin mazide olduğu gibi bir devlet halinde birleşmelerini ve Devşirme döküntülerinin yukarı mevkilere geçmemesini istedikleri için bu damgayı yemişlerdi. Bütün insanları Moskova buyruğu amele diktatörlüğü altına almak gibi hayvani ve ahmakça bir maksat ardında koşanlar ve onların yardakçıları mazide birkaç kere gerçekleşmiş olan Türk birliğinin yeniden kurulmasına “hayal” demek ihanetini de gösteriyorlardı. Gazete ve radyolarla bizim vatan haini olduğumuzu ilan eden soysuz soytarıların iç yüzü, Tanrı adaletinin dünyada tecellisiyle pek çabuk anlaşıldı. Hemen hepsi Devşirme döküntüsü olan bu hakiki vatan hainlerinin “vatan” dedikleri şey kendi köşkleriyle rahat ve huzurlarından ibaretti.
    Vatan hainlerinin darbelerine maruz kalan Türkçülük geriledi veya zayıfladı mı? Asla!… Tırpan yiyen otlar gibi daha gür, daha sık gelişti ve yurdun dört bucağına yayılarak bir tarlaya atılan tohumlar gibi filizlenmeye başladı.On iki asır önce yaşamış olan büyük Türk siyasi ve kumandanı Bilge Tonyukuk, ilk Türk tarihi demek olan yazıtında bir milletin başında serserilerin bulunmasını en büyük felaket diye anlatmakta ne kadar haklıdır! 1950”den önce uzun yıllar bu memleketin başında serseriler, hem de yabancı ve hain serseriler hüküm sürdü. Milletin sağlığını, servetini ve ahlakını o serseriler mahvetti. Bir gece içinde bizi Moskof sömürgesi haline getirecek planları o serseriler hazırladı. Fakat onlar bugün, tarihin hiçbir devrinde görülmemiş bir hayasızlıkla milletten, vatandan, hürriyet ve demokrasiden bahsediyorlar.
    Türkçülük, bütün Türklerin tek devlet halinde birleşerek her bakımdan bütün milletlerden ileri ve üstün olması ülküsüdür. Bunun değişmez iki ana unsuru vardır: Irkçılık, Turancılık. Irkçılık ilk önce bir milli savunma vasıtasıdır: Türkelindeki azınlıkların kendi aralarında gizlice yürüttükleri ırk şuuruna karşı bir korunma tedbiridir. Türkiyedeki Selanik Dönmeleri Türkleşmemek için asırlardır gizli tedbirler alırken, hiçbir kültürü ve mazisi olmayan bir takım küçük millet ve cemaatlar soyadı kanununun sarahatine rağmen, kendi soyadlarına kadar saklayıp ırkçılık yaparken, Yahudiler İsrail”in hakiki vatanları olduğunu türlü şekillerle ispat ederken Türkler de hiç şüphesiz devletin hakiki sahibi olarak bazı tedbirler almakta haklıdır.
    Irkçılık aynı zamanda bir hıfzıssıhha meselesidir. Karışmak daima üstün tarafın aleyhine olduğundan üstün bir ırk olan Türk ırkı aşağı ırklarla karıştığı zaman ortaya çıkan melezlerde Türk”ün bazı üstün vasıfları kaybolmakta, aşağı ırkın iptidai vasıflarından bazıları onun yerini tutmaktadır. Birer müspet ilim olan antropoloji ve rasyolojinin ortaya koyduğu bu hakikatlardan siyasi düşüncelerle vazgeçemeyiz. İlim ve hakikat, siyasetin oyuncağı olamaz.
    Irkçılık en nihayet bir tarihi şuur meselesidir. En eski Türk devletlerinden başlıyarak kısa ömürlü cumhuriyet devrinin sonuna kadar gördüğümüz binlerce örnek, devlette mühim mevkilere geçirilen yabancı kanlıların ihanetlerini göstermektedir.
    Bütün bunlara bakarak Türkçüler, ırkçılığı değişmez bir prensip olarak kabul etmişlerdir. Fakat bu ırkçılık, ırkçılığın ne olduğunu bilmiyen veya bilmezlikten gelenlerin ileriye sürdüğü gibi insanları ölçüden ve laboratuvar muayenelerinden geçirerek hangi milliyete mensup olduklarını tayin manasına gelmez. Hemen hemen her ırk başka ırklarla karışmıştır. Bundan bir şey çıkmaz. Çünkü tabiat bir müddet sonra melezliği tasfiye eder. Fakat bir ırk mütemadiyen başka ırklarla karışmakta devam ederse bir zaman sonra, bir daha düzelmemek üzere bozulur.
    Irkçılık tehlikelidir diye bağıranlar dünyadan haberi olmayan bir takım zavallılardır. Dünyanın her yerinde, hatta ırkçılık düşmanlığını kısmen bizim gafillere aşılayan İngiltere ve Amerikada bile mükemmel bir ırkçılık vardır. Amerikalılarla İngilizlerin ırkçılık düşmanı gözükmeleri İkinci Cihan Harbinde Almanların kendi ırklarının üstün olduğunu iddia edip bazı haklı neşriyatla Amerikan ve İngilizlerin karışma yüzünden düştükleri gösterince Anglosaksonlar siyasi rekabet ve kıskançlık sebebinden ırkçılığa düşman kesilmişlerdir. Fakat onların düşman olduğu ırkçılık resmi ve aleni Alman ırkçılığı olup gizli ve örfi Anglosakson ırkçılığı değildir.
    Kunlar ve Gök Türkler çağında saraylarımıza giren Çin prenseslerinin ihanetleri artık bugün popüler bilgi haline gelmiştir. Osmanlılar devrinde Kanuni Sultan Süleyman gibi büyük bir padişahı küçük düşüren hareketler İslav asıllı Hurrem Sultan yüzündendir. Osmanlı tarihinde büyük gözüken bir takım sadrazamların hainliği artık gün gibi aşikar olmuştur. Gedik Ahmet Paşa Maktul İbrahim Paşa, Sokullu gibi büyük sayılan Devşirmelerin iç yüzü ve Devşirmelerden mürekkep Yeniçeri ordusunun haince rolleri gizli kapaklı bir şey değildir. Bütün bu hususları tafsilatiyle öğrenmeleri için Türkçülere, İsmail Hami Danişmend”in “İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi ” adlı büyük eserini mutlaka okumayı tavsiye ederim. Balkan, Cihan ve İstiklal Harblerinin büyük ihanetleri ise herkesin bildiği şeylerdir. Bütün bunlardan sonra İsmet İnönü ve yardakçıları gibi münafık ahmakların ağzına yakışır.
    Irkçılığın aleyhinde bulunanlara şunu sormalı:
    – Kendinizi Çingene ile bir tutar mısınız? Bir Çingene ile evlenir misiniz? Çingene bir gelin veya damat kabul eder misiniz?
    – Evet derlerse mesele yok. Hayır derlerse ırk tefriki yapıyorlar demektir. Onların yalnız Çingenelere karşı yaptığı bu ayırmayı biz başkalarına karşı da yapıyoruz.
    Irkçılık, Anadolu Türklerinin içinde örf olarak yaşamaktır. Köy ve kasabalarda kaç yıl hatta asır önce oraya gelmiş olan bir yabancının bugünkü ailesi hala yabancı sayılmaktadır. Tamamiyle Türkleşen, Türkçeden başka dil bilmiyen ve kendisini başka bir millete mensup saymıyan bu türlü insanlara yabancı gözüyle bakmak Anadolu Türklerindeki kuvvetli ırk şuurunu gösterir. Demokrasinin bir “çoğunluk arzularını tahakkuk sistemi” olduğu unutulmamalıdır.
    Türkçülüğün ikinci unsuru olan Turancılık bütün Türklerin birleşmesi düşüncesidir. Bugün belki 40, belki 50, belki 60 milyon Türk var. Geniş bir vatana yayılmış olan bu Türkler mazide muhteşem rol oynamış, hareketli, kabiliyetli bir millettir. Sebebi her ne olursa olsun başka milletlerin hakimiyeti altına düşmüş olan bu Türkleri bir tek devlet halinde toparlamak düşüncesi kadar haklı ve makul ne olabilir? Dünyadaki bütün milletler, yabancı hakimiyet altında kalmış olan millettaşlarını kurtarmak gayesini güderken Türkler neden aynı dileğin arkasında koşmasın? Yaratılıştan devlet kurucu olan Türkler için bu kadar büyük bir devleti kurup yaşatmak hayal değildir. Tiren, otomobil, uçak, telgraf, telefon ve radyonun olmadığı zamanlarda bile Türkler büyük devletler kurmuş asırlarca yaşatmışlardır.
    Dünyanın bütün Türkleri Türkiye”ye Kabe gibi bakıyor. Türkiye”nin kendilerini birgün kurtaracağı efsanesi, aralarında yaşıyor. Yalnız anayurtta ve zulüm altında yaşıyan Türkler değil, medeni ülkelerde yaşıyan Türkler de buraya hasret çekiyor. Geçen yıl Finlandiya Türklerinden bir genç kızla tanışmıştım. Bermutat gümrük vesairede gördüğü güçlüklere rağmen Türkiye”yi çok sevmişti. Finlandiya”da 1000 kadar Türk yaşadığını, hepsi zengin ve müreffeh olan bu Türklerin kendilerine çok iyi muamele eden dürüst ve asil Fin milletini sevmelerine rağmen buraya gelmek istediklerini, Finlerle katiyen evlenmediklerini, en büyük korkularının Türkçeyi unutmak olduğunu, Fin-Rus savaşında şehit olan altı yedi Türk”ün Finlandiya Türklerinin en seçme ve kültürlü gençleri olduğunu söylemişti.
    Bütün Türkleri kurtarmak milli hakkımızdır. Milli hakkımız olması bile bize karşı duyulan bu büyük sevgiden sonra insani vazifemiz haline gelmiştir. Milletleri büyülten şeyler milli ve insani asil hareketleridir. Zulüm altında inleyen tutsak Türkleri kurtarmak için yapılacak fedakarlıktaki ihtişam o kadar parlaktır ki bu parlaklık, Türklüğün ölmezliğinin senedlerinden biri olacaktır. Hiçbir ülkünün ardında olmayarak, yalnız yiyip içmeyi düşünmek ve yalnız bir gün için yaşamak insanlara hiçbir şeref vermez. Bu kadarını hayvanlar da yapar. İnsanlık, ülkü için ve yarın için yaşamak, bu uğurda fedakarlık etmek ve ölmektir. Ölümden hayvanlar kaçar. İnsan şeref için ve muhteşem saydığı bir gaye için ölmesini bilen yaratıktır.
    Turancılık, bizimle akraba olan milletleri yani Moğol, Mançu ve Koralıları, hatta Finlerle Macarları da birleştirmek ülküsü değildir. Turan kelimesi ilim dilinde bazan Ural-Altay manasında da kullanıldığı için Turancılığın Ural-Altaycılık olduğu zannı da bazan hasıl olmuştur. Fakat hiçbir Türkçü böyle bir gaye gütmemiştir. Bizim Turancılığımız Türk”ün tarihi vatanı olan ve çoğu hala Türklerle meskun bulunan ülkeleri istiklale ve Türkiye ile birliğe kavuşturmaktır. Bu birliğin nasıl olacağı meselesi bizi ilgilendirmez. Çünkü o siyasi bir iştir. Bizim Turancılığımız ve ırkçılığımız yani Türkçülüğümüz ise siyasetin üstünde bir ülkü meselesidir.
    Demek ki Türkçülük bütün Türklerin birleşmesini ve Türklüğün yabancı ırk tesirlerinden korunmasını istiyor. Burada Türkçülüğün millet ve vatan tariflerinin ne olduğu meselesiyle karşılaşırız. Diğer bir tabirle Türk kimdir ve Türklerin vatanı neresidir?Türk, Türk soyundan gelen insandır. Türk soyundan gelince de pek nadir ve arızı bazı istisnalardan sarfı nazar, o insanın Türkçe konuşması ve Türk kültürünü taşıması lazımdır.Türk olduğu halde anadilini kaybetmiş olan Polonya-Litvanya Türklerini, Türkçe bilmiyorlar diye Türklük kadrosundan çıkaramayız. Bunlar kan bakımından da, duygu bakımından da Türk oldukları için günün birinde kendi istekleriyle Türk dili kadrosuna gireceklerdir. Bazan, yabancı ülkede doğup anasını babasını kaybettiği için Türkçeyi unutanlar da vardır. Türk olduğunu bildikçe bu gibileri Türk” tür. Bir felaket yüzünden Türkçeyi kaybedenleri Türklükten çıkarmakla eşittir ki buna kimsenin hakkı yoktur.
    Türklerin bir millet olmak için mazide mukadderat birliğine, tarih birliğine ihtiyaçları yoktur. Türkiye Türkleriyle Türkistan Türkleri uzun zaman ayrı mukadderata malik olmuşlardır. Bundan onların ayrı milletler olduğu manası çıkmaz. Onlar günün birinde yine aynı mukadderata malik tek millet olacaklardır. Anadolu ve Azerbaycan Türkleri de uzun zaman ayrı yaşamışlardır. Fazla olarak Anadolu ile Azerbaycan, Azerbaycanla Türkistan, Türkistanla Anadolu, Türkistanla İdil-Ural, İdil-Ural”la Türkiye (yani İlhanlılarla Altun Ordu) bazan şiddetle çarpışmışlardır. Hele mezhep kavgaları yüzünden Anadolu ve Azerbaycan Türklerinin vuruşmaları pek feci olmuştur. Fakat bütün bunlar Türklerin tek millet olmasına mani değildir. Bugün tek millet olduğunda kimsenin şüphesi olmayan Anadolu Türklerinin vaktiyle Osmanlı-Karaman, Osmanlı-Akkoyunlu halinde birleşmelerine engel olmamışsa, yarın da öteki Türklerle Türkiyenin birleşmesi ve kaynaşması, önüne kimsenin geçemiyeceği tarihi bir zarurettir. Türkler aynı tarihi mukadderata malik değiller gibi görünüyorsa da bir bakımdan aynı tarihi makadderata sahip oldukları da söylenebilir. Çünkü ayrı siyasi parçalar halindeki Türklerden herhangi birinin başına gelen faciadan biraz sonra ötekiler de müteessir olmuştur. Mesela Kazan Hanlığının yıkılışı Türkistanın yıkılışına yol açmış, Kırım”ın çöküşü Türkiye”ye ağır kayıplara mal olmuştur. Bununla beraber Türklerde tarihi mukadderat meselesinin şuurlu bir şekilde mütaala olunduğunu gösteren hadiseler de vardır. Mesela Türkiye, Kırımın kurtarılması için 1786-1791 savaşını yapmış, Sultan Aziz de aynı denemeyi tekrarlamak üzere kuvvetli bir donanma hazırlamıştı. Doğu Türkistandan Çinlileri kovan Atalık Gazi Yakub Beğ Türkiye”yi metbu tanımıştı. Velhasıl bugün Türklerin mukadderatı birdir ve geçen her yıl bu mukadderat birliğini biraz daha kuvvetlendirmektedir. Bundan başka bizim de imza koyduğumuz Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesindeki “milletlerin hür ve müstakil yaşamak hakkı” na Türkler; mazileri, kabiliyetleri, coğrafi ehemmiyetleri ve nüfusları bakımından başka milletlerden daha çok layıktır. Başka milletler koydukları imzanın şerefi için bizim bu hakkımızı kabule mecburdur.
    Milleti yapan unsurlardan birisi de din olduğuna göre Türklerin dini üzerinde de durmaya mecburuz. Hiç şüphe yok ki Türklerin dini Müslümanlıktır. Eski dinimiz olan şamanlıktan da bazı unsurlar alarak bir Türk Müslümanlığı haline gelen bu din on asırdan beri bizim milli dinimiz olmuştur. Bununla beraber Türk olmak için mutlaka Müslüman olmaya lüzum yoktur. Çünkü bugünkü Türkler arasında birkaç yüzbin Şamani, birkaç yüz bin Hırıstiyan ve hatta birkaç bin Musevi Türk(Karayımlar) de vardır. Din ayrılığı yüzünden bunları Türklükten çıkarmaya hakkımız yoktur. Zaten, Hırıstiyan Türkler olan Gagavuzların Türkiye”de yerleşenleri ekseriyetle Müslüman olmuşlardır. Onlar bunu Türklüğün bir lazımesi saydıkları için yapmışlardır. Öyle gözüküyor ki bir Türk birliği gerçekleştiği takdirde bütün bu Şamani ve Hırıstiyan Türkler Müslüman olacaklardır. Onun için şimdiden onları zorlamaya bir mecburiyet yoktur.
    Vaktiyle Türkler arsında bir ayrılık unsuru olan Sünnilik-Şiilik meselesi de artık bahis konusu sayılamaz. Bunların hepsi Müslüman Türktür ve Müslümanlığı anlayıştaki içtihat farkları artık Türkler arasında ikilik doğuramaz.
    Bu Türklerin oturduğu yerler Türk vatanıdır. Türklerin devamlı devlet ve medeniyet kurduğu, Türk hatıraları ile dolu ülkeler yurdumuzdur ve bize aittir. Bu ülkelerin herhangi birinde Türklerin zorla sökülüp atılması bu hakkımızı götürmez. Mesela Kırım Türklerinin yok edilmesi veya Doğu Rumeli vilayeti Türklerinin sürülmesi hiçbir mana ifade etmez. Yahudiler tam bir Arap ülkesi haline gelen Filistinden nasıl Arapları sürerek orada bir Yahudi çoğunluğu yaptılarsa biz de aynı şeyi yaparak bize ait olan toprakları mutlaka Türkleştireceğiz.
    Türkçülüğün değişmeyen tarafı ırkçılığı ile Turancılığı ve bunun neticesinde Türk milleti ve vatanı hususundaki düşünceleridir. Bu iki temelde bütün Türkçüler birleşmiştir. Bunun dışında kalan meseleler; mesela iktisadi, sosyal ve hukuki görüşler Türkçülerin ileride halledecekleri meselelerdir. Bu meseleler üzerindeki Türkçü düşünceler değişebilir. Çünkü zamanla herhangi bir iktisadi veya içtimai düşünce çürütülebilir. Fakat ırkçılık ve Turancılık asla değişmeyecektir. Çünkü bunlar Türklüğün Türklük olması için elzem şartlardır. Tıpkı bir insanın havaya ve yiyeceği olan mutlak ihtiyacı gibi… Bir insanın elbise ihtiyacı yaza, kışa, geceye, gündüze göre değişebilir. Eğlencesi de sinemaya, ava gitmek veya içki içmek şeklinde olabilir. Fakat havaya ve yiyeceğe ihtiyacı hiç bir zaman değişmez. Irkçılıkla Turancılık, Türkçülüğün hava ve gıdasıdır.Türkçülüğün kendisine has bir dünya görüşü vardır. Realist olan Türkçülük “Yaşamak için kavga” kanununun, sonuna kadar devam edeceğine inandığından askerliğe karşı saygı duymakta ve ırkımızın askeri millet olma geleneğini geliştirme amacı gütmektedir. “Artık savaş olmıyacak” gibi uyuşturucu telkinlerin, milli savunmamızı gevşetmesi bakımından aleyhindeyiz. Dünyada savaşı kaldırmak düşüncesi asırlardan beri denenmiş, fakat tutmamıştır. “Roma Barışı” denen sözde barış sisteminin büyük kırgınlarla, askeri hazırlıklarla, zorbalıkla sağlanmış, fakat hiçbir zaman ömürlü olmamış bir sistem olduğu unutulmamalıdır.
    Hakiki askeri faziletlerin diriltilmesi ve ruhlarda kökleşmesi taraftarıyız. Askerlik kalıp işi değil, ruh işidir. Fakat kalıbın da ruha uygun olması şarttır. Bize fenalığı dokunmıyan milletlerin, fikirlerin ve fertlerin dostuyuz. Fakat hayatın yalnız sevgiyle yürüyeceğini sanmanın büyük bir gaflet olduğuna inanıyoruz. Dünyada her şey zıddı ile birlikte vardır. Bundan dolayı sevgiyle birlikte kin de bulunacaktır. Türkçülük bir bakıma göre de “Türkçülük düşmanları düşmanlığı” dır. Irkımıza, devletimize, yurdumuza, mukaddesatımıza, şerefimize fenalık etmiş olan her millete, her dine, her rejime, fikre, cemiyet, ferde düşmanız, “Kinimiz dinimizdir”. Varlığımızı korumak, haklarımızı almak için her zaman çarpışmaya mecburuz. Çarpışmaya mecburuz demek asker olmaya mecburuz demektir. Askerlik çarpışmak bilimidir. Yaşamaya hak kazanma bilimidir. Bu bakımdan tek gerçek bilim odur. Başka her ilim ve fen onun yardımcısıdır.
    Türkçülük “disiplinli millet” taraftarıdır. Disiplinli millet demek fertlerin devlete, devletin de fertlere zarar vermiyeceği karşılıklı hak ve vazifeler sistemini kabul etmiş millet demektir.
    Disiplinli millet tipinde iptidat ve zorbalık olmadığı gibi hürriyet sarhoşluğu da yoktur. Disiplinli milletle milletin ahlak, gelenek, şeref ve arzularına aykırı hiçbir şey yapılamaz. Disiplinli millet hayat telakkisi, mukaddesatı, zevki, bayramı, kederi ve hatta kılığı ve takvimi belli millet demektir. Türkçülük, Türkelinin her bakımdan Türkleşmesi taraftarıdır. Bu sınırlar içinde yabancı bir şey kalmıyacaktır. Kayıtsız şartsız Türk kültürü hakim olacaktır. Bu bakımdan Türkçülüğün kendisine mahsus bir dil, tarih ve alfabe telakkisi vardır. Arınmış ve geliştirilmiş ve Türkçe istiyoruz. Dil kurultayı maskaralıklarının yadigarları temizlenecek, fakat bu arada elde edilmiş bazı müspet sonuçlar saklanacaktır. Bu alfabe Türkçeyi yazmaya ve geliştirmeye elverişli değildir. Buna, Türkçeyi yazmak için gerekli dört beş harf eklenecek, böylelikle Türkçe,bir zenci dili durumuna düşmek talihsizliğinden kurtulacaktır.
    Türkçülüğün tarih tezi eski milletleri ve hele Anadoluda yaşıyanları Türk saymak komedisinden tamamen uzak, bilim çerçevesi içinde milli bir görüştür: Türk tarihi Orta Asya”da Milattan önce 12”nci asıda “Şu” veya “Çu” larla başlıyan bir tarihtir. Bu tarih Mançuryadan Kırıma kadar uzanan bir anayurtta 11”inci Asra kadar sürmüş, 11”inci Asırda Türkiye dediğimiz Anadolu, Suriye, Irak, Azerbaycan ve Horasandan mürekkep ikinci bir anavatan teşekkül etmiştir. Türkçülük bakımından Aksak Temir-Yıldırım Bayazıd kavgası bir kardeş kavgasıdır. Türkçülük bakımından Türkiye tarihi Selçuklu, İlhanlı ve Osmanlı hakimiyetlerinin, şimdi de cumhuriyetin devam ettirdiği tarihtir. Tarihimizin Osmanlı çağı diğer iç ve dış gelişmelerle birlikte Türk ırkının Devşirmelerle iç savaşı şeklinde de mütalaa olunacaktır. Türkçülük Tanzimattan sonraki tarihimizin yeniden tedvin olunarak hakikatların ortaya çıkmasını ve yalancı kahramanların hakiki mevkilerini almasını ister. Türkçülük bütün fantezilerden uzak bir ciddiyet taraftarıdır. Devlet ve millet hayatında, fantezilerin millet aleyhinde olduğuna inanmıştır.
    Türkçülük, Türk ırkının tarihi ananesine dayanarak kadın hususunda hür düşüncelidir ve kadına saygı beslemektedir. Ancak kadının koket derecesine düşmesine de şiddetle aleyhtardır. Kadına saygı beslemek onu erkekle kayıtsız şartsız eşit tutmak manasına gelmez. Tanrının ayrı yarattığı iki cinsi bir tutmak tabiat kanunlarına aykırı bir eksantrikliktir. Kadınların her türlü öğrenimi yapmalarına ve bazı durumlar müstesna, her mesleğe girmesine taraftarız. Fakat aile yapısının korunması bakımından kadının her şeyden önce analık ve zevcelik vazifesini yapmasını isteriz. Türkçülük, memlekette sosyal bir adalet olmasına taraftardır ve hakiki adaletin sosyal olduğu kanısındadır. Millet fertlerini sağlık, geçim ve istikbal bakımından tatmin etmenin milliyetçilik şartlarından olduğu aşikardır. Türkçülüğe göre Moskof bizim barışmaz düşmanımızdır. Bu düşmanlığı tarih, mukadderat ve jeopolitik yaratmıştır. siyasetle ve yalanla bu düşmanlık kaldırılamaz. Onun için Türk ırkının hayatında yürütücü amillerinden biri olarak, zaten saklı bir halde yaşıyan Moskof düşmanlığının milletle beslenmesine taraftarız. Sevgiler gibi düşmanlıklar da milletleri diri ve ayakta tutar. Türk dışişleri bakanları arasıra Moskoflarla dostluk edebilirler. Türk milleti için böyle bir şey düşünmek milli menfaatlar aleyhinde düşünmektir. Moskof bizim ırk düşmanımız olduğuna göre Moskof emperyalizmi olan komümizm de en tehlikeli düşmanımızdır. Komünizm, Moskofluğa mal olmuş bulunduğundan ona taraftarlık vatan ihanetidir. Türkçülük bakımıdan en alçak vatan hainleri olan komünistlerin yok edilmesi şarttır.
    Masonluğu da düşman sayıyoruz. Masonluk, kökü dışarda olan gizli bir cemiyettir ve milliyetçilikle tatmin olunmıyanların başvurduğu Türkçülük düşmanı bir teşekküldür. Başlangıçta Yahudilerin milli menfaatlarını gizli olarak korumak için kurulmuş, zamanla beynelmilel bir hale gelmiştir. Savaş halinde bulunan iki millete mensup Masonların, kendi devletleri aleyhine olsa bile birbirlerine yardım etmek mecburiyetinde olmaları bu zümrenin bütün milliyetçiliklere ve bu arada Türk milliyetçiliğine de düşman olduğunu göstermektedir. Onlar gizlice her yere el atıp orayı ele geçirmeğe çalışmakta ve muvaffak olmaktadır. Bugünkü “Türk Ocağı” nın umumi idaresi ihtiyar Masonların elindedir ve bu yüzden, vaktiyle milliyetçiliğe o kadar hizmet etmiş bulunan bu müessese artık hizmet edememektedir.
    Siyonizm, Yahudi ırkının huzurunu dünya milletlerinin huzursuzluğunda arıyan teşkilatlı bir insanlık düşmanı fikirdir. Kendisini bir devletin milli ülküsü göstermek yolundaki gayreti emperyalist arzularını gizlemek içindir. Birinci Cihan Savaşında, her türlü kılığa girerek Filistin Cephesindeki ordumuzu arkadan vuran ve düşmana casusluk eden Siyonistlerin ortaya koyduğu korkunç hakikat, Türkçüleri bu cereyana karşı da her zaman uyanık ve tedbirli bulunmaya sevketmektedir. Komünizm, Siyonizm ve Masonluk Türkiye”de bir sacayak halinde Türk düşmanlığı yapmaktadır.
    Türkçülük ağır, fakat sağlam bir şekilde ilerliyor. O, mesela Almanya”daki Nasyonal Sosyalizm gibi kısa bir zamanda birdenbire büyüyerek iktidara geçen cereyanlarla ölçülemez. Tedrici şekilde büyümesi sağlam ve gürbüz olacağının teminatıdır.
    Türkiye”de Ali Suavi, Süleyman Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Ziya Gökalp, Dr. Rıza Nur, Dr. Mustafa Hakkı Akansel gibi kalem sahibi Türkçüleri yetiştiren Türkçülük 3 Mayıs 1944 hareketiyle belki de memleketi komünizm tehlikesinden kurtarmıştır. 1944-1945 Irkçılık-Turancılık Davası, Türkçülüğün geçirdiği ilk ve oldukça çetin bir imtihandır.
    Bütün bu çekilen sıkıntılar verimsiz kalmış değildir. Bugün memlekette yer yer görülen Türkçü kıpırdanışlar ve davranışlar o çetin imtihanın sonuçlarıdır. Türkçüler birleşmek lüzumunu duyarak ayrı ayrı kurdukları dernekleri kaldırmışlar ve “Türk Milliyetçiler Derneği” adı altında tek teşkilat haline gelmişlerdir. Bugün memlekette 40 kadar şubesi bulunan bu dernek daha çok gençleri toplamakta ve Türkiye”ye şamil yeni bir Türkçü kaynaşmaya sebep olmaktadır. Bu teşkilatın yayılması ve kuvvetlenmesinde Orkun”un epey hizmeti vardır.
    Türkçülük şimdi gayri siyasidir ve daha bir müddet öyle kalması hayırlıdır. Şimdi bütün genç Türkçülere düşen vazife her şehir, kasaba ve kabilse köyde derneğin şubesini kurarak faaliyete geçmek ve Ankara”daki Genel Merkeze sıkı bir şekilde bağlanmaktır. El ve gönül birliğiyle çalışılırsa çok şeyler yapılabilir. Orkun 68 sayılık neşriyatı ile şimdiye kadar çıkmış olan Türkçü imzanın tanınmasına hizmet etmiştir. İstediğimiz kadar kuvvetli değildi. Fakat yine de bir şeydi. Orkun”da yarım kalan 1944-1945 Irkçılık-Turancılık Davası tefrikası ilerde kitap halinde basılacaktır.
    Türkçülük fikir halinden teşkilat haline girerken, teşkilatı idare edenler sıkı durmaya ve uyanık bulunmaya mecburdur. Türkçülüğün soysuzlaşmaması için teşkilata girecek olanlar üzerinde titiz davranmak, aksıyanları merhametsizce atmak vazifeleridir. Türkçülüğü gösteriş vasıtası diye kullanan, fakat er meydanında kahpeleşenleri biz 1944-1945 Davasında bizzat gördük. Bir iman ve irade işi olan Türkçülüğün içinde imanı zayıf, karakteri çürük olanların işi yoktur. Türkçülük kemiyet değil, keyfiyet işidir. Az fakat öz kimselerden mürekkep bir Türkçü teşkilat sıkı bir disiplin altında çalışmak şartıyla ırkımızı terakkinin doruğuna ulaştırabilir.
    Bir veda yazısı olan bu makaleyi bitirirken genç Türkçülere bazı tavsiyelerde bulunmak isterim:
    Bugünkü şartlar içinde Türkçülerin yapacağı hareketlerin başında hepsinin, kendi meslek alanında çalışarak yükselmesi gelir. Her Türkçü kendi mesleğinin en yüksek derecesine veya rütbesine erişebilmek için ciddi ve sistemli şekilde çalışmalıdır. Başarı gösteremiyenler bezginliğe kapılmamalı, gerekirse meslek değişmeli, kendilerinden ümit kesenler arkadaşının yükselmesine yardım etmelidir. Yükselmeğe çalışmakta takip olunacak yol, Masonların başvurduğu gibi birbirlerini haklı haksız destekliyerek layık olmadığı yere yükselmek gibi şerefsizce bir yol değildir. Ehliyet göstererek yürümenin şerefli yoludur.
    Her mesleğin faydası ve ehemmiyeti olmakla beraber Türkçüler bilhassa Harb Okuluna, Mülkiyeye ve öğretmen okullarına girmelidir. Öğretmenlerin öğrencilere yapacakları milliyetçilik telkini ile memleketin geleceğine nasıl hakim olduklarını söylemeğe lüzum yoktur. Subaylar da kısmen öğretmendir. Bundan başka bizim yurdumuzda milli mukadderate hakim olan en mühim zümre subay sınıfıdır. Mülkiyeden çıkarak kazaların, vilayetlerin başına geçmek Türkçüler için mühim bir hizmet fırsatıdır.
    Türkçülerin düşüneceği ikinci bir mesele bir aile kurarak memlekete gürbüz ve Türkçü çocuklar yetiştirmek olmalıdır. Bunu anlıyarak genç yaşında evlenen ve çok çocuk yetiştiren Türkçülerin epey fazla oluşu ümit verecek, iç açacak bir vakadır. Daima çok çocuk ve gürbüz çocuk yetiştirmek prensibinin ehemmiyeti üzerinde uzun uzun konuşmaya luzum yoktur. Türkçüler evlenecekleri kızın sağlık ve ırk durumuna ve bu hususta aşka esir olmamaya dikkat etmelidir. Bu türlü ihmallerin kısa ömürlü evlenmelere yol açtığı örnekleriyle sabittir.
    Türkçüler teşkilatlanmalı, bunun için de daima Milliyetçiler Derneğini takviye etmelidir. Bu teşkilatta geçimsizlik göstermemeli, benlik davası gütmemelidir. Hür Türkçü kendi çevresini ikaz ve irşad etmeğe çalışmalıdır. Bulunduğu şartlar içinde nasıl bir Türkçülük yapacağını kestirmek o Türkçünün zekasına ve kabiliyetlerine aittir. Lüzum olursa Türk Milliyetçiler Derneğinin merkezlerinden sormalı, soramazsa vicdanına danışarak hareket etmelidir. Yanlışlar samimiyetle itiraf olunmalı, bir daha yapmamaya çalışılmalıdır. Genç Türkçülerin çoğunda bir milli kültür eksikliği bulunduğu gözden kaçacak gibi değildir. İmla yanlışları ve ifade bozuklukları bunu açıkça gösteriyor. Bu eksiklerin giderilmesine uğraşmak lazımdır. Milli kültürü zenginleştirecek eserleri okumak, hatta kabilse eski harfleri öğrenmek zaruridir. Eski harflerle yazılmış eserler hala büyük bir hazine halinde kapalı olarak durmaktadır. En mühim bir cihet de Türkçülerin kendi aralarında bir veya birkaç sandık kurmalarıdır. Gayet az paraların birikmesiyle başlıyacak olan bu sandıkların ilerde akla, hayale gelmez faydalar sağlaması muhtemeldir. Damlaya damlaya göl olduğu unutulmamalıdır. Bu sandıklar Türkçüleri mali güçlüklerden koruyacağı gibi Türkçü yayınlara da yol açar.
    Bu tavsiyelerimin hepsi ehemmiyetsiz şeylerdir. Fakat zamanla bunlardan mühim sonuçlar doğması beklenebilir. Orkun kapanırken onun çıkmasını ve yaşamasını sağlayan ülküdaşlarımıza teşekkür ederiz. Genç subaylardan liseli ve ortaokullu ülküdaşlara kadar bütün Türkçülerin gönülleri ve fikirleri aşağı yukarı bir buçuk yıl Orkun üzerinde birleşti. Orkun kuvvetli veya zayıf, her ne olursa olsun, biz, yani Türkçüler demek ki bu kadarmışız.
    Fakat ümitlerimiz kırık değildir. Uğrunda çalışanlar, ızdırap çekenler, ölenler bulundukça Türkçülük mutlaka muzaffer olacaktır. Yabancı hakimiyetler altında kırılan, sürülen milyonlarca ırkdaşımızın bulunması bize vazifemizin büyüklüğünü ve şerefini hatırlatsın. Zevk ve sefa içinde yaşamak, içkiyle dünyayı hoş görerek zevk kadınlarıyla mest olmak, şehvet içinde kendinden geçmek de vardır. İstiyen onu, istiyen berikini tercih eder. Hayat ve ölüm… Bunların ikisi de güzeldir. Fakat esas ve ebedi olan ölümdür. Öteki bir rüya kadar geçici ve aldatıcıdır. Büyük ve esrarlı kainatın sinesinde yatmak… İşte bizim nasibimiz budur. Bu nasibimizi almadan önceki kısa rüya aleminde kendimizi ölüm kadar ebedi bir fikre vermek ve o fikir uğrunda harcamak gibi yüksek bir ülküye kaptırmaktan şerefli ne olabilir? Bu ölüm bizi gayemize, Tanrı Dağında bekliyen ecdat ruhlarına ve bizzat Tanrıya kavuşturacak şanlı ve güzel bir ölümdür. Bu ölümün güzelliği ile içki ve şehvet içindeki hayatın çirkinliğini düşünmek hakikatı anlamaya da yardım edecektir.
    Ülkü yolunda ölenlerin, ebedi karanlık içinde kaybolurken hafızalarda bir ışık gibi parlamaları güzel, fakat hafızalardan ve gönüllerden de uzakta bulunarak karanlıkta bir olmaları ondan daha güzeldir. Yaşamak sadece kısa bir an yaşamaktır. Ölüm ise kainatın ebediliğinde, hatıralarda ve gönüllerde asırlarca yaşamak, yahut hatıralardan ve gönüllerden de silinmekten sonra sonsuzlukta sonuna kadar yaşamakta devam etmektir. Yaşamak hakkından vazgeçmek ne kadar güzel, hatırlanmadan, gönüllerden silinerek, unutularak yaşamak ondan da ne kadar güzeldir. Her fedakarlık muhteşemdir. Fakat eserine imza koymamak, ülkü uğruna ad bırakmadan silinmek her şeyden daha muhteşemdir.
    Birleşmiş Milletler ideali uğrunda Kora”da şehitler vermek güzel bir şey, fakat Türkleri birleşmiş görmek için Kafkasyada, Azerbaycanda, Türkistanda, Altayda can harcamak şaheser bir şeydir. Türkçülük din gibi derin, tasavvuf gibi mistik bir sistemdir. Ondaki ihtişamı ve bu uğurda ölmekteki ululuğu ancak ruhunda istidat olanlar duyabilir.
    Türkçüler! Sıkı saflar halinde birleşerek ve başka her düşünceyi geride bırakarak, ateş yağmuru altında döküle döküle, fakat bir an durmadan Moskofa karşı Köprüköy taarruzunu yapan Türk alayı gibi ülküye doğru ilerleyiniz. Bu ilerleme sırasında düşenlere bakmak için bile bir an kaybetmeyiniz.
    Tanrı Türkü Korusun!

    Nihal ATSIZ, Orkun Dergisi, 18 Ocak 1952, Sayı: 68
  • 1917 Sovyet Devrimi Cilt 1 Gorki vd. Evrensel Basım Yayın.pdf 5,5 MB Kütüphane 1
    1917 Sovyet Devrimi Cilt 2 Gorki vd. Evrensel Basım Yayın.pdf 5,7 MB Kütüphane 1
    3. Enternasyonal'de Faşizm Üzerine Tartışmalar Belgeler I Dönüşüm Yayınları.pdf 4,1 MB Kütüphane 1
    3. Enternasyonal'de Faşizm Üzerine Tartışmalar Belgeler II Dönüşüm Yayınları.pdf 5,2 MB Kütüphane 1
    A. Faik Bercavi Nazım'la 1933-1938 Yılları Cem Yayınları.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    A. J. Racy Arap Dünyasında Müzik Ayrıntı Yayınları.pdf 6,8 MB Kütüphane 1
    A. Kadir 1938 Harp Okulu Olayı ve Nazım Hikmet.pdf 3 MB Kütüphane 1
    A. Kadir Dünya Halk ve Demokrasi Şiirleri I Yayınevi Yok.pdf 3,1 MB Kütüphane 1
    A. Kadir Dünya Halk ve Demokrasi Şiirleri II Yayınevi Yok.pdf 3 MB Kütüphane 1
    A. Kadir Dünya Halk ve Demokrasi Şiirleri III Yayınevi Yok.pdf 5 MB Kütüphane 1
    A. Kadir Konuksever Caddeye Uzak Öyküler Agora Kitaplığı.pdf 1,3 MB Kütüphane 1
    A. S. Losovsky Sendikalar Üzerine I İnter Yayınları.pdf 6,7 MB Kütüphane 1
    A. S. Losovsky Sendikalar Üzerine II İnter Yayınları.pdf 14,7 MB Kütüphane 1
    A. S. Losovsky Sendikalar Üzerine III İnter Yayınları.pdf 8,3 MB Kütüphane 1
    A. Serafimoviç Demir Tufanı Yar Yayınları.pdf 5,3 MB Kütüphane 1
    A. Y. Badeyev Çarlık Dumasında Bolşevikler Evrensel Basım Yayın.pdf 7,5 MB Kütüphane 1
    Abdullah Baştürk Yargı Önünde Savunma Çağdaş Yayınları 178-179.sy. eksik.pdf 13,9 MB Kütüphane 1
    Abdullah Baştürk Yargı Önünde Savunma Çağdaş Yayınları.pdf 13,9 MB Kütüphane 1
    Abidin Dino Kültür Sanat ve Politika Üzerine Yazılar Adam Yayınları.pdf 12,1 MB Kütüphane 1
    Abraham Moles Belirsizin Bilimleri YKY Cogito.pdf 8,6 MB Kütüphane 1
    Adelheid Popp Bir Kadın İşçinin Gençliği Evrensel Basım Yayın.pdf 6,4 MB Kütüphane 1
    Adnan Binyazar Ağıt Toplumu May Yayınları.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Adnan Yücel Acıya Kurşun İşlemez Yurt Yayınları.pdf 696 KB Kütüphane 1
    Adnan Yücel Ateşin ve Güneşin Çocukları Yurt Yayınları.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    Adnan Yücel Bir Özlem Bir Türkü Yurt Yayınları.pdf 620 KB Kütüphane 1
    Adnan Yücel Rüzgarla Bir Yurt Yayınları.pdf 620 KB Kütüphane 1
    Adnan Yücel Soframda Kaval Sesi Yurt Yayınları.pdf 724 KB Kütüphane 1
    Adnan Yücel Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek Yurt Yayınları.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Adnan Yücel Çukurova Çeşitlemesi Yurt Yayınları.pdf 906 KB Kütüphane 1
    Adnan Özyalçıner Garip Nasıl Okuyacak Köyün Çocuğu Yayınları.pdf 2,2 MB Kütüphane 1
    Adorno Rüya Kayıtları YKY Cogito.pdf 1,3 MB Kütüphane 1
    Adorno Walter Benjamin Üzerine YKY Cogito.pdf 2,2 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Ahlaksızlık Üzerine Bulut Yayınları.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Aşkın Diyalektiği Bulut Yayınları.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Demokrasi Bilinci Bulut Yayınları.pdf 4,3 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Descartes Felsefesine Giriş Bulut Yayınları.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Descartes Kitaş Yayınları.pdf 9,4 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Düşünce Tarihi 1 Bulut Yayınları.pdf 7,7 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Düşünce Tarihi 2 Bulut Yayınları.pdf 6,8 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Düşünce Tarihi 3 Bulut Yayınları.pdf 6,2 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Estetik 1 Bulut Yayınları.pdf 3,1 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Estetik 2 Bulut Yayınları.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Estetik Anlam ve Yorum Bulut Yayınları.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Felsefe Bir Sevinçtir Bulut Yayınları.pdf 8,9 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Felsefe Sözlüğü Bulut Yayınları.pdf 16,2 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Felsefeden Estetiğe Hayal Yayınları.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Felsefeye Giriş Bulut Yayınları.pdf 2,9 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Gece Gelen Eski Dost Yazko Yayınları.pdf 2,1 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Gençler İçin Felsefe Tarihi Bulut Yayınları.pdf 7,4 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Geç Zaman Tutkuları Bulut Yayınları.pdf 4,5 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Kıyılar Durunca Yazko Yayınları.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Nazım Hikmet'in Şiiri Alaz Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Sorularla Estetik El Kitabı 3 Bulut Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Afşar Timuçin Ölesiye Sevmek 3 Bulut Yayınları.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Agop J. Hacikyan Kader Ağlarını Örerken Pencere Yayınları.pdf 11,8 MB Kütüphane 1
    Agop J. Hacikyan-Jean-Yves Soucy Güneş O Yaz Hiç Doğmadı Pencere Yayınları.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Ahmet Angın Küba İhtilali Akşam Kitap Kulüp.pdf 4,5 MB Kütüphane 1
    Ahmet Arslan İlkçağ Felsefe Tarihi 1 Sokrates Öncesi Yunan Felsefesi İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Ahmet Arslan İlkçağ Felsefe Tarihi 2 Sofistlerden Platon'a İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Ahmet Arslan İlkçağ Felsefe Tarihi 3 Aristoteles İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.pdf 2,8 MB Kütüphane 1
    Ahmet Arslan İlkçağ Felsefe Tarihi 4 Helenistlik Dönem Felsefesi Epikurosçular Stoacılar Septikler İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Ahmet Arslan İlkçağ Felsefe Tarihi 5 Plotinos Yeni Platonculuk Erken Dönem Hristiyan Felsefesi İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.pdf 3,5 MB Kütüphane 1
    Ahmet Arslan İslam Felsefesi Üzerine Vadi Yayınları.pdf 10,9 MB Kütüphane 1
    Ahmet Cevizci Felsefe Sözlüğü Paradigma Yayınları.pdf 24,5 MB Kütüphane 1
    Ahmet Makal Türkiye'de Tek Partili Dönemde Çalışma İlişkileri 1920-1946 İmge Yayınları sy. 250-251-392-393 eksik.pdf 17 MB Kütüphane 1
    Ahmet Say Ağaçlar Çiçekteydi Evrensel Basım Yayın.pdf 6,2 MB Kütüphane 1
    Ahmet Turan Yüksel İhtirastan İktidara Kerbelâ Emevî Valisi Ubeydullah b. Ziyâd Döneminin Anatomisi Yediveren Yayınları.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Ahmet Turan Yüksel İslâm'ın İlk Döneminde Ticârî Hayat Beyan Yayınları.pdf 1,2 MB Kütüphane 1
    Ahmet Yaşar Ocak Alevi ve Bektaşi İnançlarının İslam Öncesi Temelleri İletişim Yayınları.pdf 7,5 MB Kütüphane 1
    Ahmet Yaşar Ocak Babailer İsyanı (Aleviliğin Tarihsel Altyapısı Yahut Anadolu'da İslam-Türk Heterodoksisinin Teşekkülü) Dergah Yayınları.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Ahmet Yaşar Ocak Osmanlı Toplumunda Zındıklar ve Mülhidler 15.-17. Yüzyıllar Tarih Vakfı Yurt Yayınları.pdf 10,5 MB Kütüphane 1
    Ahmet Yaşar Ocak Osmanlı İmparatorluğunda Marjinal Sufilik Kalenderiler TTK Yayınları.pdf 10,3 MB Kütüphane 1
    Ahmet Yaşar Ocak Sarı Saltık Popüler İslâmın Balkanlar'daki Destanî Öncüsü TTK Yayınları.pdf 591 KB Kütüphane 1
    Ahmet Yaşar Ocak Türk Sufiliğine Bakışlar İletişim Yayınları.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Ahmet Yaşar Ocak Türkler Türkiye ve İslam İletişim Yayınları.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Ahmet Yaşar Ocak vd. Yunus Emre Kültür Bakanlığı Yayınları.pdf 5,6 MB Kütüphane 1
    Ahmet Yıldız Sevdim Seni Matematik Alfa Yayınları.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Ahmet İnam Düşten Düşünceye İmge Yayınları.pdf 5,7 MB Kütüphane 1
    Akira Kurosawa Kurbağa Yağı Satıcısı Agora Kitaplığı.pdf 6,8 MB Kütüphane 1
    Alaattin Bilgi Karl Marks Kapital Özet ve Kılavuz Yurt Yayınları.pdf 11,4 MB Kütüphane 1
    Alaattin Bilgi Marks-Engels Ekonomi Politik Sözlüğü Yurt Yayınları.pdf 4,4 MB Kütüphane 1
    Alaeddin Şenel Kemirgenlerden Sömürgenlere İnsanlık Tarihi İmge Yayınları.pdf 16,1 MB Kütüphane 1
    Alain Badiou Anti-Semitizm Üzerine Encore Yayınları.pdf 2,1 MB Kütüphane 1
    Alain Badiou Başka Bir Estetik Metis Yayınları.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Alain Badiou Direnişi Düşünmek 2013 Taksim Gezi Olayları Monokl Yayınları.pdf 6,3 MB Kütüphane 1
    Alain Badiou Etik Metis Yayınları.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Alain Badiou Komünist Hipotez Encore Yayınları.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Alain Badiou Sonsuz Düşünce Metis Yayınları.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Alain Badiou Tarihin Uyanışı Monokl Yayınları.pdf 1,1 MB Kütüphane 1
    Alain Badiou-Nicolas Truong Aşka Övgü Can Yayınları.pdf 1,2 MB Kütüphane 1
    Alain Badiou-Slavoj Zizek Komünizm Fikri Metis Yayınları.pdf 7,6 MB Kütüphane 1
    Alan Lightman Yıldızların Zamanı Tübitak Yayınları.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    Alan Woods-Ted Grant Aklın İsyanı.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Albert Einstein-Harold J. Laski Niçin Sosyalizm Çağımız Yayınları.pdf 759 KB Kütüphane 1
    Albert Hourani Arap Halkları Tarihi İletişim Yayınları.pdf 17 MB Kütüphane 1
    Albert Steer Che'nin Mirası Belge Yayınları.pdf 5,7 MB Kütüphane 1
    Alberto Manguel-Gıanni Guadalupi Hayali Yerler Sözlüğü Cilt 1 YKY 94-95. sy eksik.pdf 16,9 MB Kütüphane 1
    Alberto Manguel-Gıanni Guadalupi Hayali Yerler Sözlüğü Cilt 2 YKY.pdf 26,4 MB Kütüphane 1
    Albertus Bobovius Topkapı Sarayı'nda Yaşam Kitapevi Yayınları.pdf 4,1 MB Kütüphane 1
    Aleksandr Bogdanov Kızıl Yıldız Yordam Kitap.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Aleksandr Fevralski Nazımdan Anılar Cem Yayınevi.pdf 2,4 MB Kütüphane 1
    Alex Callinicos Marx'ın Devrimci Fikirleri Anti Kapitalist Yayınları.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    Alex La Guma Güney Afrika Kurtuluş Mücadelesi Yöntem Yayınları.pdf 2,8 MB Kütüphane 1
    Alexander Rabinowitch Bolşevikler İktidara Geliyor Yordam Kitap.pdf 4,9 MB Kütüphane 1
    Alexander Rabinowitch Devrime Doğru Yordam Kitap.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Alexander Serafimoviç Demir Tufanı Yar Yayınları.pdf 4,1 MB Kütüphane 1
    Alfredo Saad-Filho Marx'ın Değeri Yordam Kitap 38-46-50-52-54-56-64-162.sy. değiştirilmesi gerekiyor.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Ali Abdihoca Halkız Biz Ölmeyiz Oda Yayınları.pdf 13,2 MB Kütüphane 1
    Ali Akyıldız Osmanlı Bürokrasisi ve Modernleşme İletişim Yayınları.pdf 4,4 MB Kütüphane 1
    Ali Artun Sanat Emeği İletişim Yayınları.pdf 4,2 MB Kütüphane 1
    Ali Demirsoy Evrenin Çocukları (Yaratılışın Öyküsü) Metaksan Yayınları.pdf 5,2 MB Kütüphane 1
    Ali Püsküllüoğlu Yaşar Kemal Sözlüğü Görsel Yayınları.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Alice Munro Nefret Arkadaşlık Flört Aşk Evlilik Can Yayınları.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Alice Munro Çocuklar Kalıyor Can Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Amado Guerrero Filipinlerde Halk Savaşı ve Toprak Devrimi Kava Yayınları.pdf 5 MB Kütüphane 1
    Amilaa Buturoviç-İrvin Cemil Schick Osmanlı Döneminde Balkan Kadınları İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.pdf 17,1 MB Kütüphane 1
    An Duk Şafakta Kazandık Zaferi Oda Yayınları.pdf 4,5 MB Kütüphane 1
    Anahide Ter Minassian Ermeni Kültürü ve Modernleşme Aras Yayınları.pdf 5,7 MB Kütüphane 1
    Andre Bonnard Antik Yunan Uygarlığı 1 (İlyada'dan Parthenon'a) Evrensel Basım Yayın.pdf 7,6 MB Kütüphane 1
    Andre Bonnard Antik Yunan Uygarlığı 2 (Antigone'den Sokrates'e) Evrensel Basım Yayın.pdf 8,9 MB Kütüphane 1
    Andre Bonnard Antik Yunan Uygarlığı 3 (Euripides'ten İskenderiye'ye) Evrensel Basım Yayın.pdf 11,1 MB Kütüphane 1
    Andre Ribard İnsanlığın Tarihi II May Yayınları.pdf 16,4 MB Kütüphane 1
    Andre Ribard İnsanlığın Tarihi May Yayınları.pdf 13,4 MB Kütüphane 1
    Andre de Richaud Acı Kavram Yayınları.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Angela Davis Eğer Şafakta Gelirlerse Agora Kitaplığı.pdf 4 MB Kütüphane 1
    Angela Davis Kadınlar Irk ve Sınıf Sosyalist Yayınları.pdf 9,5 MB Kütüphane 1
    Anh Duc Özgürlük İçin Savaştık Oda Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Anna Kavan Buz YKY.pdf 1,5 MB Kütüphane 1
    Anna Seghers Yoldaşlar Sosyalist Yayınları.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Annelies Laschitza Rosa Luxemburg Her Şeye Rağmen Tutkuyla Yaşamak Yordam Kitap.pdf 12,2 MB Kütüphane 1
    Ant Sosyalist Teori ve Eylem Dergisi Sayı 01 Mayıs 1970 68-69. sy. eksik.pdf 15,4 MB Kütüphane 1
    Ant Sosyalist Teori ve Eylem Dergisi Sayı 02 Haziran 1970.pdf 21,4 MB Kütüphane 1
    Antal Szerb Dünya Yazın Tarihi Dost Yayınları.pdf 14,3 MB Kütüphane 1
    Anthony Arnove Irak'tan Çekilmenin Mantığı Agora Kitaplığı.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Anton Makarenko Yaşam Yolu 1 Payel Yayınları 14-15-52-53.sy. eksik.pdf 15,1 MB Kütüphane 1
    Antonina Sverçevskaya Nazım Hikmet ve Tiyatrosu Cem Yayınevi.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Antonio Gramsci İtalyada İşçi Konseyleri Deneyimi Belge Yayınları.pdf 4,1 MB Kütüphane 1
    Arthur Rosenberg Bolşevizm Tarihi E Yayınları.pdf 5,5 MB Kütüphane 1
    Asef Bayat Ortadoğu'da Maduniyet İletişim Yayınları.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Aslı Erdoğan Kabuk Adam Everest Yayınları.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Aslı Zengin İktidarın Mahremiyeti Metis Yayınları.pdf 3,5 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Abdülhak Hamit Evrensel Basım Yayın.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Güle Dil Verenler Evrensel Basım Yayın.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Metin Eloğlu Güney Yayınları.pdf 1,5 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Nazım Hikmet Evrensel Basım Yayın.pdf 6,3 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Nazım Hikmet ve Seçme Şiirler A Yayınları.pdf 23,8 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Nurullah Ataç Evrensel Basım Yayın.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Orhan Kemal Tekin Yayınları.pdf 5,7 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Orhan Veli Oluş Yayınları.pdf 3,1 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Rıfat Ilgaz Çınar Yayınları.pdf 9,6 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Sabahattin Ali Evrensel Basım Yayın.pdf 6,6 MB Kütüphane 1
    Asım Bezirci Temele Gül Dikenler Evrensel Basım Yayın.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    August Thalheimer Diyalektik Materyalizme Giriş Yordam Kitap.pdf 1,2 MB Kütüphane 1
    Aynur İlyasoğlu Örtülü Kimlik Metis Yayınları.pdf 3,5 MB Kütüphane 1
    Aysel Özakın Alnında Mavi Kuşlar Yordam Kitap.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Aysel Özakın Genç Kız ve Ölüm Yazko Yayınları.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    Aysel Özakın Gurbet Yavrum E Yayınları.pdf 8,4 MB Kütüphane 1
    Aysel Özakın Kanal Boyu Yazko Yayınları.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Ayşe Buğra Devlet-Piyasa Karşıtlığının Ötesinde İhtiyaçlar ve Tüketim Üzerine Yazılar İletişim Yayınları.pdf 5,4 MB Kütüphane 1
    Ayşe Buğra Türkiyede Yeni Kapitalizm İletişim Yayınları.pdf 5,3 MB Kütüphane 1
    Ayşe Gül Altınay-Yeşim Arat Türkiye'de Kadına Yönelik Şiddet Kamer Vakfı Yayınları.pdf 6,4 MB Kütüphane 1
    Ayşe Saraçgil Bukalemun Erkek İletişim Yayınları.pdf 10,7 MB Kütüphane 1
    Aziz Tunç Maraş 78 Beni Sen Öldür Fırat Yayınları.pdf 11,4 MB Kütüphane 1
    B. B. Calhoun Ayak İzlerinin Esrarı Tübitak Yayınları.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    B. B. Calhoun Geçmişin Anahtarı Tübitak Yayınları.pdf 3 MB Kütüphane 1
    B. B. Calhoun Kaybolan İpucu Tübitak Yayınları.pdf 2,9 MB Kütüphane 1
    B. B. Calhoun Küllerin Altındaki Sır Tübitak Yayınları.pdf 3,1 MB Kütüphane 1
    Balaban Şair Baba ve Damdakiler Cem Yayınevi.pdf 13 MB Kütüphane 1
    Barbara Jelavich Balkan Tarihi 1 Küre Yayınları.pdf 9 MB Kütüphane 1
    Barbara Jelavich Balkan Tarihi 2 Küre Yayınları.pdf 15 MB Kütüphane 1
    Barış Parkan Marks Say Yayınları.pdf 8,4 MB Kütüphane 1
    Baskın Oran Kenan Evren'in Yazılmamış Anıları Bilgi Yayınevi.pdf 14,6 MB Kütüphane 1
    Behzat Ay Sürgün Tekin Yayınevi.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    Behçet Aysan Düello Kırmızı Yayınları.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Alman Ekmeği Cem Yayınevi.pdf 833 KB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Beyaz Türkü Cem Yayınevi.pdf 754 KB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Demir Bebek Cem Yayınevi.pdf 928 KB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Dünyadan Bir Atlı Geçti Cem Yayınevi.pdf 744 KB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Evlilik Şirketi Cem Yayınevi.pdf 1,2 MB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Halkalı Köle Yazko Yayınları.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Harran Cem Yayınevi.pdf 757 KB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Kara Vagon May Yayınları.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Kaçakçı Şahan Cem Yayınevi.pdf 745 KB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Mahşerin İnsanları Yazko Yayınları.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız Yaman Göç Yazko Yayınları.pdf 1,2 MB Kütüphane 1
    Bekir Yıldız İnsan Posası Güneydoğu Zindanı Cem Yayınevi.pdf 1,1 MB Kütüphane 1
    Belleten Sayı 001 Cilt I Yıl 1937 II. Kanun.pdf 46,6 MB Kütüphane 1
    Ben Fine-Alfredo Saad-Filho Marx'ın Kapital'i Yordam Kitap.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    Berat Günçıkan Devletin Şiddet Tarihi (Cumhuriyetin Kuruluşundan AKP İktidarına) Agora Kitaplığı.pdf 5,9 MB Kütüphane 1
    Berna Moran Edebiyat Kuramları ve Eleştiri Cem Yayınevi.pdf 9,6 MB Kütüphane 1
    Berrin Taş Cehennem Şiirleri İnsancıl Yayınları.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Bertell Ollman Yabancılaşma Yordam Kitap.pdf 4,4 MB Kütüphane 1
    Bertold Brecht 3 Reichin Korku ve Sefaleti Pdf değil.pdf 618 KB Kütüphane 1
    Bertrand Russell Aylaklığa Övgü Cem Yayınevi.pdf 4 MB Kütüphane 1
    Bilgesu Erenus Kazı Broy Yayınları.pdf 4,6 MB Kütüphane 1
    Bir Eylem Felsefesi Evrensel Basım Yayınları.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Bob Avakıan TümTanrılardan Kurtulun El Yayınları.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Boris Nicolaievsky-Otto Maenchen-Helfen İnsan ve Savaşçı Karl Marks Akademi Yayınları.pdf 9,7 MB Kütüphane 1
    Boris Suçkov Gerçekliğin Tarihi Adam Yayınları.pdf 8 MB Kütüphane 1
    Boris Vasilyev Sakindi Oranın Şafakları Evrensel Basım Yayın.pdf 2,1 MB Kütüphane 1
    Borisoviç Lutskiy Arap Ülkelerinin Yakın Tarihi Yordam Kitap.pdf 5,7 MB Kütüphane 1
    Brian Fay Çağdaş Sosyal Bilimler Felsefesi Ayrıntı Yayınları.pdf 9,5 MB Kütüphane 1
    Bruce Clark İki Kere Yabancı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.pdf 5,2 MB Kütüphane 1
    Bruno Apitz Kurtlar Arasında Çıplak Evrensel Basım Yayınları.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    Cang Şianliyen Erkeğin Yarısı Kadın Can Yayınları.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    Carlos Tablada Che'de Sosyalist Bilinç ve Geçiş Dönemi Ekonomisi Çözüm Yayınları.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    Cemil Koçak Belgelerle Heyeti Mahsusalar 439-526 arası sayfalar eksik.pdf 9,4 MB Kütüphane 1
    Cemil Koçak Rejim Krizi Türkiye'de İki Partili Siyasi Sistemin Kuruluş Yılları 1945-1950 Cilt 3 İletişim Yayınları.pdf 15,7 MB Kütüphane 1
    Cemil Koçak Tek Parti Döneminde Muhalif Sesler İletişim Yayınları 222-294 arası sy. eksik.pdf 4,6 MB Kütüphane 1
    Cemil Koçak Türkiye'de Milli Şef Dönemi 1 1938-1945 İletişim Yayınları.pdf 34 MB Kütüphane 1
    Cemil Koçak Türkiye'de Milli Şef Dönemi 1938-1945 Cilt 2 İletişim Yayınları.pdf 16,3 MB Kütüphane 1
    Cemil Koçak İkinci Parti Türkiye'de İki Partili Siyasi Sistemin Kuruluş Yılları 1945-1950 Cilt 1 İletişim Yayınları.pdf 30,4 MB Kütüphane 1
    Cemil Koçak İktidar ve Demokratlar Türkiye'de İki Partili Siyasi Sistemin Kuruluş Yılları 1945-1950 Cilt 2 İletişim Yayınları.pdf 16 MB Kütüphane 1
    Cengiz Gündoğdu Ekmek İnsancıl Yayınları.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    Cengiz Gündoğdu Eleştiri İnsancıl Yayınları.pdf 4,8 MB Kütüphane 1
    Cervantes Don Quijote Cilt I Sosyal Yayınları.pdf 13,8 MB Kütüphane 1
    Cervantes Don Quijote Cilt II Sosyal Yayınları.pdf 7,7 MB Kütüphane 1
    Charles Bettelheim Küba İktisadının Planlaştırılması Ataç kitabevi.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Charlotte P.Gilman Sarı Duvar Kağıdı Otonom Yayınları.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Che Guevara Gerilla Savaşı Ulusal Kültür Yayınları.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Che Guevara Politik Yazılar Yar Yayınları 3.Baskı.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    Che Guevara Politik Yazılar Yar Yayınları.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Che Guevara İki Üç Daha Fazla Vietnam Yar Yayınları.pdf 1,3 MB Kütüphane 1
    Christon L. Archer Dünya Savaş Tarihi Tüm Zamanlar Yayıncılık.pdf 17,3 MB Kütüphane 1
    Claude Lanzmann Shoah YKY.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    Clifford Geertz Gerçeğin Ardından İletişim Yayınları.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Cogito 70-71 Michel Foucault YKY.pdf 21,6 MB Kütüphane 1
    Cogito 76 Pierre Bourdieu YKY.pdf 18,2 MB Kütüphane 1
    D. E. Moggridge Keynes Afa Yayınları.pdf 5,2 MB Kütüphane 1
    Daniel Goffman İzmir ve Levanten Dünya 1550-1650 Tarih Vakfı Yurt Yayınları.pdf 11,2 MB Kütüphane 1
    Darwin Seksüel Seçme Onur Yayınları.pdf 20,9 MB Kütüphane 1
    Darwin İnsanın Türeyişi Onur Yayınları.pdf 7,8 MB Kütüphane 1
    David Bohm Özel Görelilik Kuramı İdea Yayınları.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    David Fernbach Siyasal Marx Yeni Hayat Yayınları.pdf 4,6 MB Kütüphane 1
    David Harvey Marx'ın Kapital'i İçin Kılavuz Metis Yayınları.pdf 2,9 MB Kütüphane 1
    David Harvey Umut Mekânları Metis Yayınları.pdf 5,2 MB Kütüphane 1
    David Riazanov Marks-Engels Hayat ve Eserlerine Giriş Belge Yayınları.pdf 6,2 MB Kütüphane 1
    David Wise-B. Ross görünmeyen Hükümet CİA Onur Yayınları.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Deniz Kandiyoti Cariyeler Bacılar Yurtaşlar İletişim Yayınları.pdf 5,2 MB Kütüphane 1
    Dennis Shasha Dr. Ecco'nun Şaşırtıcı Serüvenleri Tübitak Yayınları.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    Derleme Sözlüğü Cilt I A TDK Yayınları.pdf 7,1 MB Kütüphane 1
    Dialektik Üstüne Tartışmalar Marksizm Ekzistansializm İzlem Yayınları.pdf 7,5 MB Kütüphane 1
    Didem Madak Ah'lar Ağacı Metis Yayınları.pdf 966 KB Kütüphane 1
    Didem Madak Grapon Kağıtları Metis Yayınları.pdf 1 MB Kütüphane 1
    Dimitır Dimov Direnen Canlar Günce Yayınları.pdf 11,5 MB Kütüphane 1
    Dirk J. Struik Komünist Manifesto'nun Doğuşu Sol Yayınları.pdf 7,6 MB Kütüphane 1
    Dolores Ibarruri Faşizmi Ezeceğiz Sosyalist Yayınları.pdf 15,9 MB Kütüphane 1
    Dostoyeski Ebedi Koca Varlık Yayınları.pdf 3,6 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Beyaz Geceler Varlık Yayınları.pdf 693 KB Kütüphane 1
    Dostoyevski Beyaz Geceler İletişim Yayınları.pdf 579 KB Kütüphane 1
    Dostoyevski Budala İletişim Yayınları.pdf 10,3 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Delikanlı İletişim Yayınları.pdf 9,6 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Ev Sahibesi Varlık Yayınları.pdf 591 KB Kütüphane 1
    Dostoyevski Ezilmiş ve Aşağılanmışlar İletişim Yayınları.pdf 10,1 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Karamazov Kardeşler İletişim Yayınları.pdf 8,2 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Kumarbaz Kıbele Yayınları.pdf 6,6 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Kumarbaz İletişim Yayınları.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Netoçka Nezvanova Varlık Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Netoçka Nezvanova İletişim Yayınları.pdf 1,2 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Puşkin Konuşması İletişim Yayınları.pdf 916 KB Kütüphane 1
    Dostoyevski Puşkin Üzerine Konuşma BFS Yayınları.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Stepançikovo Köyü ve Sakinleri İletişim Yayınları.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Stepançikovo Köyü İş Bankası Yayınları.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Suç ve Ceza İletişim Yayınları.pdf 10,2 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları İletişim Yayınları.pdf 974 KB Kütüphane 1
    Dostoyevski Yeraltından Notlar İletişim Yayınları.pdf 1,1 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Ölü Bir Evden Hatıralar İletişim Yayınları.pdf 5,2 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Öteki Varlık Yayınları.pdf 3,5 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Öteki Öteki Yayınları.pdf 1,1 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Öteki İletişim Yayınları.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski Öyküler İletişim Yayınları.pdf 3,6 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski İnsancıklar Varlık Yayınları.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski İnsancıklar Öteki Yayınları.pdf 1,2 MB Kütüphane 1
    Dostoyevski İnsancıklar İletişim Yayınları.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Douglas Dowd Kapitalizm ve Kapitalizmin İktisadı (Eleştirel Bir Tarih) Yordam Kitap.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Doğan Avcıoğlu Türkiye'nin Düzeni Cilt I Tekin Yayınevi.pdf 8,6 MB Kütüphane 1
    Doğan Avcıoğlu Türkiye'nin Düzeni Cilt II Tekin Yayınevi.pdf 22 MB Kütüphane 1
    Doğu Batı Sayı 55 Karl Marks.pdf 17,3 MB Kütüphane 1
    Duncan K. Foley Kapitali Anlamak Arkadaş Yayınevi.pdf 8,2 MB Kütüphane 1
    Dürrenmatt Şüphe Yazko Yayınları.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    E. A. Stephanova General Engels Ceylan Yayınları.pdf 12,4 MB Kütüphane 1
    E. Lewerenz Komünist Enternasyonalde Faşizmin Tahlili Sol Yayınları.pdf 7,8 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 001 Ekim 1987.pdf 684 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 002 Kasım 1987.pdf 1002 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 003 Aralık 1987.pdf 662 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 004 Ocak 1988.pdf 902 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 005 Şubat 1988.pdf 1 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 006 Mart 1988.pdf 1020 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 007 Nisan 1988.pdf 925 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 008 Mayıs 1988.pdf 1014 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 009 Haziran 1988.pdf 1 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 010 Temmuz 1988.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 011 Ağustos 1988.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 012 Eylül 1988.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 013 Ekim 1988.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 014 Kasım 1988.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 015 Aralık 1988.pdf 1,5 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 016 Ocak 1989.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 017 Şubat 1989.pdf 1,5 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 286 Ocak 2013.pdf 1 MB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 287 Şubat 2013.pdf 735 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 288 Mart 2013.pdf 582 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 289 Nisan 2013.pdf 675 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 290 Haziran 2013.pdf 457 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 291 Kasım 2013.pdf 466 KB Kütüphane 1
    EKİM Sayı 292 Aralık 2013.pdf 479 KB Kütüphane 1
    Ed. Theda Skocpol Tarihsel Sosyoloji Tarih Vakfı Yurt Yayınları.pdf 10,1 MB Kütüphane 1
    Edmund Wilson Lenin (Tarihi Yazanlar ve Yapanlar) İthaki Yayınları.pdf 4,3 MB Kütüphane 1
    Eduardo Galeano Ateş Anıları 2 Yüzler ve Maskeler Can Yayınları.pdf 4,1 MB Kütüphane 1
    Eduardo Galeano Biz Hayır Diyoruz Metis Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Eksen 20 Temmuz Dersleri Eksen Yayıncılık.pdf 1,5 MB Kütüphane 1
    Eksen Abu Şehmuz Demir Emperyalizm, Siyonizm ve Ortadoğu Eksen Yayıncılık.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Eksen Bir Direngen Soluk Eksen Yayıncılık.pdf 14,3 MB Kütüphane 1
    Eksen Devrimci Gençlik Hareketi Genişletilmiş 2. Baskı Eksen Yayıncılık.pdf 5,4 MB Kütüphane 1
    Eksen Devrimci Harekette Reformist Eğilim Eksen Yayıncılık.pdf 4,8 MB Kütüphane 1
    Eksen Dünya'da ve Türkiye'de Özelleştirme Saldırısı Eksen Yayıncılık.pdf 870 KB Kütüphane 1
    Eksen Dünyada Yeni Düzen ve Ortadoğu Eksen Yayıncılık.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Eksen EKİM 3. Genel Konferansı Örgütsel ve Siyasal Tartışmalar (tutanaklar) Eksen Yayıncılık.pdf 11,4 MB Kütüphane 1
    Eksen Ekim 1. Genel Konferansı Değerlendirme ve Kararlar Eksen Yayıncılık.pdf 5 MB Kütüphane 1
    Eksen Ekim 3. Genel Konferansı Siyasal ve Örgütsel Değerlendirmeler Eksen Yayıncılık.pdf 9,3 MB Kütüphane 1
    Eksen Ekim Olağanüstü Konferansı Devrimci Politika ve Örgütlenme Sorunları Eksen Yayıncılık.pdf 13 MB Kütüphane 1
    Eksen Ekimler 1 Eksen Yayıncılık.pdf 6 MB Kütüphane 1
    Eksen Ekimler 2 Eksen Yayıncılık.pdf 7,7 MB Kütüphane 1
    Eksen Gebze Direnişinin Ardından Eksen Yayıncılık.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat Bağımsızlık ve Devrim Eksen Yayıncılık.pdf 7,9 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat C. Kaynak Körfez Krizi ve Devrimci Olanaklar Eksen Yayıncılık.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat Demokrasi ve Devrim Eksen Yayıncılık.pdf 5,8 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat Demokrasi, Devrim ve Oportünizm Eksen Yayıncılık.pdf 3,5 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat Demokratizmi Savunmanın Sınırları Eksen Yayıncılık.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat Dünya Türkiye ve Sol Hareket Eksen Yayıncılık.pdf 3,5 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat Küçük Burjuva Popülizmi ve Proleter Sosyalizmi Eksen Yayıncılık.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat Liberal Demokratizmin Politik Platformu İş-ekmek-Özgürlük! Sloganı Üzerine Eksen Yayıncılık.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat Program Sorunları Üzerine Konferanslar Ulusal Sorun ve Devrim Eksen Yayıncılık.pdf 4,2 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Fırat Seçimler ve Sol Hareket Eksen Yayıncılık.pdf 5 MB Kütüphane 1
    Eksen H. Yağmur-A. Şimşek EMEP Eleştirisi Eksen Yayıncılık.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Eksen H.Fırat Devrimci Demokrasi ve Sosyalizm TDKP Eleştirisi Eksen Yayıncılık.pdf 7,2 MB Kütüphane 1
    Eksen H.Fırat Dünya Ortadoğu ve Türkiye Eksen Yayıncılık.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Eksen H.Fırat Tasfiyeci Sürecin Son Aşaması Parlamenterizm Eksen Yayıncılık.pdf 6,8 MB Kütüphane 1
    Eksen KUKM'yi Toparlama ve Yeniden İnşa Bildirgesi Eksen Yayıncılık.pdf 7,2 MB Kütüphane 1
    Eksen Kopanlar ve Kapılanlar Tasfiyeciliğe Karşı Konuşma ve Yazılar Eksen Yayıncılık.pdf 6,9 MB Kütüphane 1
    Eksen Kürt Ulusal Sorunu 1 Eksen Yayıncılık.pdf 5 MB Kütüphane 1
    Eksen Kürt Ulusal Sorunu 2 Eksen Yayıncılık.pdf 8,2 MB Kütüphane 1
    Eksen Modern Revizyonizmin Çöküşü Eksen Yayıncılık.pdf 5,6 MB Kütüphane 1
    Eksen Orhan İyiler Birgün Bile Yaşamak Eksen Yayıncılık.pdf 12,9 MB Kütüphane 1
    Eksen Parti Değerlendirmeleri 1 Eksen Yayıncılık.pdf 7,1 MB Kütüphane 1
    Eksen Parti Değerlendirmeleri 2 Derleyen H. Fırat Eksen Yayıncılık.pdf 8,1 MB Kütüphane 1
    Eksen Parti Değerlendirmeleri 3 Derleyen H. Fırat Eksen Yayıncılık.pdf 4,1 MB Kütüphane 1
    Eksen Parti Değerlendirmeleri 4 Derleyen H. Fırat Eksen Yayıncılık.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    Eksen Parti Programı Üzerine 1 Program Yöntemi ve Yapısı Derleyen H. Fırat Eksen Yayıncılık.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Eksen Parti Programı Üzerine 2 Teorik ve İlkesel Bölüm Derleyen H. Fırat Eksen Yayıncılık.pdf 6,6 MB Kütüphane 1
    Eksen Partileşme Süreci-1 Perspektifler ve Değerlendirmeler Derleyen H. Fırat Eksen Yayıncılık.pdf 5,7 MB Kütüphane 1
    Eksen Partileşme Süreci-2 Polemikler Devrimci Proletarya'ya Yanıt Eksen Yayıncılık.pdf 7,9 MB Kütüphane 1
    Eksen Siyasal Gelişmeler ve İşçi Hareketi Eksen Yayıncılık.pdf 6 MB Kütüphane 1
    Eksen Solda Tasfiyeciliğin Yeni Dönemi Eksen Yayıncılık.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Eksen TKİP Kuruluş Kongresi Belgeleri Açılış ve Kapanış Konuşmaları Partinin Adı ve Amblemi Eksen Yayıncılık.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Eksen TKİP Kuruluş Kongresi Belgeleri Devrimci Taktiğin Sorunları Eksen Yayınları.pdf 5,3 MB Kütüphane 1
    Eksen TKİP Kuruluş Kongresi Belgeleri Parti Tüzüğü Üzerine Eksen Yayıncılık.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    Eksen TKİP Kuruluş Kongresi Belgeleri Sınıf Çalışmasının Sorunları Eksen Yayıncılık.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Eksen TKİP Kuruluş Kongresi Belgeleri Uluslararası Durum Üzerine Değerlendirmeler Eksen Yayıncılık.pdf 5 MB Kütüphane 1
    Eksen TKİP Kuruluş Kongresi Belgeleri Örgütsel Güvenlik Sorunları Eksen Yayıncılık.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Eksen TKİP Kuruluş Kongresi Belgeleri Örgütsel Sorunlar Eksen Yayıncılık.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    Eksen TKİP Program Tüzük Eksen Yayıncılık.pdf 3,1 MB Kütüphane 1
    Eksen Teori ve Program Sorunları Eksen Yayıncılık.pdf 12 MB Kütüphane 1
    Eksen Volkan Yaraşır Yıkıcı Güç Kollektif Özne Eksen Yayıncılık.pdf 4,7 MB Kütüphane 1
    Eksen Yakın Geçmişe Genel Bir Bakış ve Platform Taslağı Eksen Yayıncılık.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Eksen Yüksel Akkaya Kapitalizmin Hapishanalerinde Ödünç Hayatlar Eksen Yayıncılık.pdf 6,4 MB Kütüphane 1
    Eksen Zor Dönem Devrimcileri Habip ve Ümit Eksen Yayıncılık.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Eksen İç Yazışmalar, İç Çatışmalar (Işık, Daha Çok Işık!) Eksen Yayıncılık.pdf 6,9 MB Kütüphane 1
    El Salvador'da Devrim Yarın Yayınları.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    Elfriede Jelinek Arzu Gendaş Yayınları.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Elfriede Jelinek Piyanist Notos Yayınları.pdf 4,9 MB Kütüphane 1
    Elfriede Jelinek Sevda Kadınları Gendaş Yayınları.pdf 8,4 MB Kütüphane 1
    Elias Canetti Edebiyatçılar Üzerine Payel Yayınları.pdf 4,7 MB Kütüphane 1
    Elias Canetti Hayvanlar Üzerine Sel Yayınları.pdf 979 KB Kütüphane 1
    Elias Canetti Kitle ve İktidar Ayrıntı Yayınları.pdf 9,6 MB Kütüphane 1
    Elias Canetti Kulaktaki Meşale Payel Yayınları.pdf 5,6 MB Kütüphane 1
    Elias Canetti Kurtarılmış Dil Payel Yayınları.pdf 6,3 MB Kütüphane 1
    Elias Canetti Saatin Gizli Yüreği Payel Yayınları 26-27-48-49. sy. eksik.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    Elias Canetti Sözcüklerin Bilinci Payel Yayınları.pdf 9,8 MB Kütüphane 1
    Elias Canetti Ölüm Üzerine Payel Yayınları.pdf 4 MB Kütüphane 1
    Elias Canetti İnsanın Taşrası Payel Yayınları.pdf 4,5 MB Kütüphane 1
    Elif Köksal Katmandu'da Ev Hali Metis Yayınları.pdf 4 MB Kütüphane 1
    Ellen Meiksins Wood Marks'a Dönüş Kalkedon Yayınları.pdf 3,6 MB Kütüphane 1
    Elzbieta Ettinger Bir Yaşam Rosa Luxemburg Belge Yayınları.pdf 16,5 MB Kütüphane 1
    Emil Koralof Partizanın Kızı Habora Yayınevi.pdf 5,6 MB Kütüphane 1
    Emile Durkheim Toplumbilimin Yöntem Kuralları Cem Yayınları.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Emmanuel Robles Buna Şafak Diyorlar May Yayınları.pdf 4,7 MB Kütüphane 1
    Emmanuil Kazakeviç Mavi Defter Evrensel Basım Yayın.pdf 5,8 MB Kütüphane 1
    Emmanuil Kazakeviç Oder Kıyısında İlkbahar Evrensel Basım Yayın.pdf 5,9 MB Kütüphane 1
    Emmanuil Kazakeviç Yıldız Evrensel Basım Yayın.pdf 3,1 MB Kütüphane 1
    Engels Ailenin Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni Sol Yayınları.pdf 7,4 MB Kütüphane 1
    Engels Almanya'da Devrim ve Karşı-Devrim Sol Yayınları.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    Engels Anti Duhring Sol Yayınları.pdf 25,9 MB Kütüphane 1
    Engels Biyografisi Sorun Yayınları.pdf 22,6 MB Kütüphane 1
    Engels Büro ile Barikat Arasında Sol Yayınları.pdf 6,7 MB Kütüphane 1
    Engels Doğanın Diyalektiği Sol Yayınları.pdf 37,1 MB Kütüphane 1
    Engels Konut Sorunu Alter Yayınları.pdf 3 MB Kütüphane 1
    Engels Köylüler Savaşı Payel Yayınları.pdf 38,5 MB Kütüphane 1
    Engels Ludwig Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu Sol Yayınları 3. Baskı.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Engels Ludwing Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu Sol Yayınları 2. Baskı.pdf 14 MB Kütüphane 1
    Engels Ludwing Feuerbach ve Klasik Alman Felsefesinin Sonu İnter Yayınları.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    Engels Marks'ın Kapital'i Üzerine Günce Yayınları.pdf 7,7 MB Kütüphane 1
    Engels Sosyalizmin Ütopyadan Bilime Gelişmesi İnter Yayınları.pdf 5 MB Kütüphane 1
    Engels Tarihsel Materyalizm Üzerine Mektuplar 1890-94 Bilim ve Sosyalizm Yayınları.pdf 664 KB Kütüphane 1
    Engels Tarihte Zorun Rolü Sol Yayınları.pdf 4,9 MB Kütüphane 1
    Engels Ütopik Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm Sol Yayınları.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    Engels İngiltere'de Emekçi Sınıfların Durumu Ayrıntı Yayınları.pdf 5,5 MB Kütüphane 1
    Engels İngiltere'de Emekçi Sınıfın Durumu Doğan Yayınları.pdf 23,5 MB Kütüphane 1
    Engels İngiltere'de Emekçi Sınıfın Durumu Sol Yayınları.pdf 9,8 MB Kütüphane 1
    Enver Gökçe Bütün Şiirleri Evrensel Basım Yayın.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Ephraim Kishon Başbakanı Kim Öptü Bilgi Yayınevi.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Erdem Demirtaş Ortadoğu'da Devlet ve İktidar Metis Yayınları.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Erdoğan Alkan Şiir Sanatı Yön Yayınları.pdf 15,2 MB Kütüphane 1
    Erdoğan Aydın Kimlik Mücadelesinde Alevilik Literatür Yayınları.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm 1780'den Günümüze Milletler ve Milliyetçilik Ayrıntı Yayınları girişte 1 sayfa eksik.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm Devrim Çağı Dost Yayınları.pdf 7,5 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm Fransız Devrimine Bakış Agora Kitaplığı.pdf 3,6 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm Küreselleşme Demokrasi ve Terörizm Agora Kitaplığı.pdf 8,1 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm Kısa 20. Yüzyıl 1914-1991 Aşırılıklar Çağı Sarmal Yayınları.pdf 25,1 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm Sermaye Çağı Dost Yayınları.pdf 10,9 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm Tarih Üzerine Bilim ve Sanat Yayınları.pdf 26,2 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm Tuhaf Zamanlar İletişim Yayınları.pdf 15 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm vd. İlk Sınıflı Toplumlar Asyagil Üretim Tarzı ve Doğu Despotizmi Birey ve Toplum Yayınları.pdf 11 ,3 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm İmparatorluk Çağı Dost Yayınları.pdf 7,1 MB Kütüphane 1
    Eric J. Hobsbawm-Terence Ranger Geleneğin İcadı Agora Kitaplığı.pdf 6,8 MB Kütüphane 1
    Eric Maıgret Medya ve İletişim Sosyolojisi İletişim Yayınları.pdf 6,5 MB Kütüphane 1
    Erich Honecker Moabit Hapishanesi Notları Yazın Dergisi Yayınları.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Erik Orsenna Kağıt Yolunda Metis Yayınları.pdf 4,1 MB Kütüphane 1
    Ernesto Che Guevara Ekonomi ve Sosyalist Ahlak Evren Yayınları.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Ernesto Gonzales Bermejo Ateşi Tutmak Belge Yayınları Kapak eklenecek.pdf 12,6 MB Kütüphane 1
    Ernst Fischer Sanatın Gerekliliği Payel Yayınları.pdf 5,8 MB Kütüphane 1
    Ernst Mayr Biyoloji Budur Tübitak Yayınları.pdf 8,8 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Altın Saray Cem Yayınları.pdf 1,1 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Arinna'nın Gölgesi (Dünya'da Hititleri Anlatan İlk Roman) Yaz Yayınları.pdf 2,1 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Azap Ortakları Cilt 1 May Yayınları.pdf 7,6 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Azap Ortakları Cilt 2 May Yayınları.pdf 7,1 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Bal Tutanlar May Yayınları.pdf 3 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Gözbağı Tekin Yayınevi.pdf 4,6 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Iğrıp Çoğul Yayınları.pdf 7 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Kilittaşı Yayınevi Künyesi Yok.pdf 9,6 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Kuzgunlar ve Leşler Cilt 2 Tekin Yayınevi.pdf 5,5 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Kuzgunlar ve Leşler tekin Yayınevi.pdf 13,5 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Oyunlar Lozan-Pirsultan Boyut Yayınları.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Son Seçim May Yayınları.pdf 5,9 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Sır Küpü Yaz Yayınları.pdf 2,1 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Yitik Ülkü Cilt I Çağdaş Yayınları.pdf 4,8 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Yitik Ülkü Cilt II Çağdaş Yayınları.pdf 4,3 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Yitik Ülkü Cilt III Çağdaş Yayınları.pdf 5,7 MB Kütüphane 1
    Erol Toy Zor Oyunu Yayınevi Künyesi Yok.pdf 8 MB Kütüphane 1
    Erol Toy İmparator Yaz Yayınları.pdf 3,5 MB Kütüphane 1
    Esat Sakar Filistin İşçi Hareketi Pele Sor Yayınları.pdf 11 MB Kütüphane 1
    Evelyn Reed Bilim ve Cinsiyet Ayrımı Payel Yayınları.pdf 8,2 MB Kütüphane 1
    Evgeny B. Pasukanis Genel Hukuk Teorisi ve Marksizm Birikim Yayınları.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    F. Rossif-M. Chapsal Madrid'de Ölmek Yöntem Yayınları.pdf 27 MB Kütüphane 1
    F. Welat Diyarakır Sorgu ve 5 Nolu Dilan Yayınları.pdf 9,6 MB Kütüphane 1
    Fahri Erdinç Ali'nin Biri Yordam Kitap.pdf 2,1 MB Kütüphane 1
    Fahri Erdinç Kardeş Evi Habora Yayınevi.pdf 9 MB Kütüphane 1
    Fahri Erdinç Nazım Hikmet ve Bulgaristan Evrensel Dostluk Yayınları.pdf 9,1 MB Kütüphane 1
    Farah Pehlevi Anılar Dünya Yayınları.pdf 7,6 MB Kütüphane 1
    Fatima Mernissi Peçenin Ötesi Yayınevi Yayınları.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Felix Guattari Üç Ekoloji Hil Yayınları.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    Felsefe Dergisi Sayı 001 Ekim Kasım Aralık 1972.pdf 942 KB Kütüphane 1
    Felsefe Dergisi Sayı 001 Ekim Kasım Aralık 1977.pdf 13,5 MB Kütüphane 1
    Felsefe Dergisi Sayı 002 Ocak Şubat Mart 1973.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    Felsefe Dergisi Sayı 002 Ocak Şubat Mart 1978.pdf 5,4 MB Kütüphane 1
    Felsefe Dergisi Sayı 003 Nisan Mayıs Haziran 1973.pdf 2,1 MB Kütüphane 1
    Felsefe Dergisi Sayı 003 Nisan Mayıs Haziran 1978.pdf 10,1 MB Kütüphane 1
    Felsefe Dergisi Sayı 004 Temmuz Ağustos Eylül 1973.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Felsefe Tartışmları 1. Kitap.pdf 1,2 MB Kütüphane 1
    Felsefe Tartışmları 2. Kitap.pdf 7,5 MB Kütüphane 1
    Fevzi Karadeniz Lal Pencere Yayınları.pdf 1,5 MB Kütüphane 1
    Fidel Castro Devrim İçin Savaşmayana Komünist Denmez Yar Yayınları.pdf 1,1 MB Kütüphane 1
    Fidel Castro Diyor ki Oda Yayınları.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Fidel Castro Dünya Bunalımı Onur Yayınları.pdf 5,6 MB Kütüphane 1
    Fidel Castro Emperyalist Küreselleşme Yeni Hayat Kütüphanesi.pdf 994 KB Kütüphane 1
    Fidel Castro Konuşuyor Yaşam Yayınları 8-9.sy değiş.pdf 408 KB Kütüphane 1
    Fidel Castro Sosyalizmi Kuracağız Belge Yayınları 131. sy değiş.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    Fidel Castro Ya Vatan Ya Ölüm.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Fidel Castro Çekoslavakya Sorunu Aşama Yayınları.pdf 895 KB Kütüphane 1
    Fikret Başkaya Kavram Sözlüğü Söylem ve Gerçek Özgür Üniversite Yayınları.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam 40 Yıl Önce 40 Yıl Sonra Gelin Canlar Bir Olalım Ümit Yayıncılık.pdf 6,3 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Arkadaşım Orhan Kemal ve Mektupları E Yayınları.pdf 18,8 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Ağlama Anam Gendaş Yayınları.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Bir Karış Toprak İçin İmece Yayınları.pdf 10,1 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Can Pazarı Vay Kurban Hayvanlar ve İnsanlar Doğan Yayınları.pdf 12,6 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Ceylanlar Suya İndi Prospero Yayınları.pdf 2,2 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Ey Samandağ Samandağ Gerçek Sanat Yayınları.pdf 7,1 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Gide Gide 11 (Ne Biçim Amerika Ne Biçim Rusya ve İran Afganistan Pakistan) Ok Yayınları 17-32 arası sy. baskıda yok.pdf 6,3 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Ha Bu Diyar Doğudan Gezi Notları Harran Hoyrat Mayın ve Irıp Adam Yayınları.pdf 13 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Harran Koçaklaması Boyut Yayınları.pdf 4,8 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Hu Dost Aktil ile İncecik Alevi'ler Almanya'da Nefes Yayınları.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Kanlı Gömlekler Köyün Çocuğu Yayınları.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Karasevdam Anadolum Türkiye Yazıları Yayınları.pdf 15,2 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Karasevdam Anadolum Çağdaş Yayınları.pdf 2,9 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Korku Kaymakam Babo Köprü Kara Tohum Başnur Matbaası.pdf 9,4 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Mayınlı Topraklar Üzerinde Çağdaş Yayınları.pdf 5,4 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Pavli Kardeş Kaynak Yayınları.pdf 7,1 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Topraksızlar Yeditepe Yayınları.pdf 4,1 MB Kütüphane 1
    Fikret Otyam Şu Bizim Gazipaşa ve İsmet Paşalı Yıllar Adam Yayınları.pdf 7,6 MB Kütüphane 1
    Foucault Deliliğin Tarihi Cilt I İmge Yayınları.pdf 4,6 MB Kütüphane 1
    Foucault Deliliğin Tarihi Cilt II İmge Yayınları.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Francis Crick Şaşırtan Varsayım Tübitak Yayınları.pdf 6,5 MB Kütüphane 1
    Frans B. M. Waal Köken Ağacı Alfa Yayınları.pdf 8 MB Kütüphane 1
    Frans De Waal Bonobo ve Ateist Metis Yayınları.pdf 7,6 MB Kütüphane 1
    Frans De Waal İçimizdeki Maymun Biz Neden Biziz Metis Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Franz Mehring Karl Marks Yaşam Öyküsü I. Cilt İlya Yayınları.pdf 4,9 MB Kütüphane 1
    Franz Mehring Karl Marks Yaşam Öyküsü II. Cilt İlya Yayınları.pdf 5,5 MB Kütüphane 1
    Frederike Geerdink Roboski Gençler Öldü İletişim Yayınları.pdf 7,4 MB Kütüphane 1
    Fredric Jameson Kapital'i Sahnelemek Sel Yayınları.pdf 2,2 MB Kütüphane 1
    Füsun Erbulak Niçin Geç Kaldım Ararat Yayınları.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    Füsun Özbilgen Semiha Berksoyun Anıları Broy Yayınları.pdf 6,8 MB Kütüphane 1
    Gaby Weber Gerilla Bilanço Çıkarıyor Belge Yayınları.pdf 8,7 MB Kütüphane 1
    Gaius Iulius Phaedrus Masallar YKY.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Galina Serebryakova Ateşi Çalmak 1 Evrensel Basım Yayın.pdf 22,6 MB Kütüphane 1
    Galina Serebryakova Ateşi Çalmak 2 Evrensel Basım Yayın.pdf 11,2 MB Kütüphane 1
    Galina Serebryakova Ateşi Çalmak 3 Evrensel Basım Yayın.pdf 10,5 MB Kütüphane 1
    Galina Serebryakova Ateşi Çalmak 4 Evrensel Basım Yayın.pdf 12,4 MB Kütüphane 1
    Galina Serebryakova Ateşi Çalmak 5 Evrensel Basım Yayın.pdf 9,4 MB Kütüphane 1
    Galina Serebryakova Fransız Devriminde Kadınlar Evrensel Basım Yayın.pdf 5,8 MB Kütüphane 1
    General Vo Nguyen Giap Vetnam Demokratik Halk Devrimi Ekin Yayınları.pdf 4,7 MB Kütüphane 1
    Georg Chrıstoph Lıchtenberg Aforizmalar Dost Yayınları.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    Georg G. Iggers Bilimsel Nesnellikten Postmodernizme Yirminci Yüzyılda Tarihyazımı Tarih Vakfı Yurt Yayınları.pdf 9,1 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Aklın Yıkımı I Payel Yayınları.pdf 9,9 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Aklın Yıkımı II Payel Yayınları.pdf 11 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Avrupa Gerçekliği Payel Yayınları.pdf 25,4 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Birey ve Toplum Günebakan Yayınları.pdf 17,9 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Estetik III Payel Yayınları.pdf 28,2 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Goethe ve Çağı Sel Yayınları.pdf 8,8 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Lenin'in Düşüncsi Devrimin Güncelliği Belge Yayınları.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Sosyal Varlık Varlıkbilimine Doğru I Hegel Payel Yayınları.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Sosyal Varlık Varlıkbilimine Doğru II Marks Payel Yayınları.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Sosyal Varlık Varlıkbilimine Doğru III Emek Payel Yayınları.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Tarih ve Sınıf Bilinci Belge Yayınları.pdf 9,7 MB Kütüphane 1
    Georg Lukacs Çağdaş Gerçekçiliğin Anlamı Payel Yayınları.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    George Thomson İnsnın Özü Payel Yayınları.pdf 7,8 MB Kütüphane 1
    Georges Bataille Edebiyat ve Kötülük Ayrıntı Yayınları.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    Georgi Dimitrov Halk Cumhuriyetine Doğru Habora Kitabevi.pdf 5,2 MB Kütüphane 1
    Georgi Karaslavof Partizan Habora Yayınları.pdf 9,1 MB Kütüphane 1
    Gerardt Hooft Maddenin Son Yapıtaşları Tübitak Yayınları.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Giap Halk Savaşı Halk Ordusu Sol Yayınları.pdf 4,8 MB Kütüphane 1
    Giap Vietnam Halk Savaşı Bilim ve Sosyalizm Yayınları.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Gil Green Portekiz Devrimi Bilim ve Sosyalizm Yayınları.pdf 5,4 MB Kütüphane 1
    Gilbert Badia Bir Mektup Ustası Rosa Luxemburg Pencere Yayınları.pdf 11,8 MB Kütüphane 1
    Gilles Deleuze-Felix Guattari Kapitalizm ve Şizofreni 2 Bağlam Yayınları.pdf 3,1 MB Kütüphane 1
    Gisele Halimi Hapsedilmiş Kadın Broy Yayınları.pdf 2,9 MB Kütüphane 1
    Gorki Ana May Yayınları.pdf 15,9 MB Kütüphane 1
    Gorki Ana Oda Yayınları.pdf 4,9 MB Kütüphane 1
    Gorki Klim Samgin'in Cilt I Yaşamı Evrensel Basım Yayın.pdf 19,5 MB Kütüphane 1
    Gorki Klim Samgin'in Cilt II Yaşamı Evrensel Basım Yayın.pdf 23,6 MB Kütüphane 1
    Gorki Klim Samgin'in Hayatı Cilt III Evrensel Basım Yayın.pdf 4,6 MB Kütüphane 1
    Gorki Klim Samgin'in Hayatı Cilt IV Evrensel Basım Yayın.pdf 6,4 MB Kütüphane 1
    Gorki Provokatör Günce Yayınları.pdf 8,1 MB Kütüphane 1
    Gottlob Frege Aritmetiğin Temelleri YKY.pdf 3 MB Kütüphane 1
    Gökhan Atılgan Yön Devrim Hareketi Yordam Kitap.pdf 9,2 MB Kütüphane 1
    Gül Işık İspanya Bir Başka Avrupa Metis Yayınları.pdf 9,4 MB Kütüphane 1
    Günter Hoell Tarımda Kapitalizmin Gelişmesi ve Toprak Rantı Bilim Yayınları.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Günter Wallraff Nikaragua'nın İçinden A Yayınları.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    H. Ortega Saavedra Ayaklanma Üstüne Belge Yayınları.pdf 1,3 MB Kütüphane 1
    H.Ortega Saavedra Ayaklanma Üstüne Belge Yayınları.pdf 1,3 MB Kütüphane 1
    Hagop Baronyan Bağdasar Ağpar ve Haşmetlü Dilenciler BGST Yayınları.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    Halil Güven Zaman Zindan İçinde TÜSTAV Yayınları Sarı Defter.pdf 10,5 MB Kütüphane 1
    Halk Ordusunun Kuruluşu Yayınevi Künyesi Yok.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    Hans Kirk Köle Yordam Kitap.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Hans Magnus Enzensberger Havana Duruşması Yar Yayınları.pdf 3 MB Kütüphane 1
    Henri Alleg Büyük Geri Sıçrama Evrensel Basım Yayın.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Henri Lefebrvre Marx'ın Sosyolojisi Öncü Kitapevi.pdf 8,8 MB Kütüphane 1
    Henri Lefebvre Marx'ın Sosyolojisi Sorun Yayınları.pdf 4,7 MB Kütüphane 1
    Henri Lefebvre Sosyalist Dünya Görüşü Marksizm Yordam Kitap.pdf 4,2 MB Kütüphane 1
    Henrri Weber Nikaragua Sandinist Devrimi Belge Yayınları.pdf 10,4 MB Kütüphane 1
    Henry Corbin İslam Felsefesi Tarihi 1 İletişim Yayınları.pdf 19,8 MB Kütüphane 1
    Henry Corbin İslam Felsefesi Tarihi 2 İletişim Yayınları.pdf 6,8 MB Kütüphane 1
    Hikmet Birand Alıç Ağacı İle Sohbetler Tübitak Yayınları.pdf 9,2 MB Kütüphane 1
    Ho Şi Minh Seçme Yazılar Aşama Yayınları.pdf 4,5 MB Kütüphane 1
    Howard Fast Suçsuzlar Sacco ve Vanzetti Payel Yayınları.pdf 23,3 MB Kütüphane 1
    Hüseyin Cevahir Küba Devrimi Üzerine Evren Yayınları.pdf 868 KB Kütüphane 1
    Hüseyin Pazarcı Uluslararası Hukuk Dersleri II. Kitap AÜSBF Yayınları.pdf 15,4 MB Kütüphane 1
    II. Dünya Savaşında Kurşuna Dizilen Fransız İşçilerinin Mektupları Pencere Yayınları.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    IV. Türk Tarih Kongresi 10-14 Kasım 1948 Ankara TTK Yayınları.pdf 18,5 MB Kütüphane 1
    Ian Fraser Hegel ve Marks İhtiyaç Kavramı Dost Kitapevi.pdf 11,3 MB Kütüphane 1
    Ingeborg Bachmann Dar Zaman Artshop Yayınları.pdf 485 KB Kütüphane 1
    Ingmar Bergman Sinematografi İnsan Yüzüdür Agora Kitaplığı.pdf 4 MB Kütüphane 1
    Iris Murdoch İtalyan Kızı E Yayınları.pdf 5,4 MB Kütüphane 1
    Isaak Illıch Rubin Marx'ın Değer Teorisi Kalkedon Yayınları.pdf 8,1 MB Kütüphane 1
    Işıl Özgentürk Hançer Yazko Yayınları.pdf 1,1 MB Kütüphane 1
    Jack Trout-Al Ries Pazarlama Savaşları Optimist Yayınları.pdf 5,2 MB Kütüphane 1
    Jacobo Arenas Kolombiya Halk Gerillası Yar Yayınları.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    Jacques Bidet-Stathis Kouvelakis Çağdaş Marksizm İçin Eleştirel Kılavuz Yordam Kitap.pdf 20,7 MB Kütüphane 1
    Jacques Derrida Marx ve Mahdumları Ayrıntı Yayınları.pdf 12 MB Kütüphane 1
    James D. Watson İkili Sarmal (DNA Yapı Çözümünün Öyküsü) Tübitak Yayınları.pdf 4,3 MB Kütüphane 1
    James Dunkerley Uzun Savaş Belge Yayınları.pdf 10,3 MB Kütüphane 1
    James Wood Kurmaca Nasıl İşler Ayrıntı Yayınları.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Jared Diamond Seks Neden Keyiflidir Varlık Yayınları.pdf 3,8 MB Kütüphane 1
    Jared Diamond Üçüncü Şempanze Alfa Yayınları.pdf 8,7 MB Kütüphane 1
    Jean Bonamour Rus Edebiyatı Dost Kitabevi.pdf 2,6 MB Kütüphane 1
    Jean Bottera Tarihte Tanrı Fikrinin Doğuşu Kırmızı Yayınları.pdf 4 MB Kütüphane 1
    Jean Genet Denizci Ayrıntı Yayınları.pdf 8,9 MB Kütüphane 1
    Jean Laffitte Eylem Adamları Kaldıraç Yayınları.pdf 6,3 MB Kütüphane 1
    Jean Laffitte Zafer Bizimdir Oda Yayınları.pdf 2,8 MB Kütüphane 1
    Jean Louis Banlet Alman Edebiyatı Dost Kitabevi.pdf 2,9 MB Kütüphane 1
    Jean Pierre Clero Lacan Sözlüğü Say Yayınları.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Joan Jara Yarım Kalan Şarkı Versus Yayınları.pdf 8,6 MB Kütüphane 1
    Joanne Naiman Marksizm ve Feminizm Amaç Yayınları.pdf 5,5 MB Kütüphane 1
    Joelle Kuntz Portekiz Dün-Bugün Payel Yayınları.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    John B.Thompson Medya ve Modernite Kırmızı Yayınları.pdf 3,6 MB Kütüphane 1
    John Bellamy Foster Marks'ın Ekolojisi Epos Yayınları.pdf 11,7 MB Kütüphane 1
    John Eaton Keynes'e Karşı Marks Evrensel Basım Yayın.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    John Molyneux Gerçek Marksist Gelenek Nedir Z Yayınları.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    John Reed Balkanlarda Savaş Pencere Yayınları.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    John Reed Dünyayı Sarsan 10 Gün Ağaoğlu Yayınevi.pdf 8,8 MB Kütüphane 1
    John Reed Dünyayı Sarsan On Gün Oda Yayınları.pdf 10,3 MB Kütüphane 1
    John Reed Dünyayı Sarsan On Gün Yordam Kitap 216-7-270-1-294-5 eksik.pdf 4,8 MB Kütüphane 1
    John Reed John Reed'in Eğitimi Pencere Yayınları.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Jorge Larrain Tarihsel Materyalizmi Yeniden Yapılandırmak Dönüşüm Yayınları.pdf 7,1 MB Kütüphane 1
    Jose Sandoval-Manuel Azcarate İspanya İç Savaşı Köprü Yayınları.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    Kalinin Devrimci Eğitim Devrimci Ahlak Sorun Yayınları.pdf 2,9 MB Kütüphane 1
    Kamber Akbalık Kutsal WC Diyarbakır 5 nolu Zindanı El Yayınları.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    Karl Korsch Marksist Kuram ve Sınıf Hareketi Doruk Yayınları.pdf 10,6 MB Kütüphane 1
    Karl Korsch Marksizm ve Felsefe Belge Yayınları.pdf 4,9 MB Kütüphane 1
    Kemal Sülker Nazım Hikmet Dosyası May Yayınları.pdf 15,1 MB Kütüphane 1
    Kemal Sülker Nazım Hikmet'in Gerçek Yaşamı Cilt I 1902-1928 Yalçın Yayınları.pdf 4 MB Kütüphane 1
    Kemal Sülker Nazım Hikmet'in Gerçek Yaşamı Cilt II 1929-1933 Yalçın Yayınları.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    Kemal Sülker Nazım Hikmet'in Gerçek Yaşamı Cilt III 1934-1935 Yalçın Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Kemal Sülker Nazım Hikmet'in Gerçek Yaşamı Cilt IV 1936-1937 Yalçın Yayınları.pdf 11 MB Kütüphane 1
    Kemal Tahir Roman Notları 2 Batı Çıkmazı Bağlam Yayınları.pdf 7,2 MB Kütüphane 1
    Kemal Tahir Roman Notları 3 Patriyot Ömer Gülen Azap Çıkmazı Bağlam Yayınları.pdf 4,3 MB Kütüphane 1
    Kemal Özer Sevdalı Buluşma Adam Yayınları.pdf 744 KB Kütüphane 1
    Keml Tahir Notlar Sanat Edebiyat 1 Bağlam Yayınları.pdf 16,4 MB Kütüphane 1
    Kollontai Marksizm ve Cinsel Devrim Tüm Zamanlar Yayıncılık.pdf 16,1 MB Kütüphane 1
    Komünist Enternasyonal Programı 1928 İnter Yayınları.pdf 3,6 MB Kütüphane 1
    Korkut Boratav 1980'li yıllarda Türkiye'de Sosyal Sınıflar ve Blüşüm Gerçek Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Korkut Boratav İstanbul ve Anadolu'dan Sınıf Profilleri İmge kitabevi.pdf 5,4 MB Kütüphane 1
    Kostantin Fedin Olağandışı Bir Yaz I Evrensel Basım Yayın.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Kostantin Fedin Olağandışı Bir Yaz II Evrensel Basım Yayın.pdf 4,3 MB Kütüphane 1
    Kostantin Paustovski Bataklık Yar Yayınları.pdf 4,5 MB Kütüphane 1
    Ksenophon Anabasis On Binlerin Dönüşü Parola Yayınları.pdf 3,3 MB Kütüphane 1
    Küba Komünist Partisi 4. Kongre Belgeleri Dünya Yayınları.pdf 1,8 MB Kütüphane 1
    Larissa Reissner Hamburg Barikatları Oda Yayınları.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    Laszlo Krasznahorkai Savaş ve Savaş Can Yayınları.pdf 7,2 MB Kütüphane 1
    Le Duan Vietnam Devrimi Bilim ve Sosyalizm Yayınları.pdf 8,8 MB Kütüphane 1
    Lee Lockwood-F. R. Alleman Fidel Castro Konuşuyor 7-9-15-19-20-21. sy. değiştirilmesi gerekiyor 1.pdf 985 KB Kütüphane 1
    Lenin 1905 Devrimi Üzerine Yazılar Yöntem Yayınları.pdf 8,3 MB Kütüphane 1
    Lenin 1917 İnter Yayınları.pdf 9,5 MB Kütüphane 1
    Lenin Aydın Kesimi Üzerine Başak Yayınları.pdf 11,8 MB Kütüphane 1
    Lenin Barış İçinde Bir Arada Yaşama Ekim Yayınları.pdf 5,5 MB Kütüphane 1
    Lenin Bir Adım İleri İki Adım Geri Sol Yayınları.pdf 3,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Biyografi Sorun Yayınları.pdf 13,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Burjuva Demokrasisi ve Proletarya Diktatörlüğü Sol Yayınları.pdf 3 MB Kütüphane 1
    Lenin Bölünme Üzerine Yar Yayınları.pdf 8,6 MB Kütüphane 1
    Lenin Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği Sol Yayınları.pdf 24,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Demokratik Devrimde Sosyal Demokrasinin İki Taktiği İnter Yayınları.pdf 8,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Devlet P. D. Aydınlık Yayınları.pdf 3 MB Kütüphane 1
    Lenin Devlet ve Devrim Aydınlık Yayınları.pdf 26,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Devlet ve Devrim Emek Yayınları.pdf 1,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Devlet ve Devrim İnter Yayınları.pdf 9,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Devlet ve İhtilal Bilim ve Sosyalizm Yayınları.pdf 11 MB Kütüphane 1
    Lenin Devrimci Lafazanlık Temel Yayınları.pdf 5,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Devrimci Proletarya'ın 1 Mayıs Eylemi Çağrı Yayınevi.pdf 1,5 MB Kütüphane 1
    Lenin Din Üzerine Ser Yayınları.pdf 2,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Din Üzerine İnter Yayınları.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Lenin Doğuda Ulusal Kurtuluş Hareketleri Ant Yayınları.pdf 5,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Döneminde Komünist Enternasyonal Cilt 1 Maya Yayınları.pdf 8,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Emperyalist Ekonomizm Marksizmin Bir Karikatürü Sol Yayınları.pdf 1,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Emperyalist Savaş Üzerine Günce Yayınları.pdf 25,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Emperyalizm Kapitalizmin En Yüksek Aşaması Sol Yayınları.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Emperyalizm Kapitalizmin En Yüksek Aşaması İnter Yayınları pdf değil.pdf 1,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Felsefe Defterleri Sosyal Yayınları.pdf 16,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Gençlik Üzerine Sol Yayınları 1. Baskı.pdf 5,6 MB Kütüphane 1
    Lenin Halkın Devlet Yönetimine Katılımı Üzerine Gelenek Yayınları.pdf 2,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Halkın Dostları Kimlerdir ve Sosyal Demokratlara Karşı Nasıl Mücadele Eder İnter Yayınları.pdf 11,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Halkın Dostları Kimlerdir ve sosyal Demokratlara Karşı Nasıl Svaşırlar Sol Yayınları.pdf 42,1 MB Kütüphane 1
    Lenin III. Enternasyonal Konuşmaları Koral Yayınları.pdf 14,5 MB Kütüphane 1
    Lenin Kadınların Kurtuluşu Akademi Yayınları.pdf 3,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Karl Marks Ekonomi Politiği Sosyalizmi Taktiği Marksizm Bibliyoteği Yayınları.pdf 3,5 MB Kütüphane 1
    Lenin Karl Marks Hayatı Felsefesi Sosyolojisi Marksizm Bibliyoteği Yayınları.pdf 2,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Karl Marks ve Doktrini Bilim ve Sosyalizm Yayınları.pdf 3 MB Kütüphane 1
    Lenin Kitle İçinde Parti Çalışması Ekim Yayınları.pdf 4,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Komün Dersleri Sol Yayınları.pdf 13,1 MB Kütüphane 1
    Lenin Kültür ve Kültür İhtilali Üzerine Ser Yayınları.pdf 11,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Kır Yoksullarına İnter Yayınları.pdf 437 KB Kütüphane 1
    Lenin Marks Engels Marksizm Sol Yayınları.pdf 19,6 MB Kütüphane 1
    Lenin Marksist Öğreti Evrensel Basım Yayın.pdf 4,5 MB Kütüphane 1
    Lenin Marksizm Devlet Üzerine Öncü Yayınları.pdf 4,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Marksizm ve Gençlik Koral Yayınları.pdf 11,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Marksizm ve Revizyonizm Günce Yayınları.pdf 3,1 MB Kütüphane 1
    Lenin Marksizmin Üç Kaynağı Sol Yayınları.pdf 2,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Markszmin Bir Karikatürü ve Emperyalist Ekonumizm Koral Yayınları.pdf 4,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Materyalizm ve Ampiriokritisizm Cilt 2 İnter Yayınları.pdf 9,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Materyalizm ve Ampiryoktisizm Sol Yayınları.pdf 9,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Mektuplar Evrensel Basım Yayın.pdf 2,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Ne Yapmalı 1. Baskı Sol Yayınları.pdf 9,1 MB Kütüphane 1
    Lenin Ne Yapmalı Evrensel Basım Yayın.pdf 4,5 MB Kütüphane 1
    Lenin Ne Yapmalı Sol Yayınları.pdf 3,1 MB Kütüphane 1
    Lenin Ne Yapmalı İnter Yayınları Künye Yok Pdf Değil.pdf 1 MB Kütüphane 1
    Lenin Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi Sol Yayınları.pdf 30,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Nisan Tezleri ve Ekim Devrimi İnter Yayınları.pdf 7,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Proletarya Kültürü Yar Yayınları 4. BAskı.pdf 8,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Proletarya Kültürü Yar Yayınları.pdf 11,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Proleter Devrim ve Dönek Kautsky Bilim ve Sosyalizm Yayınları 5. Baskı.pdf 17,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Proleter Devrim ve Dönek Kautsky İnter Yayınları.pdf 13,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Proleterya Devrimi ve Dönek Kautsky Bilim ve Sosyalizm Yayınları 3. Baskı.pdf 21,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Rabochaya Gazeta'ya Makaleler Yenigün Yayınları.pdf 1,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Redettiğimiz Miras Çağrı Yayınları.pdf 4,8 MB Kütüphane 1
    Lenin Resimli Kısa Biyografi Konuk Yayınları.pdf 13,3 MB Kütüphane 1
    Lenin RusSosyal Demokratlarının Görevleri Yeni Gün Yayınları.pdf 767 KB Kütüphane 1
    Lenin Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi Sol Yayınları 355. sy. eksik.pdf 15,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Rusya'da Kapitalizmin Gelişmesi Sol Yayınları.pdf 12,6 MB Kütüphane 1
    Lenin Sanat ve Edebiyat Payel Yayınları.pdf 28,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Sanat ve Edebiyat Üzerine Payel Yayınları 1. Baskı.pdf 10,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Sendikalar Bugünkü Durum ve Troçki!nin Hataları Ekim Yayınları.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Sendikalar Bugünkü Durum ve Troçki'nin Hataları Üzerine Honca Yayınları.pdf 3,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 01 İnter Yayınları.pdf 26,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 02 İnter Yayınları.pdf 29,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 03 İnter Yayınları.pdf 41,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 04 İnter Yayınları.pdf 22 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 05 İnter Yayınları.pdf 20,8 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 06 İnter Yayınları.pdf 45,6 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 07 İnter Yayınları.pdf 30 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 08 İnter Yayınları.pdf 25,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 09 İnter Yayınları.pdf 20,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 10 İnter Yayınları.pdf 13,6 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 11 İnter Yayınları.pdf 60,2 MB Kütüphane 1
    Lenin Seçme Eserler Cilt 12 İnter Yayınları.pdf 18,1 MB Kütüphane 1
    Lenin Sol Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı Sol Yayınları 2, Baskı.pdf 2,1 MB Kütüphane 1
    Lenin Sol Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı Sol Yayınları 7, Baskı.pdf 3,5 MB Kütüphane 1
    Lenin Sosyalist Üretimin Örgütlenmesi Kor Yayınları.pdf 2 MB Kütüphane 1
    Lenin Sosyalizm ve Din Evrensel Basım Yayın.pdf 1,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Sosyalizm ve Savaş Sol Yayınları.pdf 5,5 MB Kütüphane 1
    Lenin Sovyet Yönetiminin Örgütlenmesi Ekim Yayınları.pdf 25,9 MB Kütüphane 1
    Lenin Tarım Sorunları 1 Sol Yayınları.pdf 11,1 MB Kütüphane 1
    Lenin Tarımda Kapitalizm Sol Yayınları.pdf 5,8 MB Kütüphane 1
    Lenin Tasfiyecilik Üzerine Sol Yayınları.pdf 6,1 MB Kütüphane 1
    Lenin Tek Ülkede Sosyalist Devrim Ekim Yayınları.pdf 24,8 MB Kütüphane 1
    Lenin Ulusal Sorun ve Ulusal Kurtuluş Savaşları Sol Yayınları.pdf 39,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Sol Yayınları 8. Baskı.pdf 8,3 MB Kütüphane 1
    Lenin Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Sol Yayınları.pdf 7,6 MB Kütüphane 1
    Lenin Yaklaşan Felaket Ekim Yayınları.pdf 3,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Yönetmeyi Nasıl Öğrendik Evrensel Basım Yayın.pdf 2,3 MB Kütüphane 1
    Lenin vd. SanattaSosyalist Gerçekçilik Parşömen Yayınları.pdf 2,7 MB Kütüphane 1
    Lenin Örgütlenme Aydınlık Yayınları.pdf 9,4 MB Kütüphane 1
    Lenin Örgütlenme Kaynak Yayınları.pdf 7,1 MB Kütüphane 1
    Lenin İlk Bolşevik Kongresi Tan Yayınları.pdf 11,7 MB Kütüphane 1
    Lenin İşçi Köylü İttifakı İşçi Sınıfının Emekçi Köylülükle İttifakı Üzerine İnter Yayınları.pdf 8,8 MB Kütüphane 1
    Lenin İşçi Sınıfı ve Köylülük Sol Yayınları.pdf 15,7 MB Kütüphane 1
    Lenin'in Son Kavgası Öteki Yayınları.pdf 37,2 MB Kütüphane 1
    Lenin-Gorki Mektuplar Özgün Yayınları.pdf 6,5 MB Kütüphane 1
    Lenin-Stalin Gençlik Üzerine Evrensel Basım Yayın.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    Lenin-Stalin Komsomol ve Parti Tarihsel Yayıncılık.pdf 1,6 MB Kütüphane 1
    Lenin-Stalin Örgütlenme Üzerine İnter Yayınları.pdf 7 MB Kütüphane 1
    Lenin-Troçki Kronstadt Ataol Yayınları.pdf 6 MB Kütüphane 1
    Leninizm Leninizm Nedir 1. Defter İnter Yayınları.pdf 4,4 MB Kütüphane 1
    Leninizm Leninizm Nedir Yıldız Yayınları.pdf 10 MB Kütüphane 1
    Leninizm Proletarya Diktatörlüğü 3. Defter İnter Yayınları.pdf 5,1 MB Kütüphane 1
    Leninizm Proleter Devrimin Stratejisi ve Taktiği 7. Defter İnter Yayınları.pdf 572 KB Kütüphane 1
    Leninizm Proleter Devrimin Teorisi 2. Defter İnter Yayınları.pdf 5,9 MB Kütüphane 1
    Leninizm Tarım ve Köylü Sorunu 5. Defter İnter Yayınları.pdf 5,8 MB Kütüphane 1
    Leninizm Ulusal Sorun ve Sömürge Sorunu 6. Defter İnter Yayınları.pdf 6,6 MB Kütüphane 1
    Lev Leontiev Marksist Ekonomi Politiğin İlkeleri Sol Yayınları.pdf 7,6 MB Kütüphane 1
    Lewis Thomas Bir Hücrenin Yaşamı E Yayınları.pdf 2,5 MB Kütüphane 1
    Lise Vogel Marksist Teoride Kadın Pencere Yayınları.pdf 7,1 MB Kütüphane 1
    Louis Aragon Elsa'nın Gözleri Kırmızı Yayınları.pdf 1,5 MB Kütüphane 1
    Louis Athusser Güncel Müdahaleler İthaki Yayınları.pdf 2,9 MB Kütüphane 1
    Ludwig Feuerbach Tanrıların Doğuşu Say Yayınları.pdf 12 MB Kütüphane 1
    Luo Kuangpin-Yang Yiyen Kızıl Kayalar Kaynak Yayınları.pdf 5,3 MB Kütüphane 1
    M. Kagan Estetik ve Sanat Dersleri İmge Yayınları-.pdf 10 MB Kütüphane 1
    M. Olcay Çam Kırlangıç Histeri Saray Yayınları.pdf 665 KB Kütüphane 1
    Mahlon B. Hoagland Hayatın Kökleri Tübit
  • Bir yandan gazete yayımlanırken diğer yandan da mahkemeler sürmektedir. Bu sıralarda Markopaşa aleyhine gösteriler de yapılmaya başlanmıştır. Dönemin diğer gazetelerinde, satıcılardan aldıkları Markopaşa'ları yırtan yurttaşlardan söz edilmektedir. Eskişehir'de Markopaşa'yı getiren Toros Ekspresi'ne saldırı girişimi olur (Cumhuriyet ile Ulus, 25.3.1937).
    Vakit ve Son Posta gazeteleri ( 19.3.1947), İzmir'in çeşidi yerlerindeki olayları aktarır. Diğer yandan Turancı dergiler tarafından Markopaşa sık sık tehdit edilmektedir.

    Altın Işık dergisi (15.3. 1947), İstanbul Üniversitelileri Markopaşa'ya karşı eyleme çağırmakta ve şunları yazmaktadır:
    "... Müjdeler olsun Markopaşa'ya: Ankara Üniversitesinin ateşli gençliği kendisine selam ediyor. Onların elinde baltaları, balyozları yok amma, uyanık şuurları; ruhlarına ekilmek istenen tohumların hangi "orak"la biçileceğini ve bir gün kafalarında hangi "çekiç"in indirilmek istendiğini biliyor. Evet Sabahattinof efendi! Ankara'da üniversite kürsüsüne kadar sokulabilen yoldaşlarınızı lanetleyen ve maskelerini aşağıya indiren Üniversiteli gençler, İstanbul'da muhtelif defalar teşerrüf ettiğiniz [kendi tabirinizle] "barbar sürü"nün ta kendisidirler (...) Ankara Üniversitesinin asil gençleri kulağınıza fısıldıyor: "İstanbul Üniversitelileri geliyor." (15.3.1947)


    Markopaşa · 24 Şubat 1 947 · Saya: 12
    Birinci sayfada "Korkuyoruz" başlığıyla Markopaşa'nın nasıl çıktığı ve hangi koşullar altında yayın yaşamını sürdürdüğü anlatılıyor. Başyazısında Sabahattin Ali "Ne inkılapçılık!" başlığıyla eğitim alanındaki atılımların nasıl ters yüz edildiğine değiniyor:
    "...İlk öğretim seferberliği yapıldı. Memleketi kalkındıracak tek yol budur, dendi. Köy Enstitülerinde sahiden uyanık gençler
    yetiştirilecekti. Ümit verici adımlar atılmıştı. Birde baktık, bu kültür yuvaları, eski medresdere rahmet okutan bir yobazlık
    baskısı altına alınıyor .
    ...Hele istiklal anlayışımızdaki değişiklik? Davalarımızın haklılığına dayanarak, yüz milyonluk devletlerle başa baş ne vakar
    içinde konuşurduk. Şimdi yüz binlik kukla devletleri etekliyoruz! Dün kovduğumuz yabancı simsarlara şimdi şaklabanlık ediyoruz. Din ile dünyayı ayırmıştık, şimdi devlet eliyle "münevver yobazı" yetiştirileceği söyleniyor. Sebilürreşatlar yeniden çıkıyor. Saymakla tükenir gibi değil ki...
    Ne inkılapçı insanlar; Milletçe yirmi beş senede aldığımız yolu, yirmi beş haftada nasıl da gerisin geriye gidiverdiler."

    Birinci sayfada ayrıca "Dikkat" başlığıyla okuyucuların istekleri üzerine 4, 5 ve 7. sayıların "ikinci tabını" yaptıklarını ve gazete
    yönetim yerinden sağlanabileceği duyuruluyor. İkinci sayfada " İşte Bu Adamların İç Yüzü! " başlıklı yazının bir bölümünde, Beyoğlu'ndaki Foto Süreyya'dan söz açılmış. Süreyya'nın, siyasi havanın yönüne göre vitrini siyasi kişilerin fotoğraflarıyla süslemesi konu edilmiş. Bir matbaacının Süreyya'nın binasını kiraladığı, Markopaşa'yı dizrnek ve basmak üzere bu matbaacı ile anlaşıldığı, tam basılacak zaman Süreyya'nın yazıları artırdığı haberine yer verilmiş. Süreyya ile matbaacı arasında şu
    konuşma geçiyor:
    - Gizli beyanname basmıyoruz, kanunsuz iş görmüyoruz. Hem sizinle alakası ne?
    - Dizilen yazıların kurşunları benim birader. Ben de sizinle beraberim. Yerden göğe kadar haklısınız. Ama bu herifler (aynen) Atın altında buzağı arıyorlar.
    İşte bu adamların iç yüzü. İnsan Halk Partisi'nede, memlekete de acıyor.




    Markopaşa ·3 Mart 1947 · Sayı: 13
    Stad Matbaası'nda basılan sayının adının altında karikatürist Cemal Nadir'in ölümünden duyulan acıya değinilerek gelecek
    sayıda Nadir'in karikatürlerine yer verileceği belirtiliyor.
    Birinci sayfada " Ricali Devlet Neler Yiyor? Et Yok, Ekmek Yok, Meyve Yoksa Boşan da Semerini Ye" başlıklı haberyorum ile "Görülmemiş Tiyatro" adlı başyazı verilmiş. "Size Kimler İftira Ediyor" başlıklı yazıdan başka "Şakalar" köşesinde, çıkardığı magazinden Aziz Nesin'in yazdığı anlaşılan "Vallahi Batırırım" başlıklı yazıda şöyle deniliyor:

    "...Düz taban da değilim ama, nedense, üstümde bir uğursuzluk var. Tan matbaasına girdim, yıkıldı. Karagözde çalışırdım, Ankara'ya aldılar. Tan gazetesinde muharrirdim, bam. "Cumartesi" adlı bir magazin çıkardım, bam. "Gerçek" gazetesinin sekreteri idim, bam. "Yeni Dünya"da çalıştım, bam. "Görüşler"de yazı yazdım, bam. "Ses" de makale yazdım, bam.
    Hani kayığa binmeye korkuyorum, batacak diye. Her insan, dünya yüzünde, elbette m üsber bir iş yapmak ister. Şimdi benim de yeni bir niyetim var. Halk particiler sıkı dursunlar; zira niyetim Halk partisine girmektir. Alimallah, iki aya kalmaz, onu da batırır, hak ile yeksan ederim."

    İkinci sayfadaki "Milletin Efendisi İşte Bu" başlıklı şiirsel yazıda toplumun anılan kesiminin durumu anlatılıyor. Son kıt'asında
    şöyle deniliyor:

    Vergisinin hesabını düz verir
    Bahar verir, yaz kış verir, güz verir,
    Bir almadan isteyene yüz verir.
    Milletimin efendisi işte bu.

    Diğer sayfalardaki benzer nitelikte olan yazılardan biri de şöyle:

    "Önemle duruyoruz: Bakanlara herhangi bir memleket meselesini sorsanız,
    - Üzerinde önemle duruyoruz, diye cevap verirler.
    Başbakan nutuk verir:
    - Üzerinde önemli duruyoruz.
    Belediye reisimiz Lütfi Kırdar, et meselesinin, süt meselesinin ve diğer meselelerin üzerinde önemle duruyorlar. Ben yirmi senedir, üzerinde önemle durulan meseleler bilirim ki, hala halledilmemiştir. Bu önemde bir uğursuzluk var. Allah rızası için, bir kere de, üzerinde önemsiz dursunlar, belki işler yürür. Yahut da, önemle duracaklarına, önemle yürüseler.


    Markopaşa 10 Mart 1947 Sayı: 14
    Başyazı "Lanet Olsun"dan başka "Halil Menteşe'ye Açık Mektup" ve Cemal Nadir Güler'le ilgili bir karikatür ile bir yazıya yer verilmiş. Yazılar arasındaki "Tatar Ağaları Yaya Kaldı" başlıklı olanında halka suç atıldığı; halkın, aslında gösterilmek istenenden çok daha ileride olduğu vurgulanıyor:
    "Kitapçılara sorarsınız:
    - Niçin böyle çiğ kapaklar içinde en bayat, en kötü, belden aşağılık ve kan kokan kitaplar basarsınız?
    Alacağınız cevap şudur:
    - Bayım, anlamıyor, halk anlamıyor.
    Sorulacak makama sorarsınız:
    - Niçin tam bir hürriyet yoktur.
    - Efendim, daha halk yetişmedi, bu kadarını bile kaldıramıyor.
    Halk gazetesi diye çıkan zevk ve fikir düşkünü paçavraların sahiplerine sorarsınız:
    - Niçin hakikatleri yazmıyorsunuz. neden bu kadar adi?
    - Azizim nasıl anlatmalı. Halk anlamıyor ki...
    Adi Arap filmlerinin kopyası , gözü yaşlı curcuna ve yaygarayı milli film diye yutturanlara sorarsınız:
    - Neden mükemmel eserler meydana getirmiyorsunuz?
    - Efendim, gitmiyor . . . Halk anlamaz, anlamaz bu halk ...
    Memleketin biricik tiyatrosuna sorun:
    - Niçin dön başı mağrur yerli eserleri sahneye koymazsınız?
    - Sansür bırakmıyor ki ... Hem halk da anlamaz...
    Nedir bu halkın çektiği, neden halka bu kadar iftira edilir?
    Biz halkın iyi, doğru, güzel eserlere susamış olduğunu delillerle ispata hazırız. Halk bu geri zihniyetin çok daha ilerisindedir.
    Partilerden, resmi ve hususi müesseselerden en küçük sermayedarlara kadar, hepsi dört nala koşup halka yetişmelidirler. Tatar
    ağaları yaya kaldı!


    Gazetenin dördüncü sayfasında " Markopaşa Ansiklopedisi" köşesindeki "Biliyor musunuz" başlıklı yazı yüzünden, Falih Rıfkı
    Atay'ın başvurusu üzerine, Sabahattin Ali'ye sorumlu yazı işleri müdürü olarak kovuşturma açılacaktır. Bu yazıda savlanan suç unsuru Falih Rıfkı Atay'a hakarettir. Falih Rıfkı Atay, dava gerekçelerini gazetelere-basma gönderilmek üzere hazırladığı bir mektupla açıklamıştır:
    "Bir İstanbul gazetesinde şu satırları okudum: Falih Rıfkı'nın apartmanlarından aldığı hava parası ile ve zaruret içinde geçindiğini biliyor musunuz? Bir Türk vatandaşının apartman veya apartmanları olması ayıp değildir. Fakat benim hiçbir
    apartmanım, gelir getirici hiçbir mülküm yoktur. Bir fikir ve dava gazetesinin başında bulunduğum için, bir de iftira katılarak
    teşhir edilmek istenilişimden maksat ne olduğu meydandadır. Bu gazeteyi mahkemeye verdim. (Cumhuriyet, 13.3.1947).

    Dava konusu yazıyı Rıfat Ilgaz ya da Şerif Hulusi yazmıştır. Sabahattin Ali, mahkemede yazıyı kendisinin yazdığını söylemiş, "mizah maksadıyla kaleme alınmış olduğunu, başka bir kasıt bulunmadığını" belirtmiştir. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılama ile ilgili olarak Akşam gazetesi (9.4 .1947) şu ,haberi vermektedir:

    [Sabahattin Ali] Falih Rıfkı'yı uzun yıllardan beri tanımakta olduğunu, ona başkaları tarafından ağır tarizler (taşlamalar) yapıldığı halde bir şey demediğini, kendisinin bu yazısına kızarak mahkemeye müracaatını hayretle karşıladığını bildirdi.. Buna karşılık Falih Rıfkı'nın avukatı Kemal Oram, "Sabahattin Ali'nin yazısının hakaret kastı ile yazılmış olduğunu ve cezalandırılması ile Kızılay'a teberru edilmek üzere ayrıca 10.0000 lira manevi tazminata mahkum edilmesini istemiştir. Savcılık ise, Milli Korunma Kanununa göre suç sayılan hava para alma isnadında [suçlamasında] hakaret kastının mevcut olduğunu, yazını maksadının Fatih Rıfkı'yı siyasi mevkiinde lekelemek olduğunu söyleyerek" ( Tasvir 9.4.1947) "Sabahattin Ali'nin Matbuat Kanununun 26 ve Ceza Kanununun 487. maddelerinin işaretiyle aynı kanunun 48. maddesi gereğince cezalandırılmasını" (Akşam, 9.4.1947) istemiştir. Bir hafta sonra yapılan duruşmada Sabahattin Ali daha ayrıntılı bir savunma yapmıştır:
    "...Davacı vekilinin gerek arzuhalinde, gerekse mahkememiz huzurundaki sözlerinde bu yazıyı; surer-i mahsusada müvekkili
    Falih Rıfkı Atay' ı tahri kasıt ve niyetiyle yazdığı ileri sürülmekte, savcılık makamımız da bu yazı ile Falih Rıfkı Atay'ı halkın
    husumetine maruz bırakacak şekilde tahkir ettiğini iddia etmektedir. ( . . . )
    Siyasi bir mizah gazetesi olan (Markopaşa) bazı tezatlardan istifade ederek bir nükte yapmak istemiş, hadiseleri vakalardan
    büsbütün uzaklaştırıp tam bir şaka sahasına dökmek için "Falih Rıfkı'nın apartmanlarından aldığı hava parasıyla ve zaruret
    içinde geçindiğini biliyor musunuz?" diye ciddiyet ve hakikatle alakası olmayan bir cümle tertip ve neşretmiştir. Binaenaleyh,
    bir mizah gazetesinde mizahi bir serlevha altında ve baştan başa mizahi cümleler arasında neşredilmiş bulunan bu bir tek satırın
    Falih Rıfkı Atay'ın şeref, haysiyet ve vakarını kıracak mahiyette bir hakaret telakki edilmesine aklen ve kanunen imkan yoktur.
    Çünkü bizim yazımızı okuyanın onu ciddi telakki etmesine imkan olmadığı bedihidir. [apaçıktır].
    Sadece tezatlar, garibeler [tuhaflıklar], imkansızlıklar bir araya getirilerek mizahi bir tesir yapmaktan başka hiçbir gaye gütmeyen bir latifeden ibaret yazıda hakaret kastının bulunmayacağı izaha muhtaç bir keyfiyet değildir. Falih Rıfkı Atay'ın bunu vakar, haysiyet ve şeref kırıcı bir hakaret telakki ermesi de yanlıştır. Kaldı ki, Ulus Gazetesi'nde sahibi bulunduğum (Markopaşa) ve dolayısıyla şahsım hakkında latife hududunu bir hayli aşan yazılar intişar ermiştir [yayımlanmıştır] . Bunlardan Markopaşa'nın yeni çıktığı sıralarda Ulus Gazetesi'nde intişar eden [yayımlanan] bir fıkrada Markopaşa Gazetesi başlığındaki resim telmih edilerek [dokundurularak] Sovyet selamı vermekle vasıflandırıldığı gibi, daha bir hafta evvel çıkan Ulus Gazetesi'nin ikinci sırasındaki bir fıkrasında da; Troçki'nin eski akrabası olmak ve Vişinski'nin masallarını dinlediğim şeklindeki bu yazıları sırf mizah sütunlarından okuduğumuz için ya aynı şekilde yahut da sükutla karşıladığımız halde hiç kimsenin ciddi telakki [kabul] etmeyeceği bir yazıdan dolayı adalet karşısında hesap vermeye mecbur edilmekliğimizi
    bir tecelli [alın yazısı] olarak kabul ediyor ve yazıda hiçbir hakaret kasıt ve niyeti mevcut olmadığını arz ederek beraatimizi istiyoruz. ( Ulus, 14.04.1947).

    Yargılama sonucunda TCK'nin 482. maddesinin son fıkrası gereğince Sabahattin Ali 3 ay hapis, 100 lira para cezası ve 1000 lira da tazminat ödemeye (Cumhuriyet, 29.4.1 947) mahkum edilir. Ancak bu karara karşın başarılı bir savunma sonucu ceza ertelenir. Gerekçeli karar şöyledir:

    "...Sanığın tacile mani mahkumiyeti bulunmamasına ve ahlaki temayüllerine (eğilimlerine) nazaran cezanın tecili halinde ileride cürüm işlemekten çekineceğine ve nedamet [pişmanlık] eylediğine mahkemece kanaat geldiğinden sanık hakkında hükmedilen
    mezkur [adı geçen] cezanın Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesi gereğince reddine karar verilmiştir. ( Ulus, 2 9.4. 1947)

    Aziz Nesin'in bu davayı değerlendirmesi ilginçtir:
    "... Aklımda kaldığına göre Markopaşa aleyhine ilk dava Falih Rıfkı tarafından açıldı. Bu davayı kaybettik. Sabahattin bin lira
    tazminat ödemeye mahkum oldu. Parayı verdi mi vermedi mi bilmiyorum. Bana kalırsa, Fatih Rıfkı'yı aleyhimize dava açmaya
    sevk eden asıl neden, dava açtığı yazı değil, daha önce, ilk sayımızda çıkan bir manzumedir. Bu manzumeden bizi mahkemeye
    veremeyen Falih Rıfkı, başka bir yazıdan aleyhimize dava açtı. Her ne olursa olsun, Fatih Rıfkı uğurlu geldi, ondan sonra davalar sökün etti.


    Markopaşa 17 Mart 1947 Sayı: 1 5
    Sabahattin Ali kovuşturmaya uğradığı için yeni bir yazı işleri müdürü bulunmuştur: Mücap Nedim Ofluoğlu. O sıralarda İstanbul Şehir Tiyatrolarında figüran olarak çalışan Ofluoğlu şiirle de uğraşmaktadır. Mücap Ofluoğlu, Markopaşa'da görev alışını şöyle anlatıyor:

    "... Aziz Nesin'le tanışmamızın, dost olmamızın sonucu bana "Markopaşa'da Sabahattin Ali'nin bıraktığı neşriyat müdürlüğünü
    alır mısın?" dediler. Galiba biraz da para alacağım düşüncesiyle (...) yapılan teklifi kabul ettim, neşriyat müdürlüğünü aldım.

    Birinci sayfadaki "Anlamıyor musunuz Arkadaşlar!" başlıklı yazıda, ülkedeki çeşitli olayların kaynağı irdeleniyor. Yazı, sonraki
    yıllarda olacakların bir öngörüsü niteliğinde:
    "...Bu iş, İngiltere'nin uzun yıllardan beri Hindistan'da, Mısır'da, Filistin'de, Yunanistan'da yaptığı iştir, anlamıyor musunuz? Yurdumuz buralara mı benzesin istiyorsunuz. Minder çürütenler, sandalye sevenler, koltuğa tutkallı kişiler, Türk gençlerini birbirlerine düşürmek istiyorlar. İç ve dış zorluklardan etekleri tutuşanlar, bazen sağcıları, bazen solcuları tutar görünüyorlar.
    Bir iktidar oyununa alet olduğumuzu anlamazsak, belki de yarın birbirimizi boğazlatacaklar, yeni Türk demokrasisinin ve
    Atatürk'den kalan harici itibarımızın külleri karşısında oturup, sinsi kahkahalarla övünecekler. Sağcı yahut solcu, iki taraftar türlü kalem ve fikir mücadelesi yapabilir. Fakat, faşist barbarlara taş çıkaracak şekilde birbirimize saldırmayalım.
    Milletini sevenler! Hürriyet ve demokrasi mücadelesinde birleşelim. Aldatılıyoruz arkadaşlar!

    "Şakalar" köşesindeki "Abdesthane ibriği" başlıklı yazıda, Markopaşa'da konu edilen kimi kişilerle ilgili olarak gelen eleştiriler
    şöyle yanıtlanıyor:
    "Kimseye, gözünün üstünde kaşın var diyemiyorsun. İdare-i maslahat icabı, köre şaşı, şaşıya şehla, şehlaya badem gözlü demek
    lazımmış. Affetsinler; yapamıyorum bunu. Bu yüzden dostlar incinirmiş, arkadaşlar gücenirmiş ... Ne yapalım? Hemen yapıştırıyorlar:
    - Bak nanköre, falanca zaman kahve ısmarlamıştım. Şimdi aleyhime döndü.
    - Gördünüz mü haini ... Tramvayda yerimi vermiştim. Şimdi bana atıp tutuyor.
    - Adam enik, yetiştirdik de işte böyle oldu.
    - Besle kargayı, oysun gözünü.
    Ne yapalım, kim dedi onlara, papağan dururken, karga beslesinler diye.
    Bir gün bir arkadaş gelir:
    - Yahu ... Herifi rezil etmişsiniz. Bana iyiliği dokunmuştu. Bari dostlarımız, dostlarının listesini versinler de, zülfü yara
    dokunmayalım, bunu mu istiyorlar?
    Biz halkın ve halka dost olanların dostuyuz. Bir gün Borazan Tevfik'i saraya çağırmışlar. Ser musahip Nadir ağa,
    -Tevfik, demiş, taklit yaparak, efendimize hoş vakit geçirteceksin.
    - Yapamam efendim.
    - Neden?
    - Yapamam işte...
    Ser musahip ısrar edince, nihayet şöyle demiş:
    - Arnavut taklidi yapamam, Tüfekçi Tahir Paşa darılır. Arap taklidi yapamam, Arap İzzet paşa kırılır. Çerkes taklidi yapamam,
    Çerkes Tahsin paşa, gücenir. Zenci taklidi yapsam, zatıaliniz alınırsınız.
    Sonra Borazan Tevfik, bir ayağını havaya kaldırır, elini ileri doğru uzatıp boynunu kıvırır.
    - Kala kala, bir· bu kaldı, der.
    - O ne Tevfik?
    - Apteshane ibriği efendim.
    Şimdi biz de doğru söylesek, Recep Peker darılır. Güneşe karşı baksak, zülfü yara dokunur. İstanbul'u ağzımıza alsak Lütfü
    Kırdar alınır. Hürriyet yok desek... Kala kala bir apteshane ibriği kalıyor, ondan mi bahsedelim?

    Bu sayıdan sonra 24 ve 31 Mart günleri çıkması gereken Markopaşa'nın iki sayısı zamanında çıkarılamamıştır. Nedeni, Aziz Nesin'in, Amerikan emperyalizmi ve Türkiye'ye uygulanmaya başlanan Truman Doktrini'ne karşı yazdığı "Nereye Gidiyoruz"
    başlıklı bir broşürden dolayı tutuklanması ve matbaalara yapılan baskılardır. Mücap Ofluoğlu, Aziz Nesin için savcılığa dilekçe ile başvurur ve "Bu hareketin kanunsuz olduğunu ve eğer mevcut gösterilen bir matbuat suçu varsa bunun takibatını yapmanın
    savcılığa ait olacağını" bildirir. Şerif Hulusi de vali ile görüşür. Hiçbir sonuç alınamaz.

    Şerif Hulusi, Sabahattin Ali'ye yazdığı
    "...21 Mart 1947 günlü mektubunda bu durumu şöyle anlatıyor:

    "İki gözüm Sabahattin Ali;
    Sana üzülecek bir haber vereyim. İstanbul Emniyet Müdürlüğü dün sabah Markopaşa İdarehanesinde ve Stad matbaasında araştırmalar yapmış. Mevzuu da Aziz'in yazmış olduğu "Nereye Gidiyoruz?" broşürü imiş ... Bugün sabah iki polis Aziz' i aldı götürdü. Bu mektubu saat 16'da yazıyorum. Yedi saat olduğu halde, hala Aziz gelmedi ... Stad matbaasını tekrar açmışlarsa da, Sacit'ten broşürleri ve Markopaşa'yı basmamak hususunda teminat istemişler... Haluk [Yetiş] , [Mim] Uykusuz, Mücap [Ofluoğlu) ve ben gözlerinden öperiz...

    Markopaşa'yı çıkarma yolları denenmektedir. Haluk Yetiş, Sabahattin Ali'ye yazdığı iki ayrı mektupta bu konuyu anlatmaktadır:

    -Sabahattin Bey Aziz'den henüz haber alamadık. Mamafih, bugün veya yarın bırakılma ihtimali var. Öğrendiğime göre, maksatları Markopaşa'nın neşrini sekteye uğratmakmış. Her ne ise şimdi ben, bu hafta için Markopaşa'yı çıkarma ya gayret edeceğim. Ümit yüzde doksan, makine ile dizmek şimdilik imkansız. El dizgisi ile hiç olmazsa 25-30 bin olsun basacağım... " (24 Mart 1947)
    "...bütün uğraşmalara rağmen henüz Markopaşa'yı çıkarmak mümkün olmadı. Bazı yeni birtakım usulleri denemekle meşgulüz. Bugün klişe usulünü deneyeceğiz. Eğer muvaffak olursak yazı dizme meselesinden kurtulmuş olacağız. O da olmazsa belki de mimeografla basacağız . . . Bir mahkeme davetiyesi geldi. Ben o sırada idarede olmadığım için ne mahiyette olduğunu
    anlayamadım. Galiba Fatih Rıfkı davasına ait..
    Haluk Yetiş . . .
    (1 Nisan 1947)


    Markopaşa · 7 Nisan 1947 Sayı: 1 6
    Basılacak matbaa bulunamaması yüzünden iki hafta çıkamayan gazete "Gutenberg Matbaası" adı verilen teksir makinesi ile
    basılmıştır. İki yapraklı, ancak sadece ön yüzleri basılan ve arka yüzleri beyaz kalmış olan Markopaşa'nın başlığının altında şunlar yazılıdır: "Muharrirleri nezaret altına alınmadığı ve hapse girmediği zamanlarda çıkar. Siyasi mizah gazetesi. Sayısı 5 kuruştur. Sahip ve yazı işlerini idare eden Mücap Ofluoğlu. Markopaşa'nın başına gelenler gazetede şöyle konu edilmiştir:
    "...Dünyaya karşı demokrasi göstermeliğimiz bir Demokrat Partimiz var, Amerikalılardan 150 milyon borç alacak kadar
    hürriyetimiz var. Ağaçlar bu yıl boy atmadı, otobüste kaba etime kıymık battı, bu nasıl hükumet, diye kokmaz bulaşmaz, tavşan
    tersi muhalefetleriyle apartman diken muhalif gazetecilerimiz var. Herkes dilediği gibi düşünmekte, düşündüğünü yazmakta
    serbesttir diyen Başbakanımız var. Evet bütün bu bol hürriyet numaraları; demokrasi varyeteleri muhalefet cambazlığı arasında şu küçücük mizah gazetesini çıkarmaya imkan yok... Markopaşa meğer ne kadar büyük bir kuvvetmiş ... Biz onlardan, onlar bizden korkuyor. Korku dağları beklermiş, şimdi matbaaları bekliyor. Hiçbir matbaa Markopaşayı basmıyor. Muharrirleri nezaret altına alınır. Mahkemeye verilir. Tehdit edilir. Yer yer aleyhlerine nümayişler tertip edilir. Sözüm ona rekabet maksadı ile sürülerle mizah gazeteleri çıkartılır.
    Ey bir cılız kalemden dile gelen hakikat. Sen devleti bile korkutacak kadar mı korkunçsun? Dünyaya niçin geldiğini, niçin yaşaması ve niçin ölmesi lazım geldiğini bilen insanlar bu gazeteyi çıkarıyorlar. İşte, okuyucular, size bir gazete takdim ediyoruz ki , bundan yarın , küçük menfaatleri, mikroskopik kaygıları, günlük endişeleri ve sandalye sevdaları uğruna medeni cesaret göstermeyenler utanacaklardır. Hür (?) matbuat tarihimizin yüzü kızaracaktır,. Ve insanlar layık oldukları idareye müstahaktırlar. Şimdi gazetemizi teksir makinesi ile basıyoruz. Bu makineye GUTENBERG Matbaası ismini verdik.
    Gazetemizi bastırmamak için bütün matbaalara tesir yapanlar inşallah bu on kiloluk makineyi da mühürlemek, kırıp parçalamak
    gibi gülünç bir duruma düşmezler ...

    Teknik olanaksızlık nedeniyle ilk kez karikatür konmayan sayıda, çeşitli kısa haber ve yorumlar yer almıştır.

    Bu sayının çıkarılışı başka sorunları da getirmiş, yazarlar yine soruşturmaya uğramıştır. İlerisini Haluk Yetiş'den dinleyelim:

    "...Mahkemeler, sıkıyönetimin baskısı, ikide bir kapatmalar, dava açmalar, toplatmalar başlı başına bir uğraşıyı gerektiriyordu.
    Bunlarla uğraştığımız kadar Markopaşa'yla uğraşamıyorduk. Matbaa sahiplerini sıkıştırdılar, gazeteyi çıkaracak yer bulamadık.
    Gutenberg matbaası sorunumuzu çözümledi. Gazeteyi Gutenberg matbaasında çıkardık. Polis seferber oldu, Gutenberg matbaasının yerini bulmak için. Fakat uğraşmaları boşuna gitti. En sonunda bizi sorguya çekmek zorunda kaldılar. Gutenberg matbaası, elimizin altındaki teksir makinesine verdiğimiz addı. Teksir makinesi aldık zorunlu olarak. Derginin iç sayfalarını ön yüzlerini, arka yüzleri beyaz basabildik ancak. Bu basılmış kağıtları da birbirine telleyerek tutturduk. Bir gün, gece sabaha kadar sürdü bu işlem. Mehdi Zıt, Osman, Mücap Ofluoğlu, Uykusuz ve ben çalıştık bu işlerde. Fiyatını da beş kuruş koymuştuk, fakat bir liradan alıcı buluyordu. [Her zaman] 60 bin satılan gazeteyi biz ancak yirmi bin kadar hazırlayabilmiştik
    Haluk Yetiş, bu sayıyla ilgili olarak sonradan şunları söylemiştir:
    "...Matbaa sahiplerine öylesine baskı yapıldı ki, gün geldi gazetenin dizgi tertip işlerini yaptıracak yer bulamadık. Başvurduğumuz hiçbir matbaa olumlu cevap vermeyince bir sayı dizilip basılamadık. Ne yapmalıydık? Ne yapılabilirdi? Düşündük, ölçtük, sonunda bir teksir makinesi almaya ve dergiyi bu makinayla çıkarmaya karar verdik. Bildiğimiz teksir makinası ile iki sayfalık gazete çıkardık. Bu işi teksir makinasında ben, Mustafa Uykusuz, Mücap Ofluoğlu, Mehdi Zıt çıkardık. Onlar da ücret filan söz konusu olmadan yardımcı oluyorlardı. Basılan iki yaprağı zımba teliyle birleştirerek ancak on beş bin kadar yapabildik Buna bir matbaa adı koymak gerekiyordu yalnız. Bakalım ne yapacaklar dedik, basıldığı yerin adını "Gutenberg" matbaası koyduk ve piyasaya sürdük Teksirle basılan bu sayılar bile bir tek iade dönmemek üzere satıldı .
    Basın tarihimizin bu ilginç olayını bir de Aziz Nesin'den dinleyelim:
    "... Bir arkadaş daktilo başına geçti. Durmadan aynı sayfaları tekrar tekrar yazıyordu, öbür arkadaşlar, mumlu kağıtları teksir
    makinasında basıyorduk. Bu iş geceli gündüzlü iki üç gün sürdü. Bu suretle ancak yirmi bin gazete çıkardık Bu iptidai
    [ilkel] çalışma tarzından dolayı ilk matbaayı icat eden adamın ismine izafeten [ilişik olarak] Gutenberg matbaasında basılmıştır
    diye yazdık Vilayet makamına da, teksir makinasından ibaret Gutenberg matbaasını açtığımıza dair müracaatta bulunduk.
    Bu suretle basılan yirmi bin gazeteyi yalnız İstanbul'a çıkardık Çıktığı gün gazete kalmamıştı." (Medet, 1 .6 . 1 950)


    Markopaşa 14 Nisan 1 947 · Sayı: 17

    Markopaşa'nın bu sayısı yine daktilo dizgisiyle yapılmış ve Berksoy Basımevinde iki misli ücret karşılığında basılmıştır. Sahip
    ve yazı işleri müdürü Mücap Ofluoğlu görünmektedir.
    Aziz Nesin Ankara'da bulunan Sabahattin Ali'ye yazdığı rnektubunda "Mutlaka, mutlaka ve yine mutlaka bir baskı makinesine ihtiyacımız var. Ne yapıp yapıp bunu elde etmeliyiz. Baskı makinesi için dilen, borç bul, avans bul, ne yap yap, bu işi. yapalım. Kısa zamanda borcu öderiz" demektedir. 18 ve 23 Nisan 1947 tarihli mektuplardan anlaşılan, Berksoy Basımevinin arızalı bir makinesi 200 lira karşılığında tamir ettirilmiş ve ayda 350 lira karşılığında kiralanmışrır. Ama Nazım Berksoy, daha fazla para isteyip sözleşmeyi yapmaktan vazgeçmiştir. 26 Nisan 1947 tarihli rnektubun ilerisinde Aziz Nesin şöyle demektedir:
    "... Nazım baktı ki, makine bizim elimize geçince tıkır tıkır işliyor, hayatında 350 lira kazanmamış olan çingene herif mukaveleyi imzalamaktan vazgeçti ( . . . ) Şimdilik makineyi zorla kullanıyorum. Mahkemelik olacağız. Her ne olursa olsun, başka yapacak bit şey yok

    Gazetenin birinci sayfasında "Büyük Ölüler Kongresi" başlığıyla siyasal yergiler ele alınmış. Bir de "mevlut" duyurusu göze
    çarpıyor. Şöyle deniliyor: "Ankara nümayişlerinde katledilen sevgili varlığımız Fikir Hürriyeti için ölümünün kırkıncı gününe müsadif pazartesi günü Hacıbayram Camii şerifinde öğle namazını müteakip, afişler yırtılmak sureti ile, demokrasinin ruhuna rahmet okutulacağından rahmetlinin akraba ve dostlarından arzu edenlerin, bilhassa Şükrü Sökmensüer'le, Reşat Şemsettin Sirer ve Cevdet Kerim İncedayı' nın eşleri ile birlikte teşrifleri rica olunur.

    Üçüncü sayfada "Çat içeride, Çat Dışarıda" başlığıyla Markopaşa'nın ve yazarlarının başına gelenler anlatılmıştır. "Nereye
    Gidiyoruz diye bir broşür yazmıştım" cümlesinden Aziz Nesin, "Zaten bendeniz kadroya dahil oldum" cümlesinden de Rıfat Ilgaz tarafından yazılmış olabileceği sanılan yazı şöyle:

    Burada sözü edilen broşür, Aziz Nesin'in Arnetikan emperyalizmi ve Türkiye'ye uygulanan Truman Doktrini'ne kaqı yazdığı
    bir broşürdür. Bu broşürden dolayı Aziz N esin 30.Ni􀊧n'da sıkı-' yönetiınce tutuklanarak yargılandığı askeri mahkemece "yayın
    yoluyla milli menfaadere aykırı eylemdebulfiİlmak" suçundan on
    ay ağır hapse ve 4,5 ay sürgüne mah􀊨fım edi\ec􀊩ktir. Cezaevinde
    yazı yazacak, kaçırarak Markopa1a'da yayımlayacaktır. 20 Şubat
    1 948'de tahliye edilip Bursa'ya sürgün olarak yollanacaktır.65
  • Markopaşa · 3 Şubat 1947 · Sayı: 9

    Markopaşa'nın bu sayısı ile kadroya Rıfat Ilgaz da katılmış olmalıdır. Ilgaz, Boğazlayan Ortaokulunda hastalanmış, 2 Ocak

    1947'de İstanbul Validebağı Sanatoryumuna gelmişti. Kendi anlatımıyla Boğazlayan Ortaokulundaki görevine başladıktan (2 Kasım 0946'da atanmıştı) bir-iki ay sonra Markopaşa'ya katıldı .



    Bu sayının konu başlıkları ''Alibaba ve Kırk haramiler", "Yıldız Şehriyesi ve Ahtapot" ve "Geçmiş Zaman Olur ki Hayali Beş Para Etmez" köşesi. Bu köşede 1910'da, 1930'da, 1945'te hürriyet söylevlerinin verildiği ama hapisler, zindanlar, kelepçelerin sürdüğü belirtiliyor. İlerisinde şöyle deniliyor:

    "Sene 1947... Hürriyet kızı, yine arzı endam etmiştir. Millet hakkını arıyor, sendikalar, partiler kuruluyor, yazılıyor, çiziliyor ama ... İşte bu kadar. 16 Aralıkta sürgünler, tevkifler, dayaklar...

    ***

    Evvela, söyletiliyor, sonra da ... Şair ne demiş:



    Vakti istibdatta söz söylemek memnu idi.

    Ağzını açsan hükümet ağlatırdı ananı.

    Devri hürriyetteyiz şimdi değişti kaide

    Evvela söyletirler, sonra bellerler ananı.



    Sabahattin Ali'nin başyazısı yine günümüze uzanıyor ve irtica tohumlarının nasıl atıldığını anlatıyor:



    "...Gazetelerinde, nutuklarında hep bunu ileri sürüyorlardı. Memlekette rahat nefes almağa bile imkan vermeyen baskılarına

    bir sebep göstermek gerekince, "ara sıra anarşi olur, düzen bozulur gibi sözler etseler bile" asıl bu irtica bahanesini ele alıyorlar.

    Yobazlığın hortlamasına müsaade edemeyiz diye yırtınıyorlardı. Nihayet günün birinde yobazlık kara kuvvet, yeşil sarık,

    irtica sahiden hortladı. Ama Menemen'de değil, o eline ayağına köstek vurmak istedikleri halkın içinde de değil. Ankara'da ve

    kendi aralarında. Yirminci yüzyılın ortasındayız. Sesini günden güne yükselten irtica bağırıyor:

    "Kız okullarını oğlan okullarından ayıralım. Kız öğrencileri köy enstitülerine almayalım..." (Sanki tarlada ve fabrikada da

    kadını erkekten ayırabilirlermiş gibi.)

    "Ulum-u diniye okutalım da şu bozuk ahlakımız düzelsin ... " (Sanki kendi ahlaklarında din ile düzelecek taraf kalmış gibi.) Dünyanın neresinde bir gerilik varsa dört elle sarılıyorlar. Hür ve efendi bir milletin içinde yaşadıklarını unutup uşaklara

    dalkavukluk ediyorlar. Ankara'nın bir camisinde beş on ihtiyar bir hacı babanın eteğini öpünce utançlarından yere geçecekleri

    yerde sinsi ve memnun gülümsüyorlar. Çünkü onların kanaatlerince, bu millet ne kadar uyuşturulursa, kendi hak edilmemiş

    ekmeklerini o kadar emniyette yiyeceklerdir. Daha dün Atatürk'ün etrafında ileri düşünceli, laik zihniyetli görünmeye çalışan bu ikiyüzlüler, şimdi yeşil sarığı küflü kafalarına geçirip diyorlar ki: Amerika'da da, İngiltere'de de ahlak dine dayanırmış. Bu ne kadar kökü içeride düşünce böyle? Amerika'da bir sürü de tarikat vardır. Şu halde hemen tekkeleri de açalım. Suriye'ye, Mısır'a giden şeyhleri geri çağıralım, sokakları keşküllü teberli dervişler ile dolduralım. Ne hallere düşmüşler! Demek halkın gözünü boyamak için ellerinde başka çareleri kalmamış."



    Gazetenin ikinci sayfasındaki yazılar arasında "Bizimki Patlıcan mı?" başlıklı şiirsel yazı göze çarpıyor. Şiirin bazı kıtaları şöyle:


    Görmüyoruz sanmayın iç yüzünü işlerin

    O doğru duruşların, o eğri gidişlerin

    Ne yolda dolduğunu bu yaldızlı fişlerin

    Neler çiğnediğini hiç durmadan dişlerin

    Biliriz yenilen ne, kuzu mudur, tavşan mı?

    Sizinki tatlı can da, bizim ki patlıcan mı ?

    ***

    Yok mu millet malından azıcık pay bize de

    Adımız hiç görülmez pasaportta, vizede

    Biz de gezmek isteriz Kahire'de, Cizre'de

    İsterlerse gideriz hatta Portekiz'e de

    Bizim yerimiz sade Sivas, Erzurum, Van mı?

    Sizinki tadı can da, bizimki patlıcan mı?

    . . .

    Bizler de sizin gibi yorulmak istiyoruz

    Divanda, encümende bulunmak istiyoruz

    Kimiz, neyiz, neciyiz sorulmak istiyoruz

    İnsanlar sırasında görülmek istiyoruz

    On yıl pösteki gibi sürünen de insan mı?

    Sizinki tadı can da, bizimki patlıcan mı?

    • • •

    Adam olmak sırrına bir türlü eremedik

    Şu ümit ağacından bir yemiş deremedik

    Çalıştık, çabaladık bir rahat göremedik

    Hasılı güme gittik, bir hasır seremedik

    Size apartman, konak, bize delik tavan mı

    Sizinki tatlı can da, bizimki patlıcan mı?





    Bu sayıda yayımlanan "Ali Baba ve Kırk Haramiler -Divanhaneden Röportaj" başlıklı yazı yüzünden yeni bir dava daha açıldı. Matbuat Kanununun 30. maddesine dayanılarak açılan davanın sorgusunda Sabahattin Ali: " Yazıda müphem ve suizannı bir

    nokta olmadığını, kimseye hakaret kastı olmadığını, Harami'den maksat hırsız ve soyguncu olmayıp, gizlilik kastedildiği, parti divanı toplantılarının gizli yapılması ve divan azasının kırk kişiden terekküp etmesi [meydana gelmesi] dolayısı ile bu şekilde bir espri yaptığını, Ali Baba'nın da gizli toplantıya girmeye muvaffak olmuş muharrir olduğunu" ( Tanin, 28.2. 1947) beyan etti.



    Savcılık anılan maddeye göre sanığın altı aydan iki yıla kadar hapis ve 200 liraya kadar da para cezası ile cezalandırılması talebinde bulundu ( Tasvir, 4.3.1947) Sanık avukatının, savunmasında, yazının basit bir siyasi toplantı yazısı olduğunu söyleyerek bunun Basın Kanununun 30. maddesi ile ilgisinin olmadığını belirtmesi üzerine yargıç Reşit Nomer, Sabahattin Ali'nin beraatına karar verdi ( Vatan, 4.3.1947).



    Markopaşa · 10 Şubat 1947, Sayı: 10

    Birinci sayfada "Islaha Çalışırken" başlığıyla Markopaşa'nın çıkış zorluklarına değiniliyor ve şöyle deniliyor:

    "...Bu gazeteyi ne kadar müşkül şartlar altında çıkardığımızı bugün anlataınayız. Çünkü zülfüyara dokanır. İstanbul'un bütün matbaalarını mintarafillah [Allah tarafından] (!) veya mimarafiliktidar [iktidarın emriyle] Markopaşa'yı basmazlar. Yazılarımız okunmuyor, baskı fena, klişeler çıkmıyor, bütün bunların hepsini biliyoruz. En yüksek baskı fiyatı vererek, hatta yüz suyu dökerek, ancak bu kadarını çıkarabiliyoruz. Okuyucularımız, içinde bulunduğumuz şartları göz önünde tutarak, bizi maruz görsünler. "Markopaşa" da Halk Partisi'ne döndü. Her sayı biraz daha ıslah edelim derken, biraz daha berbatlaşıyor. Bütün zorluklara rağmen Halk Partisi'ne benzememeye çalışacağız."



    Sabahattin Ali'nin "Ne İstiyoruz?" başlıklı yazısında anlatılanlar oldukça özet ve bugün için de önemli:

    ... Biz istiyoruz ki, bu memlekette yapılan her iş, üç beş kişinin çıkarına değil, bu toprakları dolduran milyonların yararına olsun. Herhangi bir karar alınırken, İzmir'deki ortak tüccar, İstanbul'daki ortak milyoner değil, bu kararların altında beli bükülen, çoluk çocuk inleyen yığınlar göz önünde tutulsun. Biz istiyoruz ki, bu topraklar üzerindeki insanlar, kafalarında

    taşıdıkları fikirlerden dolayı değil, bu yurdun ve bu halkın yararına yahut zararına yaptıkları işlerden hesap versinler. Bu iş

    incelenirken, koltuğuna ısınmış beş on hazır yiyicinin menfaati, keyfi değil, milletin hayrı düşünülsün. Ve insanları sahiden insan eden o en büyük nimet: Hürriyet, riyakar ağızlarda "Adam avlama yemi" olarak kullanılmasın.

    Biz istiyoruz ki, bu topraklar ve onun üzerinde yaşayan insanlar, hiçbir yabancı devletin oyuncağı olmasın. Bir karış toprağımıza, bir tek vatandaşımıza bile göz dikilmesin. İster orduya dayanarak, ister bankaya dayanarak, ister dost görünerek, ister düşman görünerek, bu topraklarda kendi çıkarlarına yerleşmeye uğraşanlara yüz verilmesin. Dünya işlerinde politikamız, şunun bunun kölece peşinden girmek değil, bu millerin selametini en iyi sağlayacak yolları MÜSTAKİL olarak seçmek şeklinde kendini göstersin. ·

    İşte biz sadece bunları istiyor ve böyle düşünüyoruz. Eğer böyle düşünmek ve bunları istemek bir suçsa, hemen

    haber versinler, bu suçu işlemekten, yazmaktan, söylemekten vazgeçelim. Yok, bunlar suç değilse, o zaman bize açık veya sinsi yollardan kahpece vurmakran vazgeçsinler. Çünkü namuslu insanlar, bu kadar kirli yollardan girmeye lüzum da görmezler, tenezzül de etmezler."



    "Şakalar" köşesindeki yazının başlığı "Çarıklı Erkanıharp". Yazı, Halk Partisi'ne muhalefet özelliğini en iyi gösteren örneklerden: Bir çok çarıklı erkanıharp gördüm, geçende gördüğüm hepsine baskın çıktı. Bu bir kayıkçı idi. Hem küreğini çekiyor, hem siyasetten konuşuyordu.

    - Bey, dedi, Halk Partisi çekilmeye çokran razı ha, ne dersin?

    - Yerin kulağı var, aman sus, dedim.

    Kızdı.

    - Zaten kravatlı millet değil misiniz, dedi, size korkak bile denmez, ödleksiniz. Korkma, suyun kulağı yoktur. Cesaretimi ispat için olabilir, belki de çekilmek istiyor, dedim.

    - İstiyor ama, çekilemiyor.

    - Neden?

    - Delikanlının biri, babasına bağırmış: Baba, hırsız, tutun."

    "Oğlum al da gel."

    -Gelmiyor.

    -Öyle ise bırak da gel."

    - Bırakmıyor.

    Şimdi anladın mı? Halk Partisi de işte böyle.

    - Anlayamadım.

    - Senin karnın aç olsa, cebinde de bir li,ran olsa, bir lokantaya girsen. Cebindeki parayı yeter sanıp, iki kap yemek yesen. Bir de

    listeye baksan ki, bir buçuk liralık yemek yemişsin. Ne yaparsın? Lokantadan çıkamazsın, rezalet var, akşama kadar da oturamazsın. Elbet bir tanıdık gelir de hesabını görür diye, boyuna yemek yersin. İşte Halk Partisi de öyle. Bir tanıdık çıksın da hesabını görsün diye, boyuna yiyor. Lokantadan çıkmaya çoktan razı ama, hesap vermekten korkuyor."



    Bu sayının 2, 3 ve 4. sayfalarında siyasal mizah türünde ilanla ile okuyucu köşesi gibi yazılar yer almış.



    Markopaşa, 17 Şubat 1947 · Sayı: l l

    Bu sayıda, Yeni Sabah gazetesinde Kenan Öner'in (DP İstanbul il başkanı) yazdığı ve Sabahattin Ali'ye çtatığı yazı "Kenan

    Döner'in Marifetleri başlığıyla konu ediliyor. Üç satırda altı kez saçmaladığı vurgulanarak şöyle deniliyor:

    "... Bir kere Sabahattin Ali'nin kızıl mızıl olduğunu nereden uyduruyor? Sabahattin Ali sadece bu yurdun ve bu halkın güzelliklerini, iyiliklerini, dertlerini ve bu yurdun ilerlemekten, bu halkı saadete ulaşmaktan alıkoyan yolsuzlukları, çirkinlikleri, tarafsız ve realist bir şekilde yazmıştır. Kenan Öner dürüst bir adamsa bunun bir tek kızıl satırını göstermelidir.

    ...Sabahattin Ali'nin Ankara'da Nihal Atsız aleyhinde açtığı dava sadece bir hakaret davası idi.

    ..Hasan Ali Yücel, Sabahattin Ali'yi asla himaye etmemiş, hatta günün birinde, hiçbir kanuni ve idari sebep göstermeden,

    "görülen lüzum üzerine" bakanlık emrine almıştır...

    ...Kenan Öner gibi hukukçu ve profesör geçinen bir adamın, bir satırını okumadığı, şahsiyeti hakkında bilgi sahibi olmadığı

    bir kimse hakkında ve mahiyetini bilmediği hadiseler üzerinde, şunun bunun lafına kanarak kalem yürütmesi, başına değilse

    bile yaşına yakışmaz. Yazık!



    Birinci sayfadaki bir başka yazı da "Gelecek Zaman Olur ki Hayali Tüyler Ürpertir" köşesinde "Ağustos Böceği ile Karınca"

    başlığıyla verilmiş.



    "..1950 yılında, yine bugünkü gibi lapa lapa kar yağıyordu. Ağustos böceği aç ve perişan, soğuktan tir tir titreyerek, karıncanın

    pencereleri buğu tutmuş apartmanına yaklaştı. Kapıyı çaldı. Şişman ve göbekli karınca, pencereyi araladı. Tir tir titreyen ağustos böceği:

    - Perişanım bayım, bana bir lokma hürriyet, diye yalvardı.

    Şişman karınca, altın dişlerini göstererek sırıttı:

    - Ha ha hayy . . . bayım, aklın nerede idi? Sen, demokrasi, hürriyet misakı, anayasa diye, bütün yaz, cır cır öterken, gönül

    eğlendirirken, ben çalışıyordum. 7 Eylül kararları alıyor; idare kongresi, parti divanı topluyordum. Şimdi ambarımda, dünya

    kadar, çuval çuval hürriyet var ama, onlar yalnız benim malım.

    Allah versin, haydi aşağı kapuya ...

    Ağustos böceği Anglosakson komşunun kapısını çaldı, içeriden bir ses duyuldu:

    - Who are you? (Kimsin)

    - Ben hürriyet dilencisi, Ağusros böceği kulunuz.

    - I do not know Turkish. (Türkçe bilmem)

    Zavallı Ağustos böceği, merdivenlerden yuvarlandı ve karlara gömüldü.

    2950 yılında bu masalı dinleyen minicik Türk çocuğu:

    - Zavallı Ağustos böceği, diye ağlamaya başladı."



    Bir yandan gazete yayımlanırken diğer yandan da mahkemeler sürmektedir. Bu sıralarda Markopaşa aleyhine gösteriler de yapılmaya başlanmıştır. Dönemin diğer gazetelerinde, satıcılardan aldıkları Markopaşa'ları yırtan yurttaşlardan söz edilmektedir. Eskişehir'de Markopaşa'yı getiren Toros Ekspresi'ne saldırı girişimi olur (Cumhuriyet ile Ulus, 25.3.1937).

    Vakit ve Son Posta gazeteleri ( 19.3.1947), İzmir'in çeşidi yerlerindeki olayları aktarır. Diğer yandan Turancı dergiler tarafından Markopaşa sık sık tehdit edilmektedir.



    Altın Işık dergisi (15.3. 1947), İstanbul Üniversitelileri Markopaşa'ya karşı eyleme çağırmakta ve şunları yazmaktadır:

    "... Müjdeler olsun Markopaşa'ya: Ankara Üniversitesinin ateşli gençliği kendisine selam ediyor. Onların elinde baltaları, balyozları yok amma, uyanık şuurları; ruhlarına ekilmek istenen tohumların hangi "orak"la biçileceğini ve bir gün kafalarında hangi "çekiç"in indirilmek istendiğini biliyor. Evet Sabahattinof efendi! Ankara'da üniversite kürsüsüne kadar sokulabilen yoldaşlarınızı lanetleyen ve maskelerini aşağıya indiren Üniversiteli gençler, İstanbul'da muhtelif defalar teşerrüf ettiğiniz [kendi tabirinizle] "barbar sürü"nün ta kendisidirler (...) Ankara Üniversitesinin asil gençleri kulağınıza fısıldıyor: "İstanbul Üniversitelileri geliyor." (15.3.1947)





    Markopaşa · 24 Şubat 1 947 · Saya: 12

    Birinci sayfada "Korkuyoruz" başlığıyla Markopaşa'nın nasıl çıktığı ve hangi koşullar altında yayın yaşamını sürdürdüğü anlatılıyor. Başyazısında Sabahattin Ali "Ne inkılapçılık!" başlığıyla eğitim alanındaki atılımların nasıl ters yüz edildiğine değiniyor:

    "...İlk öğretim seferberliği yapıldı. Memleketi kalkındıracak tek yol budur, dendi. Köy Enstitülerinde sahiden uyanık gençler

    yetiştirilecekti. Ümit verici adımlar atılmıştı. Birde baktık, bu kültür yuvaları, eski medresdere rahmet okutan bir yobazlık

    baskısı altına alınıyor .

    ...Hele istiklal anlayışımızdaki değişiklik? Davalarımızın haklılığına dayanarak, yüz milyonluk devletlerle başa baş ne vakar

    içinde konuşurduk. Şimdi yüz binlik kukla devletleri etekliyoruz! Dün kovduğumuz yabancı simsarlara şimdi şaklabanlık ediyoruz. Din ile dünyayı ayırmıştık, şimdi devlet eliyle "münevver yobazı" yetiştirileceği söyleniyor. Sebilürreşatlar yeniden çıkıyor. Saymakla tükenir gibi değil ki...

    Ne inkılapçı insanlar; Milletçe yirmi beş senede aldığımız yolu, yirmi beş haftada nasıl da gerisin geriye gidiverdiler."



    Birinci sayfada ayrıca "Dikkat" başlığıyla okuyucuların istekleri üzerine 4, 5 ve 7. sayıların "ikinci tabını" yaptıklarını ve gazete

    yönetim yerinden sağlanabileceği duyuruluyor. İkinci sayfada " İşte Bu Adamların İç Yüzü! " başlıklı yazının bir bölümünde, Beyoğlu'ndaki Foto Süreyya'dan söz açılmış. Süreyya'nın, siyasi havanın yönüne göre vitrini siyasi kişilerin fotoğraflarıyla süslemesi konu edilmiş. Bir matbaacının Süreyya'nın binasını kiraladığı, Markopaşa'yı dizrnek ve basmak üzere bu matbaacı ile anlaşıldığı, tam basılacak zaman Süreyya'nın yazıları artırdığı haberine yer verilmiş. Süreyya ile matbaacı arasında şu

    konuşma geçiyor:

    - Gizli beyanname basmıyoruz, kanunsuz iş görmüyoruz. Hem sizinle alakası ne?

    - Dizilen yazıların kurşunları benim birader. Ben de sizinle beraberim. Yerden göğe kadar haklısınız. Ama bu herifler (aynen) Atın altında buzağı arıyorlar.

    İşte bu adamların iç yüzü. İnsan Halk Partisi'nede, memlekete de acıyor.









    Markopaşa ·3 Mart 1947 · Sayı: 13

    Stad Matbaası'nda basılan sayının adının altında karikatürist Cemal Nadir'in ölümünden duyulan acıya değinilerek gelecek

    sayıda Nadir'in karikatürlerine yer verileceği belirtiliyor.

    Birinci sayfada " Ricali Devlet Neler Yiyor? Et Yok, Ekmek Yok, Meyve Yoksa Boşan da Semerini Ye" başlıklı haberyorum ile "Görülmemiş Tiyatro" adlı başyazı verilmiş. "Size Kimler İftira Ediyor" başlıklı yazıdan başka "Şakalar" köşesinde, çıkardığı magazinden Aziz Nesin'in yazdığı anlaşılan "Vallahi Batırırım" başlıklı yazıda şöyle deniliyor:



    "...Düz taban da değilim ama, nedense, üstümde bir uğursuzluk var. Tan matbaasına girdim, yıkıldı. Karagözde çalışırdım, Ankara'ya aldılar. Tan gazetesinde muharrirdim, bam. "Cumartesi" adlı bir magazin çıkardım, bam. "Gerçek" gazetesinin sekreteri idim, bam. "Yeni Dünya"da çalıştım, bam. "Görüşler"de yazı yazdım, bam. "Ses" de makale yazdım, bam.

    Hani kayığa binmeye korkuyorum, batacak diye. Her insan, dünya yüzünde, elbette m üsber bir iş yapmak ister. Şimdi benim de yeni bir niyetim var. Halk particiler sıkı dursunlar; zira niyetim Halk partisine girmektir. Alimallah, iki aya kalmaz, onu da batırır, hak ile yeksan ederim."



    İkinci sayfadaki "Milletin Efendisi İşte Bu" başlıklı şiirsel yazıda toplumun anılan kesiminin durumu anlatılıyor. Son kıt'asında

    şöyle deniliyor:



    Vergisinin hesabını düz verir

    Bahar verir, yaz kış verir, güz verir,

    Bir almadan isteyene yüz verir.

    Milletimin efendisi işte bu.



    Diğer sayfalardaki benzer nitelikte olan yazılardan biri de şöyle:



    "Önemle duruyoruz: Bakanlara herhangi bir memleket meselesini sorsanız,

    - Üzerinde önemle duruyoruz, diye cevap verirler.

    Başbakan nutuk verir:

    - Üzerinde önemli duruyoruz.

    Belediye reisimiz Lütfi Kırdar, et meselesinin, süt meselesinin ve diğer meselelerin üzerinde önemle duruyorlar. Ben yirmi senedir, üzerinde önemle durulan meseleler bilirim ki, hala halledilmemiştir. Bu önemde bir uğursuzluk var. Allah rızası için, bir kere de, üzerinde önemsiz dursunlar, belki işler yürür. Yahut da, önemle duracaklarına, önemle yürüseler.





    Markopaşa 10 Mart 1947 Sayı: 14

    Başyazı "Lanet Olsun"dan başka "Halil Menteşe'ye Açık Mektup" ve Cemal Nadir Güler'le ilgili bir karikatür ile bir yazıya yer verilmiş. Yazılar arasındaki "Tatar Ağaları Yaya Kaldı" başlıklı olanında halka suç atıldığı; halkın, aslında gösterilmek istenenden çok daha ileride olduğu vurgulanıyor:

    "Kitapçılara sorarsınız:

    - Niçin böyle çiğ kapaklar içinde en bayat, en kötü, belden aşağılık ve kan kokan kitaplar basarsınız?

    Alacağınız cevap şudur:

    - Bayım, anlamıyor, halk anlamıyor.

    Sorulacak makama sorarsınız:

    - Niçin tam bir hürriyet yoktur.

    - Efendim, daha halk yetişmedi, bu kadarını bile kaldıramıyor.

    Halk gazetesi diye çıkan zevk ve fikir düşkünü paçavraların sahiplerine sorarsınız:

    - Niçin hakikatleri yazmıyorsunuz. neden bu kadar adi?

    - Azizim nasıl anlatmalı. Halk anlamıyor ki...

    Adi Arap filmlerinin kopyası , gözü yaşlı curcuna ve yaygarayı milli film diye yutturanlara sorarsınız:

    - Neden mükemmel eserler meydana getirmiyorsunuz?

    - Efendim, gitmiyor . . . Halk anlamaz, anlamaz bu halk ...

    Memleketin biricik tiyatrosuna sorun:

    - Niçin dön başı mağrur yerli eserleri sahneye koymazsınız?

    - Sansür bırakmıyor ki ... Hem halk da anlamaz...

    Nedir bu halkın çektiği, neden halka bu kadar iftira edilir?

    Biz halkın iyi, doğru, güzel eserlere susamış olduğunu delillerle ispata hazırız. Halk bu geri zihniyetin çok daha ilerisindedir.

    Partilerden, resmi ve hususi müesseselerden en küçük sermayedarlara kadar, hepsi dört nala koşup halka yetişmelidirler. Tatar

    ağaları yaya kaldı!




    Gazetenin dördüncü sayfasında " Markopaşa Ansiklopedisi" köşesindeki "Biliyor musunuz" başlıklı yazı yüzünden, Falih Rıfkı

    Atay'ın başvurusu üzerine, Sabahattin Ali'ye sorumlu yazı işleri müdürü olarak kovuşturma açılacaktır. Bu yazıda savlanan suç unsuru Falih Rıfkı Atay'a hakarettir. Falih Rıfkı Atay, dava gerekçelerini gazetelere-basma gönderilmek üzere hazırladığı bir mektupla açıklamıştır:

    "Bir İstanbul gazetesinde şu satırları okudum: Falih Rıfkı'nın apartmanlarından aldığı hava parası ile ve zaruret içinde geçindiğini biliyor musunuz? Bir Türk vatandaşının apartman veya apartmanları olması ayıp değildir. Fakat benim hiçbir

    apartmanım, gelir getirici hiçbir mülküm yoktur. Bir fikir ve dava gazetesinin başında bulunduğum için, bir de iftira katılarak

    teşhir edilmek istenilişimden maksat ne olduğu meydandadır. Bu gazeteyi mahkemeye verdim. (Cumhuriyet, 13.3.1947).



    Dava konusu yazıyı Rıfat Ilgaz ya da Şerif Hulusi yazmıştır. Sabahattin Ali, mahkemede yazıyı kendisinin yazdığını söylemiş, "mizah maksadıyla kaleme alınmış olduğunu, başka bir kasıt bulunmadığını" belirtmiştir. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılama ile ilgili olarak Akşam gazetesi (9.4 .1947) şu ,haberi vermektedir:



    [Sabahattin Ali] Falih Rıfkı'yı uzun yıllardan beri tanımakta olduğunu, ona başkaları tarafından ağır tarizler (taşlamalar) yapıldığı halde bir şey demediğini, kendisinin bu yazısına kızarak mahkemeye müracaatını hayretle karşıladığını bildirdi.. Buna karşılık Falih Rıfkı'nın avukatı Kemal Oram, "Sabahattin Ali'nin yazısının hakaret kastı ile yazılmış olduğunu ve cezalandırılması ile Kızılay'a teberru edilmek üzere ayrıca 10.0000 lira manevi tazminata mahkum edilmesini istemiştir. Savcılık ise, Milli Korunma Kanununa göre suç sayılan hava para alma isnadında [suçlamasında] hakaret kastının mevcut olduğunu, yazını maksadının Fatih Rıfkı'yı siyasi mevkiinde lekelemek olduğunu söyleyerek" ( Tasvir 9.4.1947) "Sabahattin Ali'nin Matbuat Kanununun 26 ve Ceza Kanununun 487. maddelerinin işaretiyle aynı kanunun 48. maddesi gereğince cezalandırılmasını" (Akşam, 9.4.1947) istemiştir. Bir hafta sonra yapılan duruşmada Sabahattin Ali daha ayrıntılı bir savunma yapmıştır:

    "...Davacı vekilinin gerek arzuhalinde, gerekse mahkememiz huzurundaki sözlerinde bu yazıyı; surer-i mahsusada müvekkili

    Falih Rıfkı Atay' ı tahri kasıt ve niyetiyle yazdığı ileri sürülmekte, savcılık makamımız da bu yazı ile Falih Rıfkı Atay'ı halkın

    husumetine maruz bırakacak şekilde tahkir ettiğini iddia etmektedir. ( . . . )

    Siyasi bir mizah gazetesi olan (Markopaşa) bazı tezatlardan istifade ederek bir nükte yapmak istemiş, hadiseleri vakalardan

    büsbütün uzaklaştırıp tam bir şaka sahasına dökmek için "Falih Rıfkı'nın apartmanlarından aldığı hava parasıyla ve zaruret

    içinde geçindiğini biliyor musunuz?" diye ciddiyet ve hakikatle alakası olmayan bir cümle tertip ve neşretmiştir. Binaenaleyh,

    bir mizah gazetesinde mizahi bir serlevha altında ve baştan başa mizahi cümleler arasında neşredilmiş bulunan bu bir tek satırın

    Falih Rıfkı Atay'ın şeref, haysiyet ve vakarını kıracak mahiyette bir hakaret telakki edilmesine aklen ve kanunen imkan yoktur.

    Çünkü bizim yazımızı okuyanın onu ciddi telakki etmesine imkan olmadığı bedihidir. [apaçıktır].

    Sadece tezatlar, garibeler [tuhaflıklar], imkansızlıklar bir araya getirilerek mizahi bir tesir yapmaktan başka hiçbir gaye gütmeyen bir latifeden ibaret yazıda hakaret kastının bulunmayacağı izaha muhtaç bir keyfiyet değildir. Falih Rıfkı Atay'ın bunu vakar, haysiyet ve şeref kırıcı bir hakaret telakki ermesi de yanlıştır. Kaldı ki, Ulus Gazetesi'nde sahibi bulunduğum (Markopaşa) ve dolayısıyla şahsım hakkında latife hududunu bir hayli aşan yazılar intişar ermiştir [yayımlanmıştır] . Bunlardan Markopaşa'nın yeni çıktığı sıralarda Ulus Gazetesi'nde intişar eden [yayımlanan] bir fıkrada Markopaşa Gazetesi başlığındaki resim telmih edilerek [dokundurularak] Sovyet selamı vermekle vasıflandırıldığı gibi, daha bir hafta evvel çıkan Ulus Gazetesi'nin ikinci sırasındaki bir fıkrasında da; Troçki'nin eski akrabası olmak ve Vişinski'nin masallarını dinlediğim şeklindeki bu yazıları sırf mizah sütunlarından okuduğumuz için ya aynı şekilde yahut da sükutla karşıladığımız halde hiç kimsenin ciddi telakki [kabul] etmeyeceği bir yazıdan dolayı adalet karşısında hesap vermeye mecbur edilmekliğimizi

    bir tecelli [alın yazısı] olarak kabul ediyor ve yazıda hiçbir hakaret kasıt ve niyeti mevcut olmadığını arz ederek beraatimizi istiyoruz. ( Ulus, 14.04.1947).



    Yargılama sonucunda TCK'nin 482. maddesinin son fıkrası gereğince Sabahattin Ali 3 ay hapis, 100 lira para cezası ve 1000 lira da tazminat ödemeye (Cumhuriyet, 29.4.1 947) mahkum edilir. Ancak bu karara karşın başarılı bir savunma sonucu ceza ertelenir. Gerekçeli karar şöyledir:



    "...Sanığın tacile mani mahkumiyeti bulunmamasına ve ahlaki temayüllerine (eğilimlerine) nazaran cezanın tecili halinde ileride cürüm işlemekten çekineceğine ve nedamet [pişmanlık] eylediğine mahkemece kanaat geldiğinden sanık hakkında hükmedilen

    mezkur [adı geçen] cezanın Türk Ceza Kanunu'nun 89. maddesi gereğince reddine karar verilmiştir. ( Ulus, 2 9.4. 1947)



    Aziz Nesin'in bu davayı değerlendirmesi ilginçtir:

    "... Aklımda kaldığına göre Markopaşa aleyhine ilk dava Falih Rıfkı tarafından açıldı. Bu davayı kaybettik. Sabahattin bin lira

    tazminat ödemeye mahkum oldu. Parayı verdi mi vermedi mi bilmiyorum. Bana kalırsa, Fatih Rıfkı'yı aleyhimize dava açmaya

    sevk eden asıl neden, dava açtığı yazı değil, daha önce, ilk sayımızda çıkan bir manzumedir. Bu manzumeden bizi mahkemeye

    veremeyen Falih Rıfkı, başka bir yazıdan aleyhimize dava açtı. Her ne olursa olsun, Fatih Rıfkı uğurlu geldi, ondan sonra davalar sökün etti.





    Markopaşa 17 Mart 1947 Sayı: 1 5

    Sabahattin Ali kovuşturmaya uğradığı için yeni bir yazı işleri müdürü bulunmuştur: Mücap Nedim Ofluoğlu. O sıralarda İstanbul Şehir Tiyatrolarında figüran olarak çalışan Ofluoğlu şiirle de uğraşmaktadır. Mücap Ofluoğlu, Markopaşa'da görev alışını şöyle anlatıyor:



    "... Aziz Nesin'le tanışmamızın, dost olmamızın sonucu bana "Markopaşa'da Sabahattin Ali'nin bıraktığı neşriyat müdürlüğünü

    alır mısın?" dediler. Galiba biraz da para alacağım düşüncesiyle (...) yapılan teklifi kabul ettim, neşriyat müdürlüğünü aldım.



    Birinci sayfadaki "Anlamıyor musunuz Arkadaşlar!" başlıklı yazıda, ülkedeki çeşitli olayların kaynağı irdeleniyor. Yazı, sonraki

    yıllarda olacakların bir öngörüsü niteliğinde:

    "...Bu iş, İngiltere'nin uzun yıllardan beri Hindistan'da, Mısır'da, Filistin'de, Yunanistan'da yaptığı iştir, anlamıyor musunuz? Yurdumuz buralara mı benzesin istiyorsunuz. Minder çürütenler, sandalye sevenler, koltuğa tutkallı kişiler, Türk gençlerini birbirlerine düşürmek istiyorlar. İç ve dış zorluklardan etekleri tutuşanlar, bazen sağcıları, bazen solcuları tutar görünüyorlar.

    Bir iktidar oyununa alet olduğumuzu anlamazsak, belki de yarın birbirimizi boğazlatacaklar, yeni Türk demokrasisinin ve

    Atatürk'den kalan harici itibarımızın külleri karşısında oturup, sinsi kahkahalarla övünecekler. Sağcı yahut solcu, iki taraftar türlü kalem ve fikir mücadelesi yapabilir. Fakat, faşist barbarlara taş çıkaracak şekilde birbirimize saldırmayalım.

    Milletini sevenler! Hürriyet ve demokrasi mücadelesinde birleşelim. Aldatılıyoruz arkadaşlar!



    "Şakalar" köşesindeki "Abdesthane ibriği" başlıklı yazıda, Markopaşa'da konu edilen kimi kişilerle ilgili olarak gelen eleştiriler

    şöyle yanıtlanıyor:

    "Kimseye, gözünün üstünde kaşın var diyemiyorsun. İdare-i maslahat icabı, köre şaşı, şaşıya şehla, şehlaya badem gözlü demek

    lazımmış. Affetsinler; yapamıyorum bunu. Bu yüzden dostlar incinirmiş, arkadaşlar gücenirmiş ... Ne yapalım? Hemen yapıştırıyorlar:

    - Bak nanköre, falanca zaman kahve ısmarlamıştım. Şimdi aleyhime döndü.

    - Gördünüz mü haini ... Tramvayda yerimi vermiştim. Şimdi bana atıp tutuyor.

    - Adam enik, yetiştirdik de işte böyle oldu.

    - Besle kargayı, oysun gözünü.

    Ne yapalım, kim dedi onlara, papağan dururken, karga beslesinler diye.

    Bir gün bir arkadaş gelir:

    - Yahu ... Herifi rezil etmişsiniz. Bana iyiliği dokunmuştu. Bari dostlarımız, dostlarının listesini versinler de, zülfü yara

    dokunmayalım, bunu mu istiyorlar?

    Biz halkın ve halka dost olanların dostuyuz. Bir gün Borazan Tevfik'i saraya çağırmışlar. Ser musahip Nadir ağa,

    -Tevfik, demiş, taklit yaparak, efendimize hoş vakit geçirteceksin.

    - Yapamam efendim.

    - Neden?

    - Yapamam işte...

    Ser musahip ısrar edince, nihayet şöyle demiş:

    - Arnavut taklidi yapamam, Tüfekçi Tahir Paşa darılır. Arap taklidi yapamam, Arap İzzet paşa kırılır. Çerkes taklidi yapamam,

    Çerkes Tahsin paşa, gücenir. Zenci taklidi yapsam, zatıaliniz alınırsınız.

    Sonra Borazan Tevfik, bir ayağını havaya kaldırır, elini ileri doğru uzatıp boynunu kıvırır.

    - Kala kala, bir· bu kaldı, der.

    - O ne Tevfik?

    - Apteshane ibriği efendim.

    Şimdi biz de doğru söylesek, Recep Peker darılır. Güneşe karşı baksak, zülfü yara dokunur. İstanbul'u ağzımıza alsak Lütfü

    Kırdar alınır. Hürriyet yok desek... Kala kala bir apteshane ibriği kalıyor, ondan mi bahsedelim?


    Bu sayıdan sonra 24 ve 31 Mart günleri çıkması gereken Markopaşa'nın iki sayısı zamanında çıkarılamamıştır. Nedeni, Aziz Nesin'in, Amerikan emperyalizmi ve Türkiye'ye uygulanmaya başlanan Truman Doktrini'ne karşı yazdığı "Nereye Gidiyoruz"

    başlıklı bir broşürden dolayı tutuklanması ve matbaalara yapılan baskılardır. Mücap Ofluoğlu, Aziz Nesin için savcılığa dilekçe ile başvurur ve "Bu hareketin kanunsuz olduğunu ve eğer mevcut gösterilen bir matbuat suçu varsa bunun takibatını yapmanın

    savcılığa ait olacağını" bildirir. Şerif Hulusi de vali ile görüşür. Hiçbir sonuç alınamaz.



    Şerif Hulusi, Sabahattin Ali'ye yazdığı

    "...21 Mart 1947 günlü mektubunda bu durumu şöyle anlatıyor:



    "İki gözüm Sabahattin Ali;

    Sana üzülecek bir haber vereyim. İstanbul Emniyet Müdürlüğü dün sabah Markopaşa İdarehanesinde ve Stad matbaasında araştırmalar yapmış. Mevzuu da Aziz'in yazmış olduğu "Nereye Gidiyoruz?" broşürü imiş ... Bugün sabah iki polis Aziz' i aldı götürdü. Bu mektubu saat 16'da yazıyorum. Yedi saat olduğu halde, hala Aziz gelmedi ... Stad matbaasını tekrar açmışlarsa da, Sacit'ten broşürleri ve Markopaşa'yı basmamak hususunda teminat istemişler... Haluk [Yetiş] , [Mim] Uykusuz, Mücap [Ofluoğlu) ve ben gözlerinden öperiz...



    Markopaşa'yı çıkarma yolları denenmektedir. Haluk Yetiş, Sabahattin Ali'ye yazdığı iki ayrı mektupta bu konuyu anlatmaktadır:



    -Sabahattin Bey Aziz'den henüz haber alamadık. Mamafih, bugün veya yarın bırakılma ihtimali var. Öğrendiğime göre, maksatları Markopaşa'nın neşrini sekteye uğratmakmış. Her ne ise şimdi ben, bu hafta için Markopaşa'yı çıkarma ya gayret edeceğim. Ümit yüzde doksan, makine ile dizmek şimdilik imkansız. El dizgisi ile hiç olmazsa 25-30 bin olsun basacağım... " (24 Mart 1947)

    "...bütün uğraşmalara rağmen henüz Markopaşa'yı çıkarmak mümkün olmadı. Bazı yeni birtakım usulleri denemekle meşgulüz. Bugün klişe usulünü deneyeceğiz. Eğer muvaffak olursak yazı dizme meselesinden kurtulmuş olacağız. O da olmazsa belki de mimeografla basacağız . . . Bir mahkeme davetiyesi geldi. Ben o sırada idarede olmadığım için ne mahiyette olduğunu

    anlayamadım. Galiba Fatih Rıfkı davasına ait..

    Haluk Yetiş . . .

    (1 Nisan 1947)





    Markopaşa · 7 Nisan 1947 Sayı: 1 6

    Basılacak matbaa bulunamaması yüzünden iki hafta çıkamayan gazete "Gutenberg Matbaası" adı verilen teksir makinesi ile

    basılmıştır. İki yapraklı, ancak sadece ön yüzleri basılan ve arka yüzleri beyaz kalmış olan Markopaşa'nın başlığının altında şunlar yazılıdır: "Muharrirleri nezaret altına alınmadığı ve hapse girmediği zamanlarda çıkar. Siyasi mizah gazetesi. Sayısı 5 kuruştur. Sahip ve yazı işlerini idare eden Mücap Ofluoğlu. Markopaşa'nın başına gelenler gazetede şöyle konu edilmiştir:

    "...Dünyaya karşı demokrasi göstermeliğimiz bir Demokrat Partimiz var, Amerikalılardan 150 milyon borç alacak kadar

    hürriyetimiz var. Ağaçlar bu yıl boy atmadı, otobüste kaba etime kıymık battı, bu nasıl hükumet, diye kokmaz bulaşmaz, tavşan

    tersi muhalefetleriyle apartman diken muhalif gazetecilerimiz var. Herkes dilediği gibi düşünmekte, düşündüğünü yazmakta

    serbesttir diyen Başbakanımız var. Evet bütün bu bol hürriyet numaraları; demokrasi varyeteleri muhalefet cambazlığı arasında şu küçücük mizah gazetesini çıkarmaya imkan yok... Markopaşa meğer ne kadar büyük bir kuvvetmiş ... Biz onlardan, onlar bizden korkuyor. Korku dağları beklermiş, şimdi matbaaları bekliyor. Hiçbir matbaa Markopaşayı basmıyor. Muharrirleri nezaret altına alınır. Mahkemeye verilir. Tehdit edilir. Yer yer aleyhlerine nümayişler tertip edilir. Sözüm ona rekabet maksadı ile sürülerle mizah gazeteleri çıkartılır.

    Ey bir cılız kalemden dile gelen hakikat. Sen devleti bile korkutacak kadar mı korkunçsun? Dünyaya niçin geldiğini, niçin yaşaması ve niçin ölmesi lazım geldiğini bilen insanlar bu gazeteyi çıkarıyorlar. İşte, okuyucular, size bir gazete takdim ediyoruz ki , bundan yarın , küçük menfaatleri, mikroskopik kaygıları, günlük endişeleri ve sandalye sevdaları uğruna medeni cesaret göstermeyenler utanacaklardır. Hür (?) matbuat tarihimizin yüzü kızaracaktır,. Ve insanlar layık oldukları idareye müstahaktırlar. Şimdi gazetemizi teksir makinesi ile basıyoruz. Bu makineye GUTENBERG Matbaası ismini verdik.

    Gazetemizi bastırmamak için bütün matbaalara tesir yapanlar inşallah bu on kiloluk makineyi da mühürlemek, kırıp parçalamak

    gibi gülünç bir duruma düşmezler ...



    Teknik olanaksızlık nedeniyle ilk kez karikatür konmayan sayıda, çeşitli kısa haber ve yorumlar yer almıştır.



    Bu sayının çıkarılışı başka sorunları da getirmiş, yazarlar yine soruşturmaya uğramıştır. İlerisini Haluk Yetiş'den dinleyelim:



    "...Mahkemeler, sıkıyönetimin baskısı, ikide bir kapatmalar, dava açmalar, toplatmalar başlı başına bir uğraşıyı gerektiriyordu.

    Bunlarla uğraştığımız kadar Markopaşa'yla uğraşamıyorduk. Matbaa sahiplerini sıkıştırdılar, gazeteyi çıkaracak yer bulamadık.

    Gutenberg matbaası sorunumuzu çözümledi. Gazeteyi Gutenberg matbaasında çıkardık. Polis seferber oldu, Gutenberg matbaasının yerini bulmak için. Fakat uğraşmaları boşuna gitti. En sonunda bizi sorguya çekmek zorunda kaldılar. Gutenberg matbaası, elimizin altındaki teksir makinesine verdiğimiz addı. Teksir makinesi aldık zorunlu olarak. Derginin iç sayfalarını ön yüzlerini, arka yüzleri beyaz basabildik ancak. Bu basılmış kağıtları da birbirine telleyerek tutturduk. Bir gün, gece sabaha kadar sürdü bu işlem. Mehdi Zıt, Osman, Mücap Ofluoğlu, Uykusuz ve ben çalıştık bu işlerde. Fiyatını da beş kuruş koymuştuk, fakat bir liradan alıcı buluyordu. [Her zaman] 60 bin satılan gazeteyi biz ancak yirmi bin kadar hazırlayabilmiştik

    Haluk Yetiş, bu sayıyla ilgili olarak sonradan şunları söylemiştir:

    "...Matbaa sahiplerine öylesine baskı yapıldı ki, gün geldi gazetenin dizgi tertip işlerini yaptıracak yer bulamadık. Başvurduğumuz hiçbir matbaa olumlu cevap vermeyince bir sayı dizilip basılamadık. Ne yapmalıydık? Ne yapılabilirdi? Düşündük, ölçtük, sonunda bir teksir makinesi almaya ve dergiyi bu makinayla çıkarmaya karar verdik. Bildiğimiz teksir makinası ile iki sayfalık gazete çıkardık. Bu işi teksir makinasında ben, Mustafa Uykusuz, Mücap Ofluoğlu, Mehdi Zıt çıkardık. Onlar da ücret filan söz konusu olmadan yardımcı oluyorlardı. Basılan iki yaprağı zımba teliyle birleştirerek ancak on beş bin kadar yapabildik Buna bir matbaa adı koymak gerekiyordu yalnız. Bakalım ne yapacaklar dedik, basıldığı yerin adını "Gutenberg" matbaası koyduk ve piyasaya sürdük Teksirle basılan bu sayılar bile bir tek iade dönmemek üzere satıldı .

    Basın tarihimizin bu ilginç olayını bir de Aziz Nesin'den dinleyelim:

    "... Bir arkadaş daktilo başına geçti. Durmadan aynı sayfaları tekrar tekrar yazıyordu, öbür arkadaşlar, mumlu kağıtları teksir

    makinasında basıyorduk. Bu iş geceli gündüzlü iki üç gün sürdü. Bu suretle ancak yirmi bin gazete çıkardık Bu iptidai

    [ilkel] çalışma tarzından dolayı ilk matbaayı icat eden adamın ismine izafeten [ilişik olarak] Gutenberg matbaasında basılmıştır

    diye yazdık Vilayet makamına da, teksir makinasından ibaret Gutenberg matbaasını açtığımıza dair müracaatta bulunduk.

    Bu suretle basılan yirmi bin gazeteyi yalnız İstanbul'a çıkardık Çıktığı gün gazete kalmamıştı." (Medet, 1 .6 . 1 950)





    Markopaşa 14 Nisan 1 947 · Sayı: 17



    Markopaşa'nın bu sayısı yine daktilo dizgisiyle yapılmış ve Berksoy Basımevinde iki misli ücret karşılığında basılmıştır. Sahip

    ve yazı işleri müdürü Mücap Ofluoğlu görünmektedir.

    Aziz Nesin Ankara'da bulunan Sabahattin Ali'ye yazdığı rnektubunda "Mutlaka, mutlaka ve yine mutlaka bir baskı makinesine ihtiyacımız var. Ne yapıp yapıp bunu elde etmeliyiz. Baskı makinesi için dilen, borç bul, avans bul, ne yap yap, bu işi. yapalım. Kısa zamanda borcu öderiz" demektedir. 18 ve 23 Nisan 1947 tarihli mektuplardan anlaşılan, Berksoy Basımevinin arızalı bir makinesi 200 lira karşılığında tamir ettirilmiş ve ayda 350 lira karşılığında kiralanmışrır. Ama Nazım Berksoy, daha fazla para isteyip sözleşmeyi yapmaktan vazgeçmiştir. 26 Nisan 1947 tarihli rnektubun ilerisinde Aziz Nesin şöyle demektedir:

    "... Nazım baktı ki, makine bizim elimize geçince tıkır tıkır işliyor, hayatında 350 lira kazanmamış olan çingene herif mukaveleyi imzalamaktan vazgeçti ( . . . ) Şimdilik makineyi zorla kullanıyorum. Mahkemelik olacağız. Her ne olursa olsun, başka yapacak bit şey yok



    Gazetenin birinci sayfasında "Büyük Ölüler Kongresi" başlığıyla siyasal yergiler ele alınmış. Bir de "mevlut" duyurusu göze

    çarpıyor. Şöyle deniliyor: "Ankara nümayişlerinde katledilen sevgili varlığımız Fikir Hürriyeti için ölümünün kırkıncı gününe müsadif pazartesi günü Hacıbayram Camii şerifinde öğle namazını müteakip, afişler yırtılmak sureti ile, demokrasinin ruhuna rahmet okutulacağından rahmetlinin akraba ve dostlarından arzu edenlerin, bilhassa Şükrü Sökmensüer'le, Reşat Şemsettin Sirer ve Cevdet Kerim İncedayı' nın eşleri ile birlikte teşrifleri rica olunur.



    Üçüncü sayfada "Çat içeride, Çat Dışarıda" başlığıyla Markopaşa'nın ve yazarlarının başına gelenler anlatılmıştır. "Nereye

    Gidiyoruz diye bir broşür yazmıştım" cümlesinden Aziz Nesin, "Zaten bendeniz kadroya dahil oldum" cümlesinden de Rıfat Ilgaz tarafından yazılmış olabileceği sanılan yazı şöyle:



    Burada sözü edilen broşür, Aziz Nesin'in Arnetikan emperyalizmi ve Türkiye'ye uygulanan Truman Doktrini'ne karşı yazdığı
    bir broşürdür.
  • Marşın ikinci kıtasını da söyleyip bitirdiğimde, Rastin bir şey mırıldandı. Kısa bir cümleydi. Belki de tek kelime. Ve hepsi beni alkışlamaya başladı! Gerçekten de, bir demokrasideydik artık! Lider yalanlar söyleyerek yönettiğini sanıyor, halk uyduğu bütün kanunların kendi iyiliği için konduğuna inanıyor, ülkedeki tek yayın organı olan radyonun spikeri de her şeyi görüyor, ancak deli taklidi yapıyordu!
    Hakan Günday
    Sayfa 147 - Doğan
  • Elitler kuramının temel savunurları ortak bir noktanın üstünde durur. Yönetenler ve yönetilenler. Tarih boyunca politika bu çerçevede gerçekleşmiştir ve ülkeler bu şekilde var ya da yok olmuşlardır. Eşitlik ve çoğulculuk bu kuram için geçerli olgular olmaktan çok uzaktadır. Burada itiraz edilen noktalar da bunlardır. Eşitlik ve çoğulculuk, demokrasinin temel ilkeleri olduğu için elit kurama, hem ülkemizde hem diğer gelişmekte olan ülkelerde hep yan gözle bakılmıştır.

    Demokrasi ile elit kuram bu kadar karşıt fikirler midir? Demokratik elit kuramı, bunun böyle olmadığını, demokrasinin de elitizme hizmet ettiğini savunur.

    “Her insanın seçme ve seçilme hakkı vardır.” Bu özgürlük kavramı içinde sarhoş olup, gerçekte neler olduğuna pek bakamıyoruz. Bu özgür cümleye aynı özgürlükle şu soruları sormak gerekir.

    “Her insan herkesi seçebilmekte midir ve her insan başkaları tarafından seçilebilmekte midir?”

    Çok partili sistem ile elitizmin önüne geçildiği savunulsa da, öyle olmadığı biliniyor. Burada elitizmi bireye indirmek, sadece kişiler üzerinden düşünmek, çok dar anlamda kalabileceği gibi, sorunun üstünün kapanmasını da sağlayacaktır. Elit kesimi, belli ortak menfaatlerden ve karşılıklı anlaşmalardan oluşan birkaç ayrı topluluk olarak düşünmek gerekir. Gövdenin elitizme dayandığı fakat dalların farklı yönlere doğru eğilmesi olarak düşünülebilir. Sonuç olarak, dış görüntü iç yapıyı maalesef her zaman göstermiyor. Bunun farkına varmaksa, ancak geç kalındığı zaman mümkün olabiliyor.

    Türkiye’de çok partili sistemden bu yana, gelen – giden ve gönderildiği halde gitmeyen grupları düşündüğümüzde, nasıl bir yapı içinde olduğumuzu anlamamız kolaylaşacaktır. Özellikle bazı grup liderlerinin ısrarla ve muhakkak belli aralıklarla hayatımıza girmesi nasıl açıklanabilir? Seçileceklerin sınırlı olduğu bir düzende, bu kısır döngü hiç kuşkusuz yaşanacaktır. Ta ki, yeni bir ikâme lider bulunana değin. Bu yenilik sanılanın aksine, eskinin daha da meşrulaştırılmış hali olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı topluluktan farklı birilerinin, aynı bayrakla ve aynı yolda yürümesinin ya da daha farklı olarak koşmasının, emeklemesinin hiçbir farkı yoktur. Taban aynı, fikir aynı, anlayış ve hedef aynı. En yakın örnek olarak geçtiğimiz haftalarda yapılan siyasi parti kongrelerine bakmamız yeterli olacaktır. Aynı taban olduğu yetmezmiş gibi, aynı yüzlerle tekrar karşı karşıyayız. Burada taban veya fikirden kasıt ideolojik çerçeve değil, destek ve yandaş kesimdir. Zira aynı yüzlerin, farklı ideolojilerle ancak aynı destek ve ilgiyle, defalarca karşımıza çıkma yüzü bulduğunu tarihimiz gösteriyor. Unutkanlık veya unutmaya isteklilik de, güzel beynimizin elitizme güzel bir armağanıdır.

    İçgüdülerimizle hareket etmeye çalıştığımız her an, dış dürtülerle yönlendirildiğimizin farkına varmak da kolay bir durum değildir. Farklı çıkarların bir anda ve amaçsız bir şekilde savunucusu olabiliyoruz. Hatırlanması gereken o kadar geçmiş içinden, unutulmaması gerekenleri özenle hatırlayamıyoruz. Bu özenin kaynağını aramıyoruz, çünkü hatırlayamadığımız veya unutturulan şeyler olduğunu bilmiyoruz. Demokrasi rüzgârında uçtuğumuzu sanıp, oradan oraya farklı elit kollarda dolaşıp duruyoruz.

    Çok partili sistemlerin sivil hayata kattığı belki de en önemli olgu budur: Tek bir elit kesimin olmayışı. Her ne kadar ortak menfaatler çevresinde birleşiyor olsalar da, yönetilen sınıfa farklı görünmeyi başarabiliyorlar. Hala çok partili sistemlerin veya “ne kadar çok parti o kadar demokrasi” gibi basmakalıpların arkasında elitizmin barınamayacağı fikri ne kadar geçerli olabilir?

    Farklı bir noktadan bakarak, tek partili ve demokrasinin oturmadığı dönemde nasıl bir düzen olduğuna ve önceliklerin nelerden oluştuğuna bakalım. Kimi çevrelere göre ülkenin “en totaliter elit dönemi” olarak görülen, Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yılları, aslında şu an ki siyasal hayattan daha demokratik miydi? Diğer bir soruyla, o dönemki öncelikler toplumsal öncelikler miydi?

    O dönemde (1923 – 1930), iç politikadaki yeniliklerin, şahsi ve/veya sadece belli kesimler lehine yapılan uygulamalar olduğunu savunmak, kör fikirlerde bile mümkün olmasa gerek. Beğenip beğenmemek ayrı bir konu, ama belli bir zümreye ve kişiye yönelik olmadığını kabul etmek gerekir.

    Ülkelerin, var oluş nedenlerini oluşturmasa da; var olacağı nedenleri ortaya koyan dış politikada da aynı durum geçerlidir. Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ısrarla üstünde durduğu dış politika unsurlarından bazıları;  gerçekçilik, bağımsızlık ve barıştır. Bunların hangisini, hangi kesime bağlayabilirsiniz? Hangi fikirde ve inançta olursanız olun, evrensel doğruları kabullenmek zorundasınızdır.

    Sen ve ben ayrımı yapılmaya başlandığı an elitizmin gerçek değerlerine kavuşulur. Demokrasiye geçtiğimizi sandığımız çok partili seçimlerin başladığı günden bugüne kadar yaşadıklarımız ve yapılanlar nelerdir? Sadece iktidarlar olarak değil, ama hep yönetici adayı olarak karşımızda duranlar nelerdir, kimlerdir? Kendini zorla elit sınıfına sokmaya çabalayanlar mı, yoksa zaten orda olduklarının farkında olmayanlar mı?

    Yakın zaman içinde tartışılan, Sayın Erdoğan’ın bırakma tarihi ve senaryolarına bakalım biraz da… Birçok farklı fikir, farklı yorum var bu konu hakkında. Ancak hiç kimse “Sayın Erdoğan, o tarihten itibaren aktif siyasi hayatını bırakır, sadece gerekli zamanlarda danışmanlık görevi yapabilir,” gibi bir tahmin de bulunmadı. Neden? Çünkü alışılagelen bir şey değildir bu. Böyle olmayacağı, gelenin gitmeyeceği, farklı mevkilerde de olsa bu balı yemeye devam edecekleri bilinir. İçimizde var olan ve artık aileden geçen hislerimizde bile elitizmi ve onun yönetimini kabul ettiğimiz halde, çevremize hatta kendimize bile dile getirmeye çekiniyoruz. Aynı kişilerle, aynı grupları destekliyor, onları başımıza çıkarıyoruz ama buna demokrasi diyoruz. Büyülü sözcük, demokrasi.

    Aynı kişilerle yönetilmek, sanıldığı kadar kötü bir durum değil esasında. Bizdeki sorun, yönetilememe sorunu. Yöneticilerin yönetilme sorunu. İç elitizmin, dış elitizme bağımlılığı sorunu. Belli menfaatler karşılığı yönetimde sadece görüntü olma sorunu. Bu sorun kimi zaman çözülerek hayatımızdan çıkıp gider ancak ‘başka sandığımız’ bir elit tarafından tekrar peydah edilir. Ve bu kısır döngü yine bu şekilde devam edip gidecektir. Temel sorunu elitizm veya ideoloji olarak düşünmek fayda sağlamaz. Ne yazık ki asıl sorun kişilik, haysiyet ve öngörü sorunudur.

    Aradan yıllar geçse bile, bu yönetim biçimi bu şekilde devam edecektir. Belli dönemlerde elitler arası değişim gerçekleşecek, yönetilen kesim yeni birilerini seçme umuduyla bu demokrasi oyununda figüran olarak kalacaktır daima. Yanlışı kabul edip doğrunun karşısına geçmek de, hep kaçış yolu olarak elimizde durmayı sürdürecektir. Kandırılmış olmayı veya bilmiyor olmayı düşünememek, insanlığı hep ikilikte bırakmıştır. Ya daha kötüyü kabul başlar, ya da kendini inkâr.

    E. Deniz

    **Bu yazı Politika Dergisi Sayı 15’de yer almıştır.