Elime ne zaman Nermin Yıldırım’ın bir kitabı geçse birkaç şerit post-it alırım. Biliyorum ki ne kadar alırsam alayım yetmez çünkü onun büyülü cümleleri, hayatın kendisini tasvir edişleri, kendimize bile açıklayamadığımız bazı duyguları beklenmedik olaylarla bağdaştırıp dile getirmeleri… ama bu kitap bambaşkaydı. Başlarda bu ne ya kovalamaca mı okuyoruz diye sıkılabileceğiniz, atmosferine kapılamadığınız için belki çok daha uzun bir sürede okuyacağınız, Eyüp’ü buldu mu acaba ümidiyle devam edecek tek tük nedenler bulacağınız bir kitap. Fakat öyle bir olay var ki içinde, öyle gizlenmiş öyle küçük detaylar ile okuyucusunu gıdıklamış ki Nermin hanım, öğrendiğinizde de kitap bitmesin ben bununla yüzleşmemeliyim diyeceksiniz. Pilar hanım gibi bilmemek mutlulukmuş bunu anlayacaksınız. Zannederim ki bir süre elim başka bir kitaba gitmekte, zihnimse başka bir hikayenin içine girmekte zorlanacak. Bir yanım üzülse de iyi ki okumuşum, Nermin Yıldırım’ın külliyatını bitirmekten çok korkuyorum, kendine has üslubu bana çok yakın bir arkadaşımmış da onu dinlemeye doyamıyormuşum gibi hissettiriyor. Herkesin bir gün eserleri ile tanışması dileğiyle.