Başta yazarın üslubundan nefret ettim, acaba çeviri hatası mı falan diye düşündüm ama sonra anladım ki karakterin zihni hiç bi filtre uygulanmadan aktarılıyor bize. Sıradan bir günde beyninizde 5 saniye içinde milyonlarca şey dolanır ya işte bunu kağıda dökmüş yazar. Sonrasında alıştım ve keyifli geldi. Bazı cümleler ise beni sebepsiz yere çok etkiledi. Sanırım bu kadar düz bi kitapta birden böyle cümleler duymayı beklemediğim için etkilendim.
“Her neyse, hep, büyük bir çavdar tarlasında oyun oynayan çocuklar getiriyorum gözümün önüne. Binlerce çocuk, başka kimse yok ortalıkta yetişkin hiç kimse, yani benden başka. Ve çılgın bir uçurumun kenarında durmuşum. Ne yapıyorum, uçuruma yaklaşan herkesi yakalıyorum; nereye gittiklerine hiç bakmadan koşarlarken, ben bir yerlerden çıkıyor, onları yakalıyorum. Bütün gün yalnızca bu işi yapıyorum. Ben, çavdar tarlasında
çocukları yakalayan biri olmak isterdim. Çılgın bir şey bu, biliyorum, ama ben yalnızca böyle biri olmak isterdim. Biliyorum, bu çılgın bir şey.”
Kitabı genel olarak beğendim, ama zaman makinesinin yerini tutamaz. Yazar bilimkurgu değil de fantastik birşey yazmak istemiş sanırım. Olayların ve yaşananların detaylı anlatılmaması beni biraz itti. Olaylar hızlıca, üstün körü anlatılıyor duygular ise sayfalarca betimleniyor.
Beğendim ve öneririm. Gelecek zamana çok farklı yaklaşmış yazar. Evrim, felsefe ve bilim olan her şey kitapta var desek abartı olur ama çoğuna değinmiş yazarımız.
Zaman MakinesiH. G. Wells · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202437,1bin okunma
Kitap pek sürükleyici değil. Yazarımız bir aşk hikayesini şiirsel bir dille anlatmaya çalışmış ve gerçekten uzak gelen duygusal betimlemelere çok yer vermiş. Kısaca ana karakterimiz kitabın başında 3. Sevgilisi olan kadına geçmişte yaşadığı 2 sevgilisiyle başından geçenleri bir mektup aracılığıyla aktarmaya karar veriyor ve başlıyor anlatmaya. İlk sevgilisi evli dindar bir kadın, ikinci sevgilisi evli dindar olmayan bir kadın. İlkiyle duygusal ikincisi ile bedensel bir bağ kuruyor. Sonra olaylar olaylar....
Kitap Ertuğrul adında orta yaşlarda bekar bı kardeşinizin hayatı sorgulamasını, geçmişte yaptığı hataları telafi etme çabası ve birazck da çarlık Rusya'yı eleştirmesini konu alıyor. Betimlemeler çoğumuz tarafından bilinen ünlü Rus edebiyatı yazarlarına göre azdı bence (Bunlara Tolstoy da dahil tabi XD). Açıkçası kitabı okurken Sibirya'nın soğuğunu iliklerimde hissedemedim, benim açımdan biraz kötü bir durum. Olay akışı sıradan bir şekilde ilerliyor. Yazarın düşünceleri çok yormadan karşıya aktarılmış bence. Kitap genel olarak iyiydi diyebilirim. Ama kitabın sonu berbattı, hani bı sonuç falan beklediğimden değil. Alışkınım romanların öylece bitmesine, ama son 4 sayfaya tanrı, din sıkıştırmak nerden geldi aklına anlam veremedim. Ne güzel düzen sorguluyorduk, felsefeciydik hani?? Cübbeli Ahmet hoca ayarında bir vaazla bitirmiş yani sonu.