• Ailen dahil hayatına girmiş herkesin ve şu an yaşadığın “Bu
    neden olmak zorundaydı ki?” dediğin her şeyin bir plan dahilinde
    olmadığını mı zannediyorsun? Hayatındaki her bir detayı
    senin kemalatın ve mutluluğun için hazırlamış olan Allah’ının
    tüm bunları düşünmediğini mi, planlamadığını mı sanıyorsun?
    Şu an olanın senin bir kuş gibi doğru yerden, doğru zamanda
    hakikatine doğru kanatlanman için olmadığını mı?... Sakın bu
    hataya düşme! Allah’ın seninle! Ve şu an sana yaşattığı şeye
    teslimiyet ve güvenle bakar ve şükredersen, bu olan olayların
    O’nun sana verdiği bir hediye olduğunu anlayacaksın... Emin
    ol... Allah’ına sahip çık... “Annem” dediğin, “aşkım” dediğin,
    “evladım” dediğin gibi “Allahım” de... Allahım evet âcizim,
    evet cahilim, evet unutanım, ama benim sana sevgim, inancım
    ve güvenim sonsuz... Ne olur hiçbir zaman elimi bırakma ve
    idrakimi aç! “Allahım beni duymuyor” diye düşündüğünde “Allah her şeyi duyandır” bilgisini, ayeti (işaretini) kavrarsan ve bu bilgiyi
    kalben içselleştirir ve kabul edersen, Allah’ının seni duyduğuna
    ilişkin işaretler yağmaya başlayacaktır. Unutma kabiliyet
    “kabul” etmekle ilgilidir ve her insanın “kab”ı kadar “kabulü”
    vardır... “Kabile” denilen kavramsa aslında “insanların neyi kabul
    ettikleriyle” bağlantılıdır...
  • Yalnızsın, öyle düşünüyorsun... Oysa değilsin! Çaresizsin, öyle düşünüyorsun... Oysa değilsin! Allah’ın seni anlıyor. Durumunu görüyor. Duymuyor sansan da, O, seni, senin bile duymadığın kadar iyi duyuyor... Kimden akıl istiyorsun?... Geleceği görüyor mu akıl istediğin, hikmetle bakmasını biliyor mu? Senin kalbine
    vâkıf olduğu gibi o olayın içindekilerin de kalbine vâkıf mı?... Her şeye muktedir mi?... Kudreti sonsuz mu?... Olamaz... Allah dışında hiçbir varlık bunlara sahip olamaz... Bunu hatırlaman lazım ey insan... Bu yüzden adın İnsan yani Unutan... Bu yüzden “Zikr-
    Et”, yani “Hatırla”, “Allah’ını hatırla” diyor Rabb’in... Bir telefonda arkadaşınla dertleşirken o sohbetin sadece ikiniz arasında dönmediğini hatırla... Orada bulunan üçüncü Allah’tır... Kendi kendine konuşurken orada bulunan ikinci Allah’tır... Ne güzel bir dostun var... Bu kadar güçlü, zarif ve her şeye kudreti yeten... O kadar zarif ki sen O’na dönmedikçe sen gör ve kendine gel diye işaretler yollayan. Senin O’nu unutmana bile göz yuman... Sabırla bekleyen... Zarafetiyle, işaretleriyle beni hatırla diye seni kendine çağıran... Sen Allah’ınla böyle samimiyetle dertleşip baş başa olma hissini yaşadıkça O sana dünyayı yeniden döşer... Cömertlerin cömerdi Rabb’in, O’na gerçekten güvenen kulunu sevindirmeyi çok sever... En cömert sevdiğinden, en yakın arkadaşından bile çok... Doğum gününü bile kutlar, mesajlar atar... Allah’ından bir günde kaç SMS alıyorsun biliyor musun?...
    Kalbinin ekranına bak!... Nefsini ört... Neler göreceksin neler... Hâlâ nerede kiminle vakit kaybediyorsun?
  • Yaşadığım her şey Allah katındandır ve herkeste gördüğüm aslında Allah’ımın tecellisi ve vechidir. Var olan herşey O’nun İsim ve sıfatlarının aynalarıdır. Biz “Eşhedü en la ilahe illallah” derken “ilah” kelimesi ve kavramının “en çok seven, en çok özleyen, en çok koruyan, sahiplenen” olduğunu bilmediğimiz ve bu sözleri tekrar ederken ne dediğimizi anlamadığımız için, İslam yani “teslim olma” haline geçemiyoruz. Herkeste ve her yerde Allah’ı gören insan olan bitene teslim olmaz da kime olur, neye olur? Her yerde Allah’ın olduğuna şahit olduğunda, herkeste sana görünenin Rabb’in olduğuna şahit olduğunda, yaşadığın her şeyin seni aslına, özüne doğru taşıdığını ve sen özüne dönüşürsen Rabb’ine kavuşacağını, sonrasında asla kaybolmayacağını ve asıl muazzam yolculuğun orada da devam edeceğini anlamış olursun.
  • Doğada hiçbir şey kendisi için yaşamaz.
  • 615 syf.
    ·25 günde·Beğendi·10/10
    Beyninde her şey içsel olarak oluşturulan aktiviteyle bir sonraki anda"neyi görmeyi beklediğinle"ilgilidir, dolayısıyla işlemler terbiye edilmemiş bir nefis ve algı kafesi süzgecinde takılı kalır. Eğer ki sen beden kalıbının getirdiği illüzyonu aşamadıysan ve o eşikten geçemediysen"algıladım"dediğin şeyler her zaman "beklentilerini"doğru çıkaracak olanlardır.
  • Eğer ki sen de bilinçaltı kayıtlarına Allah’ın esmalarının
    tohumlarını yerleştirmek istersen önce -beşer (hayvan-insan)
    anlayışıyla- bedenine cömertliği öğretirsin; nefsi emmaren
    sana “Verme!” derken Rabbin tarafından verilen nimetlerden
    vererek, sonra daha çok vererek ve özellikle kimse
    övmesin kimse borçlu hissetmesin diye gizli gizli vererek.
    Sonra en sevdiğin yemeğinden, içtiğinden, kıyafetinden vererek,
    nefsine zorla -ona muhalefetle- en sevdiğin şeylerden
    vermeyi öğretirsin.
    Davranış modelleri bile bilinçteki katman katman yükseliş
    ve dönüşüm sonucu değişir.
    Nefsin “verme” davranışına dahi zar zor razı olmuşken
    hemen ilk etapta en sevdiğin yemeğini vermek seni biraz
    zorlanmış hissettirir. Ama sen artık yeni bir insan olmak ve
    geçmiş kayıtların ezberindeki bir gerçeklikten çıkmak istiyorsan
    Allah’ın Cömertliği nasılmış diye tefekkür ettikçe farkındalığın
    genişlemeye başlar. Bir de fark edersin ki Rabbin
    kendisine isyan eden, O’na teşekkür etmeyen kulundan bile
    rızkını esirgememektedir.
    Hayatın boyunca yaptığın hataları düşün… Ne hatalar
    yaptın ne kusurlar işlediysen de Rabbin sana nimetlerini
    lütfetmeye devam etti ve hâlâ da tüm cömertliğiyle devam
    ediyor.
    Böylece ilk etapta sevmediğin ya da kullanmadığın şeylerinden,
    sevdiğin kimselere verirken, “Allah’ın gibi vermek-
    O’nun ahlakıyla hareket etmek” derdine düştüğünde artık en
    sevmediğini iddia ettiğin kişilere bile en sevdiğin eşyalarından
    verebilmeye başlarsın.
    Allah’ın ahlakının getirdiği bilinç -ilk etapta kolaylıkla
    gerçekleştiremesen de- idrakın yükseldikçe seni bu noktaya
    taşıyabilir, dolayısıyla bunu hedeflemelisin.
  • Duygu, his dediğimiz şeyin karşılığı “beden kimyası”dır. O
    halde eğer ki bedenimde hissettiğim bir duygu kimyaya dönüşüyorsa
    ve o kimya da zaman içinde bedenimde dolaşıp
    duran kanımla her organıma dağılıyorsa, öfkem ya da şefkatim
    suretlenmiş yani maddeye dönüşmüş olmaz mı?
    Kızgın, öfkeli insanların yüzlerinde kaşlarını çatmaktan
    dolayı olan çizgiler ete dönüşmüş bir “duygu” değil midir?
    Hayvan kesiminde dahi öncelikle Allah’ın o sessiz kulunun
    canı acımasın, strese girip stres hormonu salgılamasın
    ki onu yiyen o hormon aktarımı yüzünden zarar görmesin
    diye metot gösteren İslamiyet sisteminde duygu kontrolünün
    her şeyin temeli olduğunu kavraman lazım.