• 160 syf.
    ·3 günde
    Bizler merhamet edememe hastalığına yakalananlardanız. Bazen yaşanılan acı tecrübeler, bazen önyargı bazen de sadece savunma iç güdüsüyle iyiden iyiye şekillendi bu duygu/suzluk.
    İşin kötüsü bu hastalıktan kurtuluşu reddediyor, daha da vücut dokularımıza yerleşmesine göz yumuyoruz.

    AH AMA ACIMAMAK NELERI KAYBETTİRMEZ KI BIZE ?
    Bir düşünün,cevabını sonra konuşacağız zaten.

    Acımak kadar acımamak da konuşulmalı. Bu daha keskin bir kokuya sahip. Üstelik öyle burnu falan değil, direkt yüreği cızzzzzz diye yakıyor ki, başta bunu anlamayan insan bedelini çok sonra ağır bir sekilde ödüyor.

    Öyle ya kitabın baş kahramanlarından Zehra Öğretmenin de böyle bir tecrübesine tanıklık ediyoruz okurken. Daha o doğmadan ilmek ilmek örülen fenalıklar onu bir babadan, bir abladan , daha da kötüsü bir çocukluktan ediyor..
    Kitabın başı ile sonu arasındaki okuyucuya hissettirilen duygu geçişi müthiş! Okumaya başlarkenki his ile kitabı nihayetlendirip son sayfadan sonra kapağını kapattığınız his asla örtüşmüyor.

    Bazı yerlerinde hadi canım sen de! deyip biraz yüklendim Reşat Nuri'ye yalan yok. Haydi ses cıkar be adam dedim, bağırdım Mürşit efendiye defalarca.Ah şimdi bu da kesin konuşur, dayanmaz, gösterir tepkisini diye bekledim ama yok, oturup kendi kendimi yedim sadece... Tamam , yazara müdahale olmaz da bazı yerleri sahiden sıyrılıyordu gerçeklikten bana göre. Yine de ne olursa olsun yüreğimi avucunun içine aldı, ordan oraya sürükledi bizim artist yazar. Sen misin benim yazdığım karaktere bağırıp çağıran deyip iyiden iyiye yüklendi duygularıma. Kalakaldım, öylece okumaya devam ettim.
    Eserde dikkatimi çeken bir diğer nokta kitapta olan/aslında bir türlü sağlanamayan iş etiğine de sık sık değinmesiydi. Her ne kadar kahramanımız vicdanlı kalmayı amaç edinse de, işlerin öyle yürümediğine tanıklık ediyoruz acı acı. Sevgili Güntekin eserlerinde çok yoğun ve karmaşık ayrıntılara yer vermeden, olabildiğince yalın bir dille okuyucuyu etkisi altına alıyor. Kendi mesleğinden (müfettişlik) kaynaklı karış karış dolaştığı Anadoludaki yaşayış tarzlarını, sosyo-ekonomik durumu, kültürel yansımaları eserine eklemeyi de ihmal etmiyor.

    Hani demiştık ya acımamak neleri kaybettirmez ki diye, söyleyeyim hemen ama biraz soruyu çevirip kaybettirdiklerini paylaşayım.
    Empatiyi, derde ortak olmak faziletini, hâlden anlamayı, hoş görmeyi, vermeden alma erdemini, yardım etmeyi, dayanışma icinde olmayı ve daha nice insanî değerden yoksun kılar bizi. Çünkü merhamet sakin yüreğe konuk olur, bazen sever yerini, ayrılmaz ordan.

    Acımak gerek, ama ACITMADAN acımak.. İnsan kalbi hassas. Dikkat etmek gerek.

    Bu arada bana kitap yoldaşlığı yapan cânım arkadaşlarıma da (Şerife Karakaya, Homeless ) teşekkür ederim, daha nice ortak okumalarımız olsun!

    Herkese keyifli okumalar. (:
  • 127 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Müslüman en büyük derdin sahibidir, dert sahibi olmaya çağıran, insanda büyük adımlar atmaya cesaret veren, akılda heyecanla uzunca bir süre kalabilen mükemmel bir kitaptı. Hala ara ara bende yaşattığı heyecanı yeniden duyuyorum.