bir film izlemiştim. aslında çok sıkıcı bir filmdi ama orada bir karakter çok enteresan bir hikaye anlatıyordu. o hikaye aklımdan hiç çıkmadı. şimdi şu binlerce insanın hangisine sorarsanız sorun, hiç birinin reddedemeyeceği bir yetenek ile ilgili. çok mu iddialıyım? evet öyleyim.
şimdi soruyu size soruyorum: geleceği görmek ister misiniz? geleceği görmek ister misiniz? işte hikaye bu yetenek ile ilgiliydi. truva'yı hatırlarsınız. hani şu atla girilip işgal edilen ülke, heh orası. işte o ülkenin kralının kızı, adı kassandra, dünyalar güzeli bir kız. bu kıza zeus'un oğlu apollon aşık olur ama ne yapsa kassandra ona pas vermez. işte dünyanın hakimi olacaktır, dünyanın en güzel kadını unvanını alacaktır falan filan ve fakat kassandra apollon'un hiç bir önerisini kabul etmez.
ta ki, apollon ona red edemeyeceği teklifi yapıncaya kadar; geleceği görebileceksin. tabii kassandra dayanamaz kabul eder bu teklifi. fakat evet demesi gereken vakit geldiğinde, kaçar. yani bildiğiniz eker koskaca tanrının oğlunu. ya nasıl olsa almıştır geleceği görme yeteneğini ya.
çok öfkelenir apollon. çok öfkelenir ve der ki; senin yeteneğini geri almayacağım, geleceği görebileceksin ama bu yeteneğin bir cezası olacak. çok ağır bir ceza.
size bu cezanın ne olduğunu söylemeyi çok isterdim ama birazdan saltuk gelecek ve beni bayıltacak. çünkü o da kara kutunun peşinde, herkes gibi. kara kutu neden mi bu kadar değerli? çünkü kara kutunun içinde gelecek saklı.
...
saltuk kafama vurduğu sırada size kassandra'nın cezasını anlatma fırsatım olmamıştı. apollon'un cezası şuydu: geleceği görebileceksin ama bu yeteneğinin bir cezası olacak. hiç kimse sana inanmayacak.