• "Tütüncüde ne yapacaksınız beyim?" diye sorar şoför.
    "Ne mi yapacağım? Sigara alacağım."
    "Sigara mı? Sigarayı camide satıyorlar."
    "Camide mi? Yahu cami Allah'ın evidir, oraya ibadet etmeye gidilmez mi?"
    "Yanlış beyim! İbadet etmek için üniversiteye gidilir."
    "Peki o zaman öğrenim nerede yapılıyor?"
    "Öğrenim hapiste yapılıyor, beyim."
    "Hapis hırsızların yeri değil mi?"
    "Yine yanlış beyim! Hırsızlar hükümete atanıyor."
  • 208 syf.
    ·9 günde·4/10
    Kitabın Yorumu

    İran asıllı felsefeci Daryush Shayegan’ın “Yaralı Bilinç” adlı kitabı; geleneksel (doğu) toplumların, moderniteye (batıya) yaklaşımlarındaki çarpıklıkların, felsefi ve teorik düzlemde ele alındığı bir denemedir.

    1935 doğumlu olan ve bu yılın (2018) Mart ayında İran’da vefat eden yazar, Tahran üniversitesinde Hint dili ve felsefe dersleri verirken, 1979 İran Devrimi üzerine ülkesinden ayrılarak Paris’e yerleşmiş, 1991’de yine İran’a dönmüş ve Doğu-Batı medeniyetleri üzerine çalışmalarına ülkesinde devam etmiştir. Yazarın; kitaplarından ikisi “Yaralı Bilinç” ve “Melez Bilinç” isimleriyle Türkçeye çevrilmiştir.

    “Yaralı Bilinç”; ağır bir dile, soyut ve felsefi anlatım tarzına sahip, zor bir metindir. Uzun cümlelerle fakat etkileyici olarak anlatılan konular, okurdan batı düşünce tarihi ve felsefe alanlarında belirli bir alt yapı da istiyor.

    Yazar, kitabında;
    - En bariz özelliği eleştirel düşünme tarzı olan Batı medeniyetinin, modernliğin tek adresi olduğu,
    - Modernliğe ayak uyduramayan (İslam medeniyeti, İran, Hint, Çin veya batı dışı herhangi bir medeniyet) medeniyetlerin, batının yaşadığı tarihi süreci (aydınlanma çağını) yaşamadığını, bu nedenle; geri kalan medeniyetlerin batıyla ilişkilerinde her düzlemde (yaşam tarzı, teknoloji, eğitim, fikir, sanat, bilim vb.) kaçınılmaz olarak binlerce çarpıklık görüldüğü,
    - 200 yıllık batılılaşma gayretlerinin batının sadece teknolojisini veya gelişmiş imkânlarını hedeflemesi nedeniyle yüzeysel olduğu,
    - Modern olabilmek için; batının eleştirel aklı önceleyen mantığının, felsefesinin, fikirlerinin kabulü gerektiği,
    - Bütün bunlar için de; geleneksel inanç, fikir ve eylemlere yönelik radikal eleştirinin şart olduğu, tezlerini savunmaktadır.

    Anlatımları, felsefi ve soyuttur. Verilen somut örnekler; öncelikle İran, bazen de Hint Medeniyeti ve İslam ülkelerindendir. Birkaç yerde de, Osmanlı’da ve Tanzimat Dönemi’ndeki batılılaşma gayretlerinden bahsedilmektedir.

    Öncelikle, kitabın; 1980’lerdeki dünyaya bakışı yansıttığını, yani son 30 yılda artan modernleşme ve hızlanan küreselleşmeyi kapsamadığını belirtmemiz gerekiyor. Bu nedenle, kitaptaki bazı tespitlerin günceli yansıtmadığı (1940’lı, 1950’li yılları anımsattığı), geçen zamanın ise kitaptaki öngörüleri doğrulamadığı görülüyor. Yazarın 1979 Devrimi sonucu ülkeyi terk etmesi; örneklerin çoğunun İran’dan verilmesini ve eleştirilerinin sertliğini de açıklıyor gibi.

    “Yaralı Bilinç”te pozitivist bir köktencilikle konulara yaklaşan SHAYEGAN’ın; son yıllarda, geleneği reddeden keskin fikirlerinde belirli bir yumuşama olduğu anlaşılıyor. Bu kapsamda; İran’ın büyük yazarlarını batıya ve batının yazarlarını da İran’a tanıtan çalışmalarda bulunduğu biliniyor. Nitekim 04 Aralık 2008’de verdiği bir röportajında da; İran başta olmak üzere Arap ülkelerinden ümitli olduğunu ifade ediyor ve geleneksel yaklaşımları dışlamıyor.
    Kitap; Batı’yı değişmeyen sabit bir değer olarak kabulü, modernliğin gelişmesi için doğuda bir aydınlanma çağının gerekliliği fikri, eleştirel mantığı esas alan Marksizm’i kapsam dışı bırakan yaklaşımı, İran’daki Ali Şeriati, Mutahhari gibi muhalif entelektüelleri hafife alması ve birçok ülkedeki modernleşme gayretlerini yüzeyselliğe mahkûm etmesi gibi tartışmaya açık birçok konu barındırıyor.
    Bir yanıyla da Yazar; Doğunun modernleşme yolundaki samimiyetsiz veya temelsiz hallerini de çok iyi betimliyor. Okurken, “Evet bu tespite aynen katılıyorum, diyorsunuz”. Etkileyen ve okuru sorgulamaya yönlendiren cümleler sıkça karşınıza çıkabiliyor. Etkileyici tespitlere rağmen, yine de; teşhis ve çözüm yollarının irdelenmemesi, kitabı felsefi bir boşlukta asılı bırakıyor. Coğrafyanın, tarihin, siyaset biliminin, sosyolojinin toplumlara olan etkisinin yok sayılması ise; kitabın bilimsel objektifliğe değil, tepkiselliğe dayandığını düşündürüyor.
    Sonuç olarak; Prof. Daryush Shayegan’ın “Yaralı Bilinç” adlı kitabı; “Batı’ya ulaşmaya çalışırken Doğu’nun karşılaştığı açmazların ve derin çukurların" felsefi olarak anlatıldığı, geleneğin bütün unsurlarının pozitivist bir yaklaşımla tümden eleştirildiği bir denemedir. Doğu - Batı ilişkileri üzerine çalışanların inceleyebileceği bir kitaptır.
  • 231 syf.
    ·10/10
    Dikkat ağır spoiler içerir. Hatta yazının tamamı spoiler olabilir.


    Şahsen william faulkneri çok severim.Neden severim? çünkü her okuduğumda yoğun bir hissiyatla,duyguların belki en dip haliyle yüzleşerek ayrılırım kitaptan kutsal sığınakda da karanlığın en koyusu ile bizi korkusuzca yüzleştiren faulkner o karanlığın sinirlerimizi bozmasına aldırmadan devam eder öyküsünü anlatmaya.kitapta bizim klasik anlamda iyi diye sınıflayıp geçebileceğimiz hiç bir karakter yoktur.Hatta hemen hemen bütün karakterler insanlığın içindeki safi kötülüğü yansıtıyor gibiydir.Olaylar arasındaki basit geçişler ama bu basitliklerin doğurduğu derin kötülükler.bir kötülüğü en sarsıcı yapan da belkide nedensizliği.
    Kaçak viski yapan tekinsiz adamların içine düşen temple evde ordan oraya çaresizce koştururken hareketler,bilinçler akar durur.şimdi kim kimdi,ne yapıyordu nerdeydi çok anlayamayız ama aynı temple in kaçarken ki çaresizliğini,kıstırılmışlığını sonuna kadar hissederiz.sonrasında sevgilisi onu orda bırakıp kaçar.evdeki bölümlerde özellikle tommy nin templa hissettikleri çok iyi verilmiş.tommy templi kollar ama aslında diğerlerinin kafasından geçenlerden çok farklı şeyler geçmiyordur kafasından.Burda rubby ide templa kötü davranan biri olarak görürüz.
    gece biter ve bir cinayet beklendiği gibi işlenmiştir.burda bazı cümlelerden Temple a popeye tarafından tecavüz edildiğini anlarız ama garip bir şekilde temple çok da karşı koymaz popeyenin onu kaçırmasına hatta okuldan arkadaşını görünce saklanır.
    kitapda popeye ye duyulan derin çekince ve korku her yere sinmiş görünmektedir.öyle ki goodwin suçsuz olsa da popeyenin de orda olduğunu söylemeye yanaşmaz.başta kötü bir karakter olarak gördüğümüz ruby goodwin içeri girince bu sefer mağdur olarak karşımıza çıkar.
    kitapta horace ortada kalmış çocuklu bir kadını kollayan bir karakterdir ama ara ara hissettirildiği şekilde aslında üvey kızına uygunsuz hislerini kontrol etmekde zorlanan biridir de.bence kitabın en iyi betimlenen kısımları horace ve üvey kızı arasındaki ilişkidir.sadece bir fotografla faulkner bize horace in en derin arzuları hakkında neler anlatmaz ki.
    olaylar ilerledikçe bir de karşımıza red çıkar.şimdi nereden çıktı bu adam derken zaten popeye tarafından öldürüldüğüne şahit oluruz.ve bence kitapdaki kilit noktalardan biridir.öğreniriz ki popenin templa a tecavüz şekli ileride olaya redin de dahil olduğu çarpıklığın dibinde bir üçlü ilişkinin başlangıcıdır sadece.ve bu çarpıklık temple ın red e aşık olması ile daha karmaşık bir hal alıp en nihayetinde bekleneceği gibi popeyenin red i öldürmesi ile sonlanır.
    kitap daha önce de söylediğim gibi insan doğasının kötülüğü hakkında güçlü bir sezgi edinmemizi sağlıyor.bunu yaparken bizi olabildiğince rahatsız edip bir şekilde kendi içimizde karanlık tarafa da dokunuyor.hem teknik olarak(olaylar konuşmalar arası geçişlerin pek çoğu bence dahiyaneydi) hem yaşattığı yoğun duygular nedeniyle çok üst düzey bir romandı.william amca sen büyüksün diyerek bu uzun yazıyı burda sonlandırırken büyüklerimin ellerinden küçüklerin gözlerinden öper herkese selam ederim :D
  • 637 syf.
    ·Beğendi·10/10
    //DİRİLİŞ//
    Kitabın isimi, aslında kitabın içinde saklı olan kitabı okuyup bitirdikten sonra kitabın sonunda bulamayacağımız;kendimizi Nehludov'un yerine koyup hissettiklerimizin, üzerimizde yarattığı derin duygudan ibarettir.Yaşadıkları dönem itibarı ile toplumun Çar yönetiminde gördüğü zulüm, çektiği acılar; brokraside yaşanan çarpıklık toplumu adeta kırıp geçirmektedir.Bu haksızlık toplumu o derece sindirmiştir ki toprak sahibi olmaya akıllarından bile geçirememektedirler,önlerine sunulan toprağı geri çevirdikleri bile olmuştur.Elitist bir yaşam süren Nehludov belki de Moslova'da yaratığını düşündüğü tahribatın etkisi ile ruhsal olarak bir 'Diriliş' mücadelesine girmektedir.Bu mücadele savaşına geçmişinde sahip olduğu varlıklarından kurtulma işinden başlayarak kapıdan giriş yapmıştır ***...Çünkü dedi kızarak Nehludov,bana göre ,toprağa onun üzerinde çalışmayan kişi sahip olmamalı ve topraktan yararlanmak herkesin hakkıdır...*** Ahlaksal olarak tahribat yarattığını düşündüğü hatasını telafi etme mücadelesine girişmeden önce madden sahip olduklarından kurtulmak istemiştir.Fakat bu yozlaşmış dünyaya adım atması ile işler hiç o kadar kolay olmayacaktır.Mahkemeler,yargılamalar ,resmi kurumlar öyle bir hal almıştır ki ahlaksal tahribatı telefi etme düşüncesi toplumsal yozlaşma karşısında hedefinin şaşmasına neden olmuştur.Bir ülkede adaletsizlik varsa toplumun en alt tabakasından en üste doğru yozlaşmışlık,ahlaksızlık duman isi gibi toplumun üzerine çöker;toplum neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilemez hatta bu yanlışlar sarmalını bilerek veya bilmeyerek içselleştirip yaşam modeli haline getirir.***...Çoğu zaman hırsızların, katiilerin,casusların ve fahişelerin mesleklerinin kötülüğünü kabul ederek bundan utandıkları sanılır.Oysa gerçek bunun tam tersidir.Kaderleri,günahları ya da hataları yüzünden durumu dürüst olmayan insanlar hayata öyle bir açıdan bakmaya başlar ki,kendilerince son derece iyi,ve saygıya değer bir haldedirler.Bu görüşün devamı için içgüdülerine uyarak daima hayat ve hayatta sahip oldukları mevki üzerinde aynı düşünüşte olanların bulunduğu bir ortamda yaşarlar.Hırsızların becerileriyle,fahişelerin ahlaksızlıklarıyla ,katillerin zalimlikleriyle övünmelerine hayret ederiz.Bunun nedeni,bu adamların dar bir ortamda olmaları ve bizim onlarınkinden başka bir dünyanın insanı olmamızdır.Oysa zenginlerin servetleriyle,yani hırsızlıkla;komutanların utkularıyla,yani katillikle ;hükümdarların kudretleriyle,yani zorbalıkla övünmeleri aynı şey değil midir? Durumlarını haklı görmek isteyen bu insanların hayat,iyilik ,kötülük üzerine düşüncelerindeki yanlışlığın farkında değiliz.Çünkü bu yanlış düşünüşlü insanlar daha geniş bir ortama sahiptirler ve aynı zamanda biz de o ortamın içinde bulunmaktayız....***
    Kitapta Çar yönetiminin kölevari yönetimine,o dönemin -yeni bir sistem olan- jüri sistemine ve en önemlisi Çar yönetim modelinin -daha sonra- ortaya çıkmasına vesile olacak 1991 yılına kadar sürecek yönetim modelinin ortaya çıkmasına atıflar ve direkt çıkarımları yaşanan bir olay etrafında görebiliriz.
    Edebi eserlerin onu okuyan kitle üzerinde bir yaşanmışlık hissi verdiğini kabul edebiliriz.Fakat Rus yazarların bu kitleyi direkt kitabın içine çekmesi aşikardır.Kitle olarak bu durumun bizleri onlarca yıl geçmesine rağmen eserlerinin içine çekmesi toplum olarak pek çok şeyin aslında pek değişmediği değişen şeyin sadece zaman olduğu görüşünü öne sürsem acaba yanılır mıyım,kim bilir.
    İyi Okumlar.