• 200 syf.
    ·10/10
    Merhabalaar sevgili ve çok değerli!!!!!!! inceleme okuyucuları.. bu sitede inceleme okumak artık çoook değerli bir şey değil mi :)
    Epey bir ara verdikten sonramı 2020 yılına Kadın Olmayı Hatırlamak kitabıyla başlamak da nasip oldu elhamdülillah :)
    zaten çok uçuk okuma hedefleriyle girmedim bu yıla , nitekim hedefimi tutturamayınca çark ederek kaş göz arasında hedef düzenlemek mümkün de olsa o içsel huzursuzluğu kendime yaşatmak istemedim efenim :)
    Tertemiz, her ayın kitabı modunda tek kitap.. Mis.. :)
    Zihni kalınlaştırmak yerine '1 mm lik kortexin altındaki o muhteşem beynimde yani bilinçaltımda da neler ola ki' yle de ilgilenmek çok iyi geliyor nitekim.

    Kitabı 14.07.2017 de almışım, çok da severim aldığım kitapların üzerine tarih ve ismimi yazmayı.. en çok o dönemlerde isim çağrışımı yapmış olsa gerek :)
    kadın olmayı hatırlamaaak.. hatırlamaaak.. nereye koydum ben onu.. Allah Allah demin burdaydı.. iyi saatte olsunlar.. hay Allah çok da lazımdı şu an...Kadın olmak unutulur mu hiç dimi.. gibi gibi..
    Kitabı zaman zaman elime alıp alıp üç beş sayfa okuyup bıraktıktan sonra raftan bakııp bakıp duran binbir renkli çiçekli kelebekli pembeli morlu tatlış kapaklı kitap.. Kitabın hatırlatmasına da iki yıl direniş nerdeyse :)) güvenli alanda kalmayı tercih etmek diyorlar bu kendiyle yüzleşememe durumuna..
    şu an bi günde okuyup bitirmiş olmam da bi işaret olsa gerek :)) şahaneee ..güzeeel...:)
    işte hatırladııımmm buldumm seniii… ya defalarca baktım halbuki heryere, aynaya bile :) halbuki tam da kalbimin içindeymişsin dimi :)
    şimdi tabi ki kim nerde neyi unutmuş, neden unutmuş, nasıl unutmuş, unutmak mı istemiş yoksa unutmak zorunda mı kalmış, yoksa hiç bilmiyor muymuş ki kısımlarının hepsi derin mevzuular.. Kendini carlığını, kadınlığını, özbenliğini unutan kadınlar.. sevgili yazarımızın o kadar harika tespitleri var ki bi ara herşeyi alıntılamak istedim.. tabi Erkek Olmayı Hatırlamak kitabı da yazılır mı???? diye düşünmedim değil.. bence yazılmalı :)

    Sitede hangi kategoride kayıtlı bilmiyorum lakin, sıradan bir kişisel gelişim kitabı nazarıyla bakılmasın lütfen.. Okuması gayet keyifli, kadınların ve erkeklerin tavır ve davranışlarının arkasında neler gizli olduğunu görebilmek için, tabii ki önce kendimizin görebilmesi ve farkındalık ile düzeltme fırsatı verebilmesi için harika bir kitap. Yazarın Ankarada eğitim grupları da var.. daha kendisi ile müşerref olamadım lakin o gruplardan birine katılmışlığım var..

    incelememi burada noktalarken okuyacak olanlara keyifli okumalar diliyor, her daim sevgi, muhabbet ve aşkla kaim olmanızı canı gönülden diliyorum..
  • 166 syf.
    ·6 günde·Beğendi·8/10
    Seyahat Diyen Kitaplar, sanırım seyahatmeleri anlatan bir kitaba bundan daha iyi bir isim bulunamazdı. Evliya Çelebi'nin "Seyahat Ya Resulallah" diye yanlış bir duada bulunup bir çok yeri gezdiğini bilmeyen kişi sayısı sınırlıdır bu mecrada. Seyahat Ya Resulallah demeselerde gerek askeri gerek dini gerek siyasi gerek kültürel  amaçlarla seyahate çıkan insanların notlarını/kitaplarını derin  bir inceleme ve titiz bir bakış açısıyla ele alan bu kitap, Zafer Saraç Bey'in daha önce çeşitli mecralarda yayımlanan yazılarının derlenmesinden oluşuyor. İçerisinde krolonolojik sıraya göre düzenlenmiş 629-1955 yılları arasında yayımlanan 25 seyahatname incelemesi var. Bana göre tüm seyahatmelerin ortak özelliği ise içerisinde Türk ve Türk'lere dair bir şeyler bulabiliyor olması.

    Zafer Bey her yazısında seyahatmameleri anlatmaya başlamadan kaleme alındığı dönemi bize kısaca anlatmış. Okurken kendimizi bir hengâmede bulmak yerine durumları neden-sonuç, zaman-mekan ilişkisi içerisinde değerlendirebiliyoruz. Bu durum da daha önce benim gibi hiç seyahatname okumamış insanların ilgisini taze tutuyor. "Tarih  gerçeklerle ilişkisine göre ciddiyet kazanan bir bilimdir."(s47) diyor Zafer Bey. İncelemeye konu olan seyahatnamedeki bilgiler hakkında objektif değerlendirmelerde bulunabilmek için çapraz ve paralel okumalar yaptığını kurduğu cümlelerden anlayabiliyoruz. Zafer Bey'in tarih alanında da  çalışmaları var. İlgililer bu çalışmalara bakabilirler.

    "Seyehatnamelerde ne olması gerekir?" sorusuna cevap verebilecek nitelikte değilim fakat bana göre her seyahatnamede bir harita olmalıdır. Okuyucu seyyahın geçtiği yerleri görmeli ve kendisi bazı çıkarımlarda bulunabilmelidir. Zafer Bey incelediği seyahatname örneklerinde" Harita kullanılmış mı, dipnot yeterli mi, bahsedilen zaman dilimi içerisinde dilimize çevrilen başka kaynaklar var mı?"gibi sorulara da cevap aramış.
    Üzülerek söylüyorum ki bazı konularda elimizdeki kaynakların çok sınırlı ve çalışmaların çok az olduğundan yakınmış.

    Başucu kitabı olarak okunabilir mi? Hayır. Her zaman her yerde okunabilir mi? Hayır. Akademik bir çalışma yapıyorsanız sizi yardım alabileceğiniz kaynaklara yönlendirebilecek ya da seyahatname okuma isteği duyuyorsanız size yol gösterebilecek bir kitap.

    Keyifli okumalar. :)

    İmzalama nezaketinde bulunan Zafer Saraç Bey'e ve elimize ulaşmasını sağlayan Oğuzhan Saygılı hocamıza teşekkür ederim.


    "Kitap şuuru insanlık şuurudur."
    #kitapşuuru
  • Uğur Mumcu, 24 Ocak 1993'te Ankara'da Karlı Sokak'taki evinin önünde, arabasına konulan bombanın patlaması sonucu suikasta kurban giderek yaşamını yitirdi. Bugün hala cinayetin failleri yakalanamamıştır. Uğur Mumcu arkasından bir çok yazı ve kitap bırakmıştır. Türkiye'nin en önemli gazetecileri arasında yer almıştır. İşte usta gazetecinin hayatı; Uğur Mumcu tam 27 yıl önce faili meçhul bir cinayete kurban gitti.. Evinin önündeki arabasına konan bombanın patlaması sonucu yaşamını yitiren Uğur Mumcu birçok önemli habere imza atmış ve toplumda farkındalık yaratmıştı. Suikast ile ilgili olay yerinde yapılan incelemeler sonucunda uzmanların hiçbir delil bulamadığı, patlama sonucu etrafa dağılan delilerin ortadan kaldırıldığı iddia edildi. Uğur Mumcu 22 Ağustos 1942’de Kırşehir’de doğmuştur. Eşi Şükran Güldal Mumcu (Homan) ile olan evliliğinden bir oğlu (Özgür) ve bir kızı (Özge) olmuştur. Uğur Mumcu anısına ailesi tarafından Ekim 1994’te Uğur Mumcu Araştırmacı Gazetecilik Vakfı adında bir vakıf kurulmuştur.
    Eşi Şükran Güldal Mumcu, 23. Dönem TBMM’ye İzmir Milletvekili olarak girmiş ve 10 Ağustos 2007 – 7 Haziran 2015 tarihleri arasında TBMM Başkanvekilliği görevini yürütmüştür. Ağabeyi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Av. Ceyhan Mumcu’nun Uğur Mumcu ile ilgili röportajlarının bir kısmı Kardeşim Uğur Mumcu adıyla bir kitapta toplanmıştır. İlkokulu Ankara Devrim İlkokulunda ve ortaokulu Ankara Bahçelievler Deneme Lisesinde okumuştur. 1961’de başladığı üniversite eğitimini avukat olmak üzere başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde 1965’te tamamlamıştır. Henüz öğrenciyken 26 Ağustos 1962'de Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan “Türk Sosyalizmi” başlıklı makalesiyle Yunus Nadi Ödülü’nü almıştır. 1969-1972 yılları arasında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde İdare Hukuku Profesörü Tahsin Bekir Balta’nın asistanı olarak çalışmıştır. Yeni Ortam gazetesinde köşe yazarlığı yapan Uğur Mumcu, 1975'ten itibaren Cumhuriyet'te “Gözlem” başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Aynı zamanda Anka Ajansında çalışmaktaydı. 1975 Mart’ında makalelerinden oluşan Suçlular ve Güçlüler adlı kitabını yayınladı. Aynı yıl, Altan Öymen’le birlikte hazırladıkları, Süleyman Demirel’in yeğeni Yahya Demirel’in hayalî mobilya ihracatını konu edinen, Mobilya Dosyası adlı kitabı yayınlandı. 1977 yılından sonra sadece Cumhuriyet için yazmaya başladı. “Gözlem” başlıklı köşesinde 1991 yılının kasım ayına kadar aralıksız olarak yazdı. 1977'de Sakıncalı Piyade ve Bir Pulsuz Dilekçe kitapları yayımlandı. Ertesi yıl, Sakıncalı Piyade adlı yapıtını Rutkay Aziz ile birlikte tiyatroya uyarladı. Oyunu Ankara Sanat Tiyatrosunda tam 700 kere sahneledi. 1978'de, ünlünün yaşam öykülerini, siyasal geçmişlerini, bir güldürü zenginliğiyle anlattığı kitabı “Büyüklerimiz” yayımlandı.
    1981'de terörün silah kaçaklığıyla ilgisini ortaya koymak ve kamuoyunu bu konuda uyarmak için yazdığı Silah Kaçakçılığı ve Terör yayımlandı. Aynı yıl, Mehmet Ali Ağca’nın Papa’yı öldürme girişiminden sonra Ağca üzerine inceleme ve araştırmalarını yoğunlaştırdı. Türkiye’de terör olaylarının artması nedeniyle 1979 yılında 12 Mart dönemi öncesi ve sonrası gençlik liderlerinin yaşadıklarını kendi ağızlarından yansıttığı ve silahlı eylemlerle bir yere varılamayacağına dikkat çektiği kitabı Çıkmaz Sokak'ı yayımladı.
    1982'de Ağca Dosyası, ardından Terörsüz Özgürlük adlı makale derlemesi yayımlandı. 1983 yılında Ağca ile cezaevinde röportaj yaptı. 1984 yılında Aziz Nesin öncülüğünde bir grup tarafından Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığına sunulan, ancak Kenan Evren’in imzalayanları “vatan hainliği” ile suçlayarak dava açtığı Aydınlar Dilekçesi’nin hazırlanmasına katıldı; 12 Eylül döneminde aydınlara yapılan işkenceyi anlatan Sakıncasız adlı oyunu yazdı; Papa-Mafya-Ağca kitabını yayımladı.
    1987'de araştırmacı gazetecilik açısından büyük bir başarı kabul edilen Rabıta ve 12 Eylül adlı kitapları; 1991'de en önemli araştırmalarından biri olan Kürt-İslam Ayaklanması 1919-1925 yayımlandı. 1991 yılında İlhan Selçuk ve yaklaşık seksen Cumhuriyet gazetesi çalışanı ile birlikte gazeteden ayrıldı. Bir süre işsiz kaldı. 1 Şubat–3 Mayıs 1992 tarihleri arasında Milliyet gazetesinde yazan Mumcu, Cumhuriyet gazetesindeki yönetim değişikliği üzerine 7 Mayıs 1992’de Cumhuriyet’e döndü. Mumcu, 7 Ocak 1993 tarihinde “Mossad ve Barzani” isimli bir yazı yazdı. Bu yazısında Barzani, CIA ve Mossad arasındaki bağlantılara değindi ve yazısını şöyle bitirdi:

    “Kürtler sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı yapıyorlarsa ne işi var CIA ve MOSSAD’ın Kürtler arasında?” Yoksa CIA ve MOSSAD, anti-emperyalist savaş veriyorlar da dünya bu savaşın farkında değil mi?”
    8 Ocak 1993 tarihli Cumhuriyet gazetesindeki Ültimatom başlıklı yazısında ise yakında yayınlayacağı kitabında istihbarat örgütleri ile Kürt milliyetçileri arasındaki bağlantıları açıklayacağını yazmıştı. Kardeşi İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ceyhan Mumcu, cinayetten önce Uğur Mumcu’nun İsrail elçisiyle görüşme yaptığını basına gönderdiği açıklamada yazmıştı.

    Gazetecilik hayatı başarılarla dolu olan Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde uğradığı bombalı saldırı sonucu hayatını kaybetmeden önce polis-mafya-siyaset ağının derin boyutlarını araştırmaktaydı. Öldürülme sebebi olarak Abdullah Öcalan’ın bir müddet Millî İstihbarat Teşkilatı için çalıştığını araştırması iddia edilmektedir.. Uğur Mumcu’nun hafızalardan asla silinmemesi gereken cümleleri:

    “Ben Atatürkçüyüm. Ben, Cumhuriyetçiyim.. Ben antiemperyalistim. Ben tam bağımsız Türkiye’den yanayım. Ben insan hakları savunucuyum. Ben, terörün karşısındayım. Ben, yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. sabaha dek, araştırarak yazdığım hiçbir konuyu yalanlayamadınız. Öyleyse vurun, parçalayın, her parçamdan benim gibiler beni aşacaklar doğacaktır”

    “Cemaatlere, tarikatlara giren çocuklar 30 sene sonra general olacaklar Cumhuriyete karşı ayaklanacaklar""Gerçekte vicdan özgürlüğü, gerçekte demokrasi laik toplumda meydana gelir"

    Çünkü anti-laik toplumda dince kutsal sayılan kavramlar, siyasal amaçlar için her gün sömürülür. ya da Türkiye’de olduğu gibi Arap sermayesi tarafından Türkiye’de kurulan banka sistemlerinde olduğu gibi mali çıkarlar açısından sömürülür. Bu bir sömürüdür. Mustafa Kemal de dinin gerçek yerine oturtulması, Allah ile kul arasında bir kutsal duygu olarak korunması amacıyla laikliği getirmiştir. İngiliz emperyalizminin, Arap kapitülasyonunun aracı olmaması ve ve siyasi sömürü aracı olmaması için”

    “Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım
    unutma bizi.. Bir gün sesimiz hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım unutma bizi..”


    OKUDUĞUNUZ İÇİN TEŞEKKÜRLER..

    Uğur Mumcu
  • 461 syf.
    ·11 günde·Beğendi·9/10
    Bu kitap beni Marquezle tanıştıran ilk kitap oldu.
    Büyülü gerçekçiliğin önemli ve bilinen eserlerinden biri olduğunu biliyorum.
    Esasında kitap incelemeleri yapmamamla birlikte, yapacağım ilk inceleme bu olacak, çünkü bu kitabın kesinlikle bir inceleme hakettiğini düşünüyorum.
    Bu bana kalırsa herkesin okuyabileceği fakat herkesin anlayıp hissedemeyecegi bir kitap.
    Öncelikle okuduğum en sarsıcı, en acayip, en sağlam, en derin ve tabi okuması bayağı zor kitaplardan biri olduğunu söylemekle başlayayım. İsmi gibi yalnızlığı yüzyıllar boyunca karakterler üzerinden derinlemesine işleyerek aktarmış bize yazar. Öyle sarsıcı ki bittikten sonra gerçekten çok kötü hissettiğimi söylesem abartmış olmam. Kitapta olağanüstü görülebilen olaylar, Aman Allahım! Bu da ne böyle? Böyle saçma sey mi olur deyip şaşırdığım, kızdığım, anlamayadigim yerler olsa bile bu düşüncelerim kitabın ne kadar iyi bi kitap olduğu gerçeğini asla değiştirmedi gözümde.  
    Kitabı zor kılan şey isim/karakter karmaşasıydı hiç şüphesiz. Ve tabi yaşanan ilişkiler, "aşklar" !
    Kitapta karakterlerin her biri ilmek ilmek işlenmiş şekilde karşımıza çıkıyor. İsimler ve karakterler bir yerden sonra akılda kalıcı olmaya başlasa da bu esnada olayların karmaşası devreye giriyor.
    Ve o kadar çok olay yaşanıyor, o kadar çok duygu karmaşası var ki, bir sayfada sevmediğim bir karaktere ilerleyen sayfalarda acıma duygusuyla, şefkatle baktığımı gördüm.
    Bu kitabı büyük beklenti içinde okuduğum için, beklentilerimi karşılamaz diye düşünmeden edemedim başladığımda fakat öyle olmadı.
    Kitabı yarıladıktan sonra aslında anlatılmak istenen o kaçınılmaz yalnızlığın duygusunu, yaşamda tek başınalık mücadelesini derinden hissettigimi, bazı karakterleri gerçekten benimsedigimi ve kitaba yeteri kadar hakim olduğumu gördüm. Tabi artık sona yaklaşırken daha neler olabilir ki diye düşünürken son birkaç sayfada gerçek anlamda beynimden vurulmuşa döndüm diyebilirim. Bu kitap hakkında çok sey söylenmeli, çok!
    Fakat ben tek kelimeyle bitiriyorum.
    - Okuyun!