• Aslında her an doğar insan... ve asıl doğum Yaradan’a kavuşmaktır. Ona layık olmak için çıkılan bir yolculuktur yaşam.
    Akilah Azra Kohen
    Sayfa 551 - Everest
  • Derviş kamil konuşmaya başladı:

    "Aslında her an doğar insan... Ve asıl doğum Yaradan' a kavuşmaktır. Ona layık olmak için çıkılan bir yolculuktur yaşam. Doğar, var olmanın hallerini fark eder, kendimizi bilme i öğrenir ve Rabbimize geri döneriz. "
  • 592 syf.
    ·17 günde·Beğendi·10/10
    "... Bilen birinin sabrı, bildiğini korumayı öğrenmiş birinin cesareti, ne yaparsa yapsın hiç birşey bilmediğini anlayan birinin teslimiyeti...."
    Bunlara sahip olmak, olabilmek,ümidi ile yeni bir Azra Kohen kitabı,hem de ne kitap.

    Size bunları Derviş Kamil'in yanına sessizce,çaktırmadan kıvrıldığım yerden;Fred'in insanlık tarihini anlattığı özel sınıfından yazıyorum. Çaktırmayın ;)
    Bazen bir kitap,bir insan,bir olay koca bir alemi gönüllerde buluşturur ya,Azra'da gönülleri buluşturacağı bir kitap yazmış yine. İnsanlığı anlatmış kitabında BİZ'i anlatmış. "Biz... dünyanın en anlamlı kelimesiydi."
    "Fark edince ışık olursun." demiş ve çatlatmayq başladığı tohumlarını "Biz'leri"özenle sulamaya devam etmiş
    Büyük bir aşk çarpışması ile başlıyor kitabımız. Son model arabasında Selim(sadrazam babası Cumhuriyet ile birlikte sürgüne gönderilmiş Cumhuriyet karşıtı) ve en doru atının üzerinde Ülkü (Kurtuluş Savaşında babası,abileri ve dayısını kaybetmiş üzerinde eski askeri üniformayla gezen Cumhuriyet yanlısı) Hiç bir şey hayatta tesadüf değil ilkesini tüm kitaplarında kullanan Azra bu kitapda da bizleri şaşırtmıyor. Azra kitabın 123. Sayfasında "Bizleri hayrete düşürecek şeyler sunmazsak zihnimize,yaşamayı unuturuz." diye yqzmış ben de kitap boyunca zihnime,hayrete düşürecek şeyler sunduğuma eminim. Afiyet olsun :)
    Fred'in Sümerliler ilgili konuşmaları Atatürk'ün bu konuda ki araştırmalarında ne kadar haklı olduğunu gösteriyor bize.
    Sayfa 86 da başlayan ingiliz casuslara verdiği ders ve bize verdiği bilgilerle Altay'ın konuşması bir kez daha etrafımızda dönen oyunları göz önüne seriyor ve kitap boyunca da sermey hayret ettirmeye devam ediyor. "Ben ne kadar her şeyden bi haber yaşıyormuşum?" dedirtiyor insana.
    Anunnakiler gerçek olabilir mi ? Herkesin hepimizin bilmesi gereken bilgiler bunlar ama malesef unutturmak için ellerinden gelen her şeyi yapıyorlar. Şimdi sizleri sessizce Derviş Kamil'in yanına kıvrıldığım yere,(öğrendiklerimi sindirmek için az önce kalktığım yere)Fred'in sınıfına insanlık tarihi dersini dinlemeye davet ediyorum. "Anlamak için çabalayanlarla,anlamdan kaçan yağmacılar arasında süren savaş,öyle bir şiddetteydi ki ya cehennem kazanacaktı ya da cemnet.... Ve insanoğlunun nereye ait olduğunu,neyi hak ettiğini galip gelen taraf belirleyecekti." Tarafını seç.
    Unutmayın "doğru,daima doğrudur,ta ki birileri onun yanlış olduğunu kanıtlayana kadar ve tarih,doğru sanılan yanlışlarla doludur."
    _________________________
    Kendime notlar belki spoiler içerir dikkat edin.
    - en eski insan fosili 1974 yılında etiyopya da bulundu ve 3.18 milyon yıl yaşındadır.
    - Hz. İsa'nın resmi olarak bildiğimiz resim aslında Hz. İsa'ya ait değil. 6. Papa Alexander'ın isteğiyle Da Vinci'ye çizdirilen o resim papa'nın oğlunun resmidir ve aslında Hz. İsa siyahidir.
    -İsa doğmadan 300 yıl önce Etiyopya'da Enoch'un kitabı çıkar karşımıza ve bu kitap ilk yazılan Tevrat'tır.
    Rig Veda ise İsa'dan tahmini 1700 yıl önce yazılmış,dünyanın en eski kitabıdır ve Hinduizm'in kitabıdır. Hinduizm dünyadaki en eski dindir.
    -"Okudukça,araştırdıkça,öğrendikçe hayat sanki sizinle konuşmaya bqşlayacak ve hiçbir şey artık sıradan olmayacak. Anlamak cennet kapılarının anahtarıdır,çünkü ancak anlayınca insanlaşır ve ancak insanlaştıkça cenneti dünyada var edebilecek o yüce çabaya geçebilirsiniz. Tüm öğretiler bizlerin insana dönüşmesi içindir."
    - "Kendimizden başka bir canın iyiliği için hayata yalvardığımızda doğuyordu insanlığımız. Belki de bu yüzden habire doğuruyorduk,kendimizden başkasını sevebilme kabiliyeti geliştirebilelim diye." Syf 235
    - "Kendi kadınlığından bihaber,dekolte vitrini gibi gezinen birçoklarının arasında engellere rağmen ilerlemeye çalışılan bir yoldu kadınlık. Her şeye rağmen kadın kalabilmekse en büyük zaferdi! Çünkü dünyanın en çok kadınlara ihtiyacı varken,sadeve üç beş abazan aç bırakılmış cinselliklerine mazeret arıyor diye,objeleştirilen kadının tüm varlığını hayattan çekip saklanması hayata ihaney değil miydi? Kadının görev almadığı bir toplum köleliğe hizmetteydi." Syf:256
    - Sayfa 327 Ülkü yine Yakışıklının üzerinde, bu sefer Selim saygıyla eğiliyor önünde ve göz göze geliyorlar, bu sırada bir şarkı gerek bize diyorum gözlerimi aşağı indirmemle bir müzik önerisi Azra'dan (Slow Meadow-Boy in a water globe) içimdeki ses "aç aç aç aç :)" ve uyum o kadar harikaki ancak okurken dinlerseniz anlarsınız. Kadın resmen interaktif yönetiyor bizi :) kitap boyunca bu önerileri çok bulacaksınız ve ben youtube kanalımda bu öneriler için oynatma listesi oluşturdum ;)
    - "Toplumları halk yapan şey ortak geçmişleridir. Ortak geçmişlerini yeniden yazabilirsen onları istediğin yere güdebilirsin. Eğer nerden geldiklerini bilmezlerse,gittikleri yerin daha iyi mi,kötü mü olduğunu ölçemezler. Ölçümün olmadığı yerde şikayet olmaz! Sorumlu aranmaz! Güdersin." Syf:272
    - Atatürk araştırmalardan sonra en iyi eğitim sisteminin Finlandiya'da olduğuna karar veriyor. Mesela tüm devlet çalışanlarına Beyaz zambaklar ülkesinde kitabını okumaya şart koşmuş. İtalya'dan (ki domates ülkesidir İtalya) domates yetiştirme tekniklerini öğrenmek için heyet geliyor Türkiye'ye ve diğer milletlerin e
    n büyük korkusu Türkiye'nin çok daha hızlı büyümesi.
    - Her yıl ortalama 100 bin fırtınada 25 milyon şimşek yer küreye düşerek,her saniyede 100 bin şimşekle dünyayq enerhi veriyor,kalp masajı yapar gibi.
    - Saniyede 11 milyon düşünce geçiyor beynimizden ve bizler en fazla 40 tanesinin farkında olabiliyoruz.
    - "İnsan her an ya doğmaya ya da ölmeye devam ediyordu. Her deneyimle birlikte yeni bir hal alıyordu... ta ki varlığı hayata hizmette bir yol olana kadar. Yaralandığında,yolundan saptığında,öz merkezinden uzaklaştığında karanlık gerekliydi insana,yüzleşmek,iyileşmek,öz yoluna dönmek,kendi merkezinde durmak için karanlık insanlar giriveriyordu hayatımıza,bizi silkeliyor,anlamaya hazırsak neyin daha önemli olduğunu bize hatırlatıyor ve özümüzü korumak için mücadeleye sokuyorlardı bizi.
    Kendini gerçekleştirme diyorlardı buna ve kendini ne kadar gerçekleştirebileceğindi hayatta aslolan." Syf 376
    - "İnsanoğlu,binlerce yıldır,birbirine aşık olacak yüreği olanları izlemeyi seçmişti. Aşk,izlenmesi en yaşam dolu şey değil miydi? En merak edilen, en çok düşünülen, en çok akla gelen,hayata en çok motive eden konunun iki insanın birbirlerine duydukları duygu olması,herkesin o duygunun peşinde olması, insanın yalnızlığının en büyük göstergesi değil miydi?" Syf: 529
    - "İnsan gözlerinden duygu sızdıran bir varlıktı. Duygularımız içimize fazla geldiğinde,dolup taştığında gözlerimizden akar,sanki dünyaya saçılırdı." Syf: 538
  • Yalınlaştırarak söylersek yığın romanı, okurunu içinde yaşadığı gerçekler dünyasından koparan, oyalayıp eğlendiren yazınsal düzeyi düşük roman türüne verilen addır. Yazınsal, sanatsal bir amaç güdülmez, tecimsel kaygılarla yazılır çoğu. Beğeni ve duyarlık yönü tam gelişmemiş kişilerce okunur daha çok.

    Yığın romanı türünde ürün verenler

    Kerime Nadir
    Peride Celal
    Esat Mahmut Karakurt
    Oğuz Özdeş
    Suat Derviş
    Mükerrem Kâmil Su
    Muazzez Tahsin Berkant
    Tuna Kiremitçi
    İskender Pala
    Elif Şafak
    Ayşe Kulin
    Hande Altaylı
    Perihan Mağden
    Canan Tan
  • BÜYÜK ÂLİMLER
    (Silsile-i aliyye)[1]

    Nebî, Sıddîk ve Selmân, Kâsım, Ca’fer, Bistâmî,
    irfân kaynağı oldu, Ebül-Hasen Harkânî.

    Ebû Alî Fârmedî geldi sonra bu meydâna,
    çok Velî yetişdirdi, hem Yûsüf-i Hemedânî.

    Abdülhâlık Goncdüvânî, ma’rifetler semâsında,
    dünyâyı aydınlatdı, hem Ârif-i Rîvegerî.

    Mâverâ-ün-nehr ili, Tûr-i Sînâ gibi oldu,
    nûrlandıranlardan biri, Mahmûd-i İncirfagnevî.

    Alî Râmîtenîdir Azîzân ve pîr-i Nessâc,
    çok kerâmet gösterdi, Muhammed Bâbâ Semmâsî.

    Seyyid Emîr Gilâl de, ilm deryâsında sadef,
    andan meydâna geldi, Behâüddîn-i Buhârî.

    Alâ’üddîn-i Attâr, zemânının kutbu idi,
    Ya’kûb-ı Çerhîde oldu zâhir, envâr-ı rahmânî.

    Ubeydüllah-i Ahrâr ve kâdî Muhammed Zâhid,
    Dervîş Muhammed geldi ve Hâcegî ile Bâkî.

    Bütün bunlardan gelen, nûrlara kendi de katıp,
    binlerce kalb temizledi, imâm-ı Ahmed Rabbânî.

    Urvet-ül-vüskâ Ma’sûm ve Seyfeddînle seyyid Nûr,
    ve Mazherle Abdüllah, sonra Hâlid-i Bağdâdî.

    Feyz verdiler bunlar da, sonra bu nûru Abdüllah,
    Anadoluya yaydı, hem de Tâhâ-yı Hakkârî.

    Hem seyyid-i Sâlih de, kardeşin yerini tutup,
    fenâ-fillâha kavuşdu Sıbgatullâh-i Hîzânî.Bu üç Velînin sohbetlerinde yükselip
    mürşid-i kâmil oldu, seyyid Fehîm-i Arvâsî.

    Bu otuzdört Velînin kalbleri, bir ayna gibi,
    yaydılar hep cihâna, envâr-ı Resûlillâhi.

    Bütün bu nûrlar en son, toplandı bir hazînede,
    ismi bu hazînenin: Abdülhakîm-i Arvâsî.

    Gelince kalblere müceddid-i elfin feyzi,
    yetişdi her yerde birer hakîkî Velî.

    Bu hâli görünce mason ile yehûdî,
    müslimânlara saldırdı, canavar gibi.

    Bu hücûmları, islâmı yok etmek içindi,
    bunu haber veriyor, Mâide sûresi.

    Hem bu sûre, islâma müşrikler saldıracak diyor,
    masonların müşrik olduklarını haber veriyor.

    Meşhûr yalanları ile aldatıp câhilleri,
    Ehl-i sünnetden ayırdılar, binlerce müslimânı.

    Hücûmlardan korunur, (Âyet-el kürsî) okuyan,
    hıfz-ı ilâhîde olur, (istigfâr düâsı) okuyan.[1]

    Resûlullah buyurdu ki, (Âhıretde azâb görmez,
    dünyâ işlerinde, bana tâbi’ olan).

    Se’âdete kavuşamaz, önderi şeytân olan!
    dostlar, ahbâblar kaldı mı, ne oldu anan baban?

    Bir hocamız, mason olmuş, dîne çatdı hiç durmadan,
    ingiliz diploması var, lâkin, kafası bomboş nâdân.Güler yüzle, tatlı dille, bol numara vermekle,
    arkadaşlarımı aldatdı, yalan sözlerle hemân.

    Îmânım var diyor, her bozuk inanan,
    Ehl-i sünnetdedir, iyi bil, hakîkî îmân!

    Çok şükr islâm âlimi gördüm, sözleri ilm ve irfân,
    dedi ki, (aldatılamaz, fen dersleri okuyan!)

    Dînimi ondan öğrendim, rûhu olsun şâdümân!
    Avrupa, hem Amerika, kısacası bütün cihân.

    Dinleri bozuk ise de, diyorlar vardır Nîrân!
    kâfirler yanacak, kurtulur ancak iyi insan!

    İyi insan olmak için, Muhammed aleyhisselâma inan,
    Cehenneme girmeyecek, bu son Peygambere uyan.
  • 304 syf.
    ·11 günde·Beğendi·9/10
    Necip Mahfuz Nöbel ödülünü kazanan ilk Arap olarak biliniyor. Aynı zamanda kendisi “Ortadoğu’nun Balzac’ı” olarak nitelendiriliyor. Yaşadığı döneme oldukça fazla eser bırakan Necip Mahfuz , üretken ve nitelikli eser vermeyi başaran yazarlarımız arasında.

    Midak Sokağı 1988 Nobel Edebiyat Ödülü’nü Necip Mahfuz’a kazandıran eseri olmuştur. Necip Mahfuz yaşadığı sokağı çok sevmekte olup , birçok kez yaşadığı alandan ayrılmayı zorunlu nedenlerle bile olsa kabul etmeyen bir yazardır. Midak Sokağını da kendi sokağıyla özdeşleştirdiği aşikardır.

    Midak Sokağında yaşayan her birey ilmik ilmik işlenmiş. Karakterleri bu romandan çıkarsanız bile , o karakterlerin tek başlarına bir romanı yazılabilir. Çok yönlü , kendi içlerinde değişen ve gelişen karakterlerin bolluğu tabii ki biz okuyucuya bir başka tat veriyor.

    Romanın ele aldığı konulara çok da yabancı değiliz aslında. Bir sokaktaki insanların birbirinden ayrılan duvarlarla nasıl değiştiği ya da ortak çıkarlar doğrultusunda nasıl birleşebildiğini , aynı dedikodu etrafında nasıl şekere koşan karınca kolonisi gibi koştuklarını , “namus” adı verilen saçma sapan bir kavram ardına nasıl düştüklerini mükemmel bir dille anlatmış.

    Hamide ve Abbas romanın iki zıt karakteri zoraki bir aşk çerçevesi altında buluşturuyorlar. Hamide tüm değerlerin yıkımını sembolize ediyor. Anne olmayı , evlenmeyi reddeden , erkeklerden hoşlandığını kabul eden ve kaderinin ayağına gelmesini değil de kaderini oluşturmayı tercih eden , halk arasında adı “Orospu” olan oldukça dinamik bir karakter. Abbas ise mahallesine aşık, saf ve Hamide için yanıp tutuşan bir delikanlı. İkisinin arasındaki ilişki çoğu zaman ilkel benlikle toplumun savaşını bize izlettiriyor ve biz bir taraf tutmakta çok zorlanıyoruz. Vicdanımız ve gerçek benliğimiz arasında sıkışıp kalıyoruz.

    Bu Müslüman mahallesinde yok yok. Bir kere dilencilik büyük bir geçim kaynağı, Zaita insanları sakatlamakta usta olan aynı zamanda yan komşusu Hüsniye’ye aşık bir kadın. Dilenci olarak büyümüş ve bu işin inceliklerini gayet iyi bilmekte. Mahallenin dişçisi olan Dr. Buji ile iş arkadaşı . Dr Buşi mahallenin dişçisi ve taktığı altın dişlerle meşhur , bu dişleri nereden bulduğunu tahmin edersiniz ) Kendini yeni peygamber sanan ve vahiylerin ona İngilizce geldiğini düşünen Şeyh Derviş, kendini her şeyin sorumlusu sanan , mahallede herkesin ondan akıl aldığı , her işe burnunu dini kullanarak sokan ve iyi bir insan olduğunu düşünen Rıdvan Hüseyni, para babası ve kendinden yaşça küçük olan Hamideye olan arzusuyla kafayı bozmuş , cinsel gücünü her daim zirvede tutmak için değişik ilaçlar içmesiyle meşhur olan yaşlı ve zengin Salim Elvan, çöpçatanlığı ile bilinen Ümmü Hamide , ton ton tatlıcı Kamil Amca ,eşcinsel kahveci Kirşa ve İngiliz askerleri ve savaş ve Hitler’in gücünden kazanan kimseler , Hitler’in çöküşüyle yerle yeksan olanlardan oluşan bu mahallede ağızlarda Allah , evler de olanlar ise işte belirttiğim gibi …

    Çok çok güzel bir toplum eleştirisi , bizim toplumumuzun üzerine bu kitabı bir puzzle parçası olarak koysan sırıtmaz , o derece bizden bir kitap. Okuyun , okutturun , tanıyın bu yazarı. Yaşadığı dönemde adına ölüm fermanı çıkartılan bir yazar kendisi , çok çok kıymetli. Zaman az , okunacak kitap çok, bu kitabı mutlaka listelerinize ekleyin.