• Hani şu meşhur sözdeki gibi; karanlık bir odada siyah bir kediyi arıyorduk ve büyük ihtimalle o odada kedi yoktu...
  • 184 syf.
    ·3 günde·8/10
    ŞUNU OKUMA, BU FAZLA POPÜLER, ŞU ŞÖYLE SIĞ BLA BLA BLA...

    ALİ LİDAR :
    Öfkeli ama naif,
    Keskin ama kırılgan,
    İsyankâr ama hassas,
    Kaplan görünümlü bir kedi :))
    Huzursuzluğunda kördüğüm olmuş ve kimse onu çözmesin istiyor.
    Biraz sadist
    Biraz mazoşist
    Biraz alengirli
    Ama tesirli!
    En çok da annesinin oğlu :))
    Uykusuz gecelerin çarpan kalbi,
    Türk edebiyatının absürt şairi, filozofu ve yazarı... :))
    ...
    Zihne rağmen kalp,
    Bana rağmen sen,
    Şüpheye rağmen güven,
    Gerçeğe rağmen hayal,
    Günaha rağmen ihtiras,
    Ölüme rağmen yaşam...
    ...
    Sizi alıp başka diyarlara götürmeyecek bu kitap.
    Bir aşkın içinde ayrılık acısı çekmeyeceksiniz.
    Bir cinayete tanıklık etmeyeceksiniz.
    Bir savaşın mağlubu olmayacaksınız.
    Bir meyhanede sizi bekleyen bir rakı kadehi de yok.
    Bir teselli verecek arabesk de.
    Kan sıçrayan duvarlar da...
    Sadece edebiyat var!
    Hayata rağmen edebiyat...
    ...
    Kitap geniş bir biyografik inceleme kitabı.
    20 “sevdiği ölü”yazarı; yaşamlarını, eserlerini, eserlerinin konularını, sanata ve edebiyata kazandırdıklarını subjektif bir bakışla anlatmış.
    Derinlikli anlatımlar ve geniş bir okuma birikiminin sonucu bilgi edinmek isteyenler keyifle okuyacaktır. Ulaşılmak istenen hedef kitlenin de belli bir okuma birikimine sahip olması gerek diye düşünüyorum.
    Yazarların yaşadıkları dönemlerin sosyolojik yapısıyla ilgili tespitler de kitabın araştırma aşamalı bir sürece dahil olduğunu gösteriyor.
    ...
    Ben de birkaçını seçeyim :

    GEORGE PEREC : Yaşam kullanma kılavuzu sunan bir yazar
    https://hizliresim.com/JZD1QW

    GEORGE ORWELL : Bir diktatörlük düşmanı
    https://hizliresim.com/GmDVPb

    THOMAS MANN : Modernist edebiyatın ustası
    https://hizliresim.com/ADzanB

    SABAHATTİN ALİ : Hoffman’ın ve Benjamin’in içlerindeki şeytandan bizim içimizdeki şeytana
    https://hizliresim.com/EmDogg

    SUAT DERVİŞ : Cumhuriyet Burjuvazisinden toplumcu gerçekçiliğe dervişane bir yöneliş
    https://hizliresim.com/v6P9br

    UMBERTO ECO : Yüzyılımızın büyük entelektüellerinden biri yahut genç bir yazar
    https://hizliresim.com/8azBdW

    PEYAMİ SAFA : Doğunun ve duygunun savunucusu
    https://hizliresim.com/ADzayq


    BULGAKOV: Büyülü gerçekçilik akımının hakiki öncüsü
    https://hizliresim.com/oXVv6R
    ...

    Ali Lidar : Kendisinden söz ettiği nadir satırlardan biri :

    Velhasıl en çok yaşadığım duygu hali bu; dünya ağrısı çekiyorum. Anlamını bilmediğim zorunluluklarım, sorumluluklarım var, kendi küçücük dünyama sığınmam mümkün değil; yaşadığım şehirde müthiş bir uğultu var, enerjilerinin ve mutluluklarının nedenini bir türlü anlayamadığım pek çok insan bilmeden yükleniyorlar omuzlarıma ama kaçış yok. Kaçışın olmadığını, yaşamımın ben istemesem de bu doğrultuda, bu sınırlar dâhilinde devam edeceğini, etmesi gerektiğini de yine Perec yüzüme vuruyor; “En yüksek tepelerin doruğuna ne diye tırmanasın ki, sonradan inmek zorunda kalacak olduktan sonra.”
    ...

    Tanpınar yaşarken istedikleri değeri görmeyen yazarlar için “ sükût suikastı mağduru “ ifadesi kullanırmış, umarım ve dilerim ki Ali Lidar uzun yaşasın, çok yazsın, herkes tanısın, sessizliğe mağlup değil , edebiyata ses olsun...

    Son söz :

    “Bir insan nasıl sevilir hatırlamıyorum.
    Öğret bana.
    Tut elimden, gözlerimin içine bak, okula başlamış çocuğa alfabeyi öğretir gibi, kırk yıllık Budist’e namaz kılmayı öğretir gibi, sabırla öğret bana seni sevmeyi. Merhameti ve şefkati elden bırakma.
    Öyle bir bak ki bana, hırçınlığım gözlerinin buğusundan utanıp kendi kendini yok etsin...”
  • Şehrimde bi fırtına ha eski ha esecek, hoyrat bir rüzgar habercisi hem karın hem fırtınanın. Sokaklarda banklar boş. Hızlı adımlarla uzaklaşan yetişkinler, durup etrafa uzun uzun bakarak yürüyen yaşlılar. Hayat herkes için bir nebze de olsa farklılık arz etmekte. Gençler icin vakit çokken yetişkinler bir umutla hayatın gerisinde kalmamak için aceleci, yaşlılar ise son demde andan tat almanın etrafa uzun uzadıya bakmanın ve hayatın son manzaralarını tahayyülün zevkini yaşamaktan kısmen mutlu. Kısmen diyorum çünkü ne mümkün birlik olmamız tenden bedenden sıyrık düşüncelerimiz varken ve hepsi birer ipini koparak uçurtmalarken. Ne de güzeldir değil mi rengarenk gök yüzü gibi dünyamız. Evet yeterince güzel.

    Sokakta dolaşarak hava durumu analizi veren bir amca vardı dün. Şimdi oturduğum yerin yakınlarında bağırıyordu "Halkımıza güneşli günler hayırlı olsun artık havalar yavaş yavaş ısınacak. By güzel gün hayırlı olsun." Olsun amca olsun da hani nerde o güneşli günler bu kar taneleri düşerken gögten yamacıma esen bu tatlı yel de neyin nesi, demeden olmayacak. Çatılardan sarkan buzlara bakarken Evliya Çelebinin Seyahatamesinde geçen kedinin damdan dama atlarken donması hatıratı üzerine en azından onun gibi donmamak adına yönümü Lalapaşa camiine çeviriyorum. Selamlaşan mufaha eden yaşlılar biraz daha fazla buralarda ölümün yaşlılara yakıştırılması neticesinde. Burada bir seyyar satıcı daima bulunur. Hayatlarının sonuna geldiğini düşünen ihtiyarlar son alışverişlerini bu satıcılardan yaparlar. Tespih, bere, yünlü çorap, takke, hırka, derviş yeleği, şalvar pantolon çok rabet görür. Kapitalizm her zaman avını iyi seçer tıpkı burada olduğu üzere.

    Lalapaşa camiinin avlusu geniş bir parktır aslında çoğu cami gibi kendini sokaktan insandan soyutlamamış aksine kucak açmıştır caminin açık bolmesinde sutunlar diz boyundan yüksek taş duvarla birbirine bağlanmış ve rüzgarın, karın girmesi önlenmiş ayrica gürültüyü de nispeten kesmiştir. O duvara oturup ayaklarımı aşağı doğru sallarken caminin çatısı gök yüzü ile arama girmekte bir nebze yağan karı kesmektedir. Ağaçları az olan şehrin bir miktar ağacının da bu bahçede yer alması aşikar.

    Yanımdan geçen muhabire bakılırsa güzel bir kar habero yakın. Donmuş sadırvanın etrafında susuz bir kedi gibi dolanan muhabir çok sonraları bu çabasından vazgeçip kameraman arkadaşının gelmesi ile bir kaç roportaj yaparak lalapaşa camiinden uzaklaştı. Kaç kişinin üzerine yağan kardan daha kaç kişi haberdar olacaktı orası mechul. Soğuk artmış ve kameramanlar tekrar gelmişti haberde gerçeklik unsurunu artırmak amacıyla olacak ki bir ihtiyarın şadırvandan abdest almaya çalışmasını konu edinen bir görüntü oluşturmaya çalışıyorlardı. Oturduğum yerde artan soğuk kaba etlerimi uyuşturmuş olmalıydı. Lalapaşadan uzaklaşıren son bir kez baktım şadırvandan abdest almaya çalışan ihtiyara...
  • kendini hatırlayınca seni mezopotamya’ya götüreceğim/
    ellerini tutmayacağım belki koparız aniden/
    göğsümde varsa bir ev kerpiçten/
    devlet ve apolet ve allaha yer açmadım/
    saklan diye ellerin ve sen

    seninle çocuklara kızkaçıran dağıtalım ve/
    onlar öpsün bizi kana kana/
    adında bir öykü yazacağım/
    sana okutmayacağım belki inanmazsın/
    gözlerinin daha güzel olduğuna

    kendini hatırlayınca seni bir kiliseye götüreceğim/
    cebimde bir ağıt ve flütüm yanımda/
    kalbimizi vaftiz edeceğiz kalbimizin suyuyla

    kendini hatırlayınca seni bir mezarlığa götüreceğim/
    ağaçların adını öğreteceğim bir bir/
    bak bu sedir bu defne bunlar da ölülerim

    kendini hatırlamazsan parmaklarım titreyecek/
    hafızanın kavislerini elleyeceğim bu kez/
    zehirine aldırmadan bin kez

    ölene dek her zalime sesleneceğim/
    -onu nereye götürdüyseniz beni de oraya!

    ölmeden sana bir saz yapacağım
    tellerin yine mezopotamya

    hatırlamazsan sana bir uyku giydireceğim/
    ayışığından dokuduğum/
    kemirgenlere yer yok ve yırtılmaz hiçbir köşesinden/
    esamesi okunmaz vakitsiz uyanmaların/
    sen, hayallerin, rüyaların/
    kendime bile pay bırakmadım

    kendini hatırla seni beyrut sokaklarına götüreceğim/
    bu kentin ismi gönül çeliyor usulca/
    sonra ankara, karanfil sokak
    heybemizde taşlar taşlar taşlar/
    taşları unutma

    kendini hatırlarsan çocuk hapishanelerini yakacağım/
    sirkten kaçıracağım hayvanları/
    işçilere inanacağız tekrar/
    bir de köylülerin topraktan ellerine buğdaydan kokularına/
    sana diyeceğim ki/
    -bana allahını anlatır mısın/
    çok yalnızım

    karlı mevsimlerde film çekeceğim kendini hatırlarsan/
    uçurtma uçuracağım kesk û sor û zer/
    kar taneleri bazen uçurtmayla benzeşir/
    fezadaki her cisim uçurtma olursa/
    onlarla dans etmeyi es geçmeyeceğim/
    seninle de karanlık bir sokakta bir yağmur altında/
    dur benimle bir şeyi düzeltircesine konuşma/
    çünkü ben ağzının aksayan yerlerine de vurgunum biraz

    kendini hatırlarsan seni bir mahzene götüreceğim/
    bakışların fıçılarda gezinecek/
    ben gözlerinden öpeceğim/
    dudaklarımda üç halk ayaklanacak/
    bir ayakkabı ustasına uğrayacağız bir saat ustasına/
    bir demirci ustasına bir marangoza/
    bir terziye ve kim ise erbabı işinin/
    sırlarını fısıldayacak bize/

    vakti gelmişse ayıplayacak yine herkes bizi/
    çünkü ikimiz biraz bir yolu büker gibi/
    kimsenin seçmediği gitmelerin tutkunu/
    tren olup gideceğiz/
    inip raylarda yürüyeceğiz/
    gemi olup tekrar gideceğiz/
    karadaki kimse mendil sallamayacak bize/
    kuşların selamı yoldaş/
    hem onlar her gün bir öyküyle koynumuzda sarmaşdolaş/
    öyküler özgürlük ise dikkatle seyret/
    bu çağın da yüzünde patlayacak elbet/
    yaşanılmamış dünden hınçla fırlayan taş

    bir hatırla maria puder’in resmini çizeceğim/
    tereddütsüz söyleyeceğim alâaddin kim/
    uykuların doğusu’nu haritada göstereceğim/
    nabokov’un kelebekleri de var sırada/
    plath’in yazı da

    kendini hatırlarsan ederlezi olacağız kırmızı eteklerde/
    her yere yetişeceğiz yürüyerek/
    budapeşte’de bir deliyle tanışacağız ve bir dervişle tahran’da/
    kim deli kim derviş ayırt edemeyeceğiz

    kendini hatırlamazsan vah insanlık!/
    pepuk kuşu kadar acılı bir ax!

    hatırla kendini seni antik harabelerde kaybedeceğim/
    orada aklına düşüreceğim aragon’u/
    dünyanın neyine üzülmüşsek çiğneyeceğiz orasını/

    hatırlamazsan ışıkları söndürüp mumlarla konuşacağım ben/
    mem û zîn yerli yerinde ama neredeyim ben

    kendini hatırla sana bir kedi getireceğim füme/
    bilge karasu’nun evini anlatacağım mesela durduk yere/
    lafı değiştireceğim ve diyeceğim ki/
    -bir çiçek incitilmeden nasıl sulanır öğreteyim mi cânım?/
    pencere önü çiçeğinin nabzına bak çok yalnızım

    balkondaysan alıp ermeni meyhanesine götüreceğim seni madem akşam/
    dönüşte fotoğrafını çekeceğim illegal bir duvarın önünde tam

    hatırlamazsan dağları anlatacağım sana/
    dilimde derwêşê evdî, hava kararınca seyîd rıza/
    ve nasturî bir kadına gelecek laf lâmbamız yanınca/
    sonra ayakları tozlu çocuklara/
    pirlere ve zindanlara