• 248 syf.
    ·Beğendi·10/10
    LÜTFEN OKUYALIM

    Eser: Rumeli'de Bizden Ne Kaldı
    Yazar: Hasip Saygılı
    Yayınevi: İlgi Kültür Sanat
    Sayfa:248

    Doç.Dr.Hasip Saygılı hocamın iki eserini arka arkaya okudum. Bir önceki eseri "Osmanlı'nın Son 40 Yılında Rumeli Türkleri ve Müslümanları 1878-1918" ile paralelik arzeden Rumeli'de Bizden Ne Kaldı? adlı eseri birbirini tamamlamıştır. Ali İhsan Sabis'ten günümüz Türkçesine aktardığı Balkan Harbinde Neden Mağlup Olduk adlı eser ise Balkanlardaki askeri durumumuz hakkında detaylı bilgi vermektedir.

    "Osmanlı'nın Son 40 Yılında Rumeli Türkleri ve Müslümanları" adlı eser içerik bakımından dönem ile ilgili doyurucu bilgi vermektedir. Türk milletinin egemen olduğu aşağı yukarı 400 yıllık dönemde bölgede yaptıklarının son 40 yılda nasıl heba edildiğini anlamamız için eser çok önemlidir. Nasıl Hint Deniz Seferlerine dönemin devlet adamları önem vermemiş ise, son 40 yılda Rumeli'de hakimiyet için bir çalışma yapıldığı ama dış gelişmelerin tsunami gibi bölgeyi çarptığı çok güzel anlatılmıştır. Osmanlı halkının kalitesi üzerinde makale destekli verilen bilgiler cabasıdır.

    Görev yaptığı dönem içinde vermiş olduğu mücadele son derece önemlidir. Devletlerin nüfuz alanlarını genişletmek ve genişletmek istedikleri yerde etkilerini artırmak için vermiş oldukları mücadele alanının son örneği Suriye misalinde olduğu gibi Balkanlarda da 19.yüzyılın son yarısı ve 20.yüzyılın ilk çeyreğinde devletlerin politik mücadeleleri üzerinde durulan iki çalışma ülkemizin bölge üzerinde takip etmesi gereken siyasete ışık tutacak bir tarihi derinliğe sahiptir.

    Askerlik görevi döneminde yaptığı çalışmalar takdire şayandır. Bölge de kalan bakiyemizle ilişkileri son derece önemlidir. Balkan devletlerinin Osmanlı karşısında bağımsızlık mücadelesinde bize karşı dış güçlerle iş birliği yapan hainlerin şimdi bu ülkelerde heykellerinin dikilmesi değerlerine kendilerine göre sahip çıkmalarına örnek verilebilir ki; Lewski gibi. Bu ismi duyunca aklıma Bulgar futbol takımı Lewski Sofya geldi. Şimdi tarihi bir konu ile futbolun bağı nedir derseniz; adamlar kendileri için önemli olan isimleri yaşatmakta son derece mahir davranmaktadır. Hep derslerimde milli mücadele dönemi zararlı cemiyetleri işlerken öğrencilerimin spor merakı üzerinden Almanya'da Alyans Arena Stadı, İsrail'de Maccabi Tel-Aviv takımı isimlerini sayar ve arkasından Yahudilerin kurduğu Alyans-İsrailit ile Maccabi Cemiyetlerini hatırlatırım.

    Tarih dersi bir millet için son derece önemlidir. Hasip Saygılı hocamın çalışmaları Balkan Tarihi çalışacak genç tarihçilerimiz için bir ışık, bir rehber olacaktır. Onun Rumeli'deki tarihi varlıklarımız için vermiş olduğu mücadele son derece önemlidir. Çalışmasına verilen cevaplar ise son derece üzüntü verici ve düşündürücüdür. Birileri dünyanın öbür tarafından gelecek ve bölgemizde var olma mücadelesi verecek uyduruktan belgelerle, biz ise; taşlara kazıdığımız, taş gibi senetlerimize sahip çıkmayacağız. Hasip hocamın özellikle sahip çıkma adına verdiği mücadele benzetmemiz açısından kendisi tarafından uygun görülürse Don Kişot'un yel değirmenlerine karşı mücadelesi gibi olmuştur. Kültür adamı olmak kolay değildir. Kültürümüzü devam ettirmek, kültürel varlıklarımıza sahip çıkmakla olacaktır. Tarih üreten, tarih yapan bir millet tarihi değerlerine nasıl sahip çıkmaz ki. Rumeli ile ilgili yaptığı çalışmaları okuyunca biz gerçekten çok üzüldük.

    Okumak lazım. Bir emeğin sonucunda oluşmuş eserler bölge tarihi için son derece önemlidir. Artı sadece yazılı eserler üzerinden değil, bölgenin gezilmesi ve yaşayan bakiyelerle görüşülmesi bölge tarihinin aydınlatılması için son derece önemli çalışmaların ortaya çıkmasını sağlayacaktır. Kendisi asker kökenli olduğu için burada şunuda zikretmek istiyorum; sınırlarımızın güvenliği sınırlarımızın dışında olan bölgelerden başlayarak alınmalıdır. Bu önlemin alınabilmesi için bölgede kalan bakiyelerimize sahip çıkmamız gereklidir diye düşünmekten kendimi geri tutamıyorum. O nedenle bölgedeki varlıklarımızın yok edilmeden restore edilerek varlıklarını sürdürmesi gerekiyor.

    Ben bir tarihçi olarak eserlerden çok faydalandım. Osmanlıda okur yazar oranı % 10 derken abartmış olduğumu anladım. % 5 olduğunu öğrendiğimde ise şok oldum. Meslektaşım tarihçi arkadaşıma okuma yazma oranını söylediğimde bana ideolojik baktığımı söylediğinde üzüldüm. Neymiş efendim biz Osmanlıyı karalıyormuşuz. Bilimsel gerçekler çok önemli değil sanki. Neden okumadan konuştuğumuzu ve sonucunun nerelere vardığını görmüyoruz. Tarihçi objektif olmak zorundadır. Bilim adamı gerçekleri yazmalıdır. O nedenle bilimsel gerçeklikten yola çıkarak tarafsız bir şekilde güzel eserleri ortaya çıkaran Hasip Saygılı Hocama müteşekkirim.

    Hasip Saygılı Hocamın kalemine ve ilmine kuvvet... #kitapşuuru
  • 257 syf.
    ·Puan vermedi
    "Daha İyi Bir Dünya Arayışı"
    Bu eser Karl R. Popper'in makale ve bildirilerinin toplandığı bir derleme Eğer felsefe ve filozoflar hakkında bilginiz varsa, bu kitabı okuması gayet akıcı ilerliyor. Filozofların görüşlerine çokça atıf yapılmış. O yüzden felsefe okumaları yapmayan kişilere önermiyorum. Kitap 3 ana başlıkta toplanmış; "1.bilgi hakkında
    2. tarih hakkında
    3. son seçmeler-karma-"
    Kitabı okurken en dikkatimi çeken şey, çoğu filozof-felsefeciden farklı olarak Popper çok iyimser... Daha iyi bir dünya arayışının peşinde olunması gerektiğini ve bunun bir düş olmadığını ısrarla söylüyor.
    Kitabın ilk başlığında Popper, 'bilgi ve gerçek-lik-' kavramlarını açıklıyor. Popper'a göre 3 dünya var, bizim gerçekliğimiz birbirleriyle bağlantılı olan ve birbirlerine bir biçimde etki yapan ve birbirleriyle kesişen bu üç dünyadan oluşur. Özetle; fiziksel kuvvetlerin dünyası 1, ruhbilim dünyası 2, düşünsel ürünlerin dünyası 3.
    Yalnızca dünya 1'i kabul eden ya da yalnızca dünya 2'yi kabul eden filozoflar geçmişte vardı. Bu üç dünya bizim varoluş geçmişimizde sıralıdır; dünya 1 en eskiye uzanan, dünya 2 sonrasında oluşan ve dünya 3 yani kültür en son gelir. Popper bu 3 dünyayı detaylı şekilde anlatıyor bize.
    2. Ana başlıkta (Tarih hakkında) ise önce Avrupa'nın ilk kitabından söz ediyor yani Homeros'un destanlarından. Kitapların oluşum sürecine ve kalıcılığına çok güzel bir anlatımla değinmiş.
    3. Ana başlıkta filozoflardan söz ediyor Popper. Sokrates'ten oldukça etkilenmiş. Platon'u ise çokça eleştirmiş, fikirleri bazında. Daha sonra pek çok ismi, pek çok açıdan değerlendirmiş, çok faydalıydı. Felsefe nedir sorusuna da uzun uzun cevap vermiş.
    Bu kitap bana çok iyi geldi! O kadar negatif, kötümser, ağır kitaplar okumuşum ki. Böylesi bir mantıklı-iyi düşünceleri dinlemeyi özlemişim. İnsan okuduğunu, gördüğünü büyütüyor içinde, belki de böyle içimizi umut dolduran eserleri daha çok okumalıyız.
  • Hadislere Akılcı Yaklaşım

    Mu'tezile’nin akılcı olduğu biliniyor. Günümüzde Ehl-i Sünnet olduğu gözüken insanlarda hadîslere akılcı yaklaşımın bariz bir şekilde ortaya çıktığı bir vakıadır. Hadîslere akılcı yaklaşma ve akabinde reddetmenin sebepleri nelerdir? Hadîslere akılcı yaklaşanlarda göze çarpan özellikler nelerdir? Hadîsleri böyle ele alanların temel yaklaşımları nelerdir?

    Hadîslere akılcı yaklaşmanın elbette farklı farklı sebepleri vardır. Hadîslere akılcı yaklaşanlarda dikkat çeken ortak özellikler de söz konusudur. Hadîslere karşı reddedici tavır almanın sebeplerini ve bunu besleyen temel yaklaşımları toplu olarak şöyle belirlemek mümkündür:

    a. Oryantalistlerin etkilemesi: Oryantalistlerden etkilenerek hadîslere eleştirel yaklaşanlar vardır. Buna oryantalistlerin büyüsüne, cazibesine kapılmak da diyebiliriz. Oryantalistlerden etkilenme iki türlüdür. Biri oryantalistlerin vardığı sonuçları alıp kullanma veya pazarlama; diğeri -bana göre daha tehlikeli olanı- ise oryantalist zihniyetle, üslupla, yaklaşımla ve metotla meselelere bakmadır. Bu, tam bir eksen kaymasıdır. Birincisinin tedavisi mümkündür, ama İkincisinin tedavisi ise -olmakla birlikte- oldukça güçtür.

    b. Batılılarla siyasî ve ekonomik işbirliği içinde olup sadece hadîslere değil, İslâm’ın temel meselelerine şaşı bakan insanlar vardır. Bu daha ziyade sömürgecilik dönemlerinde görülen bir durumdur. Şimdi var mı, doğrusu bilmiyorum. Batıliların finanse ettiği, onların vakıflarında, derneklerinde araştırma yapanlar var mı, bilemiyorum.

    c. Modernizmin etkisi: Hadîsleri modern toplumlarda kendisi İçin ayak bağı görenler de vardır. Zira hadîsler Kur’ân’ın anlaşılmasında birincil görevi görür. Hadîsler olmasa Kur’ân’ın modern topluma daha rahat uydurulabileceği düşünülmektedir.

    d. Psikolojik sebepler: Kişi okuduğu hadîs kitaplarında bazı ilginç, acaib hadîslerle karşılaşmıştır. Buradan yola çıkarak “Böyle şey olmaz, bu hadîslerin hiçbirine güvenilmez!” diyerek feveran etmiştir. Şöhret, reyting gibi unsurları da buna dâhil edebiliriz. Hadîsleri reddetmek prim yapıyorsa, diğer bir ifadeyle hadîsleri reddetmek bir reyting unsuruysa insanlar bunun cazibesine daha fazla kapılabiliyor. Bazen de insanlar küçük yaşta eğitimleri sırasında veya okudukları medreselerde bazı katı kural, yaklaşım, anlama veya yorumlama ile karşılaşabiliyor. Yetişkin durumunda başka saikların da etkisiyle çocukluk çağlarında edinilen bu durum hadîslere karşı olumsuz bir yaklaşım olarak dışa vurabiliyor.

    e. Davete engel görme: Bazıları da ilginçtir, bazı hadîsleri davete engel gördüğü için reddetmiştir. Mısırlı ilim adamı M. Gazzâlî’nin tavrı boyledir. Öyle anlaşılıyor ki, kişi çeşitli kesimlere İslâm’ı anlatmaktadır. Bu arada hadîslerden kaynaklanan sorulara muhatap olmaktadır. Bu sorular biraz da zordur. Hemen aklı ikna edecek cevaplar vermek kolay değildir. Bu sorulara cevap arayıp vakit kaybetmektense zaten zannî olan haber-i vâhidleri reddetmenin daha ekonomik olacağı düşünülmektedir.

    f. Mahalle baskısı: Kişi çeşitli kesimlerle (meselâ laik kesimlerle...) iç içedir veya hadîslere karşı kitap, makale ve medya yoluyla yaygın bir söylem vardır. Toplumun hadîslerden kaynaklanan soruları olmaktadır. Bu sorular biraz kafa karıştırmaktadır. Araştırılıp cevaplar aransa çok da bu kesimi tatmin etmeyecektir. Bu kesimle teması koparmamak için hadîsleri reddetmenin kestirme bir yol olduğu düşünülmektedir. Bunun üstteki maddeyle bir farkı vardır. Üstteki maddede kişi gerçekten davet işiyle uğraşmaktadır. Burada ise davetçi olmak zorunda değildir. Entelektüel bir tatminkârlık içinde böyle davranışlar sergilenebilir.

    g. Bazı ideolojilerin etkisi: Yukarıda modernizm demiştik. Burada daha spesifik ideolojilerden bahsetmek mümkündür. Meselâ feminizm. .. Bu anlayışın ağır bastığı insanlar özellikle kadınla ilgili hadîsleri rahatça, reddedebiliyor. Bu noktada bazen ateistlerin yazdığı kitaplar bile hadîslere olumsuz yaklaşmaya sebep olabiliyor. Meselâ eşitlik... Hadîslerde -hatta Kur’ân’da- buna aykırı durumlar varsa hemen eleştirebiliyor. Meselâ şiddet kültürü... Hadîslerde zahiren bunu ifade eden durumlar varsa kolayca uydurma denilebiliyor.

    h. Hadîsi savunanların aşırılıkları: Bazen Öyle oluyor ki, hadîsi savunduğu iddiasında olanlar sahîh mi zayıf mı bakmadan Ehl-i Sünnet bir kitapta geçen bir hadîsin delil olduğunu, asla reddedilemeyeceğini söylüyorlar. Yeri geldiğinde akıl almaz bir şekilde zayıf ve uydurma hadîslerle görüşlerini takviye ediyorlar. Bu ta tabii olarak bir antipati oluşturuyor. “Hadîsler böyle bir şey ise demek ki, hadîsler hep böyle karmakarışık, akıl almaz” gibi bir algı ortaya çıkıyor. Bu da hadîslere olumsuz yaklaşmaya sebebiyet veriyor.

    i. Kur’ân’la hadîslerin çelişik olduğu iddiası: Bu da hadîsleri reddetmenin kolay bir yolu olarak tercih ediliyor. Zaten kesin aykırılık tespit edildiğinde kimsenin bu tür hadîsleri kabul edeceği yoktur. Ama aykırılığı biraz keyfimize biraz modern ideolojilerin baskısına göre belirliyoruz. Biraz da kendimizi aykırılık var diye zorluyoruz. Şefâatle ilgili, gaybla, kıyamet alâmetleriyle ilgili hadîsleri reddedenlerin tavrı böyledir: İllâ da şefâat Kur’ân’a aykırıdır; Kur’ân’a göre kıyamet ansızın kopacaktır; ansızın gelecek olanın alâmeti mi olurmuş... vs.

    k. “Kur’ân’da yok” modası: Hadîsleri inkârın modern ifade tarzıdır. Aslında çok da modern sayılmaz, ama öyle diyelim. Kadere iman esastır; hayır, çünkü Kur’ân’da yoktur. Kabir azabı haktır; hayır, Kur’ân’da yoktur. Hz. îsâ’nın nüzûlü söz konusudur; hayır Kur’ân’da böyle bir şey yoktur. Mi’râc haktır; hayır Kur’ân’da yoktur. Bu yaklaşımda din varlarla değil, yoklarla kaimdir, nasıl oluyorsa!l.

    l.“Âhâddır, mütevâtir değil” modası: Hadîsleri reddetmenin bir başka şeklidir. Mütevâtir ile ilgili düşüncelerimizi bir başka soruda ifade ettik. Mütevâtir değil, diyerek hadîsleri reddetmek eskiden beri olsa bile günümüzde ayrı bir renk kazanmış ve moda olmuştur. Aslında böyle diyenlerin mütevâtirden ne kastettiği de belli değildir. Bize göre âhâd-mütevâtir hadîsin sabit olduğuna dair bilgi kalpte hâsıl olduktan sonra böyle diretmenin anlamı yoktur.

    m. Tarikatların yanlış uygulamaları: Tarikatların bazı yanlış uygulamaları, özellikle müridler arasında görülen uygulama ve söylemler de hadîslerin reddine sebep olmaktadır. Zira bu söylemlerde aşırılık vardır. Uygulamalarda işi özünden saptırmak vardır. Tabii iyi bir araştırmacıya düşen papaza kızıp oruç bozmak değildir.

    n. Avamın yanlış algıları: Yukarıdaki maddeyle aynıdır. Ancak bu daha genel, müridler daha özeldir.

    o. Müslümanları Kur’ân’dan soğutmama: İlginç bir karşı çıkış örneğidir. Meselâ hayızlı kadının Kur’ân okumaması... Daha genel olarak "özürlü hallerinde namaz kılıp oruç tutmamaları... İllâ da okumaları gerekir. Neden? Kur’ân’dan uzak durmasınlar. Ayrıca tabii bu yasak Kur’ân’da yoktur. İllâ namaz kılsınlar. Neden? Allah’tan uzak kalmasınlar. Saf ve masum bir gerekçe, ama Allah Resûlü’nün murâdı hilâfına... Bunu anlamak mümkün değildir. Bu yasağa uyulurken kişi ibadet yapmaktadır. Zira bir yasağa uymaktadır. İllâ Kur’ân okusunlar diye diretmenin ne anlamı vardır. Kur’ân kurslarında veya bazı eğitim yuvalarında özel hallerde Kur’ân okuyup okumama ise başka bir şeydir.

    ö. Hadîste ıztırab görme: Bazı reddiyeciler ise hadîsler arasında manayla rivâyetten kaynaklanan lâfız farklılıkları gördüğünde hemen “bu metinler muztaribdir, amel edilmez” söylemine başvuruyorlar. Bunlar bazen zayıf ve sahîh hadîsleri beraber değerlendirip metinde ıztırab iddiasını dillendirebiliyor. Bu durum hadîsleri reddetmeye ayarlı bir Önyargıya sahip olunduğunu gösterir. Hz. Isa’nın nüzulü veya mi‘râc hadîslerini reddetmek bu tavra örnektir. Oysa konuyla ilgili çok rivâyet var. Sahîh de zayıf da var. Manadan kaynaklanan bazı problemler de söz konusu. Ama bütün bunlar bizi tercih imkânından mahrum bırakmıyor. Sahihleri esas almak mümkündür.

    p. Bilime aykırı görme: Özellikle sineğin yemeğe düşmesiyle ilgili hadîs böyledir. Deve bevliyle tedavi, tıpla ilgili hadîsler buna dâhildir. Belki başka hadîsler de vardır. Burada bilimsel gelişmeler esastır. Ancak hangi bilimin bunu dediğine dair sarahat yoktur.

    r.. Günümüzün sosyal şartlarına aykırı olma: 1400 sene önceki Arap toplumunun örfleriyle bugünün toplumlarının örf ve alışkanlıkları aynı değildir. Bu da tabiidir. Ancak bu uyumsuzluğu hadîsleri reddetmeye gerekçe kılanlar da vardır. Özellikle yeme, içme, oturma, kalkma, evlilik, talâk vs. böyledir. Bunlar içinde örfle alâkalı olanlar vardır. Ama insanoğlu kendi şartlarını evrenselleştirmek ister. Her yerde onu arar. Yemeği parmakla yemek, parmakları yalamak, yere düşen ekmeği alıp yemek böyledir.

    s. Hadîslerde İsrâiliyyât izi var: Bu da hadîsleri kolayca reddetmenin bir yolu olarak denenmektedir. Buna daha önceki sorularımız içinde detaylı cevap verdik. Belki bazı rivayetlere bunu uygulamak mümkündür. Ancak neye İsrâiliyyât denilecek neye denmeyecek konusunda ciddi bir metot ortaya konulamadığı için en ufak bir benzerliğe dayanarak hadîslere İsrâiliyyât damgası vurulmaktadır.

    ş. Alaycı yaklaşım: Bazı hadîsler alay konusu olabilmektedir. Reddedenler reddetmekle kalmayıp o hadîsi kabul edenleri alay konusu yapabilmektedir. Hz. Mûsâ’nın ölüm meleğini tokatlaması, yine Hz. Mûsâ’nın bir ayıbının taşa örttürülmesi, deve bevliyle tedavi, Kur’ân sahifelerini bir hayvanın yemesi... vs. Belki bazı hadîsler tenkide konu olabilir, ama bunları “İşte hadîsçiler bunları rivâyet ediyor!” diye alaycı bir tavır takınmak kişinin meselenin ne. kadar uzağında olduğunu göstermesinin yanında İlmî olmaktan da çok uzak bir durumdur. İlmî meselelerde, âlimlerin ictihâdlarıyla, güvenilir râvilerin rivâyetleriyle dalga geçmek olmaz. Bu ciddiyetsiz bir yaklaşım olur.

    t. Çifte standart: Bu da hadîsleri reddedenlerde göze çarpan ilginç durumlardan biridir. Meselâ bunlar hadîsleri reddederler, ama Hz. Peygamber’in “Benden Kur’ân’dan başka bir şey yazmayın!” hadîsini delil olarak kullanırlar. Yine bunlar hadîslere karşı çekinceli davranırlar, ama siyaset mitinglerinde hadîs kullanarak liderlerini savunmaktan da geri durmazlar. Bunlar içinde hukukî hadîslere karşı çıkıp sadece ahlâka dair hadîsleri kabul etmek isteyenler de vardır. Ayrıca ilginçtir, hadîslere eleştirel yaklaşanlar, bunu savunmak için “Benden size nakledilen bir şey duyduğunuzda Kur’ân’a arzediniz...” şeklindeki mevzû’ hadîsi de delil olarak kullanabiliyorlar!

    u. Sahâbenin adaletine ta’n: Hadîs reddedenlerin yıkmaya çalıştıkları bir engel de sahâbenin adaleti konusudur. Sahâbenin adaletine yaklaşımları hiç de adil değil. Duygusal ve oldukça agresif. Bazen alaycı tavırlara kaçtıklarını söylemek mümkün. Ayrıca sahâbenin adaletini niye tenkid konusu yaptıkları da belli değil. Bundan ellerine ne geçecektir? Hadîsler tenkid edilecekse sahabe bu işe bulaştırılmadan yapılabilir. O halde neden sahâbeye bulaşılıyor?!

    ü. Hadîsleri yanlış anlama: Hadîsleri reddedenlerin bir özelliği de hadîsleri önce yanlış anlamaları, sonra ona uydurma demeleridir. Kadının fitne oluşuyla ilgili hadîs böyledir. Önce fitneye yanlış anlam veriyorlar, sonra böyle hadîs olmaz diyorlar. Bunun örnekleri oldukça fazladır.

    v. “Hz. Peygamber böyle şey demez” söylemi: İstismara çok açık bir söylem olduğu açıktır. Hz. Peygamber söyleyeceklerini bize mi danışacaktı ki, böyle söylüyoruz? Ancak ciddi olarak kullanılırsa güzel bir metin tenkidi kriteridir. Onun için Hz. Peygamber’in hayatını, siretini, sünnetini ve Kur’ân’ı çok iyi bilmek gerekiyor. İnsan hadîslerle yoğrulmalı, sünnet kişinin eti- kanına dönüşmelidir. Böyle olunduğunda elbette bazı hadîsleri tenkid etmek mümkündür. Ama üç beş kitap okumakla, falan İzm ve ideolojiden etkilenerek “Hz. Peygamber böyle şey demez” demek ciddi bir sathiliktir.

    y. Emevî uydurması: Bu hadîsleri reddetmek için geliştirilen güncel bir tepki söylemidir. Bir hadîsi beğenmiyorsanız veya o hadîs biraz geçmişle, tarihle, siyasetle alâkalı ise “bunlar hep Emevî uydurması” ifadesi bulunmaz bir söylemdir! Bazıları bunu tepe tepe kullanmakta mahir! Bunun bîr yansıması da falan hadîs için “sonraki gelişmelerin ürünüdür” diyerek onu reddetmektir. Özellikle siyaset ve hilâfet ile ilgili hadîsler böyledir. Bunları siyasetçiler veya onların yandaşları uydurmuştur. Böyle olunca zühd ve fakirlikle ilgili hadîsleri tasavvufçuların, meselâ sünnetin dindeki yerini vurgulayan hadîsleri aslında sünneti dinde delil kabul edenlerin uydurduğunu söylemeye bir mani kalmamaktadır.

    z. Anlamaya yatkın olmayıp aceleci davranmaları: Bu da hadîs reddedenlerde görülen bariz bir özelliktir. Anlamaya çalışmaktan ziyade hemen reddediyorlar. Sanki yetişecekleri bir yer var. Bu ne acele! Bu kadar aceleye gerek var mı? İşte neden bu kadar acele ediliyor sorusunun cevabı da yukarıda ifade ettiğimiz unsurlarda saklıdır. Önce anlamak ve yorumlamak esas olmalıdır. Ama takdir edilir ki, anlamak zor iştir. Aynen bina yıkmanın artık çok kolay yapmanın zor olduğu gibi...

    Görüldüğü gibi hadîsleri şu veya bu şekilde reddedenlerde göze çarpan temel Özellikler ve temel yaklaşımlar genel olarak bunlardır. Bunlar elbette sorunlu yaklaşımlardır. Hiçbir İlmî özellikleri yoktur. Sathî ve de çoğu duygusaldır. Bunlara çalışmamızda yer yer temas ettiğimiz için ayrıca üzerinde detaylı durmayı gerekli görmüyoruz.
  • 200 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Öncelik merhaba oldukça önemsediğim bir inceleme.Bu kitap yol gösteriyor bana.
    Eseri yazan Nurettin hocadan Allah razı olsun evvelen kalemi var olsun sohbetleri devamlı olsun ınşallah.Önce biraz görüşlerimi nakledeceğim sonra kitaba geçicem insallah:)

    Internet internet internet..Bana bu modern zamanın deccalını andırıyor bi yandan da meleğini..Ya da şöyle anlatayım iki ucu keskin bıçak gibi, insanoğlunun kendine verdiği en büyük armağan ve zulümlerden biri belki de kestiremiyorum. Bir kış gecesi battaniyenize sarılıp kahvenizi yudumlarken hermitage müzesi'ni, göbeklitepe'yi, hawai yanardağlar ulusal parkı'nı Mekkeyi Kudüsü gezebiliyor, bedeni yüzyıllar öncesinde azot döngüsüne katılan müzisyenlerin eserleri Kuran sesiyle ile sükunet bulup gündelik hayatta yollarınızın kesişmeyeceği uzak diyarlardan insanlarla hasbihal etme imkanı verirken bir yandan da şeyma subaşı' nın gelecek planlarını ucundan kıyısından öğrenmek, kerimcan durmaz'ın favori markaları hakkında fikir sahibi olmak, büşranur'un altın dolu kollarını ya da gösterişli mevlidine babysowerlar gibi IQ düşüren detaylar olabiliyor mecrada yine şimdi televizyondan bile daha leş olan fakat aynı zamanda asrın en büyük buluşlarından biri olan nimet olan internetle ilgili nasıl leş oldu bu teknoloji diye sorarsanız şöyle;önceden gereksiz kaba cahil aptal narsist diyebileceğimiz kişiler kendi habitatındaki kişileri etkileyebiliyorken bu teknoloji sayesinde herkesin evine misafir olabiliyor.Bu tabi ki her kullanıcı için geçerli fakat anlamadığım nokta neden en çok bu tipler ilgi görüyor insanlar neden en çok bu insanları paylaşıp konuşuyor.ya arkadaşlar şuna bir son versek artık.Bu tip insanlar hep oldu hep zaman olacaktır o ayrı ama artık bu insanları doyurmayı bıraksak artık yapmamakta engel olsak.Kitap yazmalari ağrıma gidiyor.Boyle yapanlara sesleniyorum sen acından ölüyorken o aptal testlerini çözdüğün o aptal videolarını izlediğin tipler parayı omuzluyor farkında mısın?o paralar daha nitelikli yerlere gitse daha iyi olmaz mı?? ne biliyim kurtarılacak bir insana ve ilaç masraflarına ya da hayvanlar için eğitim için vs vs.. Be aptalım hem vaktine yazık.hadi seni geçtim benim ne suçum var ha?senin yüzünden internette bunlar bir şekilde karşıma çıkıyor sinemaya gittiğimde bu tiplerin filmleri en kötü fragman olarak karşıma çıkıyor.yeter artik Kitaplar hakeza öyle öyle..bıktım yahu yarattığınız yeni medya soytarilarindan...
    ..Bunun gibi tatsız yaşantılar da sebebiyet veriyor. neticede imtihansız nimet olmaz derler ancak yine de Enes batur'a maruz kalmak zorunda olmayacağım zamanlarda yaşamış olmayı tercih ederdim.Nenemin dizinde gaz lambasiyla masal dinlediğim günler daha samimi geliyor bu şekilde o masalı internette okumak değil çoğu kez sıkıyor o mutluluğu vermiyor açıkçası..

    Su var ki eskiden kısıtlı imkanlarla kullanılan ve bir samimiyeti olan ağdı msn messenger'den foto/video yollamalar, forumlar'da soru sorup yardım sever forumculardan destek almalar vs.
    şimdi?tiktok denen mecrada dudağını mürekkep balığı gibi şişirtmiş kızların playback yapma çabaları,kas göstermeye çalışan erkekler vs youtube'ta clickbait yapacak diye kanallara yüklenen videolara "kekoları kızdırdık, fena dayak yedik" tadında başlıklar.Kısacası benim için artik "b*k" ağına dönmüş olan artık ondan bura dışında kullanmıyorum belki buradan da hicret ederiz belli olmaz Nurettin hocanın şu kitapta geçen sözleri teselli;

    ""İnternetin atılıp bırakılacak bir şey olmadığını, alınıp Allah’a teslim edilmesi gerektiğini bilelim. Birileri üzümü şarap yapmak için kullanırsa biz soframızda iftar etmek için kullanırız; ama şarap yapılabiliyor diye üzüme düşmanlığın manası yoktur.""(syf/55)

    aslında dusundugum zaman dogru kullanmayi bilen icin mukemmel bir okul ve meslek kazandirma kursudur.internet benim için bedava bir üniversite ve kitaplardır. verimli kullanıldığında hayat kurtarır.insanoğlunun hem zekasını hem de acizliğini gösteren en büyük icattır. insanoğlunun zekasını göstermektedir çünkü sınırsız diyebileceğimiz kaynak, sonsuz diyebileceğimiz verilere sahiptir.

    insanı; statüsü, konumu, coğrafyası, ailesi, çevresi ne olursa olsun sıfırdan alıp herhangi bir alanda uzmanlaştırabilir. hem ilgilendiğiniz bir konuda gelişirken hem de birçok konuda az çok bilgi birikimi sağlarsınız.

    Şu da var;ama insanoğlunun acizliğini de gösterir. çünkü dünyadaki her şeyden değerli olabilecek, belki petrolden, altından bile değerli sayılabilecek bir kaynağa milyarlarca insan ulaşmasına rağmen işine yarayacak biçimde kullanan ve kendini geliştiren insan sayısı çok çok azdır. interneti kullanan insanların belki de tamamına yakını iş veya mecburi sebepler haricinde kendi başlarınayken interneti, araştırma ve öğrenme haricinde her şeyde kullanmaktadır. nedir bunlar?

    oyun oynamak, film izlemek, gereksizce sörf yapmak, sosyal medyada vakit harcamak doğru sitelerde gezmek dil öğrenmek vs... makale okumak, araştırma yapmak, dünya gündemini takip etmek, bilimsel kaynaklı internet sitelerini takip etmek veya herhangi bir alanda kendini geliştirmek için kullananlar %1 bile değildir... mecbur kalmadıkça da bunlara yönelen insan çok az bulunuyor.

    dünyanın en büyük kütüphanesi diyebileceğimiz bir kaynak elimizin altındayken dünyada hala bu kadar cahil ve bilinçsiz insan olması, her söylenileni sorgulamadan kabul etmesi, hiçbir şeyi araştırmaması hatta saçma sapan şeylerle kandırılması, zarara uğratılması savaşların devam etmesi çok üzücü...Üstelik şu var bazen interneti gerçek sanıyoruz sanal ortamı dış dünyayla karıştırıyoruz ordaki insanlara yanlış duygular dahi besleyip hayallere dalabiliyoruz tabi bu toz pembe dünya o insanı tanıyınca değişiyor karşı tarafı hint kumaşı sanmakla hıyar olduğunu boyle yasayarak anlıyoruz da iş işten geçmiş oluyor malesef aşk ,dostluk,özlem vs bunlar bile anlık sanal oluyor arzularımıza göre kullanıyoruz.Faydasini bile zarara çevirip menfaate göre kullanıyoruz evet..

    Düşünüyorum da bu kaynaklara yüzyıllar öncesinde yaşamış bilim insanları, sanatçılar veya günümüzde hala saygıyla anılan hatırlanan insanlar sahip olsalardı dünya birkaç çağ daha ileride olurdu belki. o kısıtlı imkanlarla birçok yenilik ortaya koymuş insanlar, bu imkana sahip olsalardı yaşamımızda hiçbir şey bugünkü gibi olmazdı diye tahmin ediyorum. saçma sapan siyasetçilerin birbirlerine gönderdikleri sosyal medya ortamlarındaki saçma sapan mesajlarla insanlar cahilleştiriliyor.servetin ve paranın kendisi kötü değildir.Kötü olan servetle şımarmak ve azgınlaşmaktır öyle okumuştum bir yerde sanırım bu da bu konuya dahil.
    Ekonomik düzeni, eğitim sistemini, basını, kadın erkek arası ilişkileri ve daha pek çok şeyi kökünden değiştirdi, değiştiriyor, değiştirecek Velhasıl
    insanın üçüncü elidir, bedeninin uzantısıdır, iletişimdir, çoğu zaman iletişimsizliktir ve hatta yabancılaşmış insanın karısıdır aklıma izlediğim bir filmdeki replik geldi;

    "internet beni dünyaya yaklaştırsa da, bir o kadar da hayattan uzaklaştırıyor. internetten bankacılık işlemlerini yapıyorum, dergilerimi okuyorum, müzik indiriyorum, radyo dinliyorum, yemek siparişi veriyorum, film izliyorum, sohbet ediyorum, ders çalışıyorum, oyun oynuyorum, s**s yapıyorum, araştırma yapıyorum..."
    (gustavo taretto, "yanduvarlar" filminden)böyle işte...

    VE SONUNDA INCELEME:)))

    Eseri konu olarak canlı dinlemek için Bizatihi hocadan dinleyiniz efendim üstelik seri halinde etkili zaten kitap öyle toplanmış ;

    https://youtu.be/6TSp5ApNtko

    Öncelik eser bir müslümanın interneti nasıl kullanması helal ve haramlıgına değinerek üç ana bölümde anlatıyor.Tabiki Hocamız normal samimi anlaşılır şekilde yazıyor devamında. okuduğunuzda ümmet derdiyle dertlenen bir dava adamı görüyorsunuz zira..

    Birinci bölümde 32 madde eşliğinde internetin önemi kullanımı ve günümüz modern yaşamdaki durumundan bahsediliyor.ikinci bölüme baktığımız zaman çocuk ve aile üzerinden teknoloji anlatılarak ebeveynlerin dikkat etmesiyle ilgili bu duruma dikkat çekiliyor.üçüncü bölümdeyse daha çok konferansları üzerinden olan başlıklar var dedikodu fırtınası,Edep tuşu,Tuketim kültür gibi...kitapta kul hakkı ve ısraf bölümü önemli insan hesabını verecek zira her şeyin.Bu konuda daha detaylı olarak sevgili canım site Suffagaha yönlendirecem çok iyi anlatmışlar zira kitabı ben ne anlatsam eksik kalır :)

    Koyalım linkini efendim ;
    https://suffagah.com/...nternet-ile-iliskisi

    https://suffagah.com/...ede-internet-fikhi-1

    Testimizi de koyalım;

    https://suffagah.com/...-internet-fikhi-test

    Özetle Bir müslümana düşen internetin şerrinden muhafaza etmek kendini ve faydasıni doğru şekilde haramlara dikkat ederek kullanmak olmalıdır. Allah doğru kullananlardan eylesin...

    Iyi okumalar selametle:))
  • Yapılan bir araştırmaya göre 20. yüzyılın son döneminde sıcaklıklar son 2 bin yılda görülmemiş bir hızla yükseliş kaydetti.

    DW'nin haberine göre, Son 2 bin yıla ait bölgesel sıcaklık trendlerine ilişkin ayrıntılı bir araştırmaya dayanan makale, küresel sıcaklıklardaki dalgalanmalar konusunda detaylı bir analiz sunuyor.

    Araştırma sonuçları insan faaliyetlerinin küresel ısınma üzerinde doğrudan etkisi olduğu yönündeki argümanı destekleyici nitelikte. Nature dergisinde yayımlanan makaleye göre modern insanlık tarihinin hiçbir evresinde sıcaklıklar, fosil yakıt tüketimine dayalı ekonomilerin geliştiği, üretim ve tüketimin emsali görülmemiş bir şekilde arttığı 20. yüzyıldaki gibi hızlı bir yükseliş sergilemedi.

    Sıcaklık değişimi artık bölgesel değil, küresel

    Araştırma, Kuzey Avrupa'da yaşanan ve "Küçük Buzul Çağı" olarak adlandırılan dönemdekine benzer olağandışı iklim değişikliklerinin yaşanmasının mümkün olduğunu belirtiyor. Ancak söz konusu dönemde küresel sıcaklık dalgalanmaların bölgesel olarak meydana geldiğine ve birbirinden farklı zamanlarda yaşandığına dikkat çekiliyor. Oysa son araştırmalar, içinde bulunduğumuz yüzyılda sıcaklıkların tüm dünyada ve aynı zamanda yükseliş gösterdiğini ortaya koyuyor.

    Bölgesel sıcaklık trendlerinin değişimini inceleyen araştırmacılar, gezegenin yakın zamandaki iklim geçmişinin kapsamlı bir çizelgesini hazırlamak için modern sıcaklık ölçümlerinden, ağaç halkalarından, çökeltilerden ve mercan resiflerinden elde edilen yaklaşık 700 sıcaklık göstergesini içeren verileri kullandı.

    Elde edilen verileri yorumlayan Columbia Üniversitesi Lamont-Doherty Dünya Gözlemevi'nden araştırmacı Nathan Steiger, geçmişteki sıcaklık değişiminin bölgesel olduğunu ifade ediyor. Steiger, "Yaşadığımız sıcaklık çağı ise küresel bir dönem. Dünyanın yüzde 98'inde endüstri devrimi sonrası yaşanan bir ısınma ile karşı karşıyayız. Bu durum, son 2 bin yılda gerçekleşen iklim değişikliklerinden farklılık gösteriyor." dedi.

    Nature Geoscience'da yayınlanan ve İsviçre'deki Bern Üniversitesi'nden bilim insanlarının imzasını taşıyan başka bir araştırma da bu görüşü destekliyor. Araştırmada, sıcaklık artışının dünyanın yüzde 98’ini etkilemesinin, insanların faaliyetlerinden kaynaklanan "küresel ısınmanın emsalsiz boyutta" olduğuna dair güçlü bir emare oluşturduğu vurgulanıyor.

    Araştırma kapsamında derlenen veriler, endüstri devri öncesi yaşanan sıcaklık dalgalanmalarının büyük oranda yanardağ aktiviteleri ile bağlantılı olduğunu ve insanlığın 20. yüzyılın son döneminde yaşanana benzer bir sıcaklık artışıyla karşılaşmamış olduğunu ortaya koyuyor.

    AFP haber ajansına konuşan araştırmanın yazarlarından Raphael Neukom, bu durumun "çağımızda yaşanan iklim değişikliğinin olağandışı karakterini" ortaya koyduğunu belirtiyor.