• Neden barış zor?
    Neden sürekli savaş
    Neden herkes acele ediyor?
    Neden adalet hep yavaş?
    Artık anlamıyorum.
    Neden hep sömürmek amaç?
    Neden tonla parası olan diyor eğer fakirsen kal aç?
    Neden vergi diyerek fakirlerden devlet alıyor haraç?
    Neden siyaset sadece yolsuzluga araç?
    Artık anlamıyorum.
    Neden hedef zirve değil yamaç?
    Neden televizyonda bilim yok da ya aşk oluyor ya maç?
    Benim gücüm yok; sıkıldım beklemekten
    İşaret bekliyorum canım elimde tek melekten
    Çünkü anlamıyorum.
    Çünkü insan pis ve kaba
    Çünkü hiçbir derde deva değil gösterdiğim çaba
  •  Kitabın önsözünde yazdığı üzere, Tanilli bu kitabı yazarken amacının; “Liseyi bitirip üniversite ya da yüksekokul okumaya başlamış olan kişilerin uygarlık bağlamında; tarih, sosyoloji, felsefe ve sanat açıklarını kapatmak ve bu konularda asgari bilgi sahibi yapmak”
    Bu amaç yazdığını söylüyor haklı ama Fransız Ihtilali'nin getirdiği ansiklopedik bilgi verme anlayışına sahip bir eser bu da ülkemize en çok zarar veren bilgi anlayışı olduğu kanısındayım. Bunun dışında güzel bir uygarlık tarihi kitabı

    Uygarlık Tarihi kitabının ilk bölümü olan “Uygarlığın Doğuşu-İlkçağ Uygarlığı”bölümü üzerinde önemli durulması gereken bir bölümdür. Kitabın giriş bölümünde uygarlığın tanımı ve kökeni anlatılmakta ve farklı yorumlar açısından değerlendirilmektedir.

    Uygarlığı oluşturan etkenler, şehirleşme-medenileşme kavramları ile uygarlık kavramının doğrudan ilişkisi. Diğer bir yoruma göre uygar olmamanın; ilerinin gerisinde kalan, medeninin uzağında olan gibi kavramlarla nitelendirildiği açıklamaya getirilen yorumlardır. 

    Uygarlık tartışmalarında, 18. yüzyılda ortaya çıkan “Civilisation” kavramının medeniyet ve uygarlık kavramlarından farklı olup olmadığı, Rönesans sonrası ortaya çıkan daha doğrusu kullanılmaya başlayan bu kavramın farkının neler olduğu tartışma konularından olmuştur.

    Batı Uygarlığı başlığı ile başlayan “İlkçağ Uygarlığı” bölümü, batı uygarlığının ilkçağdaki kökenlerini anlatmaktadır. Antik Yunan medeniyeti ile başlayan, Roma uygarlığı ile devam eden ve Hristiyanlık dininin doğuşu ve medeniyete etkileri ile son bulan İlkçağ Uygarlığı bölümü, Feodalite ve Ortaçağ Uygarlığı bölümüne kadar devam etmektedir.

    Antik Yunan medeniyetinin, uygarlık tarihine en önemli etkileri nelerdir?Tartışması ve soruları bu bölümün en önemli tartışma konusudur. Öyle ki; Tanilli, bu soruların cevabını hiç geciktirmeden verir. “Demokrasi, Felsefe, Bilim, Edebiyat ve Sanat alanlarında uygarlığın ve batı uygarlığının kökenleri antik Yunana çok şey borçludur” der.

    Atina demokrasisi, “Tales” ile Felsefenin doğuşu, “Sofokles” ve benzeri edebiyat üstatları, “Arşimet” ve akla gelebilecek daha nice bilim üstatları sayesinde antik yunan uygarlık tarihinin başlangıç noktası olan ilkçağ uygarlığına damgasını vurmuştur.

    Antik yunan medeniyetinin bir diğer önemli özelliği de Roma medeniyetine etkileri ve Roma medeniyeti sayesinde yunan medeniyetinin o dönem bilinen tüm dünyaya yayılmış olmasıdır.

    Tanilli, kitabının bu bölümünde antik yunan uygarlığının önce Roma medeniyeti sonrada Rönesans kanalıyla dünya tarihine yön verdiğinde söz eder.

    Roma medeniyet bölümünde ise, bu medeniyetin uygarlık tarihine antik yunan kadar etkisi bulunmadığı özellikle bilim, sanat, demokrasi konularında çok parlak olmadığını ancak başta hukuk (roma hukuku), bürokrasi ve devlet yönetimi konularında çok ciddi etkilerinin olduğundan söz eder.

    Öyle ki; büyük imparatorlukların idaresi ve uçsuz bucaksız topraklara sahip bir liderin nasıl her yerde aynı etkiyi gösterebileceğini Roma İmparatorluğu göstermiştir.

    Hıristiyanlığın günümüz Avrupasina etkisinede değinen yazar Papalığın nasıl geliştiği, Batı Avrupa üzerinde nasıl etkili olduğu ve bunu kabul etmeyen Doğu Avrupa kilisesini ve ikisi arasındaki olaylari bilim, felsefe, dönemin sanat anlayışına değinerek anlatan yazar Rönesans donemi ve Barok donemi de anlatmış.

    Reform hareketleri bu bağlamda doğan mezhepler özellikle Protestanlık ve getirisinin sonraki yillarda yeryüzüne hakim olan kapitalizme yol açması, gibi geniş konulara değinen yazar.

    20. Y. Y olayları ve çikan hareketlere geniş bir anlatım yapmıştır. Sosyalizm Faşizm gibi kavramları ansiklopedik bilgi ile anlatan yazar.

    Çin, Küba ve Vietnam'i ayrı olarak işlemiş.

    Biz ve bizim gibi tüketici ekonomiye sahip 3. dünya ulkeleri hakkında bilgi veren yazar. Bizim geri kalış sebeplerimize değinmeye çalışmış çözüm için yapılan ıslahatların eksikliği ve yanlış yaptığımız ve benimde dediğim batılılaşmanın bize ne kadar uzak olduğu biz biz olarak yükselmemiz gerektiği ve bu yukselmede biz batıdan sadece ilim ve felsefeyi almamız gerçeğini bu benim görüşüm ama yazarda buna yakın görüşe sahiptir.

    Okumanızı tavsiye ederim
  • Ansiklopedinin amacı neydi?
    Büyük bir edebiyatlar, ilimler ve sanatlar kamusu olmak. Akla ilk gelen formül buydu. Gerçekten de bu çeşit kitaplara ihtiyaç vardı. İngiltere, iki yılda, Britannica Ansiklopedisinin 14.baskısını 24 cilt olarak yayımlamıştı. Faşist İtalya bol resimli İtalyan Ansiklopedisini yayımlıyordu. İspanya 70 ciltlik ansiklopedisinin eklerini neşrediyordu. Büyük Brockhaus 15.baskısını yapıyordu. Sovyet Rusya büyük bir ansiklopedi çıkarıyordu. Biz de bütün bu güzel örneklere bakarak, Fransız Ansiklopedisinin büyük bir kamus olmasını istemedik. Evet, bilgi vermek ve öğretmek, ansiklopedinin amacı. Ama ansiklopedi, eserde olmak iddiasındadır.
    Eser demek, ruh demek.
    Bu ruh bir parti zihniyeti değildir elbette. Ansiklopedi siyasi, felsefi, dogmatik hiçbir inancın hizmetinde olmayacaktır. Fransızdır o, yalnız kökleri ve meseleleri ele alışı ile değil, cihanşümul olmak endişesi ile de Fransız. Başka milletlere, başka fikirlere, başka düşünme ve duyma tarzlarına sonsuz bir tecessüs beslemektedir. Dışarıdan gelecek işbirliğine ve katkılara açık, bütün ülkelerin uzmanlarına elini uzatıyor. Yunanca ansiklopedi kelimesini, kendi üzerine kapanan eksiksiz bir ufuk taraması tabiri ile karşılayabiliriz. Böyle bir çalışmanın merkezi, ne ırk, ne devlet, ne de sınıftır. İnsanın kendisidir bu merkez. Bir Fransız ansiklopedisi, hümanist olmalıdır. Çapraşık, bilgiççe ve dogmatik bir planımız yok. Binbir güçlükle en kolay yolu bulmaya çalıştık. Fransız Ansiklopedisinin kalkış noktası insan toplumlarıdır. İlkel toplumlar üzerinde fazla durmadık. Zira homo sapiens, homo faberden ayrılmamıştır henüz.
    Medeni toplumlara gelince, onların amacı nedir?
    Bir yandan öğrenmek ve tanımak, bir yandan da elde ettikleri bilgilere dayanarak refahlarını sağlamak, geliştirmek, tabiat güçlerini idareye devam etmek.
    Bugünün bütün beşeri faaliyetlerini bu iki amaç
    etrafında toplayabiliriz.
    Cemil Meriç
    Sayfa 27 - Pınar Yayınları - 1. Baskı 1984
  • (FRAGMAN)
    “Arapların Gözünde Haçlı Seferleri”

    Kitapla ilgili değerli paylaşım ve incelemeler yapılmış. Kutsal ittifaklar,Haç-Hilal savaşları,iktidar ve toprak paylaşımındaki kardeş ve akraba cinayetleri, mezhep savaşları...vs.
    Yaratana yakarış için “elleri semaya açık vaziyette olanlarla iki avucu birbirine yapışık minnet duyanların” kanlı elleri...
    Bölgenin halen yangın yeri olmasında iki ana nedeni var. İlk olarak kutsal inançlar, ikincisi enerji kaynağı. Frenk milleti Filistin,Kudüs ve Mısır coğrafyasında bir medeniyet kurmaya çalıştı ve başarsalar ilk hedefleri daha doğu, Musul ve Bagdat'tı. Bundan 1000 yıl önce neft maddesi (petrolün bir yan ürünü) Musul bölgesinde keşfedilmiş !...

    Aslında olaylar insanoğlunun ihtiyacından ötesine kavuşmak için duyduğu hırsın nelere mal olabilecegine ilişkin tarihi süreçten bir kesit sunuyor okuyuculara...

    Acizane söyleyeceklerim...

    - İnsanlığa (başta müslümanlara) zulümden başka bir şey vermemiş batı uygarlığını bir tarafa bırakırsak hayatınız boyunca öğrendiğiniz,bildiğiniz “müslüman yönetimi/müslüman devletler” (tabi tarihe adını altın harflerle yazdırmış bir elin parmaklarını geçmeyecek komutan, sultan ve padişahları hariç tutarak) algınızın değiştini/pekiştiğini göreceksiniz...(Özellikle aile içi devletçikler, kan davaları, toprak paylaşımları, diğer taraftan en büyük etken mezhepsel ayrılıklar içindeki Türk veya Arap kökenli sünni/şii emirlik/devletlerin,Selçuklu Hanedanlığı'nın neden daha kısa ömürlü, bundan ders çıkaran Osmanlı İmparatorluğu'nun neden daha uzun ömürlü olduğu netleşecek zihninizde.Selçuklu hanedanlık içi çekişmeler ve de hilafetin korunması için Fatimi ve Büveyhoğulları ile girdiği yarıştan başını kaldırıp Batı’ya bir türlü yönel(e)memiş, Osmanlı ise Viyana kapılarına dayanmıştır)

    -Makyevelli’nin “başarı için her yol mübahtır” anlayışına sağlam örnekler oluşturacak grift ilişki ve ittifaklara, (Emir Çavlı-Baudouin’e karşı Rıdvan-Tancrede İttifakları ve Tell Beşir Savaşı) olabileceğine şahit olacaksınız….Birbirinin kuyusunu kazan Müslümanlara,Türk-Arap, Sünni-Şii hasetliğine bol bol şahit olacaksınız...Dostu (metres hayatı) ile ilişkisini kaybetmemek uğruna oğlunu katledenlere (Sultan Zümrüd ile oğlu Şam emiri İsmail)…

    - Öteki cephede daha birlik görünen (yazar müslümanların içinde bulunduğu acziyet,kardeş katli, mezhepsel ayrımlarını yoğun işlemiş ama bir başka kaynakta batı devletlerinin içinde bulunduğu durum bizden aşağı değildir) Vatikan’ın kutsal çağrısı üzerine çoluk-çocuk, yaşlı-genç, kadın-erkek grupların din gibi bir kavram üzerinden nasıl yönlendirilip “sefere” çıkarıldığını, adeta öncü birlik olarak belki de bir kalkan olarak süvarilerin, çelik zırh içerisinde muhafazalı elit birliklerin yanında yalın halleri ile “cennete koşarcasına” (heaven) lojistik destek/manevi güç/dua ile Müslümanlara karşı Selçuklu Anadolu’sunda (İznik-Eskişehir-Ankara-Antakya-Hatay-Urfa-Tokat/Niksar) ve Müslüman Şii/Fatimi Devlet etkisi altındaki (Suriye-Filistin-Kudüs-Mısır-Musul hatta Sünni Abbasilerin merkezi Bağdat) birliklere karşı yollara çıktığına tanık olacağız. İnsan denilen varlığın kutsal vaatlerde bulunan din/ahlak kavramını algılayışı ve harekete geçerek nasıl toplanabildiğine ve cansiparane/canını hiç sayarcasına varlığını ortaya koyabildiğine şaşacaksınız...

    - Din adına sunulanlara kanmış kitle ( maceraperestlik/risk alma güdüsü ile hareket eden serkeş bireyler) ve milletler (ki bunlara millet demek içimden gelmiyor çünkü aralarında o kadar entrika ve çıkar çatışması var ki bir gün önce kardeş olanlar bir gün sonra kan davalık olabiliyor) bir amaç uğruna harekete geçebiliyor...Vatikan merkezli politikalar sonucu Haçlılar adıyla tarihe nam (katliam) salmış batı milletleri (Frenk) birleştiriliyor ve müslüman coğrafyada adeta bir “kurtuluş savaşı” veriyor (en iyi savunma hücumdur). Diğer tarafta Selçuklu Hanedanlığı merkezli sünni beylik, emirlikler ( ki bunlar aslında fikir ve eylem birliği olmayan, dağınık vaziyette aile devletçikleri, kardeş, akraba katline uğramışların güttükleri kan davalarından ortaya çıkabilen/arta kalabilen dinanizm/etkinlikte yönetimler) ve bunlardan pek bir farkları olmayan şii Fatımilerin’in kaybedilen Kudüs ( müslümanın onur ve şerefi) başta olmak üzere Anadolu-Suriye-Filistin-Kudüs-Mısır için geç kalmış hamlelerine/umursamamalarına şahit olacaksınız...ta ki Zengi’nin oğlu Nureddin ve onun askeri Şikruh ve yeğeni Selahaddin’e kadar.

    - Coğrafyada yaşadığımız güncel olaylar karşısında sıkça kullandığı “devletlerarası ilişkilerde/antlaşmalarda ortak menfaat yoktur, asıl olan her devletin/bireyin kendi çıkarıdır” (kitapta devlet olarak karşımıza küçük kabile /aşiret yönetimlerinden tutun, şehir/bölge emirliklerine, Halifeliğin koruyucusu Selçuklu Hanedanlığı’ndan tutun Vatikan güdümlü kutsal ittifak adına toplaşan Frenkler/Haçlılar’a kadar çeşitli boyutlarda çıkıyor) lafının kitapta "bu kadar da olmaz" dedirtecek kadar sıklıkta kullanıldığı/değişebildiği gözler önüne seriliyor...

    -Hassan Sabbah ile Şii-Sünni ayrılığının (asırların siyonist yahudi tezgahı) neticelerinden Selçuklu hasetliğine, katliamlara, tarihin en kanlı, teşkilatlanmış Haşşaşi örgütüne şahit olacaksınız...(yazarın Semerkand kitabı bir doz tavsiye edilir)

    -Ve tabi ki Kudüs’ün fethi... Frenklerin yaklaşık 100 yıl önce halkını katlederek kutsal şehri işgal etmiş... Mütevazi kişiliği ile dikkat çeken, ahlaklı, ruhunu sufilik bürümüş, halka karşı merhamet duyguları olan (kitap boyunca savaş meydanlarının stresini alkol ile gideren çoğunluğu Türk, Arap ve Kürt emirler, beyler,sultanlardan başımızı kaldıramıyoruz), asker ve devlet adamlığı yönünden tarihe damga vuracak bir komutandan çok bir emir eri çekingenliğinde hali ile dikkat çeken, hatta amcası Şikruh’un çıktığı Mısır seferlerine katılmaktan imtina eden ama sonrasında ortaya Kudüs’ün fethine varan bir komutan çıkıyor... Evet Selahaddin Eyyubi’den bir başkası için değil bu sözler. Daha sonra hayat onu daha katı (olgun) bir hale getiriyor sanki...Duygusal, merhametli karakterine disiplinli bir komutan, siyaseti bilen bir devlet adamı ekleniyor süreç içerisinde... Yukarıda saydığım özelliklerinden olsa gerek Kudüs’ü kan dökmeden alıyor (birkaç münferit menfi eylem dışında)

    -Kitabı sonlandırırken bugünlerde de şahit olduğumuz kutsal değer ve hedeflerin ( Vatikan politikaları,Siyonizm, Evanjelizm,Budizm...vs.) İslam coğrafyasına yaşattıklarının beslendiği kaynağın/güdünün Habil ve Kabil’in mücadelesi (nefs) olduğu gerçeğinden öteye gitmediğini bir kez daha kanıtlıyor...

    - Bu kitapla birlikte daha önce okuduğum Selçuklu'ya dair kitaplardan devşirdiğim bilgileri gözümün önüne getirdiğimde Bağdat merkezli Abbasi Halifeliğinin hamisi konumundaki ( ki Selçuklu hanedan üyelerinin Halife’nin ailesinden evlilik yapmaları bunu güçlendiriyor) Selçuklu Hanedanlığı’nın şii Fatimi Devleti ile olan mücadelesi yüzünden (ve de kendi içinde toprak paylaşımı,beylikler,savaşlar, hanedanlık içi entrikalar, iç meseleler) Frenk İstilası’na karşı ne kadar aciz kalındığını (veya mezhepsel ayrılık yüzünden Selçuklu ve Fatimi gibi iki büyük müslüman devletin/mezhebi anlayışın birbirlerinin bölgelerindeki insanların kırılmasına göz yummaları) teyit ediyor. Günümüz müslüman dünyasını o kadar iyi yansıtıyor ki buna Suudi Vahabiliği de (son eylemleri Kaşıkçı oldu) eklenmiş durumda...

    -Sosyal-ekonomik-teknolojik gelişmişlik ne kadar refah, konforlu bir hayat sunsa da modern dünyanın (insan hakları/demokrasi/global dünya) kandırmacadan başka bir şey olmadığını, kendini uygarlık seviyesinin zirvesinde gören günümüz medeni (!) devletlerinin 1000 yıl önce yaşayan daha ilkel toplum/milletlerden düşünce/idea/eylem olarak bir farklarının olmadığını ispata yarayan karşılaştırmalar yapma imkanı bulacağız...

    -Yazarla ilgili birkaç şey söylemem gerekirse...Yazarın geldiği köken olsa gerek Arap hayranlığını kitap boyunca hissetmemek imkansız ki kitabın ismine bakıp "Arapların gözündendir" diyip çok görmüyorum :) Türk Sultanlığı ve Emirleri’nin Kudüs başta olmak üzere o tarihte Suriye ve Irak’da cereyan eden müslüman katline varan olaylar karşısında çağresiz, yetersiz kaldıklarına dair birçok vakanüs (tarih yazıcıları) alıntısı yapmış. İslam ve Halifeliğin koruyuculuğunu, hamiliğini üstlenmiş Selçuklu’yu toprak işgal eden, sömürgeci bir devlet gibi gösteren şu cümleler örnek teşkil etmesi için yeterli sanırım…
    “Araplar uzun süredir üzerlerinde egemenlik kurmuş yabancı askerlere, Türklere karşı bal gibi başkaldırmaktadır….” (sayfa.112)
    Urfa'nın Türk olan Musul valisi İmameddin Zengi tarafından geri alınmasına rağmen yazarın şu sözleri de ilginç: “Urfa’nın geri alınması da Arapların istilacılara cevabının taçlanması ve zafere doğru uzun yürüyüşün başlangıcı olarak tarihteki yerini almıştır…” (sayfa.129)

    "Araplar Haçı Seferleri'nden önce de bazı hastalıklardan mustaripti...,yöneticilerin hemen hepsi yabancıydı.İki yüzyıllık Frenk işgali boyunca gözlerimizin önünde resmi geçit yapan onca kişilikten hangileri Araptı?" (sayfa 239-sonsöz ilk sayfa)
  • İslamın devlet ideasında, insanları ezme ve sömürgeyi hedef almış Batı ideasının ve insanlığı hayvanlık derecesine düşürme ve makinayla eşdeğerli yapma sistemi olan komünizmin yeri yoktur. Kapitalizm ve komünizm, materyalist bir amaç gütmekte birleşirler ve her ikisi de ruhi, manevi ve metafizik bir ideanın izleyicisi olan islam medeniyetine aynı şekilde düşmandırlar.
  • DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ

    İzmir Ödemiş Kaymakçı çok programlı Lisesi Müdürü Ayhan Kökmen iki öğrencisi tarafından öldürülüyor.

    Olayın araştırılması için Maarif Müfettişi Doğan Ceylan görevlendiriliyor.

    Müfettiş, öyle bir rapor düzenliyor ki, tüm anne=babaların okuması ve kendilerine ders çıkarması gereken bir rapor.

    Türk gençliğinin içüinde bulunduğu bir durumu analiz ediyor ve DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ*ne işaret ediyor.

    Lütfen okuyun ve günümüz gençliğinin son durumunu değerlendirin.

    İşte o rapor,,

    DUYGUSUZ NESİL TEHLİKESİ

    Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi

    Hayatın gerçekliklerinden habersiz, duygusuz ve bencil bir nesil geliyor.

    Şehitler için gözyaşı döken kendi ana babalarını anlamıyorlar. Başkalarının çocukları için ağlamaya anlam veremiyorlar.

    Yanıbaşımızdaki savaşlar, acı çeken çocuklar, ölen onbinlerce insan onları hiç ilgilendirmiyor.

    Tüm acı gerçekleri çizgi film tadında izliyorlar ve yürekleri hiç acımıyor.

    Hayatlarının odağındaki tek şey eğlenmek. Eğlenemedikleri tüm zamanları kendilerine bir işkence olarak görüyorlar.

    Kendileri için yapılan fedakarlıkların hiç farkında değiller. Kıymet bilmiyorlar ve vefasızlar.
    Herkesi kendine hizmet etmek için yaratılmış görüyorlar.

    İnsanlara verdikleri değer, onların isteklerini yerine getirebildikleri ve ne kadar eğlendirdikleriyle orantılı.

    Hayatlarında eğlenmeden başka bir amaç olmadığı için artık tek eğlence kaynağına dönmüş telefon ve tabletlerini ellerinden aldığınızda dünyanın sonunun geldiğini zannediyorlar.

    Geçmiş onları pek ilgilendirmiyor, atalarımıza karşı vefasızlar.
    Dedelerinin canları, kanları pahasına vermediği vatan toprağını en iyi fiyatı verene satacak kadar maneviyattan yoksunlar.

    Vatan, onlar için son model bir cep telefonundan daha değersiz.

    Milletimizin geleceği açısından endişeleniyorum.

    20 yıl sonra bu nesil, nasıl ana-baba olacak?

    Kendine hayrı olmayan bu nesil nasıl çocuk yetiştirecek?

    Evlerini nasıl idare edebilecek?
    Ülkeyi nasıl yönetecek?
    Vatanı nasıl savunup can verecek?

    Bütün bunlar neden oluyor izah edeyim.

    Altın kafeslerde çocuklar yetiştiriyoruz artık.
    Uçmayı bilmeyen kuşlar gibi.

    Çocuklar hayattan bihaber.

    Açlık nedir bilmiyorlar, yedikleri önlerinde yemedikleri arkalarında,
    acıkmalarına fırsat bile vermiyoruz.

    Öyle ki yemek yemeyi bile işkence görür hale geliyorlar.
    Susuzluk nedir hiç bilmiyorlar.
    Hiç susuz kalmamışlar.
    Üç adımlık yolda bile susarlar diye yanımızda içecek taşıyoruz. Çocuk daha “susadım” demeden ağzına suyu dayıyoruz.

    Çocuklar hiç üşümüyorlar.
    Soğuk havalarda evden çıkarmıyoruz. Okula giderken kırk kat sarmalayıp çıkarıyoruz dışarı, hiç titremiyorlar.

    Çocuklar hiç ıslanmıyorlar,
    evden arabaya kadar bile üç metrelik mesafede şemsiyesini başına tutuyoruz.
    Saçına bir tek yağmur damlası düşürmüyoruz.
    Bu yüzden çocuklar ıslanmak nedir bilmiyorlar.

    Yorgunluk nedir bilmiyor çocuklar.
    İki adımlık mesafelere bile arabayla götürüyoruz onları yorulmasınlar diye.
    Birazcık parkta koşsalar, hasta olacak diye engel oluyoruz.
    Onlar takatleri tükenecek kadar hiç yorulmuyorlar.

    Yokluk nedir bilmiyorlar, daha istemeden her şeyi önlerine sunuyoruz.
    Bu yüzden varlığın kıymetini bilmiyorlar.

    Onlar bir yanığın veya bıçak kesiğinin acısını bilmiyorlar.
    Elleri yanmasın, kesilmesin sakın diye onlara ne bıçak tutturuyor ne ocak yaktırıyoruz.

    Çocuklar hissetmiyor yaşamı,
    açlığı bilmediği için açlara acımıyor,
    üşümek nedir bilmedikleri için sokaktaki evsizleri umursamıyor.

    Yokluk nedir bilmedikleri için ekmeğe gelen zam onların dikkatini bile çekmiyor, haber kalabalığı olarak görüyor, gülüp geçiyorlar.

    Sıcak odalarında yaşadıkları için evsizlik nedir, sürgün nedir anlamıyor, savaşları, kurşunlanan ölen insanları umursamıyorlar.
    Acımıyorlar……Facebook/Geleceğin Mimarları Öğretmenler.Kıymetini bilmiyorlar ekmeğin, elbisenin, barışın ve huzurun, ana babanın….

    Müdahale edilmezse gelecek iyi şeyler getirmeyecek güzel ülkemize.

    Bu sorunu Devlet derinden hissetmeli.
    Bu sorunun çözümü için ciddi çalıştaylar düzenlenmeli. Öğretim programları ve ders materyalleri revize edilmeli.

    Okulların duygu eğitimi konusunda rolleri artırılmalı.
    Geç kalınmadan bu sorun mutlaka çözülmeli.
    Bu sorun çözülmezse ülke çözülecek…

    Doğan CEYLAN, Eğitim müfettişi
  • Buna karşılık ulusunun sahip olduğu yüksek nitelikleri görerek onun uyuyan güçlerini uyandırıp harekete geçirme sayesinde halkının kötü kaderini değiştirme amacı güden ülkücüler vardır ki, bunlar “büyük işler görebilmek için büyük tehlikeleri göze alan, kendi rahatlarını, kendi çıkarlarını, servet veya makamlarını, hatta hayatlarını düşünmeden davranan yüce ruhlar”dır. Kendi ulusunu, içinde bulunduğu sefaletten, cehaletten, geri kalmışlıktan kurtararak büyük bir sıçramaya kavuşturabilmeyi, ancak bu büyük ruhtaki kişiler başarır. İşte dünya ve tarih içinde sürünüp gitmek, yabancılara el açarak yaşamaktan ise bir süre büyük zahmetlere, yoksulluklara, acılara katlanmayı, hatta tehlikeleri göze almayı, fakat sonunda uzun sürecek aydınlık günlere kavuşmayı amaç edinen bu büyük ruhlar, ulusun gerçek kurtarıcılarıdır.
    Muammer Aksoy
    Sayfa 22 - Cumhuriyet Kitapları