• Atsız'ın evinde yapılan aramada Atsız'a yazdığı mektupların bulunması üzerine Erdek'te üsteğmen olarak görev yapan Türkeş de gözaltına alınır ve tutuklanarak İstanbul Tophane'deki Merkez Kumandanlığı Cezaevi'ne konulur. İddianamede Türkeş için, "937-938 senesinde Nihal Atsız'ın pençesine düşmüş ve siyasi faaliyetten tama­men uzak askeri camianın temiz havasını bulandırmaya yeltenmiştir. Atsız'ı gölgede bırakacak derecede ırkçı, Turancı ve menfidir," denil­mektedir. Atsız ise ifadesinde Türkeş'le nasıl tanıştıklarını ve araların­daki ilişkiyi, "Alparslan'ı Harp Okulu'nda iken tanıdım. Maltepe Atış Okulu'na subay olarak geldi. Ben ona ırkçılık ve Turancılık hakkında­ki görüşlerimi ve gayelerimi söyledim. İtimat ettiğim için Meclis, hü­kümet hakkındaki isnadlarımı da söylemişimdir. O da benim bütün sözlerime iştirak ediyordu. Tamamen Tur'ancı ve ırkçıdır. Bana tehli­keli addedilebilecek, yani hükümetin mevcudiyetiyle alakadar elfazı havi mektuplar yazdı. Fikirlerini arkadaşları arasında yaydığını da mektupla bildirmiştir," cümleleriyle anlatmıştır. İddianamede yer alan 4 Nisan 1944 tarihli mektupta Türkeş Atsız'a şöyle demektedir: Milletin içinde bulunduğu tehlikelerden kurtulması mümkündür. Atsız'ın kılıcından keskin olan kalemi bu işi herhalde muvaffakiyetlendirecektir. Kalem kifayet etmezse o zaman işi silahlara bı­rakacağız. Türkçülük yolunda ruhumuz, yüreğimiz, kılıçlarımız seninle beraberdir. Ebedi Türk milleti mesut ve şerefli günlere ka­vuşacak, bütün Türkler bir devlet halinde, bir bayrak altında topla­nacaklardır. (Darendelioğlu, 1975: 151) Türkeş'in kendisi de, ülkücü cenahtan yazarlar da sonradan "yargılama süreci boyunca taviz vermeyen bir dik duruş" anlatısı inşa etmeye çalışmışlarsa da bu doğru değildir. Türkeş, henüz mah­kemeye çıkarılmamışken askeri savcı Kazım Alöç'e bir mektup ya­zarak affını rica etmiştir. Türkeş mektubunda şöyle demektedir: Taşıdığım milli duyguların verdiği heyecanlarla hiç düşünmedi­ğim ve hatırımdan geçirmediğim manaları ifade edebilecek olan şeyleri yazdığımı sorguya çekildikten sonra anlamış bulunuyorum. Fakat lütfen emin olmanızı isterim ki, ben bunları katiyen bir mak­satla yazmış değilim . ... Otuz sekiz günden beri anlatılmaz bir elem ve ıstırap içindeyim. Vatanımı, milletimi, cumhuriyetimi çok se­verim. Daima istiklal harbini yapanları derin bir sevgi ve saygı ile sevdim, saydım. Bugün ve bugünlere kadar devleti idare edenlerin o büyük kahramanlar olduğunu hiçbir zaman unutmadım . ... Altı aydan beri beni kıtada tanımış olan amirlerimin takdir ve tevec­cühlerini kazandım. Arkadaşlarım içinde daima temayüz ettim. Şimdi sizlerin beni affetmenizi, bir an evvel tahliye etmenizi istir­ham ediyorum. Bundan böyle kendi vazifemle meşgul olacağıma söz veririm. Otuz sekiz günden beri maddi ve manevi büyük bir ıstırap ve elemler içindeyim. Bu kadarını artık bana kafi görmenizi istirham ederim. Cezadan maksat, insanları ıslah etmek olduğu­na göre, bu mevkufiyetimin bana büyük bir ibret teşkil edeceğine inanmanızı da istirham ederim. Beni bir an evvel tahliye etmenizi arz eyleyerek, saygılarımı sunarım. (Yanardağ, 2002: 25) Türkeş yaklaşık dört ay sonra, 29 Ekim 1944'te mahkemeye çı­karılır ve burada da benzer bir tavır sergiler. Mahkemedeki ifade­sinde, "Daima devletimin kabul ettiği prensiplere inandım ve onla­ra hürmetten ayrılmadım. Türk milliyetçisiyim, fakat iddia edildiği gibi ırkçı değilim," der.
  • 176 syf.
    ·10 günde·6/10
    Nasıl radikal şık yani, ne demek istiyor bu başlık demeyin kitabın içine daldığınızda her şey aydınlanacak. Çıktığı bir televizyon programında Spinoza'dan alıntı yapma cüretini(!) gösteren Profesör Giovanni Prospero'nun canice öldürülmesiyle başlıyor hikaye. Ve uzun zamandır gözardı edilmiş yaklaşmakta olan bir savaşın fitili ateşleniyor. Mutlu cahiller ve kibirli entellektüeller. Ekmeğini kazanmaya çalışan sabahtan akşama kadar didinen halk için ne önemi var uzun karmaşık cümlelerin, gereksiz bilgilerin, o kadar okumanın. Hem kitap okumak ne işe yarıyor ki yapılan işleri kolaylaştırmadığı kesin. Bi de geçiyorlar karşımıza bizi küçümsüyor bu entellektüeller anlamadığımız cümleler söylüyorlar kibirli bilgileriyle. Linç edelim biz bunları o zaman, öldürelim. İşimize de yaramıyorlar. Devlet de bizim yanımızda. Olduk mu güzel bir 'Mutlu Cahiller Tugayı'.
    İtalyan yazar Giacomo Papi günümüzün distopyasını yansıtmış kalemine. Kitap okumanın, tiyatroya gitmenin gereksiz görüldüğü bilgiyi kibirle ilişkilendiren bilime sırt çeviren bir topluluk yaratmış. Aslında çok tanıdık değil mi? Tüketilemeyen hiçbir şeye yer yok bu toplumda. Daha iyi 'anlaşabilmek' adına dili sadeleştirmeye çalışan hükümetin aslında düşüncelerini sınırladıklarından bi haber, öfkeleri için her gün başka bir kurban bulma linç etme derdindeler. Kitabın her bölümünü bir filmden alınan kesitler gibi canlandırabiliyorsunuz zihninizde. Kolayca okunabilecek akıcı cümlelere sahip. Kitabın oluşturduğu distopya 1984 ve Fahrenheit 451 okuyanların aşina olduğu ama belki o kadar derin bir anlatım bulamayacakları biçimde. Bu sadece bir başlangıç. Kitapta yalnızca mutlu cahillere değil kibirli entellektüeller için de birkaç cümle olduğu kesin. Bilgi gerçekten kibirli bir iddia mıydı? Oysa Prospero çalışırken yorgunluğun bir süre sonra yerini hazza bıraktığını, bilginin çiçekler gibi açarak başlangıçta anlaşılmaz gözüken düşünceleri kolaylaştırdığını öğrenmişti.
  • Devlet adamları politika yazarlarını, ressamlar sanat eleştirmenlerini küçümserler ve filozoflar, fizikçiler ya da matematikçiler de genellikle benzer duygular taşırlar; insanların yararına çalışan kişilerin, bu çalışmaları açıklayan kişilere karşı duyduğundan daha derin, genellikle de haklı, başka bir küçümseme duygusu yoktur. Açıklama, eleştirme, övgü ikinci sınıf beyinlerin işidir.
  • 343 syf.
    ·Beğendi·8/10
    Geçen yüzyılın Türkçe yazan en iyi romancısının Kemal Tahir olduğuna bu romanla bir kez daha inandım. Özellikle diyaloglar mükemmel. Eşkiyalığın bitişini ve eşkiya eskilerinin tekrar eşkiyalığa kalkıştıklarında nasıl rezil olduğunu çok iyi anlatarak eşkiyalığa övgü düzen bazı edebiyatçıların haksız olduklarını gösteriyor. Romanda Aleviliğe, o dönemdeki derin yoksulluk, cehalet ve ahlâk zafiyetine de temas edilmiş. Romanda yer verilen karakterler arasında bir tane bile düzgün olan yok. Yaklaşık 45 yıl önce Devlet Ana ile bağlayan Kemal Tahir okumalarına kalan birkaç kitabını okuyarak devam edeceğim.
  • Doğrusunu söylemek gerekirse dünyayı yönetenler,dinlerin ve imparatorlukların kurucuları, bütün inançların peygamberleri, tanınmış devlet adamları
    ve bunların yanında daha alçak gönüllü insan topluluklarının liderleri, kitlelerin ruhları hakkında, insiyaki fakat çok zaman gayet kesin bir bilgiye sahip psikologlardır. . Psikolog olduklarını bilmeyen bu kişiler, kitlelerin ruhunu iyi tanıdıklarından, onlara
    kolaylıkla hükmetmişlerdir. Napolyon Fransız halk kitlelerinin ruhlarına pek
    derin bir şekilde inmişti. Fakat değişik ırkların psikolojisini bütünüyle anlayamamıştı. Bu bilgisizlik onu İspanya'da ve başta Rusya'da, yenilgisini ve al­çalışını hazırlamış olan savaşlara sürüklemiştir.