“Bizler günahla, haksızlıkla, çeşitli dalaverelerle kaplıyız, ama dünyanın bir köşesinde kutsal, büyük birisi var; o, hak yolundadır, hakka ulaşmıştır, öyleyse dünyada hak vardır; günün birinde bize de gelmesini bekleyebiliriz. Kitapların vaat ettiği gibi, bir gün bütün dünyada hükmünü sürmeye başlayacaktır.”
Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde müritlerden biri Staretzin bir buyruğunu yerine getirmeden manastırından ayrılmış, başka bir ülkeye, Suriye’den Mısır’a gitmiş. Orada, din yolunda uzun çalışmalardan, kahramanlıklardan sonra din uğruna işkence görmüş, şehit olmuş. Kilise, cenazesini ermişlere yapılan törenle kaldırırken Diyakozun “Kâfirler çekilin!” diye bağırdığı sırada tabut, içindeki ölüyle kilisenin dışına fırlamış. Bu böylece üç kere tekrarlanmış. Sonunda, çilekeş ermişin, Staretzinin yanında müritken söz dinlemediğini, onu bırakıp gittiğini öğrenmişler. Böylece din uğruna yaptığı bütün özveri ve kahramanlıklara rağmen, Staretzin
izni olmadan bağışlanamıyormuş. Staretze haber salmışlar, ölüyü bağışlamış. Ancak ondan sonra cenaze gömülebilmiş.