Sana verdim her şeyimi ey gönül, senin yüzünden boşaldı ellerim: Tutmuş soruyorsun şimdi, gülümser, karasevdalı: Teşekkür borçlu olan hangimiz?”
Aldı diye alan, teşekkür borçlu değil midir verene?
Hediye etmek mecbur değil midir? Acımak aslında almak değil midir?
Çalmayacaksın! Öldürmeyeceksin!": İşte bu sözler bir zamanlar kutsal sayılırdı. Önlerinde diz çökülür, baş eğilir, ayakkabı çıkartılırdı.
Lakin şimdi sorarım size: bu kutsal sözlerden dahe hırsız ve katil, yeryüzünün neresinde görülmüştür?
Yaşamın ta kendisinde çalma ve öldürme yok mudur? Bu sözlere kutsal denmekle, gerçek yok edilmiş olmuyor mu?
Kendini sevmeyi öğrenmek, bugünün yanının buyruğu değildir. Aksine, bütün sanatların en incesi, en uyanığı, en yükseği ve sabırlısıdır.
Senin olan, saklıdır senden, bütün gömüler içinde en son kazılan, kendi gömüşüdür kişinin, ağırlığın ruhu böyle
Lakin kimsesizlik bambaşka bir şeydir. Ey, Zerdüşt Hatırlar mısın? Üzerinde kuşunun çığlık attığını, ormanda kararsız, nereye gideceğini bilmeden, bir cesedin yanı başında durduğunu, dediğini: Hayvanlarım yolu göstersinler bana! Yaşamayı insanların arasında, hayvanların arasında yaşamaktan daha belalı buldum: İşte budur, kimsesizlik!
Ey, bugünün insanları, sizin en iyi maskeniz kendi yüzünüz! Sizi tanıyan olur mu?
Her yanınızda geçmişten izler, üstlerindeki yeni işaretler boyanmış, bu şekilde gizlemişsiniz kendinizi.