Giriş Yap
mєphístσphєlєs
@di_angelo
Aşçılık falan yapıp kitap okuyorum. Bir elimle risotto karıştırırken diğer elimle Türlerin Kökeni falan okuyorum.
Gastronomi
A. İzzet Baysal Üniversitesi
Marmaris
Memmingen Münih, 2001
146 okur puanı
17 Nis 2021 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
93 syf.
·
6 günde
·
8/10 puan
1984 ve Cesur Yeni Dünya Evreninin Çarpıştığı Naçizane Eser
Bir dünya… İnsanların kitap okumayı bıraktığı, dev ekranların kölesi olduğu, her yerde reklamların dolaştığı tüketim çılgınlığının bireyi ele geçirdiği bir dünya. Kitabın karanlık distopyası günümüze öylesine yakın ve benzer ki, bir yandan okurken içinde bulunduğumuz dünyanın mâlum karanlığa nasıl bir şekilde sürüklendiğini görmek insanın içinde ezici bir buhran yaratıyor. Fahrenheit 451 dünyasında insanların tek amacı gülmek, eğlenmek ve fazla düşünmemek olmuştur. İnsanların birbirleriyle kurdukları diyaloglar yayınlanan komedi programları, yeni çıkan sözde mucizevi ürünler, kimin kimle işi pişirdiği gibi sözde ilgi çekici konulardan ibaret olmuştur. Sözde bu mükemmeliyet dünyasında insanlar günden güne intihar ediyor ve amaçsızlıkla boğuşuyor. İnsanlara düşünmek için zaman bırakılmıyor. Kitabımızın ana karakteri Bay Montag bir itfaiyecidir, günümüz teknolojisi sayesinde evlerin yanmaz malzemeden olması sebebiyle itfaiyecilerin görev tanımı değişmiştir. Eskiden yangınları söndürmekle görevli olan itfaiyeciler artık sadece ihbar edilen, izi sürülen kitapları yakmakla görevlidir. İnsanların kitaplara karşı ilgisini kaybetmesi ve düşündürmeden güldüren şeylere yönelmesi dolayısıyla kitaplar değerini kaybetmiştir. Devlet, kitapların eksikliğinin toplumu daha uysal ve düşünmeden eğlenip çalışan insanlar yapmasını ilgi çekici bulmuş ve insanlar da kitapları elinin tersiyle itmiş haldeyken kitapların yok edilmesi adına bir ekip kurmuştur. Toplumda hâlâ bulunan, kitapları okuyan ve başkalarına aktaran insanlar toplum huzuru adına tehlikeli bulunmuş ve tespit edilip ellerindeki kitaplar yok edilmeye başlanmıştır. Hikayemiz Montag’ın olanları sorgulamasıyla başlıyor. Mahallesinde herkesten farklı 17 yaşındaki bir kızla karşılaşıyor. İnsanların başını çevirip gökyüzüne bile bakmadığı bir dünyada aydan bahseden nadide bir kız… Bu dikkat edici kızın gizemli bir şekilde kaybolması ve Montag’ın birkaç kitabı araklayarak evinde saklaması olay örgüsünün devamı oluyor. Kitaplar, insanları farklı duygulara sürüklediği, düşünmelerine neden olduğu için oldukça tehlikeli olarak görülmektedir fakat halk tarafına kitaplar gereksiz yazılarla dolu olan absürt şeylerdir. Montag’ın kitapları okuması, karısına anlatması ve ihbar edilmesi, bizi olay örgüsünün sonuna yaklaştırıyor. Fazla içerik ifşası yapmadan demek istiyorum ki, bu kitap günümüz dünyasının bir kehanetidir.
Reklam
575 syf.
·
6 günde
·
8/10 puan
Yazımı bir ömür süren bir eser... Kulağa mübalağa gibi geliyor ama bu kitabın yazımı 65 yıl sürdü! Goethe 18 yaşında yazmaya başladığı bu eseri 83 yaşında bitirdi! Tragedya türünde en iyilerinden biri olmasının yanı sıra dünya edebiyatında sarsılmaz bir yeri vardır Faust'un. Goethe, Faust'un konusunu çok eski bir öyküden almıştır. Şeytanla bahse giren insanoğlu teması önceki yüzyıllarda da birçok öyküye ve oyuna konu olmuştur. Goethe'den önce birçok yazar tarafından defalarca işlenmiş bir konu olan Faust, daha önce de usta bir İngiliz yazarı olan
Christopher Marlowe
(1564-1593) tarafından Doktor Faustus adıyla işlenmiştir. Aynı konudan hareket etmelerine karşın iki oyunun olay örgüsü çok farklı biçimde gelişir ve sonuçlanır. Marlowe, Faust'u şeytanla girdiği anlaşmayı kaybeden biri olarak ele almıştır. Oysa Goethe Faust karakterini Şeytan Mefistofeles'e yenilmeyen bir insan olarak incelemiştir. Goethe, Faust'unda evrensel bir insan tragedyası ortaya koymuştur. Goethe'nin Faust I eseri bir oyun şeklinde görülmekle beraber çok derin ve karmaşık içeriği dolayısıyla genellikle okumak için hazırlandığı ve sahnelenme istenmediği kabul edilebilir. Buna rağmen, Goethe'nin Faust'u içeriğinin çok zengin felsefi derinliği nedeniyle pek çok farklı yorumla yüzlerce kez yeniden incelenmiş, dünyanın birçok ülkelerinde çok farklı yorumlarla sahnelenmiştir.
80 syf.
·
1 günde
·
8/10 puan
Stefan Zweig, kitaplarında psikolojiyi gerçekten çok güzel işliyor. Özellikle Korku kitabında korku duygusunun altında yatan psikoloji en ince ayrıntılarıyla derinlemesine işlenmiş. Kitabı okurken o psikolojik eğilimi kendi deneyimlerinizle kıyaslayabildiğiniz gibi aynı zamanda kitabı yaşayabiliyorsunuz.

Okur takip önerileri

Raskov.️
@rodianmєphístσphєlєs ile benzer
sena pelin
@katranmavisiimєphístσphєlєs ile benzer
ışık sarca
@isiksarcaa08mєphístσphєlєs ile benzer
Daha fazla göster
129 syf.
·
2 günde
·
8/10 puan
Gogol edebiyatı yine sarkastik eğlencesinden ödün vermemiş. Taşrada olan bir şehre, teftiş etmek amacıyla müfettiş geleceği haberi yayılıyor. Bunun üzerine kaymakam, müfettişe yaltaklanmak için hazırlıklara girişiyor. Fakat yayılan dedikodular neticesinde Petersburg'dan gelen bir kumarbaz ve şımarık bir kişiyi müfettiş sanıyorlar. Bu kişi bütün memurları dolandırması yetmezmiş gibi bir de krallar gibi kaymakamın evinde konaklıyor. Tabii müfettiş gelmeden önce şehrin sefalet içinde olması, devlet memurlarının yolsuzluk yapması; işçi mağdur ve aç durumdayken üst sınıfın keyif çatması da dikkat çekiyor. Müfettiş geleceği haberine karşın herkes her şey yolundaymış gibi göstermek adına ellerinden gelen yapıyor. Tiyatro olarak yazılan bu hikayede Gogol, dönemin yozlaşmış devlet bürokrasisine çok güzel mizahi bir dilde giydirmiş. Tabii şimdi baktığımızda aynı örnekleri Türkiye'de de gördüğümüz için bu eser bize çok tanıdık geliyor.
72 syf.
·
9 günde
·
10/10 puan
Nietzsche, düşünceleri ve dili itibariyle hayran kaldığım bir filozof. Bu kitap her ne kadar az sayfa gibi gözükse de, sindirerek okumak gerektiği için okuması zaman alan bir kitap. Genel olarak toplumumuzla iç içe geçmiş ahlak anlayışından dem vuran Nietzsche, 'Ahlak nedir?' 'Kime göre belirlenir?' 'Neyin doğru neyin yanlış olduğuna ahlakın karar verme hakkı var mı?' Gibi konulara değiniyor. "Biz ahlak-sızlar..." diye kendinden bahseden Nietzsche, aslında ahlaka sahip olmamanın ne demek olduğunu ve neler kazandırdığını anlatıyor. Evrensel ahlak anlayışının imkansızlığından doğan durumdan dolayı insanların belirledikleri bilumum ahlak kurallarının doğruluğunu sorgulamaya itiyor. "Biz ahlak-sızlar..." söyleminde aslında burada ahlaksız biri olduğunu değil, ahlaka karşı biri olduğunu ifade ediyor. Sonuçta ahlak denen şey birkaç insanın sözde toplum yararına çizdiği bir sınır değil midir? Zaten üstün-insan görüşüne her bakımdan ters düşen ahlak kalıbına Nietzsche'nin karşı çıkmaması beklenemezdi. Kitapta aynı zamanda Sokrates'in aslında tam olarak ne yaptığını yerden yere vurarak anlatıyor. Diyalektik tartışmanın acınası olduğuna, Sokrates'in yine de nasıl ün yaptığına değiniyor. Aynı zamanda Alman halkının Nietzsche'ce nasıl yozlaştığını da okuyoruz.
Reklam