Geceye koyuldum.
Yıldızları dürüp kaldırmışsın
Çözdüm indirdim
Aya gayri ihtiyari baktım, yıkanmış ağlıyordun
Mintanımı değiştirdim, gürze gül çaldım
Şems derlerdi inanmazdım
Sen kın dedin, inandım
Yol sürüyor.
Geceyi felç eden sessizliği yaka cebimden söküyor
Ve ayaklarıma ilave ediyorum
Sanki akdeniz benim oğlum değil
Künye kayıp
Fünye çekili
Gönyeyi kaptırdığım çingeneyse
Çoktan Buhara’yı yakmış olmalı
Ki bu, lüzumundan fazla para harcıyoruz demektir.
İşi bıraktım
Artık aynaya da bakmıyorum
Çünkü
İlan etmek;
Seccadeyi aynı anda kendi gırtlağına da uygulamaktır.
Seni seviyorum.
“Eğer bir halkın, kendi ölüm biçimini seçmekten başka bir şeyi kalmadıysa, eğer ezenlerden aldığı tek armağan umutsuzluksa, o halkın yitirecek neyi olabilir?”
Günahtır alınyazısını kurcalamak,
Yıldız fallarına güvenmek, Lekonoe;
Başa ne gelirse katlanmak, en iyisi.
Kayaları kemiriyor Tiren denizi;
Belki yeryüzünde bu sonuncu kışımız,
Belki yaşanacak yıllar var önümüzde;
Bilgeliği elden komamak, en iyisi.
Mademki sonumuz ölüm, şarabını süz,
Uzak umutlara bel bağlamaya gelmez;
Konuşurken bile ömürden eksiliyor,
İnan ki gününü gün etmek, en iyisi.
Horatius “Alınyazısı”
Acayipleşti havalar,
bir güneş, bir yağmur, bir kar.
Atom bombası denemelerinden diyorlar.
Stronsium 90 yağıyormuş
ota, süte,ete
umuda, hürriyete
kapısını çaldığımız büyük hasrete.
Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm.
Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz,
Ya dünyamıza inecek ölüm.