everest’te yolunu şaşırmış donmak üzere olan bir dağcı olsaydım, okyanusun ortasında dalgaların hızla çarptığı bir kayaya tutunmuş, gemisi batmış bir kazazede olsaydım,
sahra çölü’nde güneşin altında cayır cayır yanan bir kâşif olsaydım,
caddede karşıdan karşıya geçmek isteyen bir kör olsaydım, gecenin bir saatinde arabam bozulsaydı, ıssız bir adada yaşasaydım,
sürücü kabininde yalnız bir hızlı tren makinisti olsaydım, sigaramı yakmak üzereyken ateşimin olmadığını fark etseydim, merdivenlerin başında kalakalmış bir felçli olsaydım, komik bir hikâye bilseydim ve bunu anlatacak kimsem olmasaydı,
sırtımın ortasında bir yer kaşınsaydı ve kolum oraya uzanamasaydı,
işte o zaman jean-paul sartre bir cüret çıkıp bana “cehennem başkalarıdır” deseydi, ondan sırtımı kaşımasını isterdim.
ingilizler yalnızlıktan söz ederken iki farklı sözcük kullanıyorlar: loneliness, “kişinin kendi seçimi olmadığı halde yalnız olması” ile
solitude “kişinin kendi seçiminin sonucu olarak yalnız olması”.
fransızcada iyi ya da kötü her iki duruma da işaret etmek için tek bir sözcük kullanılıyor, iki tane olmasına gerek de yok zaten, insanların yüzünden hangisi olduğu okunuyor.