ağladığımda nefesim ağırlaşırdı, o zamanlar burnumdan ve ağzımdan normalde çıkmayan, nemli ve derin, kendine özgü bir koku yayılırdı. o kokuyu genellikle sabaha karşı annemin yastığından da duyardım. ben buna hüznün kokusu derdim.
kim, her “ben” dediğinde yalan söylemiyor, sermaye ya da adına ne diyorsanız onun sunduğu bir avuç önceden hazırlanmış öznenin kalıbına bürünmüyordu; kim sakatlanmış yaşamın tekrar tekrar gösterilen uzun reklam filminde figüran değildi? ben şair olmuşsam eğer, bunun nedeni şiir sanatının kendi anakronizmi ve marjinalliğinden paçayı kurtarmasının başka pratiklere nazan çok daha imkansız olması ve böylelikle gülünçlüğümü doğrulaması, tabiri caizse samimiyetsizliğimi samimiyetle teslim etmesiydi.