insanların böylesine bütünüyle değişebileceğine, tanınmaz bir ahlak anlayışı geliştirebileceğine inanmadığımı söyledim; yalnızca karakterlerinin o yönü uykuda oluyor ve koşullar tarafından canlandırılmayı bekliyordu. çoğumuzun, gerçekte ne kadar iyi ya da ne kadar kötü olduğumuzu bilmediğimizi ve pek çoğumuzun asla bunu anlamamızı sağlayacak kadar sınanmayacağımız kanısında olduğumu söyledim.
bir daha seni altı yaşındaki halinle göremeyeceğimi düşünmek bile beni ağlatabilir - o altı yaşındaki çocukla bir kere daha karşılaşmak için her şeyimi verirdim, demişti annesi. ama istediğin kadar durdurmaya çalış, her şey eksilir, azalır. sana geri dönen ne olursa olsun, müteşekkir olmalısın. işte böylece komşum da müteşekkir olmaya çalışıyordu, alemde var olabilme konusunda bu kadar muhteşem bir şekilde başarısız olan oğlu için bile.
ama o temasların daha derin bir şeye dönüşeceği konusunda kendilerini kandırmıyorlardı ve en nihayetinde belki buna aldırış da etmiyorlardı.
iyi de neye aldırıyorlardı?