• 76 syf.
    Didem Madak. Biraz hayat hikayesini araştırıp öyle okumaya başladım. Yazar hakkında bir şey bilmeden okusaydım bu şiir kitabını bu kadar anlayamazdım anlattıklarını.
  • 76 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Ah'lar Ağacı - Didem Madak
    1) Yazarın 3 kitabından ikincisi. Kitabın en uzun şiir olan "Ah'lar Ağacı" şiiri kitaba ismini vermiş.
    "...
    Güçlü bir el silkeledi beni sonra
    Sanırım Tanrı'nın eliydi,
    Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,
    Çok şey görmüşüm gibi,
    Ve çok şey geçmiş gibi başımdan
    Ah dedim sonra,
    Ah!
    ..."
    2) Yazarın bu ve diğer kitaplarını okumadan önce yazarın hayatı hakkında bir nebze de olsa araştırma yaparsanız hoş olur. Çünkü yazar hayatındaki her bir hüznü dizelerine öyle bir aksettirmiş ki o hüznü kolaylıkla hissedebiliyorsunuz.
    3) Kimi şairler vardır, şiirlerinden sadece bazılarını ve o şiirlerin içinden de sadece belli bölümleri hissedip özümsersiniz. Ama Didem Madak şiiri böyle değil. Her bir dize de zevk alıp şairi hissedebiliyorsunuz.
    4) Şiir kitaplarında sürükleyicilik kavramı aranmaz pek. Ama şiire başlayınca nasıl bittiğini anlamıyor, bittiğinde yüreğinizdeki o duygu selinin nelerin yerlerini değiştirdiğini hissedebiliyorsunuz. Her seferinde bir kez daha okumak isteyeceksiniz.
    5) Şiirde kullandığı dil müthiş. Çok sade ama çok derin anlamlı. Dizeleri okurken hayran hayran seyredeceksiniz.
    6) Şunu söylerim hep; şiiri oluşturan duygudur. Didem Madak'ta duygu o kadar son noktaya ulaşmış ki ortaya harika şiirler çıkmış. Şiirdeki duyguyu okuyucuya bu kadar aksettirebilen bir yazar var mıdır pek? Düşünülmeli...
    7) Şiirden zevk alır mıyım diye sorar iseniz o konuda şüphe etmeyin.

    Kitaptan şu bölümle bitireyim:
    "...
    Kimi gün öyesine yalnızdım
    Derdimi annemin fotoğrafına anlattım.
    Annem
    Ki beyaz bir kadındır
    Ölüsünü şiirle yıkadım.
    Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım
    Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
    ..."
  • Son zamanlarda o kadar çok Didem Madak alıntısı okudum ki merak etmemek elde değil. Fakat okuduklarıma objektif bir gözle bakınca bu kadının Edebiyat dünyasının Bergen'i olduğuna kanaat getirdim. Bu kadar depresif bu kadar darlayan cümleleri okumak için belki de çok yanlış bir mevsimdeyiz. Sonbahar zaten ne keyif ne neşe bırakmıyor bir de üstüne Didem Madak pul biber olmasın diye öteliyorum...
  • 76 syf.
    “Ah... ün/. 1- Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme gibi duygular anlatır”
    Diyor TDK.

    Madak ne diyor peki?

    -AH’lat diyor, ağaç diyor.

    “Ahlat ahların ağacıydı,
    Yaşlanmaya başlayanların,
    İtiraf edilememiş aşkların,
    Evde kalmış kızların.
    Ahlat ahların ağacıydı,
    Cezayir nasıl cezaların ülkesiyse,
    Öyleydi işte.”


    “Sesimin tonunu emanet ettiğim
    AHLAT AGACINA...”


    Henüz 13 yaşındayken kaybeder annesini ve böyle başlar Madağın zorlu günleri.
    Anne kokuyor şiirleri, özlem kokuyor..
    Teyzesinin hediye ettiği defter ve dergilerle başladı her şey!
    Nasıl da içerleniyorum genç yaşta gidenlere!
    Üç kitabını bıraktı ardından.
    Üç kitap dediğime bakmayın ben bir kitabını okudum.
    Bir kitap dediğime de bakmayın!
    Hayata bıraktığı Ahlarını okudum Madağın..
    O en zor dönemlerde çektiği acıları bırakmış satırlara.

    *Ahlaşmış Madak*

    Hepimizin Ah’ı olmuştur.
    Eşe, dosta, anneye,babaya, aşka, hayata, dünyaya,görmüşlüklere,geçmişe belki geleceğe de!

    -Olanlar oldu Tanrım
    Bütün bu olanların ağırlığından beni kolla!

    Şiirleri okurken aklımdan Madağın kendi hayatını anlattığını düşündüm hep.
    Hakkında yaptığım ufak bir araştırmadan sonra.

    KendimeDipnot:İyice araştır!

    Şiir okumaya bu kadar uzak olmama rağmen Ahlarla, yaşlarla, Madağın mutsuzluğunu bıraktığı satırları bir solukta okudum.

    Annesinin kaderini yaşamış Madak genç yaşta kanserden kaybetmiş hayatını.

    Ve kızına bıraktığı mektupta demiş ki;
    “Canım kızım, cehaletimden şair oldum..
    Annesizlikten.
    Sen sakın şair olma!”

    Aslında bu sözleri yeterdi Madağı anlamaya..

    Mutsuzluğu saklı şiirlerinde.
    O kadar mutsuzmuş ki..
    Annesizlikten diyor, sessizlikten annesizlik, annesizlikten sessizlik, annesiz sessizlik
    Ve Ah diyor her nefeste yaşadığı her anda.

    Ve durmadan davet ediyor İç Sesini Ahlat Ağacına.

    -İç ses, diye söylendim.
    Gel!
    Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.

    Ve ezmek ister! Son vermek ister Ahlarına!

    “Bir zamanlar meydan okumak isterdim. Kaç meydanını okudum da bu hayatın Yalnızca iki harf öğrendim:
    A
    H!”

    Yine devam eder Ahları yine yine ah eder Tanrı’ya, şiirlere, çaresizliğine,saymakla bitmeyecek kederlerine.

    Kitap bana annemi çok düşündürdü ve Madağın hayatı da..

    https://youtu.be/FhyCXUT_5as

    Herkese keyifli okumalar.
  • 72 syf.
    ·1 günde·Beğendi·9/10
    Didem Madak'ın yazdığı üç şiir kitabından ilki. Siz ona Pollyanna'ya mektup yazan kadın veyahut ruha çiçek aşısı yapan birisi diyebilirsiniz. Sıcak bir dili var. Duygu üstünden giderken kendi hayatını samimiyetle karıştırıp bize aktarıyor. İlk şiiri kız kardeşi hakkında örneğin: Ay Işıl'a Sığışmıştı.. Bir başka şiirinde annesinden bahsediyor. Her satırda bir yaşanmışlık hissediyor insan. Fazla söze hacet yok. Kaliteli bir kitap.
  • 72 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Didem Madak nasıl 'çiçekli şiirler yazmayı ruhu açısından faydalı' buluyorsa ben de Didem Madak okumayı ruhum açısından faydalı buluyorum.

    Herkesin bu hayatta bir yazarı, bir şairi olması gerektiğini düşünenlerdenim; tüm kitaplarını okuduğu, hakkında her şeyi bildiği, kalbinin bir köşesini ona ayırdığı... İşte benim için bu şair Didem Madak.

    Ben ki şiir sevmeyen, şairler hakkında katı önyargıları olan (ki İkinci Yeni şairlerinin şıpsevdiliği ve Tomris Uyar hanımefendinin bu konuda çok katkıları olur) biriyken, bir gece şiirsever bir arkadaşımın ısrarlarıyla ona okumak için şiir ararken karşılaştım Didem Madak'la. Siz Aşktan N'anlarsınız Bayım derken eşlik ettim ona. Çiçekli şiirler yazmak istemesine buruk bir gülümsemeyle karşılık verip çiçekler kuruttum Grapon Kağıtları'nın sayfalarında onun için. Şiiri sevdim, onun şiirini.

    Didem Madak, yazdığı her satır yaşanmışlık kokan şairlerden. Şiirlerinin, onu tanımayan biri tarafından okuduğunda 'ilginç betimlemelerle oluşturulmuş, ilişkisiz nesnelerle bir araya getirilmiş sözcükler' olarak tanımlayıp yüzünde bir gülümseme bırakması doğaldır. Hayatını öğrendikçe şiirleri daha bir anlam kazanıyor, gülümsemenize bir burukluk eşlik etmeye başlıyor.

    Mesela:
    "Ben bir bodrum kat kızıyım bayım
    Yalnızlıktan başka imparator tanımaz bodrumum" dizeleri, eşinden boşandığında düştüğü maddi sıkıntılarla bir bodrum katına taşındığını öğrendiğinizde daha bir anlam kazanıyor.

    "Ardımda kırık bir ayna
    Üvey anneleri hayatımın.
    Batsın diye güneşe tempo tutan o kız çocuğu
    Evden kaçışımın pembe spor ayakkabıları vardı." satırları annesinin ölümünden sonra başka biriyle evlenen babasıyla hayatına giren üvey annesini, onlardan üniversiteye kaçışını betimliyor.

    "Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
    Onları Muc'a evin karşılığında verdim
    Çok ucuza
    Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
    ANNE!"

    Kızı Füsun'a yazdığı mektubun son satırlarında "Canım kızım, cehaletimden şair oldum... Annesizlikten. Sen sakın şair olma" demesi tüm bu şiirlerin yazılma nedenini açıklıyor aslında. Didem 13 yaşında annesi Füsun'u kaybediyor ve onun için şairlik dönemi başlıyor. Bu ölüm onu çok yıpratıyor, yaralıyor ve şair yapıyor.

    Bu incelememi noktalarken Grapon Kağıtları'ndaki en sevdiğim şiirin Bıktığım Şeyler ve Yeşil Fanila olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. 'Sonra gittin' satırından sonraki her dizede 'sokakta kuş ölüsü bulmuş çocuk gibi ağladığımı' da...

    Yalnızken, aşık olduğumda, terk edildiğimde.. her okuduğumda bambaşka ayrıntılarına takıldığım, ağladığım, güldüğüm bir kitap Grapon Kağıtları. Sanırım Didem Madak'ı, tüm şiirlerini ezberleyene kadar okumaktan vazgeçmeyeceğim.

    Kendi 'kayboluşumun beşiğini salladığım' anlarda satırlarını yüreğimde hissettiğim kadın, seni seviyorum.