Not defteri boştu. Tek bir kelime dahi yoktu. Hiçbir şey. Hiç açılmamıştı sanki. Başta bunun çok üzücü olduğunu düşündüm, söyleyecek hiçbir şeyinin olmaması, arkasında herhangi bir şey bırakma arzusunun olmaması.
Russell buradan çıktığımda ne yapacağımı; babama, eve dönüp dönmeyeceğimi sordu.
"Bilmiyorum," dedim. "Muhtemelen dönerim. Sokaklar bir süreliğine idare eder ama sonuç olarak herhangi bir yerden daha iyi değil. Aynı rezil insanlar, Aynı rezil yaşam. Bildiğimiz rezillikler. En azından babam eşyalarımı çalmaz."
"Onu özlüyor musun?" Dedi Russell. "Onu özlememe yetecek kadar iyi tanımıyorum."
Russell bana baktı.
İç çektim. "Evet, onu özlüyorum."
Hoş biri misin yoksa değil misin anlayamazsın. Öyle olduğunu düşünürsün ama herkes kendinin hoş biri olduğunu düşünür. Herkes, gayet iyi olduğunu düşünür.
Hiçbir şey dayanılmaz değildir. Dayanılmaz katlanılmaz anlamına gelir. Eğer bir şeye katlanamıyorsan ölürsün. Eğer seni öldürmüyorsa o şeye katlanmışsındır.