Eski rüyaların odalara sinip sinmediğini merak etti; bir kişinin eğlendiği, üzüldüğü, gülüp ağladığı odada, ona ait bir şeyin, soyut ve görünmez ama yine de gerçek bir şeyin, sesli bir hatıra gibi sonsuza dek geride kalıp kalmadığını…
Espri anlayışı, varoluş ziyafetine tat veren bir çeşnidir. Hatalarınıza gülün ama onlardan ders alın, sorunlarınızla dalga geçin ama onlar sayesinde güçlenin, karşınıza çıkan zorluklarla alay edin ama onların üstesinden gelin.
Uzatmalı şöyle dedi bir soru üstüne Öğretmene:
Burda gelen gelir, alan alır, vuran vurur, vurulan ölür. Kim vurdu? diye sorarsın. Kime bilmez.
Herkes bilir. Hiçbiri ağzını açıp söylemez. Bırakırsın.
Çünkü vuranı bir başkası vurur. Diyeceksin ki, Peki hukuk nerde, kanun nerde? Dağın hukuku, kanunu da bu, Öğretmen.
Sessizliği bozmak için, yalnız bunun için, Fazıl,
Müfettiş Beye, sonu olmayan bir şey söyle, dedim.
Fazıl, böyle sorularla her an karşılaşıyormuş gibi hiç duraksamadan (ve gülerek) yapıştırdı cevabı:
Sayılar, dedi.