• dehşet !!!!! tek kelimeyle muhteşem bir eser kurgu harika karakterler zaten muhteşem aşık olunmayacak gibi değil. kesinlikle şiddetle tavsiye ediyorum. fantastik roman sevenler okumadan geçmesin
  • Şu an sadece CHAOOOOOL! diye bağırasım var.

    Dikenler ve Güller Sarayı'nı okurken Team Tamlin olduk. ok.
    Sis ve Öfke Sarayı'nı okurken Team Rhysand olduk. ok.
    Cam Şato okumaya başladık Team Dorian mı olsak Chaol mu olsak karar veremedik ama ikisini de kalbimize koyduk.. ne olacak dedik. buna rağmen kalbimiz o dans sahnesinde Chaol'un oldu. buna da ok.

    AMA

    Dorian'ı geçtim, ben Chaol'u unutamadım. Celaena'ın Nehemia pisliği yüzünden az kalsın Chaol'u öldüreceği aklıma geliyor.. diyorum ki Tamlin'den vazgeçme nedenimiz mantıklıydı.. Chaol resmen araya gitti ve sırf bu yüzden ben Rowan'a ısınamadım. Ne kadar Aelin'le mate olsalar, carranam olsalar da. Zaten ben komple Aelin karakterini sevmiyorum. Bu kitapla onu da fark etmiş oldum. tşk.

    Chaol, diyerek girdim çünkü kitapta Chaol yoktu. Hayır yani Sarah, Chaol'u araya verdin, güzelim ilişkiyi bitirdin, üçüncü karakteri getirdin sevdirdin -pardon, sevdirmeye çalıştın. Olmadı yani. Madem en başından Rowan vardı NEDEN O DANS SAHNESİNİ YAZDIN!! NEDEEEN?!

    Şimdi içimde iyileşmeyen, kapanmayan yara olan Chaol Westfall'ı bir kenara bırakıp ilk iki kitaptan sonra aşırı saçmalaya, gereksiz yere uzatılmaya başlayan seriye geleyim..

    Cam Şato ve Karanlık Taç bu serinin açık ara en-en-en iyi kitapları. Bunu onları okurken anlayamıyordum. Üçüncü kitabı sakin kafayla okuyup yeni gelen Rowan beye ısınmaya çalışıyordum.. sonra 4. kitap geldi. Orada bende ipler koptu, zerre okuyasım gelmiyordu.

    Şimdi serinin son kitabı Kingdom of Ash geldi. Bende bu kadar okumuşum bari seriye devam edeyim, sonunu getireyim de içimde kalmasın dedim. Zaten dizisi falan da çıkacak... Neyse.
    Gölgeler Kraliçesi'nin sıkıcılığını bir kenara bıraktım ve başladım EoS'a.

    Hayal kırıklığının adı Empire of Storms oldu.

    Kitabın ilk sayfasından, son bölümlere kadar ortada dolaşan bir SAVAŞ var.
    Sadece adı var, savaş geliyor. Savaş yaklaşıyor. Savaşı kazanmamız lazım. Savaşı kazanamazsak... diye diye geçiyor kitap.

    Kitabın ilk kısımlara üçe ayrılıyor. Rowan, Dorian'ı bulmaya gidiyor. Aedion, Aelin, Lysandra ilerliyor. bir de iki sahne yetmezmiş gibi Lorcan ve Elide sahneleri ekleniyor.
    aa... unutmuşum, pardon.. bir de okurken sıkıntıdan patladığım Manon sahneleri var. Yani kitap 4 ayrı sahne oluyor. Ve hiçbiri eğlenceli değil. Şimdi diyeceksiniz savaş geliyor sen ne eğlencesi arıyorsun?
    Bunu istemek benim suçum değil.. o kadar sıkıcılığın arasında devam etmek için eğlenceli bir şeyler aramak elimde olmayan bir tepki.
    Bu da yetmezmiş gibi beş bin tane karakterle başlayan kitap, sonuna doğru on bin karaktere ulaşıyor yani. her sayfada bir bakıyorum yeni karakter geliyor. İki saat durup düşünüyorum, önceki kitaplarda geldi mi bu-bunlar- acaba diye.

    Dönüp dolaşıp yine ilişkilere geldim, gelmek zorundayım çünkü olaydan, savaştan, ihanetten çok bu kitapta karakterlerin ilişkileri yapıştırılmaya çalışılmıştı.

    Mesela herkesin sevdiği Manon -ki ben hiç sevmezdim. Yeni gelenlere alışmak benim için çok zor olmuştur her zaman. Manon artık yeni olmamasına rağmen Dorian'la aralarında bir ilişki başlamasaydı ben onu sevmemeye devam edecektim. Şu an Dorian gibi bir krala yakışan kraliçe olarak Manon... artık ona söyleyecek lafım yok.

    Bir de Aedion ve Lysandra var.. şimdi şöyle, daha önceki kitaplarda böyle bir etkileşim olmadığı için bir anda bütün ilişkiler bu kitapta patlak verince biraz mind-blown oldu.

    Elide ve Lorcan zaten yeni.. onlar normaldi. Benim asıl gıcığıma giden Aelin ve Rowan.
    Bunu söyleyeceğimi düşünmezdim. Bundan önceki iki kitapta Rowan'a nasıl tepki verdiğimi hatırlamıyorum. Rhysand gibi bir şey olmasını mı bekledim, ne yaptım hiçbir fikrim yok. Şunu göz önüne almamışım: Rhysand gibi olamazdı çünkü Chaol Tamlin'in yaptığı gibi saçma sapan işler yapmadı. Chaol'un Nehemia'nın ölümüyle bu kadar suçlaması saçmalığın daniskasıydı. Nehemia'dan da nefret ediyorum bu arada. Bu kitapta da Elena'yla olan sahnesinde hislerimin farkına vardım.

    Ve ayrıca bu kitapta beynim açıldı ve Rowan'ı sindiremediğimi fark ettim. Rowan benim için selülozdan başka bir şey değil.
    Chaol sondu. sorry.

    Kitabın çoğu Skull's Bay'de geçiyor. Saldırılar oluyor falan da kitabın tek kilit noktası bence 70. bölümden sonrasıydı. Özellikle de Maeve'in ordusunun geldiği bölüm.

    YA AELİN GERİZEKALI MISIN? BEN SENİ ANLAYAMIYORUM!
    Maeve gelmiş, eziyet ediyor. Güya ateşin varisisin, o saldırıda az kalsın her yeri yakacaktın eziyet ediliyor gücün ortada yok. Elide orada anahtarları kullan diyor kullanmıyorsun.. neyse ki onları neden kullanmadığını öğrendik sonradan.
    Ama keşke bizde görebilsek bu müneccimlik yeteneklerini kullanırken seni.
    Millet Feyre'i yerin milyon kat dibine gömdü.. ben ona karşı hiç nefret hissetmedim. Aelin'e karşı neler hissediliyor pek bilmem ama şu an benim sevmediğim garanti.
    Yani herkes bir arada, kitaptaki ana karakterlerle bir aradasın sen, hangi ara kalkıp gidip müttefik arıyorsun, çağırıyorsun? hadi gitmedin, mektup yazdın diyelim... yine de zaten kitap bu kadar karışıkken böyle olayların gerçekleşmesi can sıkıcı oluyor.

    Herkesin bu seride bir Shipi var. Benimkini açıklıyorum:
    Dorian ve Chaol.
    benim minik kralım ve muhafız kıtası yüzbaşısı'm (şunu asla unutamıyorum, her okuduğumda gülerdim.) ikisini yan yana görmeyi özledim.
    Gidip Tower of Dawn spoisi alacağım.. Chaol yoksa yine, okumayı düşünmüyorum.

    İlk defa bir SJM kitabına 1 yıldız verdim. Serinin bu kadar uzamasına cidden ama cidden hiç gerek yoktu. Kınıyorum. 18 gündür şu kitabı bitirmek için uğraşıyorum. Bana da yazık.
    6. kitap 680 7. kitap 990 küsür sayfa. Ne gerek var? (Chaol yoksa ne gerek var? dljrkldj)

    kitabın sadece son on bölümünü okusaymışım da bir şey olmazmış. Nerede o eski Throne of Glass serisi kitapları diyorum artık.

    ve son olarak şunu söylemek istiyorum
    O KADAR ADAMSINIZ KADIN GELİP AELIN'İ KIRBAÇLATIYOR.
    ZİNCİRLİYOR.
    DEMİR TABUTA KOYUYOR.
    ALIP GÖTÜRÜYOR.
    HİÇBİRİNİZ BİR İŞE YARAMIYORSUNUZ.
    NE GEREĞİNİZ VAR BENDE ONU ANLAYAMADIM.

    tek dileğim son iki kitabın sıkıcılıktan uzak olması. bir de korkuyorum kitabın sonunda Rowan 'I'II find you' diyip duruyordu
    Kingdom of Ash'de aynı kelimelerle başlıyor, e böyle olunca bende Tower of Dawn boyunca Aelin'i arıyorlar da bulamıyorlar mı diye düşünüyorum elimde olmadan... umarım öyle bir şey yoktur ve ben abartıyorumdur.

    sorry. sorrya.
  • İyi akşamlar herkese ‍️. Size çok beğenerek okuduğum bi serinin ilk kitabı ile geldim ️.
    Tek kelime ile harikaydı⭐️.
    Bayıldım diye bilirim .
    Bu kitapta savaşı var.
    İnsanlığın korktuğu uzak durduğu ulu periler.
    Baş karakterimiz olan Feyre ise yaşamaya mecbur ailesine bakmaya mecbur.
    Yaşadıkları iflastan sonra hayatta kalmaya çalışıyorlar.
    Bütün zorluklara karşı durmaya çalışan güçlü bir karakter.
    Bir gün aç karınlarını doyurabilmek için ava çıkan Feyre öyle bir şey yaşıyor ki tüm hayatı değişiyor.
    Yaptığı tek bir atış yüzünden hayatını değiştiren bu olay onun korktuğu gibi mi olur dersiniz ?
    Sizce ulu periler anlatıldığı kadar korkunç mu ?
    Ailesini geride bırakıp gideceği bu tutsaklığa boyun eğecek mi sizce ?
    Spoi vermemek için o kadar zor tutuyorum ki kendimi anlatamam 🤦‍️.
    Tek söyleyebileceğim bu seriyi alıp okuyun ️️.
    3 kitaptan oluşan bu seriye bayılacağınızı düşünüyorum .
  • Öncelikle belirtmeliyim ki ben kitabı orijinal dilinde okudum ve gayet kolay anlaşılır bir dille yazılmış olduğunu söyleyebilirim. Pratik yapmak isteyenler kendilerini deneyebilirler. Bu nedenle çevirisinin nasıl olduğu hakkında bir fikrim yok.

    Kitabımız kurgu bir evrende geçiyor ve türü fantastik. Uzun yıllar önce insanların ve perilerin dünyası yaşanan büyük savaş sonrasında duvar denilen bir bariyerle ayrılmıştır. Perilerin varlığı unutulmuş ve hikayelerde kalmıştır. Hikayemiz bu görünmez barikata yakın bir yerleşim yerinde, iki ablası ve sakat babalarıyla bir kulübede yaşayan Feyre ile tanışmamızla başlıyor. Sert kış koşullarına rağmen evin en küçüğü olan Feyre hayatta kalabilmeleri için avlanmaya çıkmaktadır. Bir zamanlar zengin olan ailesi talihsizlikler eseri tüm varlığını kaybetmiştir ancak ablaları bu durumun farkında değilmişçesine bencil yaşamlarını sürdürmekte, Feyre’nin fedakarlıklarını görmezden gelmektedirler. Bir gün av bulabilmek için ormanın iç kısımlarına ilerlemek zorunda kalan Feyre iri beyaz bir kurtla karşılaşır ve onu öldürür. Ancak öldürdüğü kurt değil, görünmez duvarda açılmış zayıf bir noktadan gizlice insanların dünyasına geçmiş peri ırkından birisidir. İşlediği cinayet ölen perinin arkadaşlarının gazabını genç kadının üzerine çeker ve isteği dışında periler diyarına götürülmesine neden olur.

    Kitabın dili oldukça akıcı. Karakterlerin her biri birbirinden canlı. Masalsı hikayeler okumaktan hoşlanıyorsanız kesinlikle kaçırmamanızı tavsiye ederim. İkinci ve üçüncü kitapları okumuş biri olarak yazarın sizleri ilerleyen kitaplarda tahmin etmediğiniz bir yöne sürükleyeceğini söyleyebilirim. Ben ikinci ve üçüncü bölümde biraz hissettiğim tekrarlardan sıkılır gibi olduysam da sırf yan karakterlerin başlarına ne geleceğini merakımdan onlar hakkında daha fazlasını okuyabilmek için sabırsızlıkla aldım.

    Keyifle okuyacağınıza inanıyorum. Sevgiyle kalın :)
  • “Ekmek ve et kadar umuda da ihtiyacımız var," diye sözümü kesti. Bakışlarında nadiren rastladığım bir canlılık vardı. "Umuda ihtiyacımız var, yoksa dayanamayız. Bırak umut etmeye devam etsin Feyre. Bırak daha iyi bir yaşam hayal etsin. Daha iyi bir dünya.”
  • Ağır kış günlerinde ailesine bakmak için avlanmak zorunda olan Feyre bir kurdu öldürür.Bu kurdun intikamını almak için bir canavar kapılarındadır ve bu canavar onu kendi dünyasına götürür.Bu canavar aslında bir Ulu Peri'dir.Olaylar Feyre'in peri dünyasına gitmesiyle başlar.
    .
    Kitap 250-300. sayfaya kadar pek iyi gitmiyordu tam bir aşk hikayesi kıvamındaydı ve olaylar bana mantıksız gelmeye başlamıştı.Fakat 300'den sonra kitap canlandı ve o mantıksız olaylar anlamlandı.Son sayfalarını bir çırpıda okuduğum bir kitap oldu.Bu tür kitap okumaktan hoşlanan okurların seveceğini düşünüyorum.
  • “İnsan kalbi taşıdığın için ne mutlu sana, Feyre. Bırak hiçbir şey hissetmeyen zavallılar kendine acısın.”