Uğur Ögtem, bir alıntı ekledi.
4 saat önce · Kitabı okuyor

Canavarlarla savaşan kişi, bu süre zarfında kendisi de canavarlaşmamaya dikkat etmelidir

Başlangıç, Dan Brown (Sayfa 300 - Nietzsche)Başlangıç, Dan Brown (Sayfa 300 - Nietzsche)

📌Hak yemek, sol el ile yemek yemek kadar dikkat çekmedi bu ülkede.!
İsmet Özel

Bir matematikçi sanmaz fakat bilir. İnandırmaya çalışmaz çünkü ispat eder. Güveninizi beklemez. Belki dikkat etmenizi ister..

Ağzınızdan çıkan her söze dikkat etmelisiniz.

Asla "Başarısız olacağım, işimi kaybedeceğim, kirayı ödeyemeyeceğim." demeyin.

Bilinçaltınız espirileri anlayamaz, bütün bunları gerçekleştirmeye kalkar.

Şerife Karakaya, Ölümlü Nesneler'i inceledi.
 7 saat önce · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 8/10 puan

Yine José Saramago'nun farkının ortada olduğu bir eserdi. Şimdiye kadar okuduğum kitaplarından da aşina olduğum üzere karakterlere, ülkelere isim vermemiş yazar. İhtiyar adam, memur, adam gibi sözcüklerle yetinmiş ve yazarın tarzını benimsemiş biri olarak benim için de yeterli oldu açıkçası. Yazar bu eserinde de isimler yerine olaylara yoğunlaşıyor.


Kitabın içeriğinden bahsetmek gerekirse; Birbirinden bağımsız 6 farklı bölümden oluşuyor.
-Sandalye
-Ambargo
-Kısır Döngü
-Nesneler
-Sentor
-Kısas.

Sandalye adlı bölümde yazar, ihtiyar bir adamın sandalyeden düşmesini anlatıyor. Çok basit gelebilir fakat yazar bunu o kadar profesyonel bir şekilde anlatıyor ki hayran kalmamak mümkün değil.

Ambargo ve Kısır Döngü bölümlerinde siyasi taşlamalar fazlasıyla dikkat çekiyor.

Nesneler bölümü çok tuhaf ve özgündü. Kanepenin ateşinin çıkması, posta kutusunun aniden ortadan kaybolması gibi garip olaylar sonrası ülkede yaşananları konu alıyor. Büyük bir krize dönüşen olaylar neticesinde sonunu en çok merak ettiğim bölüm oldu. En sevdiğim bölüm oldu diyebilirim de aslında...

Sentor ve Kısas bölümlerini ilk dört bölüm kadar sevemedim maalesef.

Ama genel olarak baktığım zaman, yine Saramago farkının olduğu bir eserdi. Hangi yazar, sandalyeden düşen ihtiyar bir adamı anlatır ve okuyucu sıkılmaz ki? José Saramago mutlaka okunması gereken yazarlardan. Jose Saramago okumamışlar için de yazarla tanışmak için de güzel bir başlangıç olabilir. Keyifli okumalar dilerim...

Derinlik sarhoşluğu &Kemal Sayar
Dün yürüdüğün yoldan, bugün bir kez daha yürü” dedi adam, sesini bir bilge edasıyla bükerek, “bak o zaman yeni şeyler göreceksin”. Kaybolmayı göze alarak yürü. Çünkü dünya, sırlarını kaybolanlara açar. Dünyayı kaybetmeyi başaran, ruhunu bulur. Tam tersi de doğrudur hani, çokları dünyayı kazanacağım derken ruhlarını kaybeder!

Rüya bizim içimizde değil, biz rüyanın içindeyiz. Bakar körüz biz, sadece dokunduklarımızı gerçek zannetmek gibi bir bahtsızlıktan mustaribiz. İnsanların yanından geçiyor ama onları görmüyoruz, hangi rüyanın peşi sıra gidiyorlar ve neye sevinip neye üzülüyorlar bilmiyoruz. Bilmek için durup bakmak gerek. Gördüğün şeyin ne olduğunu unutabilecek bir dikkatle bakmak gerek, ana gömülmek, anda derinleşmek, anın bir parçası olmak gerek. Sabır, sükûnet, teenni ve belirsizliği kabulleniş. Beklemeyi bil. Sen orada olursan, hayat kendisini sana açar. Gaflet, sana kendisini fâş etmek için bekleyen âlemi fark edememendir. Biz âlemin içinde değiliz sadece, âlem de bizim içimizde.

O halde derinleş. Derinlik bir kuvvettir. Dikkatin çelinmesine, uyaran bombardımanı altında değerli olanın acil olana kaybedilmesine karşı durmaktır. Modernliğin sakinleri olarak biz; bilmediğimiz arkadaşlar, derinlemesine incelenmemiş fikirler, hissedilen ama doyasıya yaşanamayan duygular, kalp ve ruh tarafından deneyimlenmemiş aşklarla malul durumdayız. Önümüzde uzanan sonsuz sayıda seçenek arasında bocalıyoruz. Sığlaşma ruhları çoraklaştırıyor. En büyük kıtlık içimizde. Yağmur alamamış ruhlar. Bölük pörçük, tatmin edici olmayan bir hayatı yaşamaya çalışan dalgın androidler.

Derinlik bir kuvvettir. Sıkıntı ve güvensizliği aşmanız, şevkinizi korumanız ve belirsizliğe tahammül göstermeniz lazımdır. Gayret ve şevkle bir aşk çiçeklenir, üzerinde çalıştığımız konu zenginlik ve anlamını önümüze boca eder, elimizdeki iş meyveye durur. Sebatkârlık ve azimle gerçekliğin katmanları bize açılır, anlamak için ısrar etmek gerek. Derinliğine bakamazsan, özü göremezsin. Heves azimle taçlandığında bize derinliğin kapılarını açar. Attar’ın kuşları gibi nice vadiden geçersin, nice yağmur boran yersin de dostun yüzüne yolculuktan geri dönmezsin. Demek ki derinlik için sadakat da lazımdır. “Bütün varlığı dökmektir, adı aşk”. Adanmamış bir hayat derinliği bulamaz. Derinlik bizi onarır, iyileştirir.

Bir kitabın sayfalarında sessiz saatler geçirebilmek, Dost’un huzurunda pür dikkat kalabilmek. Başka mahallelerde, başka hikâyelerde kaybolabilmek. “Nereden bileceğiz?” diye soracaktır kimileri, “Bize doğru hikâyelerin anlatıldığını?” Her birimiz kendi hikâyemizi kendi benliğimizin prizmasından geçirerek anlatıyoruz. Hikâyelerimizin yaşanan hadiselerin bire bir doğru aktarımı olmasını bekleyemeyiz. Ne de olsa zihnimiz onları eğip büküyor. Ama anlatımızdaki tutarsızlık ve çelişkiler de o hikâyenin bir parçası. Neyi neden eğip büküyoruz? Bu hikâyeyi bu şekilde dile dökmekle, hangi öznel hakikatimizi ifşa etmiş oluyoruz? Dosta gitmek, hikâyemizi dinleyecek bir insana içimizin o derin karanlığından rast gele bir demet çiçek sunmak değil. Dosta gitmekle bizim tecrübemizi içine alacak ve içinde tutacak, emanete ihanet etmeyecek, o tecrübeyi yeni bir biçim ve anlamla bize sunacak bir insan aramış oluruz. Dost, derinliktir. Dost, bizi hakikatle yüzleştiren kişidir. Ona içimi dökmem yetmez, daha fazlası lazım: Karmaşık ve acı verici olan hakikatle yüzleşebilme. Dost acı söyleyebilen kişidir o yüzden, o acı söylediğinde ben acımam, o ağulu aşı yağ ile bal ederek beni iyileştiren kişidir. Yaşantıma bir biçim ve anlam kazandırarak onu bana geri verir, böylece o yaşantıyı başımdan savmak yerine ondan bir şey öğrenmiş olurum. Öğrenmek bir yaşantıyı, bir tecrübeyi onu anlamlandırarak yeniden içime alabilmemle olur. Tıkanıp kaldığım yerde, dönüp durduğum o fasit dairede, aşırı zihinsel meşguliyet veya “aşırı düşünme”nin mahkumu olageldiğim bu zindandan bir huruç harekatıyla çıkabilmem için o kapı yeter. Dostun yüzü.

İki insan arasındaki buluşma için kendimi, kendi sınırlarımı aşabilmem ve onun hayat görüşüne, onun kendi gibi olduğu haliyle varlığına nüfuz edebilmem gerek. Onu hayal ettiğim gibi değil olduğu gibi kabullenerek. Bu ne kadar sıkıcı ve nahoş olsa da. Bilinçdışı ile karşılaşma insanın kendi dışındaki bir şeyle tanışmasını andırır, kendi zihninizin içinde olup bitse de yaşantınızın bu bölümünü hiç fark etmemiş, ondan haberdar olmamıştınız. Dost bilinç dışını ters yüz eden kişidir. En derinde, sen ve ben yoktur.

“Bizim içtiğimiz şarap, içilmemesi günah olandı” diyor İbn Fariz. Fuzulî üstadımız feryad ediyor: “Öyle sermestem ki idrâk etmezem dünyâ nedir / ben kimem sâki olan kimdir mey-i sahbâ nedir”. O halde gezdir kadehi sâkî, ruhlarımızı yağmur duasına çıkardık madem, yüzümüzü dosta döndük, indikçe derinlere başımız dönsün.