• Kidega dan kitap siparişi verdim özel günleri işaretli minik bir takvim göndermişler, biraz reklamını yapalım böyle güzel takvimin


    14 Şubat Dünya Öykü Günü
    20 Mart Masal Anlatma Günü
    21 Mart Dünya Şiir Günü
    25-31 Mart Kütüphane Haftası
    21 Nisan Kitap Hediye Günü
    3 Mayıs Basın Ozgürlüğü Günü
    8 Eylül Dünya Okuma Günü
    26 Eylül Dil Bayramı
    1 Kasım Harf Devrimi
    5-11 Kasım Çocuk Kitapları Haftası


    https://i.hizliresim.com/oXADqX.jpg
  • Tuva Dil Bayramı Kutlu Olsun.
  • — Abdulhamid’i çok seviyoruz, onun “din-ü devlet”, “İla-yı kelimetullah”, “Nizam-ı alem” anlayışından kurtulduğumuz için mi bayram yapıyoruz!. Yok öyle değil. Bugün kutlanan Cumhuriyet Türkiye (İslam) Cumhuriyetinin 95.Yılı!
    — Ha! Bana sorarsanız, “Cumhuri” sistem mi, “Monarşi” mi? Adına değil, muhtevasına bakarım. Muhtevasını görmesem adına bakıp karar verecek olursam “Cumhuri sistem” daha sıcak gelir.
    — Sovyetler de Cumhuriyet’le yönetiliyordu değil mi, Hitler Almanya’sı da. Aynı diktatörlük örneklerini “Monarşi” ve adında “Demokratik” ülkelerde de görmek gerek.
    — Cumhuriyet Arapça bir kelime. Aslında “Res Publica”ın tam karşılığı değil.
    — “Rest publicas” soluklanmak, dinlenmek gibi bir anlama sahip, “Res publica” “Kamu malı” anlamına geliyor. Yani ortak malın, alanın yönetimi gibi bir anlamı var.
    — Arapçada “Cumhur”, sanıldığı gibi “Halk” anlamına gelmez. O “Demos”dur. “Kratos” ise iktidar demektir. Demos Kratos Halk iktidarı / Halkın yönetime katılması anlamına gelir. “Cumhuriyet” bu anlamda çoğunluğun, yani “Halkın çoğunluğu”nun, yani “Ulus”un yönetim hakkı anlamına gelir. “Demokratik Cumhuriyet” dediğinizde ise çoğunluğun yani ulusun ana unsurunun dışında kalan diğer/öteki unsurların hak ve hukukunun korunması anlamına gelir.
    — Halk ya da Ulus’un alameti farikası, onun inanç, tarih, gelenek, dil, örf, ananeleridir. Ancak CHP’nin ulusçuluğu, toplumun bütününün alameti farikalarını yok ederek, “Resmi ideoloji”nin dinleştirilmesi şeklinde ortaya çıkmıştır. Dine karşı, bu anlamda Laiklik bir kalkan olarak kullanılmıştır. “Cumhuriyet” yeniden tanımlanarak, ona 6 ok şeklinde tanımlanan yeni bir çerçeve çizilmiştir. Yani Cumhuriyet’in kurucu aklı’nın, Reşit Galiblerin, Osman Nuri Çermanların, Tekinalp (Moiz Kohen)’lerin CHP’nin “Cumhuriyet”i her hangi bir Cumhuriyet değil “The Cumhuriyet”tir. O Cumhuriyet zaman içinde pratikleri itibarı ile bir azınlık diktatoryasına, ancak Monarşilerde olan bir “Tek Adam” rejimine, İstiklal Mahkemeleri ile baskılanan bir halkın trajedisine dönüşmüştür.
    — 6 Ok denilen şey, Cumhuriyetin mana ve mefhumunun içini boşaltmak için düşünülmüş birer araçtı aslında. 6 ok’tan sadece biri “Cumhuriyet”tir, diğerleri kaşıkla verilen bir hakkın kepçeyle geri alınma operasyonu gibidir. Laiklik, devletçilik, inkılapçılık, Halkçılık, Milliyetçilik. 1927’ye kadar 4 ilke vardı, 1931 yılı 3. kurultayında buna Devletçilik ve İnkılabçılık maddeleri eklendi. Bu ilkelerin kimi Fransa’dan, kimi Rusya’dan, kimi Almanya’dan ve İtalya’dan alındı.
    — Anadolu topraklarında kurulan ilk Cumhuriyet de Türkiye Cumhuriyeti değil. Şimdi kutlanan Cumhuriyetin 95.yılındayız. 29 Ekim 1923. İlk Cumhuriyet “Güneybatı Kafkas Geçici Millî Hükûmeti”, “Cenub-ı Garbi Kafkas Hükümet-i Muvakkate-i Milliyesi” ya da nam-ı diğer Kars İslam Cumhuriyeti.. İlk Cumhurbaşkanı Cihangirzade İbrahim bey 1 Aralık 1918’de seçildi ve 19 Nisan 1919’da İngilizler tarafından devrildi ve İbrahim bey sürgüne gönderildi. 1918 öncesi de bölgede Kongre hükümetleri ve Milli Federasyonlar kurulmuştu. Kars İslam Cumhuriyeti ise Başkanlıkla yönetilen bir Konfederasyondu ve “Demokratik Cumhuriyet” olmasının yanında “İslam” rejimin üssül esası idi.
    — Cumhuriyet 1923’de kuruldu değil mi. Anayasamızdaki “Devletin dini İslam dinidir” maddesi 10 Nisan 1928’de kaldırıldı. Laiklik ilkesi 5.2.1937’de Anayasaya girdi. Bu “Türk tipi” bir laiklikti aslında. Resmi ideolojiyi dinleştiren, diğer inançları resmi ideolojinin çerçevesi ile sınırlandıran, reforma tabi tutan bir laiklik anlayışı.
    — Ve bunu “Laiklik olmadan Cumhuriyet, Cumhuriyet olmadan Demokrasi, Demokrasi olmadan insan olunmaz” şeklinde bir sloganla topluma “insanlık şartı” olarak dayattılar.
    — Anadolu coğrafyasında 1918’de kurulan ilk Cumhuriyet Kars İslam Cumhuriyeti idi ve Laik değildi. Türkiye Cumhuriyeti bundan 5 yıl sonra kuruldu. Bu yıl Kars İslam Cumhuriyetinin 100. Yılı. 2. Cumhuriyet de “İslam Cumhuriyeti” olarak kuruldu. Anayasal olarak Laiklik 1937’de kabul edildiğine göre Türkiye Cumhuriyeti bu “manevi mirası red”detmek için 14 yıl bekledi. Aslında bunun böyle olacağı 4. İlkenin kabul edildiği CHP’nin 1927 kongresinde belli idi. Laiklik uygulamaları fiilen kendini gösterse de, Anayasaya girmesi için bir 10 yıl daha geçmesi gerekti.
    — Bugün kutlanan Cumhuriyet aslında “İslam Cumhuriyeti”dir.
    — Aslında bugüne kadar Anadolu topraklarında 3 Cumhuriyet kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti 2. Cumhuriyettir. 3. Cumhuriyet ise 2 Eylül 1938’de kurulan Hatay Cumhuriyetidir. Hatay Cumhuriyeti 30 Haziran 1939’da Anavatana katıldı. Daha sonra biliyorsunuz, Türkiye Cumhuriyetinin himayesinde KKTC kuruldu. Türkiye Cumhuriyetinin ayrıca Irak ve Gürcistan üzerinde garantörlük hakları bulunmaktadır.
    — Bir de kısaca, Taksim’den şu meşhur “Cumhursuz” Cumhuriyet anıtından söz edelim mi?
    — Anıt 9 Ağustos 1928’de yapıldı. Sanatçısı İtalyan Pietro CANONICA. Anıt Roma’da yapılıp İstanbul’a gemi ile getirilmiş. Yapımına 1925 yılında karar verilmiş. 16.500 İngiliz Lirasına malolmuş. Bunun 140.000 lirası çoğu gayrimüslim olan Beyoğlu, Galata ve Karaköy esnafından, bankalar ve belediyeden toplanmış. Banca Commercineal İtaliano 600 Türk Lirası ve Nestle Çikolata Şirketi genel temsilcisi 40 Türk Lirası heykelin yapımı için bağışta bulunmuş. Ama yine de bazı eksikler ve anlaşmazlıklar sebebi ile son taksit ödenmemiş..
    — Anıtta İtalyan mermeri kullanılmış. Anıtta Doğu tarafında, önüne bakan peçeli kadın, Batıda; yüzü açık, gökyüzüne bakan bir genç kız portresi yer almaktadır. Canonika bu anıttaki kadın başlarını şu şekilde tanımlamaktadır: “Abide’nin üstünde iki mask bulunacak ve bunların birisi peçe altında bir kadın çehresi olup eski devrin esaretini, diğer tarafta da yüzü açık gülümseyen bir kadın çehresi hürriyeti, bugünkü hayatı gösterecektir.” Heykeller Cire Perdue usulüyle dökülecektir. Ankara’dan heykeltraşa sürekli talepler iletilir. Kalpaklı kimse olmayacak. Şapkalı olacak. Gazi sivil olsun, asker olsun gibi birçok tavsiyeler yapılır.
    — Heykelin yapımında Darülfünun profesörlerinden M. Chaput, Meşhur İtalyan jeoloğu Profesör Kaçamali’den ve Mimar M. Mongeri’den raporlar alınıyor. Giulio Mongeri anıtın çevre düzenlemesini yapan mimardır. Bir de Ankara’dan giden Türk asistan çalıştı bu işte.
    — Burada ilginç olan bir diğer konu da, heykelde, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının hemen arkasında Rus generallerin de heykellerinin bulunmasıdır. İşgal için gelen daha sonra Milli Mücadele döneminde Rusya’nın yaptığı silah, cephane, para, altın, kısaca maddi ve manevi her türlü yardıma duyduğu minnettarlığın bir ifadesi olarak, iki Sovyet generaline de anıt da yer verilmiş. Bunlar General Mihail Vasilyeviç Frunze ve Mareşal Kliment Yefremoviç Voroşilov’dur.
    — Anıtın açılışına büyük bir kalabalık katıldı. M.Emin Yurdakul burada yaptığı konuşmada şöyle diyordu: “Sen bir İskender, bir Atillâ, bir Yavuz olmaktan sakındın. Yalnız taçsız ve tahtsız bir Mustafa Kemal olarak kaldın. Mikelanj’ın yonttuğu Musa’nın heykeli nasıl bir ilhamın eseri ise bu büyük sanatkârın hemşehrisi Canonika’nın tunçlara dil veren bir ruh ile canlandırdığı Mustafa Kemal de, aynı menbaın bir harikasıdır. Çünkü Musa ve Mustafa Kemal aynı cinsten kurtarıcıdırlar. Mustafa Kemal bu asra göre Musa’nın yaptığını yapmıştır. Bu kahraman da zamanın firavunlarına karşı tunç yumruğunu kaldırmış, milletini esaretten hürriyet yoluna çıkarmıştır.” Mustafa Necati ise, “Kardeşler! İşte karşımda bu manevî ve kutsal varlıklar büyük Mustafa Kemal’e taç giydiriyorlar. Onların çehrelerinden akan neşeye bakıyorum. O neşe kalplere ümit ve hayat veren sonsuz ve Rabbani bir kuvvettir” diye sesleniyordu. Neyse, “İslam Cumhuriyetimiz 95 yaşında”, kutlu olsun! Selâm ve dua ile.
  • Hawar dergisi her Kürt gencinin okuması gereken bir dergidir.Kültürümüze ait bir çok folkroik döküman , şiir , ropörtaj gibi yazılar barındırıyor. İncelememi daha faydalı olacak bir yazıyla tamamlamak isterim .Şimdiden iyi olumlar herkese.Faydalı olacağına inanıyorum...

    Kürt aydınlanma tarihinden portreler: Hawar Dergisi

    Kürt aydınlanma tarihindeki kilometre taşlarından birisi Hawar dergisidir. Elbette bununla alakalı olarak Celadet Alî Bedîrxan ve onun Şam Ekolü adı verilen çalışmaları kapsamaktadır. Celadet Alî Bedîrxan’dan ziyade daha çok Kürtçe üretim açısından ilk kez Latin harflerinin kullanıldığı ya da başka bir ifade ile Kürt Harf Devrimi niteliğindeki çalışmaya odaklanacağız bu yazıda.

    Cizre Miri, Mir Bedirxan’ın torunu olan Celadet Alî Bedîrxan önemli Kürt aydınlarındandır. Sürgün yıllarının bir kısmını Avrupa’da diğer zamanları da Şam’da geçiren Celadet, Kürt halkının modernleşmeyi ve ilerlemeyi takip edebilmesi için mutlak suretle Latin harfleri ile okuyup yazması gerektiğini düşünmektedir. Ancak bu durum bu haliyle dahi epey sıkıntılı ve zor bir adımdır. Zira ortada bir Kürdistan devlet aygıtı ya da Kürt Dil Kurumu mevcut olmadığından dolayı, Kürt halkının Latin harflerine geçmesini sağlamak için atılan adımlar ciddi bir birikim ve çaba gerektiriyordu.

    Celadet Alî Bedîrxan bunun eldeki şartlarla ancak bir dergi vasıtasıyla gerçekleşebileceğini düşünüyordu ve bu çabayla dört bir yanı maddi ve manevi konuda seferber etmeye başladı. Bu dergi hem Latin harfleriyle yazılacak hem de dört farklı ülkede yaşayan Kürtlerin kültürel birliği için ateşlenen bir işaret fişeği olacaktı.

    Hawar yakarış, yardım nidası manasındadır. Bu nida Kürtlerin sahipsizliği ve acılarına yakılan bir feryat olarak algılanmıştır o dönemde.



    “Defter, kitap, gazete, dergi, kalem ve sakal… Şam’da Arap uygarlığının içinde ‘européen’ bir Kürt aydını” yola koyulmuştu bu dergiyi çıkarmak için. 1932 kışında Şam’da Kürt halkının önde gelenlerinden Ali Ağa Zılfo’nun evinde toplanan kalabalığa derginin öneminden bahsediyordu Celadet Alî Bedîrxan. O gün toplananlardan Celadet Alî Bedîrxan dışında Haco Ağa, Bozan Bey, Şahin Bey, Osman Sabri, Celadet Alî’nin İstanbul’daki dostlarından Memduh Selim Bey ve Hamza Bey ile Muksi buluşmada olanlar arsındadır. Celadet Alî Bedirxan bu buluşmada bir derginin gerekliliğinden söz eder ve medeniyete, başarıya ulaşmanın yolunun bundan geçtiğini bir halkın diliyle, yazısıyla bir araya ve kendine gelebileceğini anlatır.*

    İşte bu sürecin bir çıktısı olarak Hawar Dergisi Kürt halkının “imdadına” yetişir ve yayın hayatında 1932 yılında başlar. Öncesinde İstanbul’da yaşarken Serbesti gazetesinde çalışan Celedet’in bu ilk kişisel deneyimi, aynı zamanda Kürt kültür tarihinin de kimi ilksel özelliklerini taşıyordu.

    15 Mayıs 1932 tarihinde çıkan bu dergi Kürt halkının ilk Latin harfliyle yazılan dergisiydi. Bu tarih zamanla Kürt Dil Bayramı olarak kutlanacak bir sürecin ilk adımıydı. 15 Ağustos 1943’e kadar yayın hayatına devam eden dergi Kürt aydınlanma tarihindeki kıymetli yerini almıştı.

    Dergi toplamda 57 sayı çıkmıştır ve Fransızca ve Kürtçe ağırlıklıdır. Kürtçenin Kurmancî lehçesinde yazılan derginin Fransızca da yazılara yer vermesinin nedeni Kürt meselesini ve Kürtlerin yaşadıkları sorunları dünyanın dört bir yanına ulaştırmayı hedeflemesidir. Kimi sayılarda Zazaca ve Soranice lehçelerinde de ürünler veren dergi yer yer Arapça yazılara da alan açıyordu.

    Birçok Kürt yazar ve aydın Hawar Dergisi etrafında buluşmaya başlamıştı. Dergide: Celadet Bedirhan, Rewşan Bedirhan, Dr. Kamuran Ali Bedirhan, Osman Sabri, Kadrican, Cegerxwîn, Mustafa E. Boti, Kadri Cemal Paşa, Dr. Nurettin Zaza (Yusuf), Lawê Fendi, Ahmet Nami, Hasan Hişyar, Bişarê Segman, Nêravan, Reşit Kürt, Kurmanci yazanlar arasındadır. Ayrıca Goran, Tevfik Vehbi, Abdullah Esiri, Şakır Fettah, Hevindê Sorî, Lawêki kurd’ de Soranice Lehçesiyle yazılar yazdılar.



    Derginin bugün derli toplu halde bize ulaşmasını sağlayan kişi de Kürt edebiyatının bugün önde gelen isimlerinden Fırat Cewerî’dir. Kendisi 1998 yılında İsveç’in Stockholm kentinde Nûdem yayınlarından derginin tamamını bir araya getirerek okuyucuya ulaştırmıştır.

    Derginin amaçları arasında;

    Kürt alfabesini yaymak
    Kürtçenin lehçeleri üzerinden karşılaştırmalı araştırmalar yapmak
    Kürt dilinin kökenini incelemek
    Kürt sözlü kültüründeki hikâyeleri derlemek ve yayınlamak
    Kürt edebiyatında yayınlanmış tarihi ürünleri bir araya getirmek ve duyurmak
    Kürt yazarlarının bibliyografını oluşturmak
    Kürt kültürü, folkloru ve Kürt müziğinin makamları üzerine çalışmalar yapmak
    Kürt sanatı ve Kürdistan’daki sanat üzerine araştırmalar yapmak
    Kürt tarihi ve coğrafyası üzerine araştırmalar yapmak

    yer alıyordu**.

    Hawar dergisinden bugüne Kürtlerin anadilinde eğitim ve aydınlanma mücadelesi için kıymetli bir çaba kalıyor. Hawar, bugün hala Kürt aydınlanma tarihinde önemli yeri olan Cegerxwîn gibi şairlerin yazarların bir araya geldiği dergi olarak hafızalardaki yerini korumaktadır.

    *Mehmet Uzun, Kader Kuyusu, s. 248 İthaki Yayınları 2012 İstanbul

    * Felat Dilgeş, Celadet Alî Bedirxan ve Hawar Ekolü, s.53, İnatçı Bir Bahar, Ayrıntı Yayınları 2012 İstanbul.
  • “Türk dili, Türk milletinin yüreğidir, belleğidir.”

    Mustafa Kemal Atatürk
  • Bu günden sonra divanda, dergâhda, barigâhta, mecliste ve meydanda Türkçe'den başka dil kullanılmıyacaktır.
    ~Karamanoğlu Mehmet Bey
  • TÜRKÇE düşün,
    TÜRKÇE konuş,
    TÜRKÇE yaz.

    -Mustafa Kemal Atatürk