• 400 syf.
    ·Puan vermedi
    Yeni bitti ve kalbimde derin izler ve farkındalık (çabaları) bıraktı.. Bazı kitaplar sizi gerçekten değiştirir, ya da evvelinde bildiklerinizi hakikaten bilmenizi sağlar. Bunu sağlayanın da ne olduğunu düşünüyorum şimdi Prado sayesinde.. Bildiğimiz şeyleri farketmemizi, bilmediklerimizi de neden bilmediğimizden ziyade nasıl bilmediğimizi farketmemizi sağlayan nedir..
    Dil.. Kelimeler.. Kutsal dil.. Bunlar üzerine de çok derin konuşulabilir bu kitap sonrasında.. Anlamın döküldüğü kelimelerin önemini daha çok hissettiriyor ve bizi Biz yapanın aslında detaylardaki tercihlerimiz olduğunun bilincine vardırıyor.. Fakat Gregorios sayesinde, kitapta benim için en önemlisi, insanın kendisini tam anlamıyla kavrayabilmesi için, bambaşka olan öteki'ni anlamaya çalışması, bunun için de mümkün fakat hayli zor Fedakarlık'tan, Yolculuk'tan geçmesi..
  • -Muavin seslendi yol ayırımında inecek olanlar toparlansın diye .

    Babam toparlanın birşey unutmayın diyerek otobüsünün oturduğumuz koltukların üst bölmesinde eşyaların  koyulduğu yerden  eşyalarımızı çıkartıp  annemin ve benim elime tutuşturuyordu kalanlarıda kendisi kucağında topladı .

    Otobüsten indik bizden başka inecek yoktu annem babam ben .

    İner inmez bir traktör gördüm yanında sakallı bir adam üstünde eskimiş kıyafetler tozlu vede yamalı  ( Annemden biliyordum pamuk toplamaya gittiği dönemler de geldiğinde üstü hep toz çamur olurdu tarla işlerinin toz ve çamur barındırdığı belliydi TERİ de var tabi bu işin ) babam elindekileri traktör ün arkasında bir yerlere koydu o amca ile sarılmaya başladılar böyle kenetlenir gibi. O an içim kaynamaya başladı .
    Muavin bagajlarımızı  otobüsden  indirmiş  , bagajlar yol kenarında  annem e hoş geldin abla denildi eli öpüldü sonra bana gel bakalım amcam koca adam olmuşsun sen deyip şapur şupur öpülmeye maruz kaldım .

    Bağullar kucaklandı traktör e istif edildi 
    Traktör ün arkasına iki tekerleğin arasındaki boşluğa tahtadan oturmak için bir şey yapmışlar adını bilmiyorum .
    Bir tarafda bağullar bir tarafda annemin kucağında ben amcam direksiyonda babam yanında  yavaş yavaş yola koyulduk

    Gidiyoruz köyümüze doğru annem ve babamın doğup büyüdüğü yetiştiği ve ailemizin geldiği benim doğduğum topraklara .

    Köy yolunda bu sefer annem çevreyi tanıtmaya başladı .
    Bak oğlum bu tarlalarda buğday var arpa var patates var fig var lahana var ve şeker pancarı var .
    Bildiklerimi o an gözlerimde canlandırmaya başladım pancar ve fiğ neydi acaba hadi diğerlerini anladımda

    Bak inek bak dana bak söğütlü tarla bak eskiden burda taş değirmen vardı derken köye  giriş yaptık .

    Beş metre kadar mesafeli karşılıklı evler var durduğumuz yerde  evlerin önünde oyulmuş taşlar  evler çamurdan yapılmış (sonradan öğrendim kerpiç derlermiş ) herkes bir heyecanlı  abim gelmiş ablam gelmiş diye herkes bir birine sarılıyor hoş geldin cümleleri havalarda uçuyor  beni gören  en küçük mü bu diye sarılıyor öpüyor yada el öptürüyor .
    Hadi bakalım bi çay koyulsun çayın yanına birşeyler hazırlansın denildi

    Eşyalar evlerden birine koyuldu  girdik içeri. Yaşlı bir adam köşede oturmuş elinde uzunca bir tespih  kim geldi diye soruyor .

    O yaşlı adam dedem miş babamın babası
    Şaşırdım  anlatılırdı hep evimize akrabalar geldikçe  meğer dedemin gözlerinden rahatsızlığı varmış görmüyor muş .

    Babamın geldiğini öğrenen dedem hemen yerinden kalktı  bir yerlerden destek alarak sarılmak için babamı arıyor elleri ama herkesin bir anda gözleri sulandı. Ben şaşkın  sarıldı  koklaştılar . Annem aynı şekilde 
    Sıra bana gelmişti  nasıl olduysa bir anda dedemin kucağında buldum kendimi sıkı sıkı sarılmış oğlum oğlum diyor  sanki böyle gençliğinde babamı kucağına almış seviyor gibi hissediyordu ben öyle hissettim .

    Yer sofrası kuruldu   İki odayada  haşlanmış yumurta yağ bal kaymak yoğurt çökelek peynir evde ne varsa seferber edilmiş  sofraya
    Sofradaki ekmek çeşitlerini biliyordum. Çünkü annem hazır ekmek alıp masraf olmasın diye ekmeği kendisi yapardı o konuda bilgiliyim
    Tandır ekmegi , lavaş ekmeği , Somun ekmeği , birde  golot denilen  bir ekmek çeşidimiz var .

    Kahvaltı yapıldı derken hadi dediler yağmur lar başlamadan  sap saman işini halledelim
    Üst baş değişti  arar acele traktör ün arkasına römork bağlandı  gidilecek yerde kullanılacak olan alet edevat römork A koyuldu.
    Amcam  babam ben gidiyoruz

    Geniş bir arazide durduk  hazırlık yapılıyor
    Otlar felan var büyük yeşil bir makina  (patoz makinasıymış mesela buğday ı kesip biçtikden sonra o makinaya atıyorlar  çarpışma sonucu buğdayın başakdan ayrılması sağlanıyor eleklerden geçip buğday bir  tarafa geri kalan saman olarak adlandırılan kısım başka bir tarafa ayırmayı sağlayan tarım ekipmanı )
    Babam amcam başladılar patoz u çalıştırıp içine  daha önce biçtikleri buğdayları içerisine atmaya .
    Ben  kemlenmiş ( yani otlar ile yapılmış ip  biçilen ürünleri  balyalamak için kullanılan ip )
    İstiflenmiş ürünlerin üstünde oturmuş  babam ile amcamı izliyorum   
    Birisi daha geldi  teyzemin oğluymuş hızlıca sarıldılar babamla geldi beni öptü bir hışımla başladı oda çalışmaya   Gecenin ilerleyen saatlerine kadar olay bu şekilde  devam etti
    Ve ben yorgunlukdan uyuyup kalmışım yapacak birşey olmadığı için  .

    Gözümü açıldığında yer  yatağında yatıyordum eve gelinmiş sabah  olmuş   .
    İlçenin cuma günleri pazarı kurulurmuş herkes genel olarak CUMA namazından sonra pazar alışverişi yapıp  buluşma noktası ilçe kahvesinde olurmuş .

    Pazarda   İhtiyaç olan herşeyi bulmak mümkün
    Gıda tekstil  baklagil büyük baş küçük baş hayvan ilk defa duyduğum camuş da dahil olmak üzere .

    İlçede herkes çayı kıtlama içiyor çocuklar sadece oralet .


    Eve döndük alınanlar  poşetlerle eve götürüldü daha sonra tandır evine gidin herkes orda  denildi
    Babam tuttu elimden girdik içeri sohbetler başladı
    Yapılan sohbet sadece ekme ve biçme üzerine
    Önceki seneler de hangi tarlaya ne ekilmiş biçilmiş
    Derken sohbet babama döndü sen ne yaptın gurbette çoluk çocukdan uzak
    Kolay olmadı yabancı ülke yabancı dil hava sıcak çok şükür sağ Salim gittim geldim
    Artık gitmeyeceğim kesin dönüş yaptım cümlesini duyunca anladım ki BABAM artık bizimle ve bizim yanımızda  ertesi gün Trabzon'a  gidileceğini tarım ekipmanları alınacağının kararları alındı herkes yavaş yavaş yatalım moduna girdi

    Sabah bir kadının isyankar bağırışına uyandım
    Hoştt valannn seyirt kurtar beni feryatları habu guduk dan nedir çektiğim diye  hayıflanan bir teyze .
    Dışarı çıktığımda  gördüğüm sahne aynen şu şekilde köpek değil di o çünkü Kocaman   Bir Kangal ırkı .
    Köyde macera ve heyecan dolu sahneler başlamıştı bende monotonlukdan sıkılmıştım biraz macera olması güzel olur tabikide

    Bu kaza zede teyzem  bizim köpek küçükken sürekli taş terlik atarmış yazık köpekde bu kadına kin güdmüş o teyze ne zaman bizim evlerin bölgesinden geçse köpek sadece teyzeyi yere yatırıp çıkıp üzerinde hır hır hır diye beklermiş ısırmak yok hırpalamak yok sanki bana ettiklerini hatırlıyor musun diye sürekli aynı davranışı sergilermiş .

    Gözüme birşey ilişti mavi renkte kollu ve ağızlı. (Tulumba su kuyusundan kolu aşşağı yukarı hareket ettirdikçe su çıkartır )

    Annem büyük bir aleminyum leğen kucaklamış tulumbanın oraya geliyor elinde toz deterjan torbası  kolunun altında kıyafetler

    Annem çamaşır yıkayacağı alanı olusturdu
    Banada gel sende su çıkar da çamasır yıkayayım dedi 
    İşde  böyle  yapacaksın su çıkacak diye gösterdi 
    Annem sistemi gösterdide benim gücüm o kuyudan o suyu çıkarmaya yetmiyorki
    Bir iki denedim baktım olmuyor artık bütün vucudumun ağırlığını vermeye başladım  o kuyudan o suyu çıkarmayı başardım 🙈

    Köydeki çocuklar beni öyle görünce gülüşmeye başladı
    Kimisi teyzemin oğluymuş kimişi uzak akraba çocuğu kimide köyümüzün çocuğu

    Annem hadi gidin oynayın gezin burası bizim köyümüz arkadaş olun
    Dedenin tarlasına gidin vişne toplayıp yeyin dedi
    5-6 çocuk bir olduk gidiyoruz evlerden çok uzakda olmayan bir tarla buğday ekili etrafında kavak ağaçları ile çevrilmiş içinde 3-5 tane meyve ağacı var
    Ağaçlardan bir tanesi belli Kocaman bir vişne ağacı   Vişneler  yeşil erikden büyük kan kırmızı ve sulu sulu
    Önce ağaca çıkmadan boyumuzun yettiklerini kopartıp yemeye başladık ama nasıl güzel bir tadı var anlatamam size kokusu sulu sulu
    Baya yedik ceplerimize doldurduk artık olay oyun boyutuna girmeye başladı
    Kulaklarımıza küpe gibi takmaya bir birimize gülmeye başladık

    Oturduk ağaç dibinde bir birinize birşeyler soruyoruz  genelde köyde yeni olduğum için sorular bana doğru geliyordu
    Kimin oğlusun ?
    Adın ne ?
    Adını hiç duymadım !!
    Nereden geldin ?

    -ANTALYA 😊
    Orası neresi uzakmı ?
    -uzak
    Neyle geldiniz ?
    -Otobüsle
    Antalyamı güzel burasımı ?
    -ANTALYA
    NİYE NE VAR ANTALYADA ?

    -Deniz,orman,hayvanatbahçesi,okul,bakkal
    OFF GÜZELMİŞ !!!!!
    Derken aslında sadece ben onların sorularını olduğu gibi cevaplamıştım  niyetim hiç bir zaman ben bunları yaşıyorum  değildi olmadı olamaz olmamalıda zaten .

    Döndük evlerimize ben o Kocaman Kangal köpeğimizi çok sevmiştim
    Oda sanırım beni sürekli yanıma gelmek istiyordu
    Gittim yanına amcam bin üstüne taşır seni o dedi hatta benide taşır deyince cesaret aldım. Bindim
    Sanki oda gel beraber gezelim der gibi yürümeye başladı yavaş yavaş belliydi akıllı köpek şaşırtıcı ama baya gezdirdi beni sonra  bi kaç çocuk gördüm pahar dedikleri yerde inekler su içiyor çocuklarda  suda birşeyler yüzdürüyor
    Bir abi var kenarda elinde çakı yanında havuç gibi birşeyler var onları kesip soyuyor  gemi gibi yapıyor çocuklara veriyor  onlarda Kocaman mutlulukla suda yüzdürüyorlar
    O sanatkar abi ula uşak sen kimin oğlusun diye bana seslendi  söyledim babamı gel ula buraya sana birşey anlatayım dedi. Gittim gel otur dedi oturdum  bak dedi bunun adı pancar şeker pancarı şeker bundan yapılır  soydu bitane kesti ye bakayım dedi bende ısırdım tadı güzel di aslında sanki çay şekerini ekmeğin arasına doldurmuş severdim çünkü ekmeğin arasına şeker doldurup yemeyi 

    Sonra bak dedi iyi dinle  ,
    Sen doğduğun dönemde  birşey oldu  deden  sen doğduktan sonra  ananlara sormuş bu çocuğun adı nedir ne olacak
    Anan  Baran,Eren demiş deden de bir gürültü kopmuş ne baranı ne ereni asarım keserim diye ananı başladı köy meydanına doğru kovalamaya dedenin elinde balta ananın kucağında sen  kolu komşu etme emi etme amca derken zor ayırdık senin ismin Orda dedenin dediği gibi oldu orda ismin konuldu
    Ben bir yandan şeker pancarı yiyorum üstleri seyrek dişlerim ile bir yandan gözümde canlandırıyorum .
    Anladım ki abimden tecrübe ettiğim dayakları bir zamanlar dedem de evlatlarına sunmuş .
    Hatta fazlasını  belkide ilk geldiğimizde dedemin göz yaşları ondan dökülüyordu belkide beni kucakladığı zaman yapmış olduğu cahilliğini yaşıyordu kim bilir .

    Aslında biz köyümüze tatile değil amcamlar ve dayılara tarlayı hasat edip depolara doldurmak için gitmişiz  hasat yapıldıkdan sonrada satılınca paralarını ceplerine doldurmaya gitmişiz  bir de eksik kaldıkları yerleri tamamlamaya gitmişiz .
    Vel hasıl dönüş kararı alındı
    Ablamlar ve abim okula gittiği için onlar Antalyada kaldığı için. Hazırlıklar yapıldı vedalar edildi . Geri dönüş yoluna girdik biz

    4.Bölüm ü burda bitiriyorum .
    5.BÖLÜM  GERİ DÖNÜŞ YOLU
    O uzun yolda doğduğumuz topraklarda çekilen çileler.
  • NOT ALAN (hemen ilgilenir): Dil avcısı nedir?
    SOKAKTAKİ ADAM (tanımlamakta güçlük çeker): Şey... demek... Dil avcısı işte... Nasıl anlatmalı... Polise haber yetiştiren biri.
    ÇİÇEKÇİ KIZ (hâlâ heyecanlı): Epmek çarpsın, gençliğimin ayrını görmeyim bi şeycikler demedim. Ben...
  • Alzheimer hastalarını duymuşsunuzdur belki.Eskide yaşarlar.Bütün ölüleri tekrar tekrar ölür her gün.Bütün dirileri aslında ölüdür.
    Bir tane alzheimer hastam vardı benim de.Durur durur eskileri anlatırdı.Geçen gelinliğini anlattı bana.Tüldendi, ipektendi, duvağımı uzun istediydim kısa istediler kendim diktim gelinliğimi dedi.
    Ama felek bana gülmedi be kızım dedi.Felek felek ahhhh o felek dedi.Feleği sordum bende dilindeki bu felek lafı nedir dedim.
    Sen dua biliyon mu kızım dedi.Duada sen kime dil dökersen odur felek işte dedi.
    Kapımı kapatma dedi çıkarken.Açık kalsın...Gidenler gittiya olsun açık kalsın...
  • Lâ İlâhe İllallâhu Vahdehu Lâ Şerike Leh, Lehü’l-Mülkü
    ve Lehu’l-Hamdu ve Huve Alâ Kulli Şeyin Kadîr

    Subhânallâhi ve Bihamdihi Subhânallâhi’l-Azîm

    Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâh

    Allâhumme Salli Alâ Muhammed

    Estağfirullâhe Ve Etûbu İleyh

    Lâ ilâhe illallah.

    Sübhanallahi velhamdülillâhi velâ ilâhe illallâhü vallâhü ekber.

    Sübhanallah.

    Elhamdülillah.

    Allahu ekber.

    La ilahe illallahü halimül kerim la ilahe illallahül aliyyül azim

    (Kalbler, ancak Allahı zikretmekle itminana [sükûna, rahata] kavuşur) [Rad 28]

    Allâh (Celle Celâlühû)

    ''Sallallahu Aleyhi Ve Sellem''

    “Rabbini, kendi içinde (kalbinde), yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle, gece-gündüz zikret! Gâfillerden olma!” (el-A’râf, 205)

    “...Allâh’ı zikretmek; elbette en büyük (ibâdet)’tir...” (el-Ankebût, 45)

    “(O gerçek akıl sâhibi) mü’minler, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerinde yatarken dâimâ Allâh’ı zikrederler...” (Âl-i İmrân, 191)

    “Ey îmân edenler! Allâh’ı çokça zikredin!” (el-Ahzâb, 41)

    “Beni zikrediniz, anınız ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve küfre sapmayın.” (Bakara Sûresi / 152)

    “Allah’ı çok zikret ve gece gündüz onu tesbih et.” (Âl-i İmran Sûresi / 41)

    “Allah’ı nefsinde, içinde huşû ve korku ile an, gece gündüz açık gizli onu zikret, sakın gâfillerden olma.” (Â’râf Sûresi / 205)

    “…Kalpleri, Allâh’ı zikretmek husûsunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık dalâlettedirler.” (ez-Zümer, 22)

    “İman edenlerin kalbleri ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur. Kalbler ancak Cenâb-ı Hakkı anmakla mutmain olurlar.” (Ra’d Sûresi / 28)

    “Namaz kılınız, muhakkak ki namaz, insanları kötülüklerden ve inkara sapmaktan korur. Allah’ı anmak en büyük ibâdettir.” (Ankebût Sûresi / 45)

    “Allah’ın azabından korkarak, Rabbının rahmetini umarak gecenin (ilerleyen) saatlerinde secdeye kapananlar, ayakta durur hâlde tâat ve ibâdet eden kimseler, Allah’ın rahmet ve mağfiretine nâil olurlar.” (Zümer Sûresi / 9)

    "Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)

    "Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisa Suresi, 103)

    "Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız." (Enfal Suresi, 45)

    "Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır." (Ahzab Suresi, 21)

    "Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin." (Ahzab Suresi, 41.)

    "Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler." (Zümer Suresi, 22)

    "Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?" (Kamer Suresi, 32)

    "Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8.)

    "Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret." (İnsan Suresi, 25. ayet)

    “Ey îmân edenler! Sakın mallarınız ve evlâtlarınız, sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın! Kim böyle yaparsa, işte onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir.” (el-Münâfikûn, 9)

    “Öyle erler vardır ki, onları ne ticaret ne de alışveriş Allâh’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin (dehşetten) allak bullak olduğu bir günden (kıyâmetten) korkarlar.” (en-Nûr, 37)

    “(Rasûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl! Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek, şüphesiz en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (el-Ankebût, 45)

    Resûlüllah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

    Allah (Azze ve Celle) : "Ben kulumun her zaman yanındayım. Beni zik­rederken de onunla beraberim. O beni gönlünden zikrederse, ben de onu nefsimde zikrederim. Beni bir cemaat içinde zikrederse; ben onu o cema­attan daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. Bana bir karış yaklaşırsa, ben ona bir arşın yaklaşırım; bana bir arşın yaklaşırsa, ben ona bir kulaç yaklaşırım. O bana yürüyerek gelirse, ben ona koşarak gelirim, buyuruyor.” (Muslim 48/21)

    Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanların fakirleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek şöyle dediler:

    – Varlıklı Müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.

    Bunun üzerine Resûl–i Ekrem onlara:

    "Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu.

    "Evet, söyle yâ Resûlallah!" dediler.

    Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”

    Hadisi Ebû Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:

    “Her birinden otuz üçer defa olmak üzere sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz."[14]

    Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:

    Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e tekrar gelerek:

    "Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar." dediler.

    Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    "Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir." (Müslim, Mesâcid 142.)

    En Hayırlı En Değerli En Kazançlı Amel
    Ebü’d–Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına:

    “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu. Onlar da:

    "Evet, söyle." dediler. Resûl–i Ekrem de:

    “Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)

    Peygamberimizin Sahabiye Tavsiyesi
    Abdullah İbni Büsr radıyallahu anh şöyle dedi:

    Bir adam Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e hitâben:

    "Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle." dedi. O da:

    “Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)

    Kulun Allah'a En Yakın Olduğu Yer
    Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!” (Müslim, Salât 215. Ebû Dâvûd, Salât 148;)

    Rabbini Zikreden Ve Etmeyenin Farkı
    Ebû Mûsâ el–Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    “Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Buhârî, Daavât 66.)

    Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:

    “İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir." (Müslim, Müsâfirîn 211.)

    Zikreden Bir Kul Olmak İçin Okunacak Dualar
    “Ey Allahım! Bana seni zikretme, sana şükür ve güzelce ibadet etme konusunda yardımcı ol.” Hz. Peygamber (s.a.s) Muaz İbn Cebel’e her namazda veya her namazın sonunda bu duayı yapmasını tavsiye etmiştir. (A. İbn Hanbel, V, 247.)

    “Rabbim! Beni sana çokça şükreden, seni çokça zikreden, senin azabından çekinen, sana hakkıyla itaat eden, sadece senin için eğilen, daima sana yalvarıp yönelen bir kişi eyle! (İbn Mâce, Duâ, 2.)

    Namazda Allah'ı (c.c) Zikretmektir
    "Sizden biri uyku sebebiyle veya unutma yüzünden bir farz namazı kılmazsa, hatırladığı zaman onu hemen kılsın. Çünkü Allah Teâlâ; "Beni zikretmek için namaz kıl (Tâhâ, 20/14.)”, buyurmuştur.” (Müslim, Mesâcid, 316Tirmîzî, Salât, 16, Mâce, Salât, 10.)

    Melekler Zikir Meclislerinde Ne Yapıyorlar
    Peygamber (s.a.v)' naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar :

    Şüphesiz ki : Allah Tebareke ve Teâla'ntn bir takım seyyar fazla me­lekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçerisinde zikir olan bir meclis buldular mı onlarla beraber otururlar. Ve kanatlarıyla birbirlerini kuşatırlar. Ta ki kendileriyle alt semanın arası dolar. Cemaat dağıldıkları vakit yükselir ve gökyüzüne çıkarlar.

    Allah (Azze ve Ce'le) onları bildiği halde kendilerine : "Nereden geldiniz?" diye sorar.

    Onlar da : Senin yer­yüzündeki bazı kullarının yanından (geldik), onlar sana teşbih ediyor, tek­bîr, tehlilde bulunuyor, sana hamdediyor ve senden istiyorlar, cevabını ve­rirler.

    Teâla Hazretleri : Benden ne istiyorlar? diye sorar : "Senden cenne­tini istiyorlar, derler. Onlar benim cennetimi gördü mü? der. Hayır yâ Rab-bî! cevabını verirler. Acaba cennetimi görmüş olsalar ne yaparlar? der.

    Melekler : Senden eman dilerler, derler. Benden neden eman dilerler? Diye sorar. Senin cehenneminden yâ Rabbi! diye cevap verirler. Onlar benim cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır! cevabını verirler. Acaba cehennerıimi görmüş olsalar ne yaparlar? der. Senden mağfiret dilerler, derler. O da : Ben onları mağfiret ettim, ne diledilerse kendilerine verdim. Ve on­ları eman diledikleri şeyden kurtardım, buyurur.

    Bunun üzerine melekler : Ya Rabbİ! İçlerinde filân var, günahı çok bir kul. O ancak oradan geçer­ken onlarla beraber oturdu, derler.

    Teâla Hazretleri : Onu da affettim. On­lar öyle bîr cemaat ki, onlarla düşüp kalkan şakı'olmaz, buyurur.»(Müslim 2689/25)

    Peygamberimiz (s.a.v) Hutbede Sesleniyor!
    “Ey insanlar!

    Ölmeden önce tevbe edin; fırsat elde iken sâlih ameller işlemeye bakın! Gizli-açık bolca sadaka vermek ve Allâh’ı çok çok zikretmekle Rabbinizle aranızı düzeltin! Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz." (İbn-i Hişâm, I, 118-119, Beyhakî,Delâil, II, 524)

    Tüm Mahlûkat Allah'ı (c.c) Zikrediyor
    “Hayvanlarınıza, onları yormadan güzelce binin ve (kullanmadığınız zaman da) güzel bir şekilde istirahat ettirin. Onları yollardaki ve sokaklardaki konuşmalarınız için kürsü edinmeyin (sırtlarında durarak sohbet etmeyin). Nice binilen hayvan vardır ki, sırtına binenden daha hayırlıdır ve Allah Tebâreke ve Teâlâ’yı ondan daha çok zikretmektedir.” buyurdu. (Ahmed, III,439)

    Kalplerin Cilâsı Nedir?
    Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz:

    “–Kalpler, demirin paslandığı gibi paslanır.” buyurmuştu.

    Sahâbe-i kirâm:

    “–Onun cilâsı nedir ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular.

    Allah Rasûlü (s.a.v):

    “–Allâh’ın kitâbını çokça tilâvet etmek ve Allâh’ı çok çok zikretmektir.” cevâbını verdi. (Ali el-Müttakî, II, 241)

    Cennet Ehli Dünyada Neye Hasret Duyar?
    Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, vefât etmiş olan sâlih mü’minlerin duyduğu hasret ve pişmanlığı şöyle ifâde buyururlar:

    “Cennet ehli, başka hiçbir şeye değil, sâdece, dünyâda Allâh’ı zikretmeksizin geçirmiş oldukları anlara hasret ve nedâmet duyarlar!” (Heysemî, X, 73- 74)

    Allah (c.c) İçin Biraraya Gelenlerin Mükafatı
    “Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını kuşatır. Allâh’ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve Allâh Tealâ onları yanında bulunanlar arasında zikreder.” (Müslim, Zikir,39)

    Allah'ı (c.c) Sevmenin Alameti

    Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurur:

    “Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh’ı zikretmeyi sevmektir.” (Süyûtî, II, 52)

    Dünyada Kıymetli Olan Üç Şey
    Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    “Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)

    Her İbadetten Daha Üstündür
    "Allâh’ı zikir, zikirsiz olan her ibadetten üstündür.” (İhyâ, I, 847)

    Sırf dil ile zikretmek kolaydır. Lâkin Rabbimiz’in biz kullarından asıl murâdı; zikrin feyziyle dolarak dâimâ Allah ile beraberliğin şuur ve idrâki içinde bulunan, rakik, hassas ve ârif bir kalptir.

    1- Allah: Her ismin vasfını ihtiva eden öz adı. Kendinden başka ilah bulunmayan tek Allah.

    2- Er-Rahmân: Dünyada bütün mahlûkata merhamet eden, şefkat gösteren, ihsan eden.

    3- Er-Rahîm: Ahirette, sadece müminlere acıyan, merhamet eden.

    4- El-Melik: Mülkün, kâinatın sahibi, mülk ve saltanatı devamlı olan.

    5- El-Kuddûs: Her noksanlıktan uzak ve her türlü takdîse lâyık olan.

    6- Es-Selâm: Her türlü tehlikelerden selamete çıkaran. Cennetteki bahtiyar kullarına selâm eden.

    7- El-Mü’min: Güven veren, emin kılan, koruyan, iman nurunu veren.

    8- El-Müheymin: Her şeyi görüp gözeten, her varlığın yaptıklarından haberdar olan.

    9- El-Azîz: İzzet sahibi, her şeye galip olan, karşı gelinemeyen.

    10- El-Cebbâr: Azamet ve kudret sahibi. Dilediğini yapan ve yaptıran. Hükmüne karşı gelinemeyen.

    11- El-Mütekebbir: Büyüklükte eşi, benzeri yok.

    12- El-Hâlık: Yaratan, yoktan var eden. Varlıkların geçireceği halleri takdir eden.

    13- El-Bâri: Her şeyi kusursuz ve mütenasip yaratan.

    14- El-Musavvir: Varlıklara şekil veren ve onları birbirinden farklı özellikte yaratan.

    15- El-Gaffâr: Günahları örten ve çok mağfiret eden. Dilediğini günah işlemekten koruyan.

    16- El-Kahhâr: Her istediğini yapacak güçte olan, galip ve hâkim.

    17- El-Vehhâb: Karşılıksız nimetler veren, çok fazla ihsan eden.

    18- Er-Razzâk: Her varlığın rızkını veren ve ihtiyacını karşılayan.

    19- El-Fettâh: Her türlü sıkıntıları gideren.

    20- El-Alîm: Gizli açık, geçmiş, gelecek, her şeyi, ezeli ve ebedi ilmi ile en mükemmel bilen.

    21- El-Kâbıd: Dilediğinin rızkını daraltan, ruhları alan.

    22- El-Bâsıt: Dilediğinin rızkını genişleten, ruhları veren.

    23- El-Hâfıd: Kâfir ve facirleri alçaltan.

    24- Er-Râfi: Şeref verip yükselten.

    25- El-Mu’ız: Dilediğini aziz eden.

    26- El-Müzil: Dilediğini zillete düşüren, hor ve hakir eden.

    27- Es-Semi: Her şeyi en iyi işiten, duaları kabul eden.

    28- El-Basîr: Gizli açık, her şeyi en iyi gören.

    29- El-Hakem: Mutlak hakim, hakkı bâtıldan ayıran. Hikmet sahibi.

    30- El-Adl: Mutlak adil, yerli yerinde yapan.

    31- El-Latîf: Her şeye vakıf, lütuf ve ihsan sahibi olan.

    32- El-Habîr: Her şeyden haberdar. Her şeyin gizli taraflarından haberi olan.

    33- El-Halîm: Cezada, acele etmeyen, yumuşak davranan, hilm sahibi.

    34- El-Azîm: Büyüklükte benzeri yok. Pek yüce.

    35- El-Gafûr: Affı, mağfireti bol.

    36- Eş-Şekûr: Az amele, çok sevap veren.

    37- El-Aliyy: Yüceler yücesi, çok yüce.

    38- El-Kebîr: Büyüklükte benzeri yok, pek büyük.

    39- El-Hafîz: Her şeyi koruyucu olan.

    40- El-Mukît: Rızıkları yaratan.

    41- El-Hasîb: Kulların hesabını en iyi gören.

    42- El-Celîl: Celal ve azamet sahibi olan.

    43- El-Kerîm: Keremi, lütuf ve ihsânı bol, karşılıksız veren, çok ikram eden.

    44- Er-Rakîb: Her varlığı, her işi her an gözeten. Bütün işleri murakabesi altında bulunduran.

    45- El-Mucîb: Duaları, istekleri kabul eden.

    46- El-Vâsi: Rahmet ve kudret sahibi, ilmi ile her şeyi ihata eden.

    47- El-Hakîm: Her işi hikmetli, her şeyi hikmetle yaratan.

    48- El-Vedûd: İyiliği seven, iyilik edene ihsan eden. Sevgiye layık olan.

    49- El-Mecîd: Nimeti, ihsanı sonsuz, şerefi çok üstün, her türlü övgüye layık bulunan.

    50- El-Bâis: Mahşerde ölüleri dirilten, Peygamber gönderen.

    51- Eş-Şehîd: Zamansız, mekansız hiçbir yerde olmayarak her zaman her yerde hazır ve nazır olan.

    52- El-Hak: Varlığı hiç değişmeden duran. Var olan, hakkı ortaya çıkaran.

    53- El-Vekîl: Kulların işlerini bitiren. Kendisine tevekkül edenlerin işlerini en iyi neticeye ulaştıran.

    54- El-Kaviyy: Kudreti en üstün ve hiç azalmaz.

    55- El-Metîn: Kuvvet ve kudret menbaı, pek güçlü.

    56- El-Veliyy: Müslümanların dostu, onları sevip yardım eden.

    57- El-Hamîd: Her türlü hamd ve senaya layık olan.

    58- El-Muhsî: Yarattığı ve yaratacağı bütün varlıkların sayısını bilen.

    59- El-Mübdi: Maddesiz, örneksiz yaratan.

    60- El-Muîd: Yarattıklarını yok edip, sonra tekrar diriltecek olan.

    61- El-Muhyî: İhya eden, yarattıklarına can veren.

    62- El-Mümît: Her canlıya ölümü tattıran.

    63- El-Hayy: Ezeli ve ebedi bir hayat ile diri olan.

    64- El-Kayyûm: Mahlukları varlıkta durduran, zatı ile kaim olan.

    65- El-Vâcid: Kendisinden hiçbir şey gizli kalmayan, hiçbir şeye muhtaç olmayan.

    66- El-Mâcid: Kadri ve şânı büyük, keremi, ihsanı bol olan.

    67- El-Vâhid: Zat, sıfat ve fiillerinde benzeri ve ortağı olmayan, tek olan.

    68- Es-Samed: Hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, herkesin muhtaç olduğu merci.

    69- El-Kâdir: Dilediğini dilediği gibi yaratmaya muktedir olan.

    70- El-Muktedir: Dilediği gibi tasarruf eden, her şeyi kolayca yaratan kudret sahibi.

    71- El-Mukaddim: Dilediğini yükselten, öne geçiren, öne alan.

    72- El-Muahhir: Dilediğini alçaltan, sona, geriye bırakan.

    73- El-Evvel: Ezeli olan, varlığının başlangıcı olmayan.

    74- El-Âhir: Ebedi olan, varlığının sonu olmayan.

    75- Ez-Zâhir: Yarattıkları ile varlığı açık, aşikâr olan, kesin delillerle bilinen.

    76- El-Bâtın: Aklın tasavvurundan gizli olan.

    77- El-Vâlî: Bütün kâinatı idare eden, onların işlerini yoluna koyan.

    78- El-Müteâlî: Son derece yüce olan.

    79- El-Berr: İyilik ve ihsanı bol olan.

    80- Et-Tevvâb: Tevbeleri kabul edip, günahları bağışlayan.

    81- El-Müntekım: Asilerin, zalimlerin cezasını veren.

    82- El-Afüvv: Affı çok olan, günahları mağfiret eden.

    83- Er-Raûf: Çok merhametli, pek şefkatli.

    84- Mâlik-ül Mülk: Mülkün, her varlığın sahibi.

    85- Zül-Celâli vel İkrâm: Celal, azamet, şeref, kemal ve ikram sahibi.

    86- El-Muksit: Mazlumların hakkını alan, adaletle hükmeden, her işi birbirine uygun yapan.

    87- El-Câmi: İki zıttı bir arada bulunduran. Kıyamette her mahlûkatı bir araya toplayan.

    88- El-Ganiyy: İhtiyaçsız, muhtaç olmayan, her şey Ona muhtaç olan.

    89- El-Mugnî: Müstağni kılan. İhtiyaç gideren, zengin eden.

    90- El-Mâni: Dilemediği şeye mani olan, engelleyen.

    91- Ed-Dârr: Elem, zarar verenleri yaratan.

    92- En-Nâfi: Fayda veren şeyleri yaratan.

    93- En-Nûr: Âlemleri nurlandıran, dilediğine nur veren.

    94- El-Hâdî: Hidayet veren.

    95- El-Bedî: Misalsiz, örneksiz harikalar yaratan. (Eşi ve benzeri olmayan).

    96- El-Bâkî: Varlığının sonu olmayan, ebedi olan.

    97- El-Vâris: Her şeyin asıl sahibi olan.

    98- Er-Reşîd: İrşada muhtaç olmayan, doğru yolu gösteren.

    99- Es-Sabûr: Ceza vermede, acele etmeyen.
  • 304 syf.
    ·Puan vermedi
    Büyük Fikirler El Kitabı #starkyorumluyor
    Tarihte birçok bilim adamı tarafından çok büyük icatlar bulunmuş, din adamları dine çok farklı bakış açıları getirmiş, filozoflar var olan her şeyi sorgulamış, sanatçılar estetik yönden tarihe dokunmuş, değerli yapıtlar yapılmış, tıpta, teknolojide, matematikte inanılmaz ilerlemeler kaydedilmiş, siyasi kararlarda değişimler, savaşlar barışlar yaşanmış, kıtlık, kapitalizm, küreselleşme gibi sorunlarla karşılaşılmış. Tüm bunlar tarihe yön vermiş. Günümüze kadar olan insanlığın her yönden gelişimini bu kitapta bulabiliyoruz. Kitap, benzerlerinden yazarın gayet akıcı ve bilgilendirici diliyle ayrılıyor. Çünkü yazar, o kadar akıcı ve sizi o kadar etkileyen bir dil kullanmış ki kitabı elinizden bırakmak istemiyorsunuz. Bir konuya değinirken o konunun açıklamasını hangi sayfada yer verdiğini de söylüyor. Asla size “Bu terim nedir?” sorusunu sordurmuyor veya sizi kitabı bir kenara bırakıp sözlüğe koşturmuyor. Kitapta neye yer verdiyse onu ya önceki ya sonraki bölümlerde mutlaka yer vermiş. Özellikle önemli bulduklarını kutulara alarak belirtmiş ve konunun akışını bozmamış. Ben kitabı dediğim gibi çok akıcı ve bilgilendirici buldum. Her gece bir bölüm okuyarak günümü değerli bilgilerle kapattım. Bence insanlığın tarihini anlamak için çok yararlı bir kitap. Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim. Çeviri muhteşemdi! Herkesin bu kitabı okumasını tavsiye ediyorum. Keyifli okumalar dilerim.
  • “... görülüyor ki anlam sözcüklerde değildir, çünkü tam tersine, bu sözcüklerin her birinin ün­lemini anlamamıza yardım eden şey anlamın ken­disidir; ve dil aracılığıyla gerçekleşmesine kar­şın, yazınsal nesne, hiçbir zaman dilin içinde ve­rilmemiştir; tam tersine, yapısı gereği, sessizlik­tir, sözün yadsınmasıdır. ”
    Jean-Paul Sartre
    Sayfa 52 - Can Yayınları