Geri Bildirim
  • Rus romanlarındaki karakterleri birbirine karıştırmamak için, karakterlerin ismini not almaya gerek duymayan herhangi bir ademoğlu varsa, onun dimağına Fransız öpücüğü vermek gibi sapıkça fantezim olduğunu itiraf ederekten itici bir girizgahla vira Bismillah diyelim.

    İsimleri ayrı karın ağrısı kısaltmaları ayrı…

    Biz; İbrahim’e İbo deriz, İsmail’e İso deriz ya da adını anmak yerine “ naber la bebe”, “muhtar”, “müdür” diyerekten gariplikler yaparız. Ama asla ve kata Dimitri ismini “Mitya” diye kısaltıp insanları, kitap içinde “buralarda canı yanan bir çocuk vardı gördünüz mü komşular” der gibi hangi karakter hangisiydi diye satır satır aratmayız.

    Post modern Rus zulmü diye işte buna derler a dostlar.

    Aslında bu klasiklerle genel olarak başım belada! ( Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan ahmakça, ayrıca )

    Tam hava atacağım, sorulan klasiği, “ tabi ki okudum pirim” diye, ŞAK! Önüme koyuyorlar benim okuduğum kitabın en az üç katı kalınlığında bir tuğlayı.

    Yaşadığım şaşkınlğı şu şekilde tahayyül edebilirsiniz. Hani azıcık ıspanak yemeği ile azıcık yoğurdu bir tabak içinde karıştırdığında ortaya çıkması gereken “voltran”ın birkaç katı daha büyük hacimde bir karışım elde ederiz ya, işte öyle bir şey.

    O tuğla kadar ( 1008 sayfa bu arada) kitaptan 300 küsür sayfalık özeti çıkaran ve kitabın orijinali diye yutturan, yok etme konusunda Houdini’yi kıskandıracak yeteneğe sahip editöre kızmam, helal olsun derim. Et ile bütünleşmiş bir kot pantolonun cebinden, sahibinin ruhu duymadan cep telefonunu çalan bir “cepçi”nin yeteneğine duyduğum saygı ile aynı duygu ama, anlayana…

    1984 romanındaki yıllar sonra ortaya çıkan basım hatası gibi bir şeyden bahsetmiyorum burada..
    Zaten telif hakkı vermiyorsun, rahmetliler öleli 70 yıldan fazla oldu diye, bari biraz insafın olsun da kitabın başına bir uyarı yazısı yaz şu şekilde: YAKLAŞIK 700 SAYFA EL DEĞMEDEN İTİNA İLE KATLEDİLMİŞTİR.

    Kitabımızın konusuna gelebilirsek; öz oğullarına karşı; Şemsi İnkaya’yı bile, eline su dökemeyecek hale sokacak, üvey babalık yapan yapan Fyodor ve oğullarının aşırı bunaltıcı ( sıkıcı demedim ) hikayesi.

    Karakterlerin “gri”liği okuyucuyu kitaba bağlıyor. Her biri, bir şekilde, bir kötülüğün başrolü veya sponsoru. Ama hepsinin “yaptım ama niye yaptım” mazereti cebinde hazır. Uyarıyorum, çok ikna ediciler…

    Dengesiz tanımsız olarak tarif edebileceğimiz bir çok duyguyu biz kifayetsizliğimizden tanımlayamaz haldeyken;yazar, öyle cümlelerle anlatıyor ki hayranlıktan ve kelime dağarcığımızın kapasitesinden sadece “AYNEN” diyebiliyoruz.

    En küçük oğlun kilisedeki görevi nedeniyle, din hakkında sayfalarca süren farklı bakış açıları ile karşılaşıyoruz. Dine karşı; başın sıkıştığında veya bir şeyi çok fazla arzuladığında kapısını çaldığın, kendisinden mucizeler beklenen sadece bir “sihir” aracı muamelesinin, beynelmilel olduğunu görüp çirkin bir rahatlama yaşıyorsun.

    Ayrıca Türklere pek sempati beslemediğini burada da tekrarlasa bile kendi toplumuna karşı da epey giydirdiğini belirteyim.

    Kitapta cahil olarak gösterilen bazı karakterlerin, eski ve yeni Ahit’ten, antik yunan destanlarından, bir çok romandan, Fransızca ve Latince sözlerle atıflar yapması çok eğreti duruyor. ( Aha! Dosto’ya çaktım! Gerçi zamanında Tolstoy’a da laf atmaya cesaret etmiş bir bünyeden bahsediyoruz. TEŞHİS: ŞUURSUZLUKTA NİRVANASIZLIK SENDROMU )

    Biraderlerden biri olan Dimitri’nin bir subayla tartışması ve subayın kendi oğlunun onlarla beraber olduğu bir ortamda yaşadığı büyük öfke patlaması, gururu, kederi özellikle de para teklifine verdiği karşılık, bakalım kimlerin aklına Kış Uykusu filmindeki Nejat İşler’in o etkileyici sahnesini hatırlatacak. ( NBC ve Demirkubuz gibi yönetmenlerin güzel ülkemde kimi zaman subliminal kimi zaman da sok gözüne gözüne şeklinde Dostoyevski sevgisi aşılaması, Dosto kitaplarına olan ilgiyi arttırdığını düşündüğümü de şöyle bir köşeye bırakıyım.)

    Kitabın başından itibaren, yer yer kafasını uzatıp “ben de buradayım” diyen hanım hanımcık kızımız Liza’nın yavaş yavaş psikopata bağlamasına tanıklık edeceğiz. Hele 756. sayfadan sonraki birkaç sayfada bulunan Liza’nın diyaloglarını dinledikten sonra; Leon filmindeki Gary Oldman’nın canlandırdığı komiser karakterinin bile kızımızın yanında “benim applammm var ya benim applaammm, öyle bir saykodur ki…” diye başlayan hikayeleri ballandıra ballandıra anlatan bir yancıdan başka bir şey olamayacağını göreceksiniz.

    Katil ortaya çıktığında “ Şerefsizim benim aklıma gelmişti, gerçek!!! “ nidaları arasında “ Deli Emin” e bir selam gönderip, dava sürecindeki karakter çözümlemelerine “gavur yapmış abi” diye edebi bir yorum yapıp saygısızlık yapmaktan korkup geri kalan sayfaları saygı duruşunda okuyacaksınız.

    Sözün özü; kitap boyu en çok hissedilen duygu sevgisizlik ve onun doğurduğu yalnızlık. Kitap boyu kroşelerini hiçbir karakterden esirgemiyorlar.

    Ağızda pipo ile Godot’yu bekler gibi değil; Otogargara oyununda, hiç gelmeyecek olan Elazığ otobüsünü, kıytırık bir bank üzerinde çaresizce, bekler gibi bekliyorlar bir tutam sevgiyi…

    https://www.youtube.com/watch?v=JjI9lTdUU4Q
  • Bu kitap bir insan ürünü değildir, öncelikle bunu belirtmek istiyorum...
    Ivan, Dimitri, Alyoşa, büyülü üvey kardeş Smerdyakov ve entelektüel, mizahtan anlayan efsane Babaları...
    Bunları açıklayacak hâdde olmadığımı bilmenizi istiyorum.
    Bu kitabı bu yıl okudum ve en az 3 defa daha okumayı düşünüyorum...
    Okuyun...
  • Kitabı okuduktan sonra heyecanla esere ilişkin kaleme alınmış olan incelemelere bir göz gezdirdim. Dostoyevski’nin olay kurgusundaki başarısı, psikolojik tahlillerin derinliği, adalet ve din olgularını harmanlamaktaki ustalığı vb. övgü dolu cümleler kullanılmış Dostoyevski ve onun bu eseri için. Tabiki hepsi de doğru, aksini iddaa edemezsiniz zaten kitabı okuduktan sonra. Romanda işlenen konular da aynı şekilde; aile birliğini manevi anlamda kuramayan Karamazov’ların çıkar çatışmaları, din olgusunun Rusya halkı içerisinde farklı kesimlerce algılanış açısından farklıları, cinayete ilişkin olguların kasaba eşrafı ve halk tarafından değerlendirilmesi... Hepsi doğrudur. Ancak eğer bu incelemeyi okuyan arkadaş kitabı okumak için bir neden arayışı içersinde ise buna benzer incelemelerden 1025 sayfalık bu eseri okumak için tatmin edici bir neden bence bulamayacaktır.Tabiki okunması için bu nedeni kitabı inceleyen olarak ben vermeliyim; bu kitap Dostoyevski'nin tüm birimlerini aktarmış olduğu son başyapıtıdır (belki sadece bu kitap Dostoyevski'nin demek bile yeterdi).

    Tek bir cümle ile özetlenebilecek anafikir yazılmamalı Karamazov Kardeşler için. O nedenle eserin beni etkileyen yönlerinden bahsedeceğim;

    İlk farkettiğim şu oldu, tüm karakterler romanda farklı türden manevi acılar çekiyor. İnsanların çekebileceği ne kadar farklı manevi acı varmış, yazar her birini karakterler üzerine yüklemiş ve tatbik etmiş, sonrasında ise sonuçlarını gözlemlemiş sanki. Halbuki biz faniler sadece yaşadığımız acıları ve kısmen türevlerini tanıyoruz ve anlayabiliyoruz. Karamazov’un her birini yüreğinde hissedebilmesi ve okuyucuya karakterler üzerinden bu acıları eksiksiz aktarması eseri başyapıt ve klasik yapmış.

    Fyodor Karamazov her an ölüm korkusu içerisinde yaşama acısını, İvan Karamazov abisinin nişanlısına aşık olması ile babasının cinayetinin azmettiricisi olarak ihanet açısını, Alyosha Karamazov inancının kendisine ihanetinin acısını, Gruşenka iki aşığına çektirdiği zulmün ve pişmanlıkların acısını, Katerina İvanovna kendi hırslarının sonucu yaptıklarının acısını, Yüzbaşı Snigirev oğlu İlyusecka’yı toprağa vermesinin acısını, Uşak Smerdyakov doğuştan talihsizliğin acısını, Peder Zoşima ise tüm insanlığın suçları ile birlikte acılarını üstüne alarak yaşarlar. Ne yazık ki yan karakterler dahil tek bir mutlu karakter yok eser içerisinde. Peki tüm insanlık acılarını üstlenen Peder Zoşima’nın klisede ileride yaşayacağı acıların kutsallığı nedeniyle karşısında diz çöktüğünü Dimitri’nin acıları nelerdir? Dimitri Karamazov ömür boyu işlemediği bir suçun bedelini ödeyecektir ve sevdiği kadın Gruşenka’ya dolaylı olarak dolaylı olarak ödetecektir. Hırsız bile olmamasına rağmen artık babasını para için öldürdüğüne hükmedilmiştir. Babasına duyduğu nefret meselesi parasızlıktan değil saadetinin iğrenç bir hayasızlıkla, tamamen kendine ait vasıta ile babası tarafından yıkılmaya çalışılmasındadır.

    Evet Uşak Smerdyakov katil, hepimiz biliyoruz artık. Ancak bir babanın ölümünü arzulayan diğer Karamazov kardeşler ve babanın yanı merhumun ta kendisi az da olsa suçlu değil midir? En güzel mahkemede savcı özetliyor; “Onlarda Hamletler, bizdeyse Karamazovlar var.”

    Kitabın mahkeme sahnesine kadar sıradanlığı konusunda yakındığım oldu. Ancak savcının ve savunma avukatının insan psikolojisi ile delilleri (?) değerlendirmesi ile tüm izlenimlerim değişti. Savunma avukatı Fetükoviç’in ve savcı Krilloviç’in mesleki rekabetinin, Dimitri’nin suçluluğa ve suçsuzluğuna ilişkin delillerin psikolojik analizler ile değerlendirilmesindeki tezatlıkların, aynı şekilde delillerin bütün olarak ve ayrı ayrı değerlendirilmesiyle elde edilebilir sonuçların ve tahlilerin yer aldığı son bölüm çok etkileyici.

    Okuyunuz ve okutunuz…
  • Malesef bitti.. Özleyeceğim sizi Karamazov kardeşler..
    Bir Dostoyevski kitabının, özellikle de böyle büyük bir başyapıtın incelemesini yapmak, tahlil etmek beni çok çok aşan bir durum.. Dilim döndüğünce kalemim yettiğince sadece üstünkörü bahsedeceğim bu harika kitaptan..

    Kitap; ahlaken çökmüş, toplumun en küçük yapıtaşı olan, aile olamamış bir aile üzerinden eleştiriyor tüm toplumu. Bir cinayet davasıyla eleştiriyor tüm adalet sistemini. Bir manastırda geçen konuşmalarla eleştiriyor tüm bağnazlıkları. Bize dönüp en temiz, en masum olanlarımızın bile içindeki kötülüğü çıkarıp: "Kendi içiniz, kendi ahlakınız, kendi değerlerinize bağlılığınız bu denli kokuşmuşken sadece gördüklerinizle bir insanı suçlamaya, aşağılamaya utanmıyor musunuz?" diyor adeta.

    Sözüm ona bu aile, sorumsuz bir babanın ilk eşinden olan Dimitri Karamazov, ilk eşin ölümünün ardından gelen ikinci eşten olan İvan ve Aleksey Karamazov isimli üç kardeşten oluşuyor ve baba ile bu üç kardeşin etrafında dönen olaylar anlatılıyor. Karakterlere kısaca bakacak olursak:

    Baba: Bedbaht, bütün manevi sınırları aşmış, sonunda da en kötü şekilde göçüp gitmiş, sözüm ona "aile babası".

    Dimitri: Yazarın ifadesiyle Rusyayi oldugu gibi temsil ediyor. Kültürlü ahlakli görünüp içki alemlerinde parasını ve karakterini çarçur eden, iyiliği seven, ama sadece etrafı iyiyken iyi olan kötüleşince sahip olduğu erdem kırıntılarını harcayabilen büyük oğul.

    İvan: Mükemmel tahsil görmüş, oldukça kuvvetli zekâ sahibi bir genç; ancak daha genç yaşında hiçbir şeye inanmıyor, hayatta birçok değer hükmünden sıyrılmış, sadece mantıkla hareket eden ortanca oğul.

    Aleksey(Alyoşa): Dindar ve alçakgönüllü, herkesin sevgisini ve saygısını kazanmış dindar, merhametli ve güvenilir küçük oğul.

    Romandaki yan karakterlere de bakarsak Dostoyevski'nin karakter seçiminde kişilik konusunda kartelayı çok geniş tuttuğunu görürüz. Bir diğer nokta betimlemelerdeki ustalığı..

    Okuduklarım sanki bir kurmaca değildi. Dosto almış defterini kalemini çıkmış kasabanın sokaklarına. Hiç acele etmeden gördüğü her şeyi aktarmış bize. Hatta bunu yaparken kitabın bir yerinde "Kanımca her şeyi baştan sona hatırlayıp gereken şekilde açıklayacak olursak bir kitaba, hem kocaman bir kitaba ihtiyaç olacaktır. Bu nedenle sadece beni özellikle etkileyen, aklımda ayrı yer tutanları anlatacağım için okuyuculardan özür dilerim" diye af dileyerek tüm olayların gerçekten yaşandığına inandırıyor okuru.

    "Gerçekte, en ince romancının bile dikkatinden kaçabilecek binlerce ayrıntı olabilir." der Dostoyevski.. Ama sanırım bu kendisi için geçerli değil.. Olan tüm olayları, geçtiği mekanları, kişinin ruh halini, sahip olduğu inancının karakterler üzerindeki etkisine varana kadar öylesine betimliyor ki karakterin jest ve mimiklerine varasıya tahayyül ettiriyor.

    Bir de adalet sistemi ve dini konular üzerindeki yetkinliği, bilgi birikimi beni çok etkiledi. Bir din adamı bilgisiyle inançlar hakkında uzun bahislerde bulunurken adalet konusunda da benim diyen hukukçulara taş çıkarır sanırım. Hele kitabın son bölümünde mahkemenin yaşandığı sahnelerde gerçek hayatta bir avukat ancak böyle güzel savunma yapabilir ve bir savcı ancak bu kadar üzerine gidebilir sanığın.

    Kısacası çok beğendiğim bir kitap oldu ve kitaplığımın baş köşesinde sarsılmaz bir yere sahip oldu. Okumaya niyetlenenlerin kitabın hacminden korkmadan başlamalarını tavsiye ediyorum. Birkaç sayfa okuduktan sonra bırakamayıp kendilerini kaptırıp sonuna geliverdiklerini görecekler zaten. Keyifli okumalar..
  • Tanrının varlığı, babalık ve baba katilliğinin işlendiği kitapta Dostoyevski'nin felsefesi olan sevgi, dostluk ve bağlılığın önemi çıkıyor ortaya.. Fyodor Pavloviç Karamazov sorumsuz ve şehvet düşkünü bir babadır. Yaptığı ilk evlilikten, tıpkı babası gibi şehvet düşkünü Dimitri Pavloviç, ikinci evliliğinden iyi eğitim almış nihilist ve aileden kopuk yaşayan ikinci oğul İvan Fyodoroviç ve iyi yürekli hayırlı evlat Aleksey Fyodoroviç dünyaya gelmiştir. Fyodor Pavloviç'in meczup Lizaveta Smerdyaşçaya ile ilişkisinden doğduğu düşünülen, saralı gayrımeşru çocuk Pavel Smerdyakov vardır bir de.. Baba cinayetini hangi oğul veya oğullar işlemiş bunu ne sebeple yapmışlardır, suçlu bulunabilecek mi, Tanrı var mıdır, sorularına cevap veren insana sonsuz inandığı şeyleri bile sorgulatabilen kitabı herkesin okuması gerektiğine inanıyorum.. İvan ve Alyoşa'nın Tanrı'nın varlığını tartıştığı ve Avukat Fetyukoviç'in Mitya'yı savunduğu kısımlar, İlyuşeçka'nın gururlu duruşu, Kolya'nın yetişkin bir adammışçasına bilge tavırları-ki yanlış hatırlamıyorsam 13-14 yaşlarındadır- beni benden aldı kesinlikle okunması gereken üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken bir kitap!.
  • Vee kitap biter... Öyle bir biter ki hem de en başta bu tuğla gibi kitabı acaba anlayabilecek miyim diye düşünürken şimdi keşke hiç bitmeseydi diye düşünüyorum. Çünkü bir daha bu kadar mükemmel bir kitaba denk geleceğimi düşünmüyorum.

    Kitabın konusundan kısaca bahsedecek olursak Fyodor Pavloviç neredeyse üzerinde bütün kötü özellikleri toplamış bir karakterdir. Oğulları Dimitri İvan ve Alyoşa'ya için yaptığı tek şey biyolojik babalıktır öyle ki çocukları doğduktan sonra bütün bakımlarını uşakları Grigori üstlenir. Dimitri'nin kafasındaki bitleri ayıklamak da buna dahil. Alyoşa ve İvan öz kardeşken Dimitri'nin annesi farklıdır buna rağmen Alyoşa ile çok iyi anlaşırlar. Kitabın ana olayını Dimitri'nin babasıyla aynı kadına yani Gruşenka'ya aşık olması ve aralarındaki miras mücadelesini konu alıyor. Ama ana olay derken yan olaylara haksızlık etmemek gerekiyor çünkü kitaptaki yan olaylar bile ayrı bir roman olabilecek kadar güçlü.

    Kitapta en sevdiğim karakter Alyoşa oldu. Hayatımda gördüğüm en saf ve iyi kitap karakteri oydu. Sevdiğinin gözlerine bakamayacak kadar utangaç ve bir o kadar da iyi kalpli olan Alyoşa... Kitapta da denildiği gibi Alyoşa asla para ya da yiyecek sıkıntısı çekmez ve asla bunu dert etmez çünkü her zaman kendisine yardım edecek birileri çıkacaktır.

    Her karakter o kadar güçlü çizilmiş ki romanda ve hepsi o kadar güçlü ki tek tek anlatmaya kalkarsam sanırım inceleme sayfalarca olacak. Sanırım kitaptaki en sıradan karakterler Grigori ve karısıydı. Onun dışında on dört yaşındaki Kolya'nın siyasi fikirkerinden tutun da Katherina İvanovna'ya kadar her karakter kendi içinde dev bir evren barındırıyordu.

    Üzerinde ayırca durulması gereken bir karakter daha varsa o da İvan bence. Onun şeytanla olan konuşmaları ve Büyük Engizisyoncu kısmı mükelmmeldi. Kitapta en çok felsefe yapan karakter İvan olmasına rağmen felsefe yapmayan biri de yoktu bence.

    En etkilendiğim kısım mahkeme sahnesiydi. Savcı ve avukatın konuşmaları o kadar mükemmeldi ki... Bir an kendimi bir izleyici olarak hissettim mahkemede oturuyordum ve acaba karar ne olacak sanık suçlu bulunacak mı diye merak ediyordum. Bir yandan umarım jüri üyeleri affeder sanığı diye düşünüyordum.

    Karamazov kardeşler karakter sayısı fazla olan bir kitap. Benim gibi siz de isimleri ve ikinci isimleri karıştıracağınızı düşünüyorsanız kağıda not olarak okumanız faydalı olabilir.
  • Ya gerçekten yoksa Tanrı ya bu düşünceyi insanların yarattığını söyleyen Rakitin haklıysa?
    Dostoyevski
    Sayfa 788 - Iş kültür