• Karamazov Kardeşler'in en sevdiğim yanı 4 kardeşin de aslında Dostoyevski'nin kendisi olmasıdır. Her kardeş Dostoyevski'nin hayatının bir bölümünü temsil eder. Alyoşa dindar, İvan ateist, Dimitri ise kumarbaz ve eğlence düşkünü Dostoyevski'yi temsil eder. Smerdyakov ise sara hastalığı ve psikolojik sorunlarıyla hastalıklı Dostoyevski'yi temsil etmektedir. Tolstoy'un evden kaçarken yanına tek bir kitap almıştır o da Karamazov Kardeşlerdir. Karamazov Kardeşler için en sevdiğim kitabım demiştir. Orhan Pamuk Karamazov Kardeşler için "Bin yılı kitabı" demiştir. Freud bazı teorilerini bu kitaba dayandırmıştır. Freud'un teorisine göre her erkek çocuğunun ilk aşkı annesidir. Bu yüzden erkek çocuklar babalarını çok sevmezler. Bu yüzdendir ki Fyodor Karamazov yani 4 kardeşin babası kendi çocuğu tarafından öldürülecektir. Freud'a göre Dostoyevski her erkeğin içinde olan baba düşmanlığını bu romanında yansıtmıştır. Freud ayrıca dünyanın en büyük kurgusu sayılabilecek üç eserin ortak noktasının babanın erkek çocuğu tarafından öldürülmesi olduğunu söylemiştir. Kitabın ana karakteri sayılabilecek Alyoşa Dostoyevski'nin üç yaşında ölen çocuğunun ismidir. Dostoyevski Alyoşa karakteri için hiçbir yazarın yapmadığını yaparak okurlar tarafından Alyoşa'ya haksızlık yapılmaması için ricada bulunmuştur. Alyoşa karakteri her ne kadar oğlunun ismi olsa da kendi çocuğunu yansıttığı karakter İlyuşa'dır. Kitabın son sahnesinde İlyuşa'nın ölümü öyle bir yansıtılmıştır ki çoğu okurun aklına şu gelmiştir. Bir insan bu acıyı tatmadan bu sahneyi böyle anlatamazdı. İlyuşa"nın babasına bıraktığı vasiyetini her okuduğumda gözlerim dolar hala "Babacığım, mezarımı toprakla örttükten sonra üzerine ekmek kabuğu ufala, serçeler gelir, seslerini duyar, yalnız olmadığıma sevinirim...". Dostoyevski Karamazov Kardeşler'i bitirdikten 4 ay sonra ölmüştür. Karamazov Kardeşler onun bize bıraktığı son kitap olmuştur. Karamazov Kardeşler her ne kadar bitmiş bir kitapta olsa Dostoyevski'nin Tanrı katına ulaştığı bu hikayeyi devam ettirmek istemekteydi. Fakat ömrü buna yetmedi.
  • Öncelikle naçizane söylemek
    isterim ki; Karamazov Kardeşler kesinlikle bir başyapıt. Bana göre Dostoyevsky’nin opus magnumu. Zaten Dotoyevsky’i yakın bir arkadaşımmış gibi benimseyip, sevmişimdir. Karamazovilere gelirsek: Dimitri(Mitya) en büyük oğul tutarsız ve başına buyruk, ahmakça hareketleri olan sorumsuz bir adam. Ivan ortanca ve entelektüel, soğuk, insanları küçümseyen bir yapıya sahip. Alyoşa(Aleksey) dindar, rahip olmak için manastıra kapanan, temiz yürekli herkesin üzerinde olumlu izlenim bırakan, Fyodor Pavloviç’in en küçük oğlu. Aleksey Dostoyevski’nin 3 yaşında ölen oğlunun ismiymiş. Romandaki psikolojik tahliller, Ivan’ın Büyük Engizisyoncu hikayesi, Ivan’ın şizofreni nöbeti geçirdiği yerler, mahkeme sahnesi, Staretz Zosima’nın söylevi oldukça etkileyiciydi.
    Kitabın sayfa sayısına bakıp gözünüz korkmasın çünkü su gibi akıyor olaylar ve siz heyecandan yemek yerken bile elinizden bırakamıyorsunuz.
    Dostoyevsky satır aralarında ve alenen Gogol, Puşkin, Tolstoy, Schiller, Shakespeare’e selam çakmış.
    Ayrıca Karamazov Kardeşler Tolstoy’un evini terk ederken yanına aldığı tek kitap imiş :)
  • Dostoyevski’nin birçok kitabını okuyan biri olarak acizane bir yorum yapmak niyetindeyim. Öncelikle hiçbir kitabı Karamazov Kardeşleri kadar elimde sürünmedi :’) Bir defa başlayıp yarıda bıraktıktan sonra bu yıl tekrar başladım ve bitirmem uzun sürdü. Benim tabirime göre Dostoyevski mutsuz sonların yazarı… Bunu birçok kitabında gördüğüm gibi Dimitri’nin mahkeme kararı verilirken de içimden ‘hadi bu defa olsun’ dememe rağmen suçlu bulunmasıyla bir kez daha görmüş oldum. (Kitaba dair özet babında hiçbir şey okumamıştım. Öyle olsa okuma hevesim kaçardı ve okumazdım) Bu kitapta da sevgili Dostoyevski’nin detaylı kişilik analizlerini, eşsiz betimlemelerini görüp hayran kalmamak elde değil. Hele de onlarca karakteri bu kadar detaylı oluşturması onun fikir denizinin ne denli büyük ve derin olduğuna şahit oluyoruz.
    Benim kitaba dair kişisel yorumum; karakterlere tek, tek değinmeyeceğim ama hemen hepsinde kendime dair iyi-kötü, doğru-yanlış, ahlaksız-erdemli ve bunun gibi birçok ruh halini kendimde bulmamdı. Yeri geldiğinde Alyoşa, Fyodor Pavloviç, İvan, Dimitri, Katerina İvanovna, Gruşenka, Kolya yada İlyuşa olabiliyor, onlardan bir parçayı kendimizde bulabiliyoruz.
  • Sarmadı bi türlü. Yani böyle kilise, babalar-oğullar, ilişkiler... Ya çok güzel bir hikaye ve anlatım ben olayı kavrayamadım ya da.... Okumalarım arasında çok ara verdim belki de ondan kaptıramadım kendimi. Suç ve Ceza da böyle olmamıştı. Akıp gitmişti. Bi de isimleri her zaman karıştırıyorum ben. Dimitri neciydi. Lakabı neydi onun. İsim ve lakap bolluğu var gibi sanki. Fazla insan sevmiyorum galiba :)))
  • Fakat âşık olmak sevmek değildir. İnsan nefret ederken de âşık olur. Aklından çıkarma bunu!
    Dostoyevski
    Sayfa 133 - İş bankası kültür yayınları
  • Rus romanlarındaki karakterleri birbirine karıştırmamak için, karakterlerin ismini not almaya gerek duymayan herhangi bir ademoğlu varsa, onun dimağına Fransız öpücüğü vermek gibi sapıkça fantezim olduğunu itiraf ederekten itici bir girizgahla vira Bismillah diyelim.

    İsimleri ayrı karın ağrısı kısaltmaları ayrı…

    Biz; İbrahim’e İbo deriz, İsmail’e İso deriz ya da adını anmak yerine “ naber la bebe”, “muhtar”, “müdür” diyerekten gariplikler yaparız. Ama asla ve kata Dimitri ismini “Mitya” diye kısaltıp insanları, kitap içinde “buralarda canı yanan bir çocuk vardı gördünüz mü komşular” der gibi hangi karakter hangisiydi diye satır satır aratmayız.

    Post modern Rus zulmü diye işte buna derler a dostlar.

    Aslında bu klasiklerle genel olarak başım belada! ( Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan tutarsızlık. Nerden baksan ahmakça, ayrıca )

    Tam hava atacağım, sorulan klasiği, “ tabi ki okudum pirim” diye, ŞAK! Önüme koyuyorlar benim okuduğum kitabın en az üç katı kalınlığında bir tuğlayı.

    Yaşadığım şaşkınlğı şu şekilde tahayyül edebilirsiniz. Hani azıcık ıspanak yemeği ile azıcık yoğurdu bir tabak içinde karıştırdığında ortaya çıkması gereken “voltran”ın birkaç katı daha büyük hacimde bir karışım elde ederiz ya, işte öyle bir şey.

    O tuğla kadar ( 1008 sayfa bu arada) kitaptan 300 küsür sayfalık özeti çıkaran ve kitabın orijinali diye yutturan, yok etme konusunda Houdini’yi kıskandıracak yeteneğe sahip editöre kızmam, helal olsun derim. Et ile bütünleşmiş bir kot pantolonun cebinden, sahibinin ruhu duymadan cep telefonunu çalan bir “cepçi”nin yeteneğine duyduğum saygı ile aynı duygu ama, anlayana…

    1984 romanındaki yıllar sonra ortaya çıkan basım hatası gibi bir şeyden bahsetmiyorum burada..
    Zaten telif hakkı vermiyorsun, rahmetliler öleli 70 yıldan fazla oldu diye, bari biraz insafın olsun da kitabın başına bir uyarı yazısı yaz şu şekilde: YAKLAŞIK 700 SAYFA EL DEĞMEDEN İTİNA İLE KATLEDİLMİŞTİR.

    Kitabımızın konusuna gelebilirsek; öz oğullarına karşı; Şemsi İnkaya’yı bile, eline su dökemeyecek hale sokacak, üvey babalık yapan yapan Fyodor ve oğullarının aşırı bunaltıcı ( sıkıcı demedim ) hikayesi.

    Karakterlerin “gri”liği okuyucuyu kitaba bağlıyor. Her biri, bir şekilde, bir kötülüğün başrolü veya sponsoru. Ama hepsinin “yaptım ama niye yaptım” mazereti cebinde hazır. Uyarıyorum, çok ikna ediciler…

    Dengesiz tanımsız olarak tarif edebileceğimiz bir çok duyguyu biz kifayetsizliğimizden tanımlayamaz haldeyken;yazar, öyle cümlelerle anlatıyor ki hayranlıktan ve kelime dağarcığımızın kapasitesinden sadece “AYNEN” diyebiliyoruz.

    En küçük oğlun kilisedeki görevi nedeniyle, din hakkında sayfalarca süren farklı bakış açıları ile karşılaşıyoruz. Dine karşı; başın sıkıştığında veya bir şeyi çok fazla arzuladığında kapısını çaldığın, kendisinden mucizeler beklenen sadece bir “sihir” aracı muamelesinin, beynelmilel olduğunu görüp çirkin bir rahatlama yaşıyorsun.

    Ayrıca Türklere pek sempati beslemediğini burada da tekrarlasa bile kendi toplumuna karşı da epey giydirdiğini belirteyim.

    Kitapta cahil olarak gösterilen bazı karakterlerin, eski ve yeni Ahit’ten, antik yunan destanlarından, bir çok romandan, Fransızca ve Latince sözlerle atıflar yapması çok eğreti duruyor. ( Aha! Dosto’ya çaktım! Gerçi zamanında Tolstoy’a da laf atmaya cesaret etmiş bir bünyeden bahsediyoruz. TEŞHİS: ŞUURSUZLUKTA NİRVANASIZLIK SENDROMU )

    Biraderlerden biri olan Dimitri’nin bir subayla tartışması ve subayın kendi oğlunun onlarla beraber olduğu bir ortamda yaşadığı büyük öfke patlaması, gururu, kederi özellikle de para teklifine verdiği karşılık, bakalım kimlerin aklına Kış Uykusu filmindeki Nejat İşler’in o etkileyici sahnesini hatırlatacak. ( NBC ve Demirkubuz gibi yönetmenlerin güzel ülkemde kimi zaman subliminal kimi zaman da sok gözüne gözüne şeklinde Dostoyevski sevgisi aşılaması, Dosto kitaplarına olan ilgiyi arttırdığını düşündüğümü de şöyle bir köşeye bırakıyım.)

    Kitabın başından itibaren, yer yer kafasını uzatıp “ben de buradayım” diyen hanım hanımcık kızımız Liza’nın yavaş yavaş psikopata bağlamasına tanıklık edeceğiz. Hele 756. sayfadan sonraki birkaç sayfada bulunan Liza’nın diyaloglarını dinledikten sonra; Leon filmindeki Gary Oldman’nın canlandırdığı komiser karakterinin bile kızımızın yanında “benim applammm var ya benim applaammm, öyle bir saykodur ki…” diye başlayan hikayeleri ballandıra ballandıra anlatan bir yancıdan başka bir şey olamayacağını göreceksiniz.

    Katil ortaya çıktığında “ Şerefsizim benim aklıma gelmişti, gerçek!!! “ nidaları arasında “ Deli Emin” e bir selam gönderip, dava sürecindeki karakter çözümlemelerine “gavur yapmış abi” diye edebi bir yorum yapıp saygısızlık yapmaktan korkup geri kalan sayfaları saygı duruşunda okuyacaksınız.

    Sözün özü; kitap boyu en çok hissedilen duygu sevgisizlik ve onun doğurduğu yalnızlık. Kitap boyu kroşelerini hiçbir karakterden esirgemiyorlar.

    Ağızda pipo ile Godot’yu bekler gibi değil; Otogargara oyununda, hiç gelmeyecek olan Elazığ otobüsünü, kıytırık bir bank üzerinde çaresizce, bekler gibi bekliyorlar bir tutam sevgiyi…

    https://www.youtube.com/watch?v=JjI9lTdUU4Q
  • Bu kitap bir insan ürünü değildir, öncelikle bunu belirtmek istiyorum...
    Ivan, Dimitri, Alyoşa, büyülü üvey kardeş Smerdyakov ve entelektüel, mizahtan anlayan efsane Babaları...
    Bunları açıklayacak hâdde olmadığımı bilmenizi istiyorum.
    Bu kitabı bu yıl okudum ve en az 3 defa daha okumayı düşünüyorum...
    Okuyun...