• İmanı kendi kaynakları dışında aramak, benim görüşüme göre esaslı bir haddini bilmezliktir.
  • ŞAHSEN BEN EVRiM iLE DiNİ İNANÇLARIN çelişmesinin kaçınılmaz olduğunu düşünmüyorum. Hatta bilim ile din doğru bir biçimde anlaşıldığı takdirde, ikisinin çelişki içinde olamayacağını söylüyorum; çünkü ikisi farklı meseleleri ele alır. Bilim ve din dünyaya açılan iki farklı pencere gibidir. İki pencere de aynı dünyaya açılır, ama o dünyanın farklı yönlerini gösterirler. Bilim, gezegenlerin nasıl hareket ettikleri, maddenin ve atmosferin bileşimi, organizmaların kökeni ve uyum sağlamaları gibi, doğal dünyayı açıklayan süreçlere odaklanır. Din ise dünyanın ve insan yaşamının manası ve amacıyla, insanların yaratanla ve birbirleriyle kurmaları gereken doğru ilişkilerle, insanların yaşamlarına ilham ve yön veren yasalarla ilgilenir. Zahiri çelişkiler ancak· bilim ya da iman yahut çoğu zaman ikisi birden kendi sınırlarını aşıp diğerinin alanına tecavüz ettiğinde ortaya çıkar.
  • 352 syf.
    "Bu kitap boyunca sıradan, dini bağlamda kullanılan yani 'belli tarihi ve doğaüstü önermelere inanmak ve hayatı onlara göre yaşamak' anlamına gelen inanç kavramı eleştiriliyor."

    *

    Kitap, 7 bölümden oluşuyor olsa da genel olarak baktığımda aslında 3 temel kısımdan oluşuyor diyebilirim: Bunlardan ilki inanca teolojik ve felsefik açıdan yaklaşıldığı ilk iki bölüm, ikincisi dinlerin(Hristiyanlik, İslamiyet ve biraz da Yahudilik) yaptığı zulümlerin anlatıldığı sonraki iki bölüm ve üçüncüsü de inanç sistemlerinin temel olarak en büyük dayanak noktaları olan iyi-kotu ve bilinç kavramları üzerine olan sonraki üç bölümdür.

    *

    İnanç en rasyonel insanın en olmadık irrasyonelligi yapmasına neden olan efsunlu bir olgudur. Kişi herkesin takdirini kazanmış bir sanatçı veya akademik kariyerinde oldukça başarılı bir bilim insanı veya sıradan gayet mantıklı bir insan olabilir ancak bunların hiçbiri bu kişinin, bir insanın gecenin bir yarısı kanatlı bir ata binip göğe yükselmesine inanmasinin önüne geçemez veya Noel babanın hediye getiriyor olduğuna veya Yahudilerin Hristiyan kanıyla ziyafet yaptığına, bir insanın asasi ile denizi ikiye yardıgina hem de neden böyle bir şey yapabilecek güce sahip bir şey tarafından yonlendirilirken Firavun'dan kaçtığını da hiç irdelemeden inanmasinin önüne geçemez. Hemen orda onu demek istemiyor ile başlayan sözleri duyar gibiyim. O zaman kitapta yazarın özellikle üzerinde durduğu 'dinsel ılımlılik' konusuna yavaştan geçeyim.

    Yazar, ılımlı bir bireyin metinleri düz anlamlariyla yorumlamaktan kaçınıp onları her ne şekilde olursa artık yorumlayıp, şu anki kültürel ve düşünsel dünyasına uygun hale getirdiğinin altını çiziyor. Bunu bu hale getirirken önemli olan nokta şurasıdir, birey metnin her zaman bu şekilde anlaşılması gerektiğini iddia ediyordur. Ancak bu tarz düşünen bir bireyin gözünden kaçırdığı nokta şudur: Günümüz dünyasında artık bilimsel ve düşünsel alanda geldiğimiz bir nokta var. Ve artık hasta olan bir insanın içine cin kaçtı gibi bir şey denince bunu ciddiye almıyoruz ve hemen onun mikroplar tarafından hasta olduğunu düşünüyoruz. Buna benzer birçok örnek verilebilir. Bilimsel ve düşünsel gelisimimizle en eğitimsiz insan bile yazarın da üzerine basarak ifade ettiği gibi eskiden yaşamış insanlardan kat be kat fazla şey bilir. Ve sahip olduğu bu bilgiler de çoğunlukla dinsel metinler ile celisir. İşte dinsel ılımlılığın nedeni budur, der yazar.

    Yazar dinsel ılımlılıga şu açıdan çok eleştiri getirir: Bu tarz düşünen insanlar yüzünden dinsel metinlere ve dinin kendisine eleştirilerin yeterince getirilemedigi için. Adeta inancın kendisine bir kalkan gibi durduklarıni ifade ediyor diyebiliriz. Öte yandan ise kitabın sonlarına doğru köktencilige karşı dinsel ılımlılığa büyük iş düştüğünü de ifade ediyor. Çünkü köktenciligin, dinde aşırıya gitmenin gücünün kırılmasında ılımlılığın faydali olabileceğini düşünüyor. Ama yazar, nihai olarak inancın kendisiyle doğrudan yüzleşilmesinin gerektiğini vurguluyor.

    Her şeyin fazlası zarardir ama dinde aşırılık apayrı bir zarardir. Çünkü din ve inanç yukarıda ifade ettiğim üzere insanlari, olmadık şeylere inandirip ve bunların peşinde kosturabilir. Bunu yaparken de çokça insanın ölümüne de neden olabilir ve başka tür zararlara. Cennet uğruna insanlar birbirlerini kesmişlerdir. Üstelik iki taraf da cennete gidecegini düşünüyor. Çünkü ellerindeki kutsal olduğu iddia edilen kitaplar öyle diyor. Bu kutsal metnin Tanrı'dan geldiğini kim diyor; bir insan, onun doğru dediğini kim diyor ki artık hayatta da olmadığına göre şu an nasıl bilebiliriz, metnin kendisinden! Tek bir Tanrı olduğu iddia ediliyor. Bu tek Tanrı'nın tek bir kitap yolladığı veya birden fazla yolladığı(bu konular uzar) söyleniyor. Sonunda tek bir cennetin olduğu ve doğru kutsal metne inanan insanların bu tek cennete gideceği söyleniyor. Her kesim inanan da oldukça emin kendi inancından; nasıl bu kadar eminler peki? Eger savaş meydanında cennete uğruna karşı karşıya gelmiş olan iki taraf bunlar üzerine konuşmaya başlasa savaşmadan geri dönerlerdi belki de.(savaşların salt inançtan ötürü çıkmadığının farkındayim ama dinlerin de bir ayağının her daim savaşa sebebiyet veren diğer faktörlerden olan kin ve nefret duyma, toprak ve parada olduğunun da farkındayim)

    #50770884

    Nasıl bu kadar emin olabiliyorlar? sorusundan devam edelim. Ben mantıksız bir şeye inanmam desem, adımın Kaan olmasından emin olduğum kadar eminim ki, hemen eğer mantığa dayansa inanç olmaz diyecek birçok kişi çıkacaktır. Ben de bir süre böyle düşündüm, yalan söyleyemem. Ama bir yandan da bu ne kadar doğru? diye de düşünmüşümdür ve düşünürüm.(doğru kavramını da düşünüyorum şu an hemen düşünen insan heykeli şeklinde 'peki doğru nedir?' diye sormak için bekleyen insan) Çünkü şu an size Tanrı'nın elçisi olduğumu ve Tanrı'nın beni sizi uyarmam için gönderdiğini; Kuran'daki Kuran'ın kendisi tarafından korunduğu ve Muhammed'in son elçi olduğu konularının geçtiği âyetlerin de kötü niyetli insanlar tarafından sonradan eklendigini ve İslam tarihini olsun hadisleri olsun her şeyi bu doğrultuda yazıp ayarladiklarini ve sonunda Tanrı'nın da bu yanlışa son vermek için beni size elçi olarak gönderdiğini söylesem ne düşünür ve bana ne söylersiniz?

    A: Senin ....
    B: Kuran korunuyor işte kanıtı(ayet)...
    C: Olur mu öyle şey? (Harbi olabilir mi ya..)
    D: Oğlum, 112'yi ara.
    ...
    Z: Sana neden inanalim. Bize bu one sürdüğünün iddialarınin doğruluğuna dair kanıtın nedir?

    İşte elbet Z gibi soru soran çıkacaktır eminim. Mantıklı olan da budur zaten. Aslında inanan her kişi içten içe kanıta veya mantıksal belli tutarliliklara dayanarak inanırlar. Bunlara mucize derler çoğu zaman. O onun için aslında bir kanıt işlevi görür, öyle olmasa da gerçekte. Bu konuyu yazarın çok iyi anlattığı sözlerinin olduğu alıntıyi buraya bırakarak kapatıyorum.

    #50741816

    *

    İkinci kısımda önce Hristiyanlarin ve Yahudilerin tarihte inançları uğruna yaptığı mantıksız işler ve katliamlarin anlatilir ve sonra da köktenci İslam'ın mantıksız işleri ve katliamlari anlatılır. Yazarın her kesime objektif yaklaşmaya çalıştığını söyleyebilirim. Bununla beraber 11 eylül(tamam ABD kendi kendini vurdu, Ladin'in ve onun inancinin hiç suçu yok!) gibi köktenci İslamcilarin yaptığı saldırılar nedeniyle yani dünyada saldırıya meyilli en faal inancin köktenci İslam olması nedeniyle en çok bunlara yüklenmiştir. Bence anlaşılır ve makul bir gerekçedir.

    Hristiyanlarin cadı avı, inançları nedeniyle kedileri katletmeleri gibi nedenlerle vebanin başlarına daha büyük bela olmasına neden olup yine inançları nedeniyle sorunun asıl nedenini doğru teşhir edememeleri, Yahudiler hakkındaki nefretleri yüzünden çağlar boyu zaman zaman yaptıkları saçma sapan işlere deginilmis. Sonra köktenci Islamcilarin halen dahi cennet uğruna veya başka dini motivasyonlarla akıl dışı etkinliklerin devam ettiklerine ve bunun tüm dünyayı tehdit ettiğine deginilmis. Mantığın devre dışı kaldığı bir inanca tutkuyla bağlı bir insana veya bu tarz insanlardan oluşmuş bi devletin nükleer bir silaha sahip olmasının veya günümüz teknoloji çağında başka global zararlara neden olabileceği özellikle belirtilmiş.

    Bu noktada kendimin de sıklıkla şahit olduğu bir durumu anlatmak istiyorum: Mesela Fransa'da veya başka bir Hristiyanlarin çoğunlukta yaşadığı bir devlette Işid gibi bir terör örgütü saldırıda bulunuyor. Çoğu insan kınıyor, bunu belirtmek ve takdir etmek lazım. Ancak iki tip insan daha var. Bunlardan birisi zaten direkt seviniyor ve takdir ediyor. Diğeri ise kötü olmuş, kınıyorum ama .. diyor. Ama dediğin anda kinamanin bir manası kalmıyor. Çünkü devamında aslında ilk tip gibi düşündüğünü dışa vurmuş oluyor. Buna sebep olan nedir? Buna inancın hiç katkısı yok mu? Bu soruları soruyor yazar kitapta benzer örnekler vererek.

    #50759716

    'Kesin' kelimesinin altını çiziyorum. Yazarın kendi dilinden bir örneği vardi: Because kelimesinin kokeninden bahsedip, onun kattığı anlamın 'geçici' bir sebep sunmaya yönelik olduğunu söylemişti. Bence çok önemli ve anlamlı.

    #50761209

    Hacı Ağa kitabında baş karakter Haci Aga, Hitler'in müslüman olduğunu söylüyordu, o pasaj gelmişti bu alintidaki kısmi okurken aklıma. Yine şahit olduğum bir olayı anlatmak istiyorum: Geçenlerde lisedeki bir öğretmenimin Necip Fazıl Kısakürek'in Yahudiler hakkında nefrete varan bir sözünü paylaştığını gördüm. Bir sürü begeni vardı ve bir sürü takdir eden ve Yahudilere nefret kusan yorum vardı. Ben de yorum yazdım. Bu sözün güzel ve doğru bir söz olmadığını ve bu sözün doğrultusunda şekillenecek bir zihniyetin hayatında hiç tanımadığı bir Yahudi gencine dahi nefretle bakacağıni ifade ettim. Cevap, İsrail devletinin bir bombalamasinin olduğu video oldu. Ancak nefret İsrail devletine değil, Yahudilere ve ayırt etmeksizin tüm Yahudilere. İşte yukarıda da dediğim gibi kitap boyu yazar aslında bunu soruyor veya sormamizi istiyor: İnancın bunda etkisi yok mu? O hakkında rasyonel bir kanıt aramadan inandığımız dinsel metinlerin bunda hiç payı yok mu? Yahudilerden de benzer şekilde başka inançtaki insanlara nefret duyan varsa, onlar için de geçerli soru, keza diğer tüm inançlar için de.

    *

    Sonraki kısımda yazar, iyi kötü kavramlarının salt inançların açıklayabildigi veya onların açıklayabilecegi olgular olmadığı ve bilincin de son bilimsel gelişmelerde daha da aydinlatilmaya doğru gittiği üzerinde duruyor. Geleceğin dünyasında kanıtlara dayanmayan veya mantıksal tutarliliklara dayanmayan inançların yeri olmadığını(bunları silahla yok etme vb eylemi değil, hemen yanlış anlayacaklar olanlar için diyorum) ifade ediyor.

    #50788622

    #50791217


    Keyifli okumalar..