• 35 farklı üniversiteden Felsefe Bölümü başkanları ve öğretim üyelerinin katılımıyla düzenlenen çalıştayda, Türkiye’de felsefe öğretimi masaya yatırıldı ve bir de rapor hazırlandı. Sonuç: Felsefe şart!..
    Raporda yer alan kararlar;
    . İlköğretimde Felsefe,
    . Ortaöğretimde Felsefe ve
    . Yükseköğretimde Felsefe
    olmak üzere üç ana başlıkta toplandı.
    İşte sonuç raporu:
    İlköğretimde Felsefe
    UNESCO 2007 Raporu’nda belirtildiği üzere çocukların erken yaşta eleştirel düşünme becerisi kazanmalarında önemli bir faktör olan felsefe eğitiminin ilköğretim döneminde programlarda yer alması gerekliliği üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda;
    1. Üniversitelerin felsefe lisans programlarına “Çocuklar için Felsefe / Çocuklarla Felsefe” dersinin konulması,
    2. Bu dersin içeriğinin (müfredatının) Türkiye’deki Felsefe Bölümlerinin oluşturacağı bir komisyon tarafından belirlenmesi,
    3. Üniversitelerin sürekli eğitim merkezleri gibi ilgili birimlerindeki “Çocuklar için Felsefe / Çocuklarla Felsefe” eğitmenliği sertifika programlarının yaygınlaştırılması ve bu programları yürütecek eğitimcilerin asgari felsefe lisans derecesine sahip olmasının sağlanması,
    4. TRT gibi kamu veya özel medya kuruluşlarıyla “Çocuklar için Felsefe / Çocuklarla Felsefe” dersinin içeriği ile uyumlu materyallerin tedariki için işbirliğinin sağlanması,
    5. Çocuklara yönelik üretilen gerek yazılı gerek görsel programların içeriklerine ilişkin bir standart geliştirilmesi bu standardın belirlenmesinde düşünme becerilerinin katkısının esas alınması,
    6. Belediyeler ve sivil toplum örgütleri bünyesindeki çocuklara ve gençlere yönelik açılan bilgi evi, bilgehane ve yetişkinlere yönelik meslek edindirme kursları gibi eğitim merkezlerinde verilen düşünmeye dayalı derslerin yürütülmesinde Felsefe Bölümlerinden yardım ve destek alınması,
    7. Milli Eğitim Bakanlığının 7. veya 8. sınıflar için seçmeli olarak koyduğu “Düşünme Eğitimi” dersinin zorunlu hale getirilmesi ve bu ders ile “Değerler Eğitimi”, “Hukuk ve Adalet”, “İnsan Hakları ve Demokrasi” derslerinin de yine felsefe bölümü mezunları tarafından verilmesi,
    8. TÜBİTAK destekli bilim merkezlerinde çocuklara yönelik “Eleştirel ve Bilimsel Düşünme” faaliyetlerinin düzenlenmesi ve bu faaliyetlere felsefe bölümlerinin destek vermesi,
    Ortaöğretimde Felsefe
    1. 2017-2018 yılında Talim Terbiye Kurulu Başkanlığının ilgili kurul toplantısında liselerde 2 saat olan ve 11. sınıflarda okutulan Felsefe dersine, haftalık 2 saat ders daha eklenmiş ve bu dersin de 10. sınıfta okutulması kararlaştırılmıştır. Bu kararla birlikte liselerde Felsefe dersleri 4 saate çıkarılmış, ayrıca 11 ve 12. sınıflarda seçmeli olarak okutulan Sosyoloji, Psikoloji ve Mantık dersleri korunmuştur. Öğretmen norm kadrolarında ciddi bir artış getirmesi beklenen bu karar, Milli Eğitim nezdinde her zaman vurgulanan eleştirel ve yaratıcı düşünceyi teşvik yönünden olumlu bir gelişme olarak değerlendirilmiştir. Bu olumlu gelişmenin sürdürülmesi,
    2. Mevcut programda 10. sınıflarda “Felsefeye Giriş” ünitesi ile beraber “Sistematik Felsefe”nin belli başlı disiplinleri; 11. sınıfta ise “Felsefe Tarihi” işlenmektedir. Fakat “Felsefe Tarihi” üniteleri, yaygın olarak bilinen dönemlere göre değil; herhangi bir dönem ya da filozof farkı gözetmeksizin kronolojiye dayanarak belirlenmiştir. Bu düzenleme, bir yandan Sistematik Felsefe ünitelerinin başta yer alması nedeniyle felsefe eğitiminin mantığı, bir yandan da dönemlendirme nedeniyle felsefenin genel bütünlüğü bakımından sorunlu bulunmuştur. Önerimiz; 10. sınıfın ilk bir aylık döneminde “Felsefeye Giriş” ünitesi işlenerek “Felsefe Tarihi”nin içinde taşıdığı zenginliğe uygun bir şekilde hazırlanacak bir program çerçevesinde 10. sınıfın sonuna kadar bitirilmesi, 11. sınıfta ise “Sistematik Felsefe”nin önemli disiplinlerinin verilmesi ve ders kitaplarının buna göre düzenlenmesidir. Bu öneriye dayanarak 10. ve 11. sınıflarda okutulan Felsefe dersi öğretim programının gözden geçirilerek yeniden düzenlenmesi,
    3. Felsefe ders kitabı komisyonlarında o sahada uzmanlaşmış felsefecilerin bulundurulması ve lise felsefe kitap editörlüğünün muhakkak surette felsefe alanında uzman bir öğretim üyesi tarafından yapılması gerekmektedir. Ayrıca felsefe ders kitabı MEB’deki öğretmenlerin görüşleri alınmakla beraber onlara yazdırılmamalıdır. Bu bağlamda ders kitaplarında müşahede edilen olumsuzlukların giderilmesi için bu hususların dikkate alınması ve ders kitaplarının yazım sürecinde üniversitelerin felsefe bölümleriyle irtibatın sağlanması,
    4. “Doğru düşünme sanatı” olarak tanımlanan Mantık biliminin düşünce ve medeniyet dünyamızda sahip olduğu önemi ve düşünme ve karar verme süreçlerinde gençlerimize sağlayacağı katkıyı dikkate alarak Mantık ve Eleştirel Düşünme dersinin zorunlu hale getirilmesi,
    5. 9. sınıfta seçmeli Bilgi Kuramı dersinin seçilmesinin teşvik edilmesi, bu derslerin içeriğine uygun şekilde işlenmesi sağlanarak felsefe öğretmenleri tarafından verilmesi,
    6. Üniversiteye yerleştirme sınavlarında yapısal olarak Felsefe ve Mantık sorularının oran olarak arttırılması ve bu soruların bütün YKS alanları için zorunlu hale getirilmesi,
    7. YKS, ezbere dayalı ve çoktan seçmeli bir mantıktan, düşünmeye ve çıkarıma dayalı bir mantığa evrilmiştir. Yükseköğretimde gençlere kazandırılmak istenen kavramlaştırma yeteneği YKS’de ölçülmekte, bununla birlikte gençlerimize kavramlaştırma ve kavram tanıma becerisine ilişkin herhangi bir eğitim verilmemektedir. Bu nedenle 12. sınıflara mahsus olmak üzere haftada en az 2 saat “kavram tanıma”, “anlama ve yorumlama” içerikli bir ders konulması ve bu dersin kitabının da felsefe alanında uzman bir akademisyen komisyonu tarafından hazırlanması,
    8. Felsefe öğretmenlerinin felsefe alanındaki yeni gelişmelerle irtibatlarını güçlendirmek amacıyla düzenli bir şekilde hizmet içi eğitim kapsamında verilen eğitimlerin arttırılması ve bu eğitimlerin Felsefe Bölümleri ile irtibat halinde yürütülmesi,
    Yükseköğretimde Felsefe
    1. Felsefe Bölümü mezunlarının istihdamı sorununun aşılabilmesi için lisans eğitimi sırasında bu öğrencilere sertifika programları düzenlenmelidir. Bu amaçla, istihdam olanaklarını çeşitlendirmek amacıyla, piyasa beklentilerine uygun ofis yönetimi, web sayfası tasarımcılığı, ileri düzey bilgisayar kullanıcılığı, rehberlik türünden ek eğitimler verilmesi, ayrıca MEB’e bağlı örgün kurumların dışında da yaygın eğitim kurumlarında (mesela halk eğitim merkezlerinde) “felsefe, mantık, sanat, estetik ve düşünme sanatı kursları” düzenlemesi ve bu dersleri vermek üzere kadrolu “usta öğretici” felsefe mezunlarının istihdam edilmesi,
    2. Sürekli eğitim merkezlerinin felsefe ile ilgili verdiği sertifikalar, felsefe bölümlerinin lisans ve lisansüstü programlarının yasal hak ve yetkilerinin yerine geçecek bir belge haline getirilmemesi ve bu sertifika programlarında felsefe dışı personel istihdamının kısıtlanması,
    3. Felsefe Bölümlerinde hem Fen Bilimleri hem de Sosyal Bilimler alanlarında yan dal ve çift anadal olanaklarının önü açılmalıdır. Bu amaçla felsefe bölümlerindeki derslerin kredisi/AKTS oranları değiştirilmelidir. Felsefe Bölümlerindeki zorunlu ders sayısının azaltılarak, buradan doğacak boşluğun başka bölümlerden alınanserbest seçmeli dersler ya da çift anadal-yandal programlarıyla doldurulması önerilmektedir. Bu minvalde Felsefe Bölümlerinin diğer bölümlerle işbirliği olanaklarının geliştirilmesi,
    4. Felsefi Danışmanlık veya Felsefi Rehberlik alanlarının felsefe mezunlarına istihdam alanı olarak belirlenmesi gerekmektedir. Buna dayanarak kamu ve özel sektördeki Etik Kurullarda örgün felsefe lisans programlarından mezun olanların üye olarak görevlendirilmesinin sağlanması,
    5. İlk ve Ortaöğretimde PISA ve TIMSS sınavlarındaki başarı durumumuzun büyük oranda eleştirel düşünme, yazma ve okuma eksikliğinden kaynaklandığı görülmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının 2023 Vizyon Belgesi’nde sıkça vurgulanan eleştirel bakış açısının genel olarak eğitimciler ve oradan da öğrencilere kazandırılmasında Felsefe Bölümlerinin merkezi bir konuma erişmesinin sağlanması,
    6. Üniversitelerimizdeki bütün lisans programlarında birinci sınıfta Felsefeye Giriş dersinin zorunlu dersler arasına alınması ve bu derslerin kadro imkânları çerçevesinde sadece Felsefe Bölümleri tarafından verilmesi,
    7. Üniversitelerde Felsefe Bölümü dışında verilen Estetik, Bilim Felsefesi, Düşünce Tarihi, Tarih Felsefesi, Etik, Eğitim Felsefesi gibi derslerin felsefe kodlu olarak Felsefe Bölümleri tarafından verilmesi,
    8. Açıköğretim Fakültesi Felsefe ve Sosyoloji programı mezunlarının örgün eğitim mezunlarıyla aynı hak ve yetkiye sahip olmamaları gerekir. Bu bakımdan Açıköğretim Fakültesinin ikinci üniversite olarak okunması ve aynı zamanda bu bölüm mezunlarının örgün öğretim mezunlarının sahip olduğu öğretmenlik hakkına sahip olmamalarının sağlanması,
    9. 16 kredi Sosyoloji dersi alan Felsefe mezunlarına, Sosyoloji mezunlarıyla aynı istihdam haklarının (aile danışmanlığı, arabuluculuk, kaymakamlık vb.) tanınması önem arz etmektedir. Felsefe derslerinin, azam-ı istifade için, felsefe mezunları tarafından verilmesi gerekmektedir. Liselerdeki mevcut Felsefe Grubu derslerine sadece Felsefe Grubu öğretmenlerinin atanması ve bu branştan olmayanların bu derslere girmemesi,
    10. Son yıllarda İlahiyat Fakültelerinde görülen felsefeye yönelimin arttığını görmek sevindiricidir. Ama ne var ki bu fakültelerde lisans düzeyinde verilen Sistematik Felsefe ders saatleri ve hatta Felsefe Tarihi derslerinin kredi saatleri son derece yetersizdir. Bu derslerin çoğu zaman branş dışı hocalar tarafından verildiği de bilinmektedir. Bu ders saatlerinin artırılması bir zarurettir. Lisans düzeyinde yetersiz kredi ile mezun olan İlahiyat çıkışlı öğrencilerin master ve doktora düzeyindeki felsefe çalışmalarında bu nedenlerden ötürü zorlanmalarının önüne geçecek akademik önlemler alınmalıdır. Diğer taraftan “felsefe çıkış”lıların diğer fakültede olduğunun aksine bu fakültelerde Araştırma Görevlisi, Okutman ve Öğretim Görevlisi olarak istihdamlarının engellendiği bilinen bir konudur. Bu haksızlıklar giderilmelidir. Doktora ve doçentlik çalışmalarını İlahiyat Fakültelerindeki Felsefe ve Din Bilimlerinde yapanların felsefeciden çok ilahiyatçı olduğu bir gerçek olduğuna göre; YÖK ve ÜAK bu akademisyenlere teolog/felsefeci unvanı vermeli ve bu kimseler pür felsefecilerden tefrik edilmelidir. Felsefe Bölümlerinde istihdam imkânlarının master ve doktora alanları ile sınırlandırıldığı ayrıca belirtilmelidir. Burada dikkat çekilmek istenen husus, 4 yıl Felsefenin tüm dallarında öğrenim gören biri ile sınırlı sayıda felsefe dersi almış birisi arasındaki farktır. Bu çarpıklık iki farklı “Felsefe Doçentlik Kriteri”ni doğurmuştur. Söz konusu çarpıklığın giderilmesi,
    11. Felsefe lisans programına öğrenci alımında eşit ağırlık (TM) puan hesaplamasının yerine sözel (TS) puana dayalı olarak yerleştirme yapılması,
    12. Felsefe Bölümleri arasında işbirliği ve koordinasyon sağlanması bakımından yılda bir defa Felsefe Bölüm Başkanları Çalıştayı düzenlenmesi ve Çalıştayı düzenleyecek üniversitenin adaylar arasından son Çalıştayda belirlenmesi uygun görülmüştür.
    Yukarıda sözü edilen hususlarda varılan ortak kanaat, başta üniversitelerin Felsefe Bölümleri olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı, Yükseköğretim Kurulu ve yükseköğretim kurumları yetkililerine saygıyla sunulur.
    Tespit ve önerileri değerlendirmek MEB ve YÖK”e kalıyor…

    Abbas Güçlü
  • Dini, bilim yoluyla temizlemek, arındırmak gerekiyordu. Zeyd İbni Ref'a'nın başkanlığında Arınmış Kardeşler(İhvan-üs-Safâ) adlı bir dernek kurdular. •••Bir çeşit ansiklopedi yayımlayarak çağlarının olumlu bilimlerini yaymaya başladılar. Arınmış Kardeşler, İran(Zerdüşt)-Hint(Buda)-Yunan(Platon) kökünden gelen 'Çıkış ve Dönüş Kuramı'nı da (Sudur ve Uruç Nazariyesi) yaydılar. Bu kurama göre, Tanrı saly yüksekliktir. En tepeden en aşağıya doğru IŞIK saçar, Varlık'ın bütün badamaklarını aydınlatır. Herşey ondan çıkmıştır ve gene herşey ona dönecektir.
    Böylesine karmaşık yollardan grlrn Işık Düşüncesi, akılcı-ruhçu(Meşşaî) bir düşünür olan İbni Sînâ'dan geçerek İslâm düşüncesinde yeni bir okul doğurmuştur: IŞIKÇILIK (İşrâkiyyûn-Îlluminisme)
  • 419 syf.
    İncelemeye yazarın sözleriyle başlayayım:
    "Ateist olarak nitelendirilmek için gerekli ve yeterli koşul, kişinin Tanrı diye bir şeyin var olduğunu düşünmek için ortada geçerli bir sebep olmadığını anlaması ve Tanrı diye bir kavrama ihtiyaç olmadığını görmesidir."

    Toplumumuzda ateizmin ne olduğunun Yazarın sözleriyle: "bilinmediginden dolayi ve bunun sonucu olarak empati kurulamamasi nedeniyle ateizmi 'kötülükle' eşdeğer görme eğilimi mevcut. Yazar buna kitabın sonunda deginmis yaptığı tespit şuydu bu konuda; toplumumuza o kadar yerlesmis ki bu durum birisi çok kötü bir şey yaptı mı o kişiye 'Allahsiz' diye itham edilir. Yani ahlaksız = Allahsiz gibi bir anlayış hakim. Bu ve bunun gibi algıları asabilmek için inananlarin ateizmi tanıması lazım. Bu kitap da bir nevi bu amaca da hizmet ediyor. Gayet de başarılı.

    Tabiki buradan şu anlaşılmasın; kitabın ana fikri teistlerin hoşgörüsunu kazanmak değil sadece. Çünkü böyle deyince sanki ateistler garip bir konuma itiliyor, acinmasi gerekilen insanlar gibi algilanmasin.
    Kitapta;
    - Ateizm nedir? Kolları var mıdır?
    - Ateizme benzeyen yada ateizmle özdeş görülen agnostizm, panteizm nedir?
    - Ateistlere forumlarda sıklıkla sorulan sorular nedir? Ve bunlara verilecek cevaplar nelerdir?
    - Dinin (Türkiye'de yazıldığı için) İslam'ın kitabı olan Kuran'daki çelişkiler nelerdir? Kurandaki ezeli ve edebi, sonsuz güç sahibi sonsuz merhamet sahibi, adil tanrının celiskileri nelerdir?
    - Teistlerin savunduğu Tanrının kanıtları nelerdir keza akıllı tasarımcılik,yaratiliscilik argumanlari nelerdir?
    - Ateistlerin bu argumanlara cevapları ve Tanrı fikrinin neden mantıklı olamayacağı ?
    gibi sorulara cevaplar veriliyor.

    Kitaptan "Bir Müslüman inançlıya, kuranda geçen bir saçmalığı İncil’de geçen bir şeymiş gibi anlatarak bu gerçeği test edebilirsiniz." diye başlayan bir paragrafta bir test teklif ediliyor. Müslümanlara akla mantığa aykırı yada inandıkları Tanrıdan beklemedikleri bir ayeti Incildenmis gibi okumaları ve buna verilecek cevabın muhtemelen onların buna gulecegi öngörülüyor. Nitekim benzer deneyi Müslümanlar Hristiyanlara yapmışlardı; Kitabı Mukaddes'teki vahşet âyetlerini, akla ve mantığa aykırı bölümleri Kuran'danmis gubi okumuşlardi. Hristiyanlar da buna gülmustu. Gerçeği söyleyince ise Hristiyanlar hemen savunmaya gecmislerdi. Kimisi orada başka bir anlam olduğunu yani 'mecaz' olduğunu söyleyerek savunmaya cakismislardi. Yani oldukça manidar.

    Yazarın anlattıklarını kısaca ozetlersek; Tanrı fikri, karşılaştığımız sorunları çözmeyi, evreni anlamayı sağlamayı bırak yeni sorunlar ve yeni anlam karmaşalari doğurur. Occam'in Usturasi(bıçağı) felsefesine göre ortamı daha zorlaştıran bir şeyin çıkarılması gerekir.
    Herkesin sandigi ve hayretler uyandıran ve teistlerin en güçlü argumanlarindan olan evrendeki muhteşem düzenin aslında bilimsel keşifler neticesinde anlatıldığı gibi ihtişamlı bir düzen olmadığı; kaotik bir evrenin olduğu vurgulanıyor. Keza evrim teorisine ayrı bir bölüm var. (Yazar bu kısma aslında yer vermeyeceğini ancak ateizmin nedeni evrim teorisi yanlış algısı olduğu için verdiğini söylüyor) Evrim teorisinin mekanizmasini kısaca anlatıp buna yönelik teistlerin sırf inançları tehlikeye girdiği için nasıl yanlış algılamalar yaptıklarını dile getiriyor, bunlardan meşhurdur: "İnsanlar maymundan geliyorsa, maymunlar neden insan olmuyor?". Tabiki bu en basit olay. Daha ciddi vaka birtakim bilim adamlarının sözlerini kirparak sanki bu bilim adamlarının evrim karşıtı konuştuğu yönünde gösterip, evrim teorisi hakkında "Bakın bilim adamları bunları reddediyor'' algısı oluşturmak. Bunlara örnek veriliyor kitapta; hatta en ilginci birisi Darwin'i evrimin bilimsel olmadığı yönünde fikri olduğunu yani Evrim karşıtı olduğunu göstermiş; Darwin'in sözlerini kirparak =))
    Evrim konusunda yazardan şu alintiyi yapmak istiyorum çünkü çok dikkat çekici bir yanlış algısı var insanların bu konuda:
    "Dinsel düşünce biçimine alışık kesim, evrimi de inanılacak veya inanılmayacak bir şey olarak değerlendirir. Aynen dinsel inanç gibi evrim de ‘inanma’ kategorisinde bir fikirdir onlara göre."
    İnsanlar ne yazık ki Evrimi bir inanış gibi algılıyorlar ve "Sen gerçekten Evrime inanıyor musun?" Yada "Ben Evrime inanmiyorum" gibi yanlış soru soruyor ve yanlış cevaplar veriyorlar. Evrim bilimsel bir durumdur, inanç değildir. Ve 150 yıldır birçok bilim dalı tarafından, birçok kanıtla dogrulugu kanıtlanmış bir gerçektir. Bilim adamları evrim var mı yok mu diye tartışmiyor; Evrimin mekanizması üzerine çalışıyor bilim adamları. Buna yönelik de en sağlam kuram Evrim kuramı. Bu kuram evrimi birçok yönden açıklıyor. Daha fazlası için dileyen araştırabilir.

    Yine kitaptan bir alıntı yapmak istiyorum ki çok önemli bir nokta:
    "Dinsel düşünce tarzında ise, doğru baştan belli ve verilmiş olduğundan, yargı deneyden (testten) önce yapılır ve testin sonucu, bu yargıya göre yorumlanır. 
     
    Eğer bu prensibe beyninizi alıştırırsanız, başarılı bir bilimsel zihin geliştirmeniz mümkün değildir. Beyniniz her zaman doğrunun ne olması gerektiği konusunda baştan kendisini şartlandırmış olacaktır."

    Aslında birçok şeyi açıklıyor bu alıntı.

    Tabi, Tanrı fikri üzerine düşünsel argumanlar ve buna karşı çıkan argumanlar da oldukça yer kaplıyor. Ben Evrime çok yer verdiğim için yanlış anlaşılmasın.

    Özellikle kitapta en ilgimi çeken kısımlardan birisi; kitabın son kısımlarındaki Freud ve birtakim meslektaşlarınin inanç konusundaki psikolojik tespitleri. Adeta inançlı kişiler, çocuk gibi davranış sergiliyorlar. (Bana kızmayın, Freud'a kızın) Mesela; küçük bir çocuk masal kahramanlarindan korktuğu zaman oturup çocukla beraber korkmayiz, ona böyle varlıklarin olmadığını söyleriz hatta sonra da güleriz. Ancak öte yandan bu kişi cinlerden ve seytandan korkar. Dışardan bakan biri olarak Freud bu iki durumu çok benzer görmüş olsa gerek. Ki siz de aslında objektif olarak dışardan bakarsanız benzerliği görebilirsiniz. Tabi psikolojik olarak sadece bunla sinirli değil bu düşünce, başka örnekler de var. Ben sadece bir örnek vermek istedim.

    Keyifli okumalar..
  • “İnsan düşünmeye başlar başlamaz din adamlarının imparatorluğu yıkılır.”
  • Dünya'nın kenarlarına uzanan bir okyanus tarafından çevrelendiği madeni para şeklinde bir disk olduğuna inanmışlardı. Bu fikir ancak MÖ 500 civarında Yunan filozof Pisagor tarafından sorgulanmaya başladı.Onun hakkında yazılanların çoğu tahminden ibaret olmasına rağmen, Pisagor'un günümüzde İtalyan kenti Calabria olan Croton'da bir din okulu kurduğu biliniyor. Bu "gizli kardeşlik" okulu binlerce takipçiyi kendine çekti. Pisagor'un mistik felsefesini öğrendiler; katı ve biraz da garip kurallar doğrultusunda vejetaryen bir hayat sürdüler, etrafta yalın ayak dolaştılar, belirli kıyafetler giyip gizli bir sembol (beş köşeli bir yıldızın etrafında bir beşgen) taşıdılar. Herhalde en çok kendi adını taşıyan matematik kuramıyla tanınan Pisagor, Dünya'nın yuvarlak olabileceğini öne süren ilk kişiydi. Kuramı destekleyecek sağlam kanıta sahip değildi, fakat tanrıların dünyayı en mantıklı ve en güzel şekilde, yani bir küre olarak yarattıklarına inanıyordu. Yaklaşık yüzyıl sonra Platon bu düşünceyi destekleyerek, bizi dengelemek için dünyanın diğer tarafında başka bir kara kütlesinin olması gerektiğini savundu, ama bu düşünce de felsefi bir varsayımdan öteye geçmiyordu.
  • 296 syf.
    ·4 günde·8/10
    Yazarın da belirttiği gibi; yalnızca evrimin genel mantığını anlatmak için yazılmış, ne olduğunu bilmeden direkt karşı çıkanlara gerçeği açıklamaya yarayabilecek, giriş seviyesinde bir evrim kitabıdır. Keyifle ve hızlıca,kolayca anlaşılabilecek sade bir dille yazılmış, tavsiye edeceğim bir eserdir. Bazı arkadaşların, yazarın taraflı olduğu iddiasına katılmıyorum. Dini sebeplerle, yaratılış teorisine olan inancından dolayı, anlamadan dinlemeden evrim olgusuna karşı çıkanlar için söyleyecek birkaç sözü olmasını yadırgamadım. Din-bilim çatışmasında, bilim tarafını seçen bir kişinin, atılan iftiralar ve alaylara, çok yumuşak cevap verdiğini bile söyleyebilirim.
  • Mütevatir haberi, yanılmaları ve yalan söylemeleri muh­temel bulunan kişiler yoluyla Peygamber'den bize ulaşan
    haberler olarak tanımlar. Eğer haberin yalan olmasına hiç­bir şekilde ihtimal verilmiyorsa, bu haber Peygamber'in
    haberi gibidir. Ahad haber, bağlayıcılıkta mütevatir ha­disler derecesine çıkamayan ve kesin tanıklık edilemeyen doğruluğu şüpheli haberdir. Ancak ravilerin durumlarını etraflıca incelemek, içeriğinin araştırılması ve kesin bir nasla karşılaştırılması şartıyla ahad haberle amel edil­mesi gerekir. Ahad haberler itikadı (şehadet) değil, amel konularda bilgi değeri taşır. Maturidi'ye göre, dinin öğrenilmesinde ve dini bilgiye ulaşmada en önemli üçüncü bilgi kaynağı akıldır. Çünkü Allah, gerçeğe ulaştıran ve doğru yolu gösteren aklı kul­lanmayı ve akil temellendirmeye başvurmayı emretmiştir. Allah'ın insana emaneti olan akıl, iyiyi kötüden, yararlıyı zararlıdan, doğruyu yanlıştan ayıran bir araçtır. Akıl, tıpkı ayet ve hadisler gibi, dinde bir delildir ve doğru bilginin kaynağıdır. Onun bilgi kuramında, akıl sadece dini bil­ginin kaynağı olmayıp, aynı zamanda genel bilginin ve ahlaki bilginin de kaynağıdır. Akıl, diğer iki bilgi kaynağı­nın sağladığı bilgilerin doğruluğunu tespitte bir ölçüttür. Gerek duyu yoluyla gerekse haber yoluyla bilgi edinirken akıl gereklidir. Duyuların yetersiz kaldığı durumlarda ve doğru bilgiyi yalandan, gerçek peygamberi de sahte pey­gamberden ayırmada akıl yürütmek zorunludur. Dinin kaynağı akıldır. Akılla vahiy çelişmez. Aklın mutlak doğ­ru ve zorunlu gördüğünü, vahiy de doğru görür. imkansız saydığını, vahiy de imkansız sayar. Bu yüzden Kur'an'da akla ters düşen, akılla çelişen bir şey yoktur. Kur'an, akil bir mucizedir. Aklın birden fazla seçenek sunabileceği ko­nularda vahiy rehber konumundadır. Maturidi, aklın bilgi edinme gücü ve alanının sınırlılığını kabul eder. Akıl eş­yayı ve hadiseleri, bütün yönleri ve ayrıntılarıyla bilemez. Ama bu durum aklı, güvenilir ve doğru bilgiye ulaştıran bir kaynak olmaktan çıkarmaz. Bu yüzden Maturidi, akıl yürütmeyi reddeden kimseyi, kısır döngüye yol açmak ve çelişkiye düşmekle suçlamaktadır.