• 224 syf.
    “Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır”

    Mustafa Kemal Atatürk.

    **

    Kitabın konusu Nakşibendi'nin Halidiyye Kolundan Kırkali Dergahı'nın şeyhi Uğur K. yani namı diyar Badeci Şeyhin müritleri ile olan akıl almaz ilişkileridir. Ancak bu olay münferit bir olay olarak değil ve bu kitap da yazarın da belirttiği üzere dalga geçmek vb gibi bir gaye barindirmamakta, aksine oldukça ciddi ve de artık sık sık yaşanılan sapıkça olaylara bir nebze ışık tutmak amacıyla kitaplaştırılarak kamuoyuna sunulmuş diyebilirim.

    Kitabın anlatımında yazarın işlemiş olduğu yolu çok başarılı buldum. Olayın nasıl başladığından mahkeme sürecine, ordan da nasıl sonlandığina kadar; olaya karışan kişilerin ifadelerini vererek adeta okurun davayı dışarıdan izlemesini sağlamış. Bölümlerin sonunda da kendi değerlendirmesine yer vermiş. Yazarın değerlendirmelerini ve parmak bastığı noktaları da beğendim.

    **

    Olaya gelecek olursak, bu ilgili Dergah'ta Şeyh, muritlerini birtakım aşamalardan geçiriyor: Talip- talebe- ... Bunlar yapılırken de cezbelenmek denilen ve müritin kalbini kazanma diye tarif edeceğimiz telkin ve sohbetler yapılıyor. Her tarikatta yapılan vird, zikir gibi ibadetvari işler yapılıyor. Özellikle müritlerin ifadelerinden anlıyoruz ki, zikir işleminde kendinden geçme ve her türlü akılsızlığı yapmaya elverişli hale gelme durumu oluşuyor. Zaten mevzu bahis olan badelemeye giden yol da bu zikir işleminden geçiyor.

    Şeyh, gönlü iyice dergaha ısındırılmış olan müridi zikir işleminden sonra sonraki aşamaya geçmeye teşvik ediyor. Bu da 'badeleme'. Badeleme şudur: Mürit, 'sır odası' denilen şeyhin özel odasına geçer. Burada şeyhe oral seks yapar ve şeyhin menisini yutar. Bu işleme badeleme deniyor. Şeyhin cinsel organı nur çeşmesi, menisi de nur olarak görülüyor. Bu işlemi yapan mürit, tarikatta üst seviyeye çıkmış oluyor. Yine ifadelerden anlıyoruz ki müritlerin çoğunluğu bu işlemden gayet memnunlar ve mahkeme sürecindeki ifadelerinde şeyhlerinden şikayetçi olmadıklarını, onun serbest kalmalarıni, tekrar badelenmek istediklerini açık bir şekilde ifade etmişler. Ayrıca badelenme ve tabi olmayı birer ibadet olarak gördüklerini, bunların inançlarının birer gereği olduğunu ifade etmişler. Ne diyelim afiyet olsun!

    Neyse devam edelim, badelenerek bir üst seviyeye geçmiş olan müritin önündeki bir sonraki aşama 'tabi olma' aşamasıdır. Bu aşamada mürit yine sır odasına gider ve şeyhi ile normal cinsel ilişki veya anal ilişki yaşar. Buna da tabi olma deniyor. Gerek badelenmede gerekse de tabi olmada cinsiyet ayrımcılığı yapmıyor Şeyh, kadın erkek dinlemeden müritlerini badeliyor ve tabi ediyor.

    Diğer aşama diyebileceğimiz aşama ise şudur: Şeyh, artık badeleme ve tabi olma aşamalarını geçmiş müritlerinden kardeşlerini, annelerini ve arkadaşlarını dergaha getirmelerini istiyor. Yani tarikata üye kazandırma aşaması.. Gerçekten kardeşini, nişanlısını, annesini, arkadaşlarını, patronunu ve bilimum tanıdığını tarikata götüren müritler varmış. Bizzat şeyhin sır odasına eşini, kız kardeşini veya erkek kardeşini badelenmek ve tabi olunmak üzere teslim eden insanlar var! Hatta bir mürit, henüz evlenmedigi kız arkadaşını şeyhine götürmek için ikna etmeye çalışır. Bunu da yaparken kadını bırakmakla tehdit eder. Çünkü kadınla cinsel ilişkiye girmiştir ve kadın bekaretini kaybetmiştir. Malum bizim toplumda fizyolojik bir şey olan bir zara çok önem verilir! Haliyle kadın bu durumdayken erkek arkadaşının kendisini birakmasindan korkarak Şeyhe gider. Tabi salt bekaret meselesine bağlamak da istemiyorum kadının Şeyhe gidişini ancak bu durumun da oldukça etkili olduğunun gözden kaçırılmamasini gerektiğini düşünüyorum. Nitekim yazar da değerlendirmelerinde bu noktanın altını çizmiş.

    Dava sürecinde Badeci Şeyh ifadesinde gayet açık açık ve hiç çekinmeden her şeyi anlatıyor: Kendisinin de kendi şeyhini badeledigini ve bu aşamalardan geçtiğini, kendisine öğretileni yaptığını ve zamanı geldiğinde de Şeyh olduğunu ifade ediyor. İnsanların cennete gitmeleri için çalıştığını ve bunun için onlara 'yardım ettiğini söylüyor. Dinin cinsellik üzerine kurulu olduğunu, namazdaki duruşlardan Allah ve Muhammed kelimesinin ve elif harfinin Arapça yazılışlarına dikkatli bakılacak olursa kendi cinsel uzvunun ve bu ibadet olarak gördüğü badeleme ve tabi olma işlemlerinin göründüğünü söylemekle beraber, müritlerini bu işlemlere ikna ederken Mürselat suresi ve Sebe suresi-31 ayeti kullandığını ifade etmiş.(Şeyhin bu saçma sapan savlarina katılmadigimi herhangi bir yanlış anlaşılmaya mahal vermemek adına altını çizerek belirtirim) Kısaca adam uçmuş!

    Dava sürecinde bir ara ortada şikayetçi kalmıyor ve ortada bir sapıklık var. İnaktif halde bulunan 677. Kanundan(Şeyh, halife vb gibi unvanlarin kullanilmasinin yasaklandığı) yola çıkmaya çalışıyor savcı. Sonra iki üç mürit şikayetçi oluyor de dava devam ediyor. Dergahtaki aramalarda çocuk ve hayvan pornolari bulunuyor. Önemli nokta şurası: Şikayet çocuk tacizi yapıldığı şeklinde geliyor. Ancak ifadelerde sorulan sorularda bu durum geçmiyor. Mesela bir mürit, şeyhin kendilerini badelenme ve tabi olunma işlemlerine ikna etmek için kendi çocuğu ile(15-16 yaşında) cinsel ilişkiye girdiğini söylemiş ancak bunun üzerine gidilmemis. Yazar bu noktada neden diye soruyor?

    **

    "Artık Türkiye din ve şeriat oyunlarına sahne olmaktan çok yüksektir. Bu gibi oyuncular varsa, kendilerine başka taraflarda sahne arasınlar."

    Mustafa Kemal ATATÜRK


    Kitabın son bölümünde yazar, Sadettin Merdin'le roportajina yer vermiş.(Tarikatlar hakkında mail yoluyla sorular sormuş.) Ben de incelemenin bu kısmında bu röportajdan da faydalanarak tarikat olgusu hakkında konuşacağım.

    Tarikatlarda en temel akide, olmazsa olmaz şeyhe mutlak itaat olarak gözüküyor. Gerek bu kitapta bahsi geçen olayın içindeki müritlerin ifadelerinden gerekse Sadettin Merdin'in verdiği bilgilerden ve de bu konuda kendi araştırmalarimdan bu sonuç çıkıyor. "...Mürit nefsini öldürme namına şeyhin önünde alçaltılır, şahsiyeti yok edilir. Köpeklerin yediği yer­den yemek yemeye zorlanır. En pis işlerde çalıştırılır. İzzet-i nefsi yok edilir. Aklını kullanmasına kesinlikle izin verilmez." diyor Sadettin Merdin ardından da Beyazid-i Bistami'nin "Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır." ve Zunun-i Mısri'nin "Şeyhe itaat, Allah'a itaatten daha iyidir." sözlerine yer vermiş. Şeyh Allah ile mürit arasında bağlantıyı sağladığını ve onun kendilerini cennete taşıyacak kutsal kişi olarak görüyorlar. Bu raddeden sonra da bir müridin şeyhinin sözlerini, emirlerini sorgulama şansı kalmıyor. Şeyhi ne kadar mantıksız bir şey derse desin "vardır bir hikmeti" diyerek bunlara mutlak itaat ediyor. Sokrates "Sorgulanmamis bir hayat yaşanmaya değmez." der. Ben de "Sorgulamayan bir insana gerçek manada insan denir mi?" diyorum. Bu insan özgür olmaktan ve birey olmaktan çıkar ve sürüye tabi olmuş olur. İşin diğer boyutu da bu insanlar seçimlerde oy kullanıyorlar! Zaten tarikatlara dünyada bu yüzden taviz veriliyor. Çünkü tek bir kişiyi yani Şeyhi kendi yanına çekince binlerce oy kazanmış oluyorsun. Bu nokta da tarikatlar siyasi güç kazanmış oluyorlar. Ayrıca bu Şeyhler de herhangi bir işte çalışıp da para kazanmiyorlar. Badeci Şeyh de ifadelerinde dergahina yapılan bağışlarla geçimini sağladığını söylüyor. Diğer tarikatlarin bir farkı var mı?

    Daha acı bir konu da şudur; bu tarikatlarin öğrenci yurtlarinin olmasi ve bu yurtlarin doğru düzgün denetime tabi tutulmamasidir. Özelikle çocukların bu oluşumların eline bırakılmasını ele alalım: Henüz kendi özgür fikirleri oluşmadan daha doğrusu hayatının en önemli gelişim evresindeki çocuklara 'mutlak itaat' olgusu ve ondan sonra da türlü türlü mantıksız hikayeler zerk ediliyor. Beyni bunlarla şekillendirilmis bir çocuğun akıbeti ne olacaktır?!

    İfadelerde dikkatimi çeken bir husus da şuydu: Müritler, şeyhin Kuran okuduğunu ve âyetleri yorumladigini söylüyorlar ve -burası önemli- kendilerinin Kuran'ı hiç okumadiklarini ifade ediyorlar. Bunu Kuran'ın ve diger dini kaynakların Türkçe'ye çevrilebildigi bir Türkiye Cumhuriyeti'nde diyorlar. Bir de Kuran'ın ve diğer dini kaynakların Arapça'dan herhangi bir dile çevrilmesine katiyen müsaade edilmeyen dönemlerdeki insanların durumunu düşünün lütfen! Saf dinini yaşamak isteyen insanlar düşünün. Kendi inandığı dinin kitabını ve diger kaynaklarını okuyamayan insanlar... Haliyle köyündeki, mahallesindeki şeyhe, hocaya muhtaç konumda olan insan yığınlarını gözünüzün önüne getirin. Hadi gerçekten iyi niyetli bir hocaya denk geldiler. Peki ya kötü niyetli olursa? Zaten mutlak itaat, kendilerini şefaatci ve de tartışılmaz kutsal kişiler gören insanların arasından ne kadar iyi işler yapacak insan çıkabilir ki! Bunları düşünün ve bu tabloyu gözünüzün önüne getirin. O zaman Atatürk'ün devrimlerini, yaptıklarını ve yapmak istediklerini çok iyi anlayacaksınız.

    Nitekim kitabı okurken karşılaştığım bariz mantıksızliklar karşısında hayret ettim, ki bu ülkede hayret etmek zordur, sonra sık sık aklıma Atatürk geldi. Onun bir örneğini incelemenin başında verdiğim sözleri aklıma geldi. Hani bu tarz kitapları okurken bazen insanlar bu kitapları neden okuduğumu sorguluyorlar. Sorgulasinlar, sorgulamanin her türüne varım. Benim bu sorgulamalara cevabım şudur: Birincisi toplumsal bir gerçeğin iç yüzünü görmüş oluyorum. İkincisi de bunları gördükçe Atatürk'ün yapmak istediklerini ve yaptıklarını çok daha iyi anlıyorum, empati kurmuş oluyorum bir nevi Gazi'yle. Bence bu tarz kitapların özellikle gençlerin okuması lazım. Çünkü gençler çok kolay kandirilabiliyorlar ve Atatürk'ü anlamadan Atatürk'e salt dini konulardaki yaptığı devrimler nedeniyle düşman oluyorlar. Onlara kızmayın, onları dislamayin. Çünkü birçoğu dini duyguları ile kandiriliyorlar. Onlara kizacaginiza bu tarz kitaplari hediye edin veya böyle kitaplara yönlendirin. Eminim sorgulamaya başlarsa bir genç, Atatürk'e düşman olmaz. En azından ben öyle düşünüyorum.

    **

    "Biz, bilimin bize verdiği evrende yaşamak zorundayız. Gerçeğe aykırı olan bir teoloji ya terk edilmeli ya da geliştirilmelidir."

    Yüzyılın Kitabı/ Edward J. Larson

    Peki bu oluşumlara karşı ne yapılmalı? Çok kısa yazacağım bu konuda:

    ●Kısa vadede: Bu oluşumlar sıkı denetime tabi tutulmalıdır. Hukuksuz işleri varsa gereken yapılmalıdır.

    ●Uzun vadede: Eğitim tamamen ve tavizsiz şekilde laik-bilimsel temele oturtulmalidir. Bunla beraber tüm yurtta en büyük şehrinden en küçük köyüne dek insanlara ulaşılmali ve bu insanlar bilgilendirilmeli ve bilinclendirilmelidir.

    **

    Son olarak:


    "Birtakım şeyhlerin, dedelerin, seyyitlerin, çelebilerin, babaların, emirlerin, arkasından sürüklenen, kaderlerini, hayatlarını falcılara, büyücülere, üfürükçülere, muskacıların ellerine bırakan insanlardan meydana gelmiş bir topluluğa bir Millet gözüyle bakılabilir mi?"

    Nutuk/ Mustafa Kemal ATATÜRK
  • https://youtu.be/NRYJ22UCX3w dinlemeden geçme CcC
  • https://youtu.be/-09HxoPcXhI dinlemeden geçme..
  • Bilemiyorum ne zamandan beri bu kadar hoşgörüsüz insanlar olduk. Hoşlanmadığımız, kabul etmediğimiz, bize yanlış gelen veya saçma bulduğumuz her iletiyi tiye alıp altına yorum olarak dalga geçmek binevi onu trollemek şiar olmuş sitede. Hatta bundan zevk alınıyor işleri bu olmuş, kim ne kötü birşey yazmış hemen altına dalga geçeyim der gibi, site bekçileri mübarek.
    Bazı ileti ve yorumları okurken aklıma eski türk filmlerinde Yumurcak'ın Mahallenin gediklileri yaşça büyük olan çocuklar tarafından topunun çalınıp, birbirlerine atıyorlar, Yumurcak da ortada bir oraya bir buraya koşuyor onlarda etrafında gülüyorlar gibi bir sahne geliyor. Resmen burada yapılan bu.
    Sitenin amacı bu değiller mi ararsın, Nasıl bu kadar kitap okuyup bu görüşe sahip olursun mu ararsın ? Aşk acınızı başka yerlerde çekinler mi ? Hayırlı cumalar - Günaydın diyenlere laf edenler? Siteye kaydolalı 1 saat olan kişiye kitabı okudu yapması için 150 Karekteri doldurmak için ‘asfdslkfjosf’ bu tip inceleme yapanları görüp hemen altına dalga geçenleri mi ararsın? Vesaire vesaire örnekler o kadar fazla ki.. Allah aşkına insanları aşağılamak bu kadar kolay mı? Yanlışın düzeltime şekli illa kalp kırarak mı olmalı ?
    Evet herkes bizler 90larda doğmamış, interneti sadece telefon kablosu çekilerek o dırıt dıııııttttt sesini dinlemeden bağlanılamayan yılları görmemiş, belki de daha 13 15 yaşında lise çağında, annesine babasına o kadar fazla soru soramadan elindeki telefonla bu uygulamayı indirip bişeyler öğrenmek istiyor belki bu uygulamadan kitap okunabildiğini sanıyor. Ya da yaşı büyük olması rağmen az kitap okumuş veya okumamış insan bu siteye kaydolamaz mı? Hayatta herkesin eşit şartlarda olmadığını kabul edelim önce. Tamam yardım etmek istemeyebilirsin ama kimseyi küçük düşüremezsin.
    Aklıma bir sahne daha geliyor bununla ilgili . Geçen hafta ki Cuma namazında hutbede Hoca yukarı katta fazla ses çıkardıkları için hutbeyi kesip çocuklara bakın biz sizlerin iyi yetişmesi için ne kadar uğraşıyoruz siz ne kadar ses çıkarıyorsunuz sessiz olun ve dinleyin minvalinde bir yukarı bakarak bağırdı. Ne kadar içerledim buna anlatamam. Uyarının niteliği bu şekilde mi olmalı herkesi küçük düşürerek, zaten o çocuk bişey olmaz diyerek ?
    En azından küçüğünden büyüğüne kitap sitesinde vakit geçiriyorlar insanlar. Ama bu tip rahatsızlıklarını sitenin sözüm ona keşfeti lağıma benzetmesi yapanlara sorarsan da en özgürlükçü, demokratik insanlar da onlardır, mangalda kül bırakmazlar bu konuda. Evet belki herkes senin kadar ‘aydın’ değil ama onların da varlığını kabul etmek zorundasın. Evet belki Kitapçıya girdi ve Albert’in 'Camus' romanını istedi napalım şimdi bunu herkese anlatıp dalga mı geçelim insanımızla? Hayır doğrusunu öğretelim güzel bir yöntemle. Herkes bu vatanın evlatlarıdır, eğriyi doğruyu dilin döndüğünce anlat ama lütfen dalga geçme, kalp kırma artık.
    Sen atomu parçalıyordun da engel mi olundu bu sitede? Okunan kitaplardaki Edebiyat da, bilim de kimsenin tekelinde değil herkes aynı kitaptan bizatihi iyi veya kötü çıkarım yapabilir ve evet herkes her şeyi bilmek zorunda da değil. Herkes okuyup kendi doğruları ile tartıp çıkarım yapabilir. Evet tabi ki yanlışları düzeltmeye çalışacağız elimizden geldiğince, bu öyle değil şöyle olmalı diye yorum yapılabilir, özelden uyarılabilir, ileti şikayet edilebilir ama insanları hor görerek yaptığınız yapacağınız her şey gözüme art niyetli geliyor. Yapılan eleştirilerde, yorumlarda maksat üzüm yemek katiyen değil istenen bağcıyı dövmek olduğuna inanıyorum. Yapılan iyi niyetli güzel yazılmış her uyarıyı tenzih ederim ayrıca.
    Velhasıl bunu yazmamdaki amaç da yeni bir tartışma cephe açmak, kesinlikle değildir, Örneklerde o an aklıma gelenlerden sıraladım, şahsi bir olay gütmüyor kesinlikle. Zaten o kadar fazla var ki bu hoşgörüsüzlükten, birşeyler öğrenmek için girilen sitede stres olunup çıkılıyor çoğunlukla. Tek isteğim az biraz Empati yapalım. Güzel günlerimiz olsun diyelim ve bahsi kapatalım.
  • Dinlemeden, okumadan geçme...

    https://www.youtube.com/watch?v=4KVY2xNDzvE

    Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
    Sana soracaklarım var, dedim;
    Sen ki her bilginin temelisin,
    Bana yol göstermelisin.
    Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
    Birkaç yıl daha katlan, dedi.
    Nedir; dedim bu yaşamak?
    Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
    Evi barkı olmak nedir? Dedim;
    Biraz keyfetmek için
    Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
    Bu zorbalar ne biçim adamlara dedim;
    Kurt, köpek, çakal makal, dedi.
    Ne dersin bu adamlara, dedim;
    Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
    Benim bu deli gönlüm, dedim;
    Ne zaman akıllanacak?
    Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
    Hayyam’ın bu sözlerine ne dersin, dedim:
    Dizmiş alt alta sözleri,
    Hoşbeş etmiş derim, dedi.
    Ben olmayınca bu güller, bu serviler yok.
    Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
    Sabahlar, akşamlar, sevinçler tasalar yok.
    Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok

    Ömer Hayyam