• «Bilgeler ya da cahiller değilse, o zaman kim bu felsefe yapanlar, ey Diotima?»
    Platon
    Sayfa 126
  • Ağaçları da selamlâ, sana ilk kez rastladığım ağaçları ve gezdiğimiz dereleri ve Angele'nin o güzel bahçelerini! Ve bırak sevgilim! Hayatım bu arada sana rastlasın.Hoşça kal.
    Friedrich Hölderlin
    Sayfa 134 - Doğubatı Yayınları, 1.Basım, Eylül 2017
  • İnan bana ve düşün, sana ruhumun derinlerinden söylüyorum.Konuşmak büyük fazlalık.En iyi şey yine de hep derinlerde duruyor, incinin denizin dibinde durduğu gibi.
    Friedrich Hölderlin
    Sayfa 130 - Dogubatı Yayınları, 1.Basım, Eylül 2017
  • -Nedir öyleyse sevgi? Ölümlü bir varlık mı?
    -Hiç de değil.
    -Nedir öyleyse?
    -Demin dedim ya, ikisinin ortası, ölümlü ile ölümsüz arası bir șey.
  • Öncelikle yüzyılın en iyi romanları arasında gösterilen Niteliksiz Adam romanı toplamda 3 ciltlik bir roman. Son cildi Robert Musil beyin kanaması geçirip ölünce yarım kaldı. 3.cilt haric diger iki cilt Türkçe'ye Ahmet Cemal tarafından çevrildi.

    Birinci cilt 864 ve ikinci cilt 1310 sayfa olmak üzere bitmemiş haliyle 2000 sayfadan fazla.

    İnceleme baştan aşağıya SPOİLER!!! içermektedir. Uyarayım.
    Hem kitabın bölüm bölüm özeti, hem de incelemesini birarada yazdım.
    İncelemem 2 cilti de kapsamaktadır.

    Musil sonradan Avrupa'da yükselişe gececek olan faşizmin ayak seslerini bu romanında öngörmüştür.

    l-
    Doğum ve Giriş

    Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ya da Kakanien'in başkenti Viyana'da dünyaya geliyor kahramanımız Ulrich.
    Önce matematikçi, sonra orduda teğmen oluyor ve Napolyon gibi başarılı bir komutan olamayınca da ordudan istifa ediyor.

    ll-
    Bonadea ile Karşılaşma

    İmparatorluk, çayın içine atılan şeker gibi erime sürecine girmiştir.
    Birşeyler olmalı-birseyler yapılmalı diye düşünen Ulrich'i üç kişi dövüp cüzdanını çalarlar.
    Oradan arabasıyla geçen ve yüksek mahkeme yargıcıyla evli olan soylu Bonadea, Ulrich'i arabasına alır.

    lll-
    Paralel Eylem

    Almanya, İmparatorlarının otuzuncu yıl taht şenliklerine başlarken, Avusturya ise misilleme olarak 1918'i Avusturya Yılı ilan eder. Bütün halkın bu kutlamalara katılması için Kont Leinsdorf önderliğinde 'Paralel Eylem' grubu oluşturulur.
    Toplantilar genelde Ulrich'in kuzeni Diotima'nin evinde gerçekleşir ve Ulrich de bu grubun genel sekreteridir.
    Grubun önde gelenleri arasında General Stumm ile Alman Sanayici Arnheim de vardır. Amaç Almanya'nın kimliği altında ezilen Avusturya'nın gücünü tüm dünyaya göstermek.

    lV-
    Aşk Öğretmeni Diotima

    Diotima, bakanlıkta çalışan Tuzzi ile evlidir.
    Diotima'nın gerçek adı Ermelinda ikinci adı da Hermine'dir.
    Diotima Platon'un aşk öğretmeni rahibe Diotima'dan gelmedir.
    Diotima, bütün soyluları evinde topladığı ve ateşli/heyacanlı konuşmalar yaptığı için bütün soylular bu aşk ögretmenine aşıktır. Fakat Diotima'nın bedeni kocası Tuzzi'ninse ruhu da Arheim'ındır.
    Diotima, toplumsal kuralların dışına çıkamadığından kocasını da boşayamaz.

    V-
    Moosbrugger Olayı

    O sıralar en çok konuşulan Moodbrugger olayıydı. Bir marangoz olan Moosbrugger,gece Viyana sokaklarında dolaşırken, köprü üstünde bir fahişe görür ve fahişe onun peşine düşer. Moosbrugger ne kadar da kovsa gitmez, durunca kız da durur, koşunca kız da koşar ve bir parka geldiklerinde Moosbrugger kızı çılgınca tutar, boğazını keser, memelerini kopartır, karnını yarıp dışarı boşaltır bağırsaklarını. Otuzbeş yerinden bıçaklar kızı ve ancak rahatlar.
    Defalarca akıl hastanesine girip çıkan bu dengesiz adam, o anda-olay esnasında bilincini yitirmiş miydi yitirmemiş miydi? Bu soru mahkemede de tartışılır ve hakim idama mahkum eder Moosbrugger'i.

    Avusturya bu konuda ikiye bölünmüştür: bir kısım suçlu der, ötekilerse beden suçlu da olsa ruh suçsuzdur, o anda da cezai ehliyeti yoktur der.
    Daha sonra avukatlar kararı temyize götürürler.

    Vl-
    Clarisse

    Clarisse Ulrich'in arkadaşı Walter'le evli genç, güzel, piyano çalan, Nietzsche okuyan bir kadındır. İlk zamanlar kocasını çok seven Clarisse, daha sonra Ulrich'den hoşlanmaya başlar.
    Walter içten içe Clarisse ile Ulrich'i kıskanmaya başlar ve Ulrich de bunu hisseder.

    Walter ısrarla Clarisse'den bir çocuk istemektedir. Walter'in çocuk isteklerinden bunalan Clarisse ise bir gece habersiz Ulrich'in evine gider ve Ulrich'e der ki: Walter bir çocuk istiyor benden ama ben Ulrich o çocuğu senden istiyorum, sen de benim gibi tuhaf-gizli ve farklısın.

    Ulrich ise Clarisse anında teşhisi koyar ve bu kadın bir delidir der.
    Clarisse ani bir hareketle Ulrich'in dudaklarına yapışır, Ulrich ise Clarisse'i üstünden atar ve evden dışarı atar.

    Vll-
    Gerda

    Gerda, Lloyd Bankası müdürü Leo Fischel'in yaramaz, güzel ve 23 yaşındakı kızıdır.
    Leo Fischel herşeye karşı olan ve kendisine pis kapitalist diyen kızından yaka silkmiştir.
    Ulrich ise Gerda'nın sevgilisi Hans Sepp ile aşk, evlilik ve mülkiyet konularında sık sık tartışır.
    Gerda, Ulrich'e her zaman yakın ilgi göstermiştir.

    Gerda bir akşam Ulrich'in evine gider, Ulrich buna çok sevinir. Hemen öpüşmeye başlarlar. Ulrich, Gerda'yı soymaya başlarken Gerda der ki: henüz hazır değilim, durumu anlayışla karşılayan Ulrichse hemen geri çekilir.

    Vll-
    Alman Sanayici Arnheim

    Arnheim, doktor, yazar ve büyük alman sanayiciydi.
    Ruhtan söz ederdi sürekli.
    Ruh ve kömür fiyatlarını(para ve imanı) özel şahsında birleştirmişti bu adam ve paralel eylem'in içindeydi.
    Galiçya'daki petrol yataklarını satın almaktı amacı ve ayrıca Diotima'ya körkütük aşıktı.
    Arnheim, Diotima'yı kocasından istemeyi düşünse de toplumsal kurallardan çekindiğinden bunu yapamıyordu.

    lX-
    Tarih ve İnsan

    Tarih ki yazarsız oluşur büyük bölümü,
    bir merkezden gelişerek değil fakat çevreden oluşur.
    O insan ki, hem yamyam hem de moderndir.
    Yine o insan ki, alışkanlıklardan-ön yargılardan ve topraktan oluşur.
    Ne rahattır şu insanlar,
    tarih ilerlerken kendileri ve imparatorlukları, yerinden sayarlar.
    Ne çöküşü algılarlar ne de geçişi.

    X-.
    Paralel Eylem'in Çöküşü

    Büyük bir protestoya neden oldu Paralel Eylem hareketi.
    Parael eylemi almanlar alman karşıtı, slavlar slav karşıtı, halk da kendine karşı bir eylem olarak gördü.

    Sarayında olanları seyreden Kont çok üzgündü ve bir yerde hata yaptık Ulrich dedi.

    Xl-
    Babamın Ölümü

    Senatoda olan Ulrich'in hukuk uzmanı babası hastanede ölünce, Ulrich'e ölüm telgrafı çekilir. Annesini daha çok küçükken kaybeden Ulrich, babasını da kaybedince dünyada yapayalnız kaldım der.
    Ulrich babasının cenazesinde büyük bir sürprizle karşılaşır: çocukluğundan beridir görmediği kızlardeşi Agathe'yi görür.
    İki kardeş birbirine sıkıca sarılır, hasret giderirken Ulrich, seni bulmuşken bırakmam der Agathe'ye.
    Artık Agathe Ulrich'in herşeyidir.

    Xll-
    Matematik ve Hayat

    Bir bütündür matematik,
    kuralları sabit
    sonuçları değişmezdir.
    ne acı ne hayalkırıklığı ne de sürpriz vardır matematiğin doğasında.
    ama hayat
    ne kadar toplarsan topla
    asla ulaşamaz bir bütüne.

    Xlll-

    Agathe/Yasak Aşk/Evrensel Tema

    Ulrichle Agathe el ele Tuna nehri kıyısında gezer, ağaçlar altında oturur ve kuşların ötüşlerini dinlerler.
    Ulrich giderek kızkardeşi Agathe'ye aşık olur ve onun o çekim merkezinden çıkamaz, Ulrich toplum ve onun kurallarını hiçe sayar bu noktada ve bu yasak aşktan kendini geri çekmez.
    Agathe ise Ulrich'in tersine toplum kurallarına ve toplumsala büyük önem atfeder.

    Ulrich, topluma ve işe yaramaz insanlığa şöyle seslenir:
    - Kimi sevdiğim sizi ne ilgilendirir.
    Eğer benim için başka her kadından daha hoşsa neden aşık olmayayım kızkardeşime? Yasak olduğu için mi?Tehlikeye soktuğu için mi soyun devamlılığını? Peki ya bundan vazgeçersek, sizler ayıp diye adlandırdığınız için mi?!
    Oysa bu ayıp YASALDI eski zamanlarda.
    Büyük Goethe der ki:
    ah sen simdi kapanmış zamanlarda
    kızkardesim ya da karımdın.

    XlV-
    Birey Üzerinde Kapitalizm

    Neden sonuna kadar gidemiyordum
    sevgilim ve kızkardeşim Agathe'yle.
    Neden toplumdan korkuyorduk bu kadar.
    İnsan toplumsal bir varlık diye: nedir bu birey üzerindeki kapitalizm.
    Neden sürekli bireyi engelliyor, kolları arasında sıkıyordı bu toplum kapitalizmi.
    Neden bana aşık olduğu halde, bu lanet toplum yüzünden, ileri gidemiyor-kendini bana tam bir teslimiyetle bırakamıyordu Agathe.
    Neden aramızda bir duvar gibi,
    süreklu duruyor-yükseliyordu
    bu toplumsal kapitalizm.
    Neden evlenemiyordum Agathe'yle
    neden bir çocuğum olamıyordu ondan
    neden neden neden!!!

    XV-
    Agathe ile Aşk/Devam
    (bu son bölümü şiirsel bir özet halinde yazdım.)

    Bir gece dışarıya operaya gidecektik Agathe'yle.
    Güzel ve serin bir geceydi.
    Şeftali gibi olgun ve parlak bir ay yükseliyordu Viyana üstünde.
    Aşkım Agathe hazırlanırken o kadar güzeldi ki,
    dayanamadım ve onu pencerenin kenarına-ayın altına çektim
    o güzel göğüslerinin hareketini ta içimde hissettim
    ve onu öptüm
    sonuna kadar gidip
    uçurumdan düşmek istedim
    ama Agathe yine ürktü
    ve engel oldu bana yine
    olmuyor işte Ulrich dedi
    ------aslında bizler korkunç eylemsizleriz
    bir yaşama biçimi değildir sınırsız bireycilik
    unutma ki insan toplumsal bir varlıktır.
    Toplumsalla bütünleşmeyen bütün bireycilikler yokolmaya mahkumdur.

    Agathe'yle aşkımız, tutkulu/melankolik bir çıkmaza girmişti.

    - Roman tamamlanamadığından bu yasak aşk acaba nasil sonuclanacakti diye merak etsem de bütün ömrünü bu kitaba veren Robert Musil beyin kanamasından ve İsviçre/Cenevre'de büyük bir yalnızlık ve yoksulluk ve unutulmuşluk içersinde öldü.

    Ünlü yazar Thomas Mann şöyle yazmış günlüğüne Niteliksiz Adam için:

    “Işıltılar saçan bu kitap epik komedi ile deneme arasındaki hassas dengeyi çok iyi muhafaza ediyor. Tanrı’ya şükürler olsun ki bu artık bir roman değil alışılmış mânâda. Goethe’nin dediği gibi her mükemmel eser kendi türünü aşar ve mukayese kabul etmez yeni bir şey olur. Alaycı tarzı, zekâsı ve maneviyatı ile bu eser son derecede dini, çocuksu ve şiirsel”

    Niteliksiz Adam romanı, bir modernite eleştirisidir. Bir çöküş ve geçiş romanıdır. Adına modern insan denen o çalkantılı dönemin aslında bir gerileme dönemi olduğunun dışavurumudur.
  • Platon yine konuşturmuş. Hem filozofluğunu, hem sanatını, hem de kitaptaki bütün karakterleri.

    Biliyorsunuz Platon’un diyalogları meşhurdur. Uçan kuşu yakalasa tutup konuşturacak. İyi ki de konuşturmuş. Onun sayesinde tarihte yaşamış  bir çok kişinin görüşünü öğrenmiş oluyoruz. Platon’un insanlığa bu hizmeti yadsınamaz bir gerçek. Platon olmasaydı Sokrates’i ve görüşlerini bu kadar iyi tanıyabilir miydik bilmiyorum. Büyüksün Platon!



    Şölen kitabında da ünlü tragedya yazarı Agathon, tragedya yarışmasında aldığı birincilik hasebiyle evinde bir kutlama yapıyor ve arkadaşları Phaidros, Pausanias, Eryksimakhos, Aristophanes ve Sokrates’i evine  davet ediyor. Platon bu bilge insanlar arasında geçen diyalogları yazmış. Yazmış ama doğrudan birinci ağızdan aktarmıyor bize. Şöyle ki, Apollodoros, Aristodemos adlı bir sokrates hayranından dinlemiş şölende geçen bütün konuşmaları. Apollodoros,  Aristodemos’tan duyduklarını Glaukon diye birine anlatıyor ve kitapta geçen bütün diyaloglar bu şekilde okura aktarılıyor.

    Bu yönüyle biraz kafa karıştıran tarafı var çünkü zaman zaman hikaye içinde hikaye,  geçmiş zaman için de geçmiş zamana gitme durumları oluyor. Kitaptan kopmamak adına bu detayları kaçırmamak gerekiyor.



    Şölen’e geri dönelim. Bu bilge insanlar Agathon’un evinde sarhoşlar mı yoksa ayıklar bir türlü anlayamadığım bir ruh haliyle Aşkı ve Aşk Tanrısı Eros’su konuşmaya başlıyorlar. Daha doğrusu niyetleri aşkı ve aşk tanrısını övmek. Bir nevi tefekkür ediyorlar. Her birinin aşka dair farklı farklı görüşleri, övgüleri var. Bunlara tek tek girmeyeceğim çünkü yazı çok uzayabilir. Kitaba genel olarak hakim olan bir görüş var ki o da oğlancılık. Bu abiler oğlancılığa çok sıcak bakan, hatta benimseyen insanlar. Hatta Aritophanes aşkı anlattığı bölümün bir yerinde “Bir erkeğin kesiği olanlar, erkeğin peşini bırakmazlar ve erkeğin dilimleri olduk­ları için çocuklukları boyunca erkekleri severler ve erkeklerle sarmaş dolaş olmaktan, yatıp kalkmaktan zevk alırlar. Hatta çocukların ve delikanlıların en iyileridir bunlar, çünkü en er­kek bunlardır doğaları gereği. Bazıları aldanır da edepsiz olduklarını söyler bunların. Ama edepsizliklerinden değil, yürekliliklerinden,yiğitliklerinden ve erkekçe görünümlerinden dolayı yaparlar bunu, istekle sarılırlar kendi­lerine benzeyene çünkü.” diyor.

    Anlaşıldığı üzere oğlancılığa baya sempatik bakıyorlar. Tabii sadece Oğlancılık mevzusu anlatılmıyor. Aşkın ne kadar kutsal bir duygu olduğu, gerçek aşkın ne olduğu, insanın nasıl ve neye aşık olduğu son derece estetik bir dille farklı görüşler halinde okura sunuluyor.



    Aşk üzerine daha önce Arthur Schopenhauer’in Aşkın Metafiziği kitabını okumuştum. Schopenhauer bu konuya daha gerçekçi yaklaşıyor ve aşkın,  türün devamı için içgüdüsel olarak kişilerin birbirlerine duydukları ilgi olarak tanımlıyor. Şölen’de ise daha duygusal yaklaşılıyor aşk konusuna ve kutsal bir anlam yükleniyor. Öyle ki Aşk Tanrıları bile var. Bu bakımdan Schopenhauer’in görüşüne daha yakın olduğumu belrtmekle birlikte,  buradaki görüşlere de saygı duyduğumu söylemeliyim çünkü harikulade anlatıyorlar.



    Kitabın ilk yarısına bakıldığında Aşka ve Eros’a ithaf edilmiş sanki. İkinci yarısı ise adeta Sokrates’e övgü mahiyetinde. Aşk ile alakalı en son Sokrates konuşuyor. Sokrates devreye girdiği ilk andan itibaren heyecanlanmaya başlıyorsunuz. Adam King! Soruya soru ile cevap vermesi, kendi diyalektiğiyle,  kurduğu diyaloglarla okuyanı mest ediyor, diğer kişiler içinde adeta bir yıldız gibi parlıyor.


    Sokrates, “ Her şeyden önce aşk, en iyiyi ve güzeli arzuluyorsa; iyi veya güzel değildir. Çünkü, kendinde olan bir şeyi arzulamak saçma olur." aşka dair bu tanımı ile haydaa dedirtiyor arkadaşlarına bize.

    Devamında ise kendisine aşkı anlatan bilge bir kadın olan Diotima'dan öğrendiklerini arkadaşlarıyla paylaşıyor. Diotima aşk konusunda o kadar çok şey söylemişki hangisini yazsam bilemedim. Küçük bir alıntı paylaşayım.

    “Aşk var ya aşk, iyi ve kötünün tam ortasında olandır. İyi veya kötü değildir; ama iyiyi, güzeli arzular. Bizi ona götüren araçtır." diyor ve aşk konusunda yine kafamız karışıyor. Aşkın ne olduğunu tam olarak öğrenemeyeceğiz sanırım.


    Kutlama gecesinin sonuna doğru çat kapı Alkibiades sarhoş bir vaziyette Agathon’un evine geliyor. Platon bu fırsatı kaçırır mı hemen konuşturmuş Alkibiades’i de. Hem de öyle bir konuşturmuşki Sokrates’i kendisi övmesin diye Alkibiades’i kullanıp onun ağzından övmüş. Bu arada laf aramızda Alkibiades Sokrates’e aşık bir adammış ama Sokrates hiç yüz vermiyor. O taraklarda bezi yokmuş çünkü Sokrat’ın.  Alkibiades bunun kırgınlığıyla hem sitem ediyor hem de deli gibi övüyor Sokrates’i.

    Gece yavaş yavaş gündüze kavuşurken bu kadar erkek sevici bir adamın bir arada bulunduğu bir evde kazasız belasız sabaha ulaşmalarına baya sevindim. :)

    Kitap böyle sonlanıyor. Gerek Tanrılarıyla, gerek mitolojik göndermeleriyle mitolojik bir eser okuyormuş hissi veriyor okura kitap ve adı gibi bir şölen yaşatıyor. Kitabı felsefeye ilgi duyanlara da duymayanlara da  tavsiye ederim. Şahsen ben okurken çok eğlendim. Öyle ki bu aralar okuduğum kitaplara inceleme yazmazken bu kitaba yazmak geldi içimden. Umarım sizler de okur ve keyif alırsınız. Sevgiler…
  • "İnsanların sözlerini anlamadım hiç
    Tanrıların kollarında büyüdüm ben."

    Hyperion incelemesi için bu söz hemen hemen bütün kitabı özetler nitelikte. Ama öncelikle Hyperion'u anlayabilmek için biraz yazarın hayatını bilmek gerekir.

    Johan Cristian Friedrich Hölderlin(1770-1843)

    Hölderlin, Alman Klasik çağın ve romantizm akımının en önemli temsilcisi olarak kabul edilir. Daha iki yaşındayken babasını kaybeden şair hayatının ölümlerden oluşan öznesi olacağının ilk sinyalini alır. Annesi Rika adlı kızını henüz dünyaya getirmemiştir kocası öldükten sonra tekrar evlenir ve kısa bir süre sonra ikinci kocasını da kaybeder. Hölderlin'nin kardeşi Rika yaşlı bir adamla evlenir ve onun da kocasının ölmesiyle tekrar annesi ve kardeşiyle yaşamaya devam eder. Ayrıca çoğu kardeşini de küçük yaşta kaybeder. Hölderlin hukuk okumak ister annesi ise onun teoloji okumasını ve papaz olmasını istemektedir. Bunun özerine annesiyle arası bozulur ve bir daha onu görmemek üzere evden ayrılır. Hölderlin ile Hegel, 1788'de Tübingen Üniversitesi Papaz okulunda rastlarlar ve hemen arkadaş olurlar. Daha sonra gelen Schelling'de onlara katılacaktır. Hegel, ileride, Hölderlin ile Susette Gontard aşkı arasında arabuluculuk da yapacaktır ayrıca.

    Daha sonra şiirde yaşadığı düş kırıklıkları sebebiyle tamamen uzaklaşır insanlardan. Hayatta annesinden arkadaşlarına kadar hiçbir insanın gönlünde yer bulduğu hissine kapılmaz ve yersiz yurtsuz bir yaşam içerisinde, zamandan ve mekandan soyutlanmış olarak Hyperion'u yazar. Bundan sonraki yaşamı çok zor geçer ve ağır şizofreni tanımı koyularak bir akıl hastanesine kapatılır. Babasının öldüğü yaşta yani 36 yaşına kadar akıl hastanesinde kalır.

    Hyperion'u okuyup etkilenmiş olan marangoz Zimmerman'ın bakımını üstlenmesi ile hastaneden çıkabilmiştir. Zimmerman'ın kulesinde suskunlukla yaşamaya başlamıştır. Bir şiirinde "Doğayı gökyüzünü anladığını, fakat insanların konuşmalarını anlayamadığını" söylemiş ve o misafirleri olsa da kimseyle konuşmadan 36 yıl kulede sadece piyano ile ömrünü tamamlamıştır. Adeta "yeryüzüne susmaya gelenler" sınıfında olan Hölderlin için "toplumdan ve hatta hayattan dışlanmıştır," der, Heidegger.

    Holderlin'in 36 yıl süren sessizliği aslında ozanca bir yaşam tarzı olup, Scopenhauer'un tasvir ettiği yalnızlık içinde geçen bir yaşamın ta kendisidir. "Tüm büyük beyinler yalnızlığı seçmiştir," der Schopenhauer.

    Büyük yalnızlığı, acı ve sevinçler, geçmişe duyulan özlem ve doğa hayranlığı Hyperion kitabının ana temalarıdır. Şiirsel bir dille, Belarmin ve Diotima'ya şeklinde yazılmış mektuplarını roman tarzı kaleme almıştır. Büyük yalnızlık içinde olan bir kahramanın gezgin bir yaşam tarzını anlatır Hyperion, güneşin bir diğer adı anlamına gelir ayrıca. Düş kırıklığına uğramış bir kahramanın ağıt niteliğindeki yaşamına tanıklık ederiz Hyperion'da.

    O İonya felsefesinin dört temel unsuru olan "hava, toprak,su,ateş" dörtlüsünü, "gökyüzü,yeryüzü,insanlar ve tanrılar." Olarak değiştirir. Kitapta en üzücü kısım Hyperion'nun, Diotima'nın öldüğü mektubu aldığı zamandır. Hölderlin'nin kahramanı da kendisi gibi ölüm acılarını derinden hisseden öznesi konumunda olur.

    Stefan Zweig, bu büyük eser için şunları dile getirir:
    "Hyperion, Hölderlin’in öbür dünyaya, tanrıların yeryüzündeki görünmez vatanına olan gençlik rüyasıdır, hülyalı bir şekilde korunan, hiçbir zaman gerçek hayata tam anlamıyla uyanamadığı bir rüyadır."

    "Yunanistan'da bir Münzevi"yle başbaşa bırakıyorum sizi şimdi umarım tanrıların diliyle yazılmış bu kitapla tanışmakta geç kalmazsınız...