• Rasim Özdenören

    İnsanların kişisel olarak bir ülkeyi, o ülkenin insanlarını sevip sevmemesi ile o insanların ait olduğu devletlerin ilişkileri her zaman örtüşmeyebilir. Kimi zaman birbirinden nefret eden iki ülke insanlarının mensup olduğu devletler birbiriyle siyasal ilişki kurmak zorunda kalabilir ve kurulan bu ilişki o ülke insanlarının yararına sonuçlar doğurabilir.

    Durumu, kişilerin kapris yapabileceği, fakat devletlerin kapris yapma imtiyazına sahip olmadığı biçiminde dile getirmek mümkündür.

    İmdi…

    Batı kültürünün, bu kültürü ile oluşmuş olan belli başlı özelliklerin onun köleli ve köleci, sömürücü ve sömürgeci, sınıflı ve sınıfçı, ırkçı ve ayrımcı temeller üzerine yerleştiğini biliyoruz. Bu özellik Batı insanının temel ırasını oluşturur. Münferit kişiler bu özelliğin dışında tutulsa bile bu temel gerçekliğin değişmeyeceği bellidir. Amerika Birleşik Devletleri, esas itibariyle, Avrupalı seleflerinden bu özellikleri tevarüs ederek bu güne ulaşmıştır. Onun da karakterinin temel dokusunu ırkçı ve ayrımcı nitelik oluşturur. Üstelik bu ülke insanının, dünyanın dört tarafından gelmiş maceracı, haydut, kanun kaçağı insanlardan meydana geldiğini düşünürsek, onun bireyci, bencil özelliğini izah etme imkânını da yakalayabiliriz. Hem bireyci ve bencil, hem de çıkarına son kerte düşkün… Bu günün dünyasına hâkim olan vahşi kapitalizmin kökeninde de bu insanın hayat telâkkisini bulmak şaşırtıcı olmasa gerek…

    Her alanda olduğu gibi uluslararası ilişkilerde de kimseye bir şey vermeden bir şey talep edilmeyeceği, edilse bile bunun bir boş talepten ibaret kalacağı bellidir. Al gülüm ver gülüm ya da kazan kazan...

    Uluslararası siyasada, siyasetçinin mahareti, karşı tarafın gücünü kendi lehine çevirip kullanabilme yetisinde ortaya çıkar. Üstelik kurulmak istenen ilişkinin mahiyeti hakkında bilinç sahibi olmak gerekir. Siyasal bir ilişki mi kurulmak isteniyor, yoksa savaşmak mı?

    Savaş, siyasetin iflas ettiği yerde başlar. Eğer savaş üzerine değil, fakat siyaset üzerine bir ilişki kurulmak isteniyorsa muhatabın gücünü kendi lehine ve dostlarının lehine çevirebilme dirayetini gösterebilmek gerekir.

    Biz uluslararası ilişkilerin, ilke olarak siyaset (diplomasi) üzerine kurulması gerektiği kanısındayız. Savaş, her zaman, son çare veya çaresizlik halinde başvurulabilecek bir yöntem olmalıdır. Diplomat, karşı tarafın verili gerçekliğini kendi lehine çevirmenin üstesinden gelebilen kişidir, vesselam…