inci, Çile'yi inceledi.
 27 Nis 16:19

Çile...Necip Fazıl'ın şiirlerini derledigi bir kitaptır .Sonsuzluk Kervanı'ndan itibaren bir araya topladığı şiirlerini
Allah ,Insan,Ölüm ,Şehir,Tabiat,Kadın ,Korku,
Daussila,Hafakan,Dekor vesaire gibi değişik başlıklar altında gruplandirmistir .


Necip Fazıl Çile için "Bu şiir,benim bütün sanat ve dünya görüsümün içinde kesafet bağladığı nazım tecrubesidir "diyerek şiiri yazarken büyük ruh kasirgasi yaşadığını belirtir.Çile'nin ana temini fiilen yaşadığım bu fikir buhranina borçluyum .Necip Fazıl için Çile şiiri çok önemlidir .Çile şiiri için "Uzun lafa ne hacet! Benim söylemediğimi şiir soylecektir " diyecektir.


Yaptığım araştırmada Büyük din alimlerinden Abdulhakim Arvasi Hazretleri ile tanıştıktan sonra hayatı tamamen değişen Necip Fazıl,bu değişim üzerine Çile şiirini kaleme alır .Bir gün şiirini Arvasi Hazretleri ile paylaşınca;
“Çile şiirimi derin derin dinlediler. Ve sükut… Hatta memnuniyetsiz bir sükut… Sonradan ben de derin derin düşündüm ve bu memnuniyetsiz sükutu, şiirin kendilerine okunan ilk şeklindeki edeb hatalarına yordum" diyerek şiirin ilk yazilis şeklinde mukaddes ölçüleri tasirir gibi edasinin olduğunu belirtir.Daha sonra "Ne yapayım yavaş yavaş adam oluyordum. Okyanuslar gibi dalgalanan çamur nefsimi yüksük yüksük süzmeye mecburdum" diyerek Arvasi Hazretlerinin vefatından sonra şiirin askinlik ve taskinligini duzelttigini söyleyecektir .


Necip Fazıl'ı ilk defa okuyan birisi olarak öncelikli tercihim nedense "Çile" şiiri oldu.Bahar mevsiminin rengarenk cicekleriyle örtüsünü örttügü cıvıl cıvıl su günlerde ,insanın da diş dünyayla tamamen ayrı olarak kendi içinde hissettiği bambaşka bir iklimi vardır.Işte benim de tam da yüreğimin, sonbaharı andıran hüzne boğulduğu ,ümidimin sararmaya yüz tutup,zamanın cildirticiligina inat yaprak yaprak döküldüğü,tum gözyaşı pinarlarinin sozlesmiscesine yüreğime üsüstügü,ölümün hemen yanibasimda son hazırlıklarımı ,
sevdiklerimle son vedami yapmamı istercesine hazırda beklediği, acziyetimi tum siddetiyle hissettiğim ,hüznümü,sıkıntımı Rabbime şikayet ettiğim adeta eskilerde olduğu gibi "cilehane" ye sığınırcasina teslimiyetin sûkutuna bürünüp teselli arayışında bulunduğum bir ana denk geldi Çile şiiri ...



Ah şu dünyadan başka bir şey görmeyen ,öbür aleme ait lezzet ve nimetleri burada yaşayıp burada bitirmek isteyen nefsim ,çile bilmeyen ,sıkıntıdan hoşlanmayan nefsim ,rahata ve rehavete müptela nefsim ,hayatını madde ve konforun kirliligine buruyen kadavralasmis adeta çekilmiş ham ruhumu kendi özüne çekmek; ahiret,kabir,cennet ,cehennem gibi öteler düşüncesinin yeniden gönlümde mayalanması için; yer yer hirpalasa da nefsimin yüzüne çarpsa da eksikliklerini,yanilticiligini Çile şiiri ruhumun tıkalı yollarını açarak, uyku moduna çektiğim nefsimi adeta sarsarak bir nebze de olsa uyanmasını sağladı diyebilirim .Bundan dolayı Çile şiirini okumak için dünyanın tüm kalabaliklarindan bir an bile olsa elimi ayağımı çekip tum seslerin sesini kısarak ,kendi özüme kulak vererek ,sabahın ve gecenin en dingin saatlerini ,herkesin uykuya çekildiği benim de nefsimi uyutmamak için cabaladigim zaman dilimlerini tercih etmiş oldum .



Necip Fazıl'in Çile şiiri bence bir şiirden de ötesi.Muhakkak düşüncesine ,ideolojisine katilmayanlar olacaktır,herkesin kendi tercihi .Lakin bana göre Necip Fazıl tek bir kelimede ,tek bir dizede bile sayfalar dolusu derin anlamlar çıkarabilecek kadar zengin bir kaleme sahip .Okurken yormayan muazzam ahenge sahip,düşündüren ,düşündükçe sakaklarinizi zonklatmaniz gereken sözü de kalemi kadar güzel bir şiir Çile.Yer yer üslubu ağır gelebilir ,sözcüklerini esirgemeden kalemini dobra dobra konusturan birisi Necip Fazıl.Daha önceden ezbere bildiğim ,asinasi olduğum şiirlerine burada rastlamak,
hatırlamak güzel bir duyguydu benim için.Dünyanın ağrısınin sizlatmaya başladığını hissettiginizde sindire sindire okunursa şayet şefkatli bir hekim gibi imdadimiza yetisecektir Çile .Adeta elindeki mizrabini gonullerimize vuran ,"fikir çilesi" diye diye sanciyla inledigi,dinlenemediği,istirahat edemediği günlerin ,uyuyamadigi günlerin,haftalarin yorgunluğunu izdirap dolu yüreğiyle durmadan arılar gibi dört bir yana koşturarak rastladıkları çiçeklerin yapraklarina ulaştıracak , onlara bal olma düşüncesini fısıldayarak gerçek mutluluğun yollarını göstermek için cabalayacaktir.



Necip Fazıl'ı ilk defa zihnime yer edinen "Çocukken haftalar bana asırdı;Derken saat oldu, derken saniye...İlk düşünce, beni yokluk ısırdı:Sonum yokluk olsa bu varlık niye?" siiriyle küçük yaşlarda tanımış oldum.Varoluş sancısı hala bile çok etkiliyor beni.Kendi öz istikamet yolunun sadık yolcusu olamamak ,irademdeki catirtilar derinden üzüyor beni .Genelde kendisi için psikolojik bir boşluk yaşadığını söylerler.Çile şiirinde benim fark ettiğim ise Necip Fazıl, çok şey kesfetmenin ötesinde ,
kendisini keşfetmiş ,kendi yeterliligine inanmış bir insan .Günde birkaç defa düşünce mekigini yer ile gök arasinda gezdiren ,gönül atlasina yeni buudlar kazandıran,kapısını penceresini sonsuzluğa, ötelere sürekli açık tutan,yıldızlarla konuşup denizle dertlesen,ağaçlardan ,uçan kuşlardan ,yağan yağmurdan,içimde yaşamış insan,içimde kıvrılan lisan dediği kaldirimlardan,mezarlara uğrayıp değiştirdiği konfor tanımını tabuttan,adımlarını yüklendiği sokaklardan, bulutlardan her birisinden almış olduğu mesajlarla dimagindaki küflenmiş düşüncelerden arinarak, Mevlana misali pergel gibi bir yaniyla halkın içinde ,diger yaniyla Hakk'la beraber insanlığın gamini yüklenen bir insan...


Nasıl ki sular hararet görmeden duruluga kavusmaz ise ,tohumlar catlayip curumeden sumbuller gibi vesaire çiçeklerin dirilisi söz konusu olmazsa,kar kış olmadan bahar netice vermez,kıymeti bilinmezse ,altın parlaklığıni ,demir saglamligini eridikleri potaya borçlu iseler işte ruhumuz da çile ile kemale ererek "ego"nun karanlık ve yanıltıcı baskısından kurtularak ,hamlasmis ,yosun tutmuş gönüllerimiz de ebediyete yönünü çevirip aydınlığa erecektir.Necip Fazıl'in çok sevdiğim beni de çok etkileyen;

»»"Yıkılan sarayımdan tek bir nakış kalmadı;
Dışa mıhlandı gözler, içe bakış kalmadı." sözüyle kendi içimize ,özümüze doğru yolculuk yaparak kemale erip ,günahlardan arinarak saflasarak yeknesaliktan kurtulabiliriz belki .


Son olarak bilenler bilir adına her ne koyarsanız koyun şayet bunun adına "inceleme"denilecekse başka seçenek olmadığı için bu ifadeyi su an için kullanıyorum.Kitap yorumlarimda duygularımı ,
hissettiklerimi,bendeki yansıyan yönlerini paylaşmayı severim .Yoksa gerçek manada bir tahlil yapmaya kadir olmadığımı biliniz lütfen ...Saygılarımla


Keyifli okumalar ...

Nihat Baş, bir alıntı ekledi.
17 Nis 10:49

Dünyayı gezerek izledi biri; sense evinin penceresinden seyrettin hayatı. Onunkisi dışa yolculuk, seninkisi iç yolculuğu. Yorgunluğunuzsa hep aynı.

Çatıdaki Çimenler, Jehan Barbur (Alfa Edebiyat)Çatıdaki Çimenler, Jehan Barbur (Alfa Edebiyat)
Rıfat ÇELEBİ, Mavi Kuş'u inceledi.
14 Nis 12:28 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kitabı elinize aldığınızda küçük bir kasabanın meydanında etrafa bakınırken gözünüze külüstür bi dolmuş ilişiyor,adı Mavi Kuş,ne isim ama...Koşup hemen koltuklarından birine kuruluyorsunuz...Hava pişiriyor resmen,bekle ki kalksın dolmuş...Can sıkıntısı,uflamalar,puflamalar...Nihayet silkine silkine çalışıyor Mavi Kuş...Aha çattık deliye,bi kedi eksikti neyse,o da olsun bakalım...Hele şükür,hafif hafif salınışlarla başlıyor yolculuk,süzülüyor mavi kuş,uzaklarda gözü...Salına salına aşılırken yollar modern zamanların tembel işi yolculuk servislerine inat bir sepette mis gibi hıyar,maydanoz,domates ikramı başlıyor,almazsanız karışmam...Yol boyu ne hikayeler;kitaplar uğruna karıyı boşayan doktoru mu anlatsam; yol boyu uçurtma uçuran aklı kıt muavin Seyfi’yi mi,öğretmen Muratı mı,Ağayı mı...
-Aha kaldı işte derenin ortasında külüstür...
-Bi el atın hele ağalar...
Ohh be neyse ki kurtardık,gelsin kavun karpuzlar,gitsin ayranlar...Hacı hacıyı Mekke’de,deli deliyi dakkada bulur derler, al sana bir deli daha merhametli Avcı Bilal,işte biniyor köpeğiyle dolmuşa...Şaşkın bakışlar,homurdanmalar...Az gidip,uz gittikten sonra dolmuştan atlayıp koşmaya başlamasın mı deliler...Onlar dönene kadar başımı yaslayıp cama dalıyorum içime:”Yol dediğin hep düz değildir ki yokuşları inişleri vardır kah hızlı gidilir kah yavaş,kah durulur,kah kalkılır,tıpkı hayat gibi...O yüzden yol formülde olduğu gibi zamanda yapılan hız değildir.Yol geçen zamanda yaşananlardır,zamanın yaşattıklarıdır.” diyor iç sesim.Mavi kuşun tekrar sarsılmasıyla çıkıyorum gömüldüğüm içimden.Derken hana varıp durduğumuzda bu yoldan usanan hasta kadın yolculuğunu uhrevi yolda devam ettirmek üzere yol değiştiriyor.Boşalan yeri koyun ve keçileriyle çoban dolduruyor,yolda kalmışa yardım etmek gerek.Yine iç sesim yükseliyor:”Hayat bir seyr-ü sefer işte ,kimin hangi durakta ineceği,kimin hangi durakta bineceği belli değil...Hayat herkesin üstünden aynı hızda geçmiyor sonuçta,kimini ağır ağır,eze eze;kimini bir anda...” Bi ara herkes daldığı iç aleminden,hayallerinden,gençliğinden ön lastiğin gümlemesiyle sıyrılıyor.Uzun bekleyişler,kısa kısa titreyişler...Lastik yerine yeniden takılıp yola koyulunca bu kez çocukluğa ve aşka dalıyor düşünceler...Sabırsızlıklar,acelecilikler....Ve nihayet istasyona inince hayatla film birbirine karışıyor ve yine yükseliyor iç sesim :”Hayat bir yol filmi ve filmin sonu ölüm...”
Yol bu terbiye eder adamı,kitap bittiğinde yolu sorguluyorum,bu yol buraya nasıl geldi? Nerede o iyi adamlar,iyi atlarıyla hala gitmedeler mi?Nerede hata yaptık?Nerede o eski doğal samimilik? Yolda ışıklar yanmaya başlıyor bir bir...Kendimizi dışarı açınca vazgeçmişiz içimizdeki cevherleri aramaktan...İçimize uğramaz olmuş artık yolumuz...İç huzur neymiş,artık herşey dışarda mutluluk,huzur,saadet...Dışa dönük arayışlarımız başlayınca reklamlara ilişmiş gözlerimiz,samimiyetimiz naylon gösterişlere evrilmiş.Kıskançlık ve hırs damarlarımız kabarmış;herşeyimizi,kendimizi dışa göre ayarlar olmuş,herşeyimizi kendimizi dışarıya pazarlar olmuşuz.Kendimizi başkalarına ihraç etmeye başlayınca yitmiş değerler,kopmuş bağlar...İşte şimdi okuyup içleniyoruz,içimiz sızlıyor,içimize dönünce diner ancak...Dıştan köhne görünen viranelerimizde içimizdeki defineleri arasaydık keşke...Başkasına imrenmeden kendi mahremiyet kozamızda kendi cevherlerimize erseydik keşke... Gıdım gıdım değişirken etrafımızdaki herşey biz aynı kalsaydık keşke...Sessiz değişime ses çıkarsaydık keşke...Komşumuz açken kaçsaydı uykularımız...
Mustafa Kutlu Mavi Kuşla seyahat ederken kaybettiğimiz toplumsal ruhu aramış hep, toplumdaki değişme,yozlaşma ve ayrışmayı irdelemiş.Birey-toplum ilişkisini ele alıp bir dengeye oturtmuş.Mimari ve toplumsal değişim arasında bir bağ kurmuş.Mustafa Kutlucular bilir,yine tren,yine istasyon...
Mavi kuş;kedisi köpeğiyle,delisi akıllısıyla, evlisi evsiziyle,suçlusu suçsuzuyla,toplumun farklı uçlarını birbirine bağlamış tam bir Nuh’un gemisi...Kışın bacasından savurduğu dumanlarla yüreğe gam dolduran bir kara tren...Mavi kuş;ağası,köylüsü,doktoru,hastası,aşığı,katili,turisti,öğretmeniyle küçük bir kasabanın dışa açılan kapısı...Mavi kuş kasaba halkının rengarenk hayallerine uçtuğu bir kanat ve valizler dolusu hayat hikayesi...Mavi Kuş,her nevi yolcusuyla toplumsal birlikteliğin olduğu zamanlardan toplumsal ayrışmanın olduğu günümüze seyreden ıssız dağların yaşlı,yorgun ve garip yolcusu...Mavi kuş;zenginliğin ve gösterişin değil yoksulluk ve samimiliğin derin bir sembolü...Mavi kuş bir dünya,içindekiler de birer hayat yolcusu...Mavi Kuş,okurken yaşadığım bir kitap...Mavi renkli arabam bir Mavi Kuş,bense bir deli...Biz deliler olarak kediye kedi,sevdiğimize lan,sevmediğimize bayım deriz.Okuyun işte lan...

Aslıı, bir alıntı ekledi.
11 Nis 10:03 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hayatım boyunca dünyanın nasıl değiştiğini görünce diye sürdürdü sözlerini gelecek elli yılda olabileceklere sınır koyamıyorum.

Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 338 - kırmızı kedi yayınları)Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 338 - kırmızı kedi yayınları)
Aslıı, bir alıntı ekledi.
10 Nis 18:24 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanlar acımasız değildi, ya da zarar vermek istemiyorlardı, hatta budala bile denemezdi onlara; ama ortalama insanın hayatında pek az duygu tattığını, bu yüzden başkalarının hayatlarındaki duyguların kokusunu, iz süren tazıların burun deliklerindeki kan kokusuna benzettigini düşünmüştü hep.

Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 328 - kırmızı kedi yayınları)Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 328 - kırmızı kedi yayınları)
Aslıı, bir alıntı ekledi.
10 Nis 10:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Belki de uzak gelecekte onun şimdi mücadele edip yenik düşeceği gibi, birkaç kuşak boyunca erkekler mücadele edip yenik düştükten sonra kadınlar,erkeklerin düşmanı ve asalağı değil gerçekten de şimdi öyleymiş gibi yaptıkları şey olacaklardır, onların arkadaşı ve yoldaşı...

Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 315 - kırmızı kedi yayınları)Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 315 - kırmızı kedi yayınları)
Aslıı, bir alıntı ekledi.
 09 Nis 00:44 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hiç kimse bir şey hissetmiyor, hiç kimse başkasını incitmekten başka birşey yapmıyor.Dünya kötü diyorum sana Helen.Yaşamak ,arzulamak ıstırap sadece...

Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 279 - kirmizi kedi yayınları)Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 279 - kirmizi kedi yayınları)
Aslıı, bir alıntı ekledi.
08 Nis 17:26 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsan gençken, diye devam etti, her şey çok ciddi görünebilir,insanın yapısı buna yatkınsa...

Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 273 - kırmızı kedi yayınları)Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 273 - kırmızı kedi yayınları)
Aslıı, bir alıntı ekledi.
08 Nis 15:00 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanlar aşk hakkında da din hakkında konuştukları kadar çok konuşuyorlar.

Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 267 - kırmızı kedi yayınları)Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 267 - kırmızı kedi yayınları)
Aslıı, bir alıntı ekledi.
08 Nis 14:37 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Önemli olan insan olmak öyle degil mi ? diye devam etti. Hakiki olmak...

Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 266 - kırmızı kedi yayınları)Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 266 - kırmızı kedi yayınları)