Viola, Aeden'i inceledi.
16 Eyl 13:43 · 8/10 puan

Fi serisine bakildiginda yazim dili olarak kendini gelistirdiginin kaniti olan bir kitap sahsen. Cumleler daha tertipli. Kitabin kurgusu ve mesajlarina deginecek olursam, kurguyu da mesajlari da sevdim. Tekrar ettigi çok dusunce var aynilari fi serisinin icinde de mevcut. Ama söylemem gereken bir sey var ki, okuduğum bir kitap ile benzerligi olan bir kitap. Kitabin adini vermek istemiyorum ama 3 unsur gercekten birbirine lego gibi geçiyor. Aeden onun bilimsel hali gibiydi. Yazarin esinlendigi seyi ben bilemem ama bu biraz rahatsiz etti. Bu turde bir kitabin ulkemizde atiliminin olmasi guzel. Hollywood film teklifi kismina gelirsem, evet bizim ulkemiz bu konuda yeterli olmuyor ama kitabin ve yazarin akibeti nasil olur yorum yapamiyorum. Cunku Fi dizisinin yazarin mesajlarini verme konusunda ilk sezonunu basarili bulmadim. Oyuncularin role bagimli olmuscasina kendini kaptirmalarini yapmacik buldum. Can Manay karaterinin kitaptan çok ayri bir kimlik gibi durmasi 2. Sezon için beklentiyi dusurdu. Ve Duru. En Baska olan oydu. Kitapta bir hipnozun etkisiyle kitap biterken, dizi de bu cok farkli bir seydi. Aynisinin Aeden kitabinda da olmasi olasiligini hesaplayamiyorum. Kitapta kurulan evren ilgi çekici ve mesajlari destekler ve gerçeklere cagirir nitelikte bir uyumu var gerçekten. Ama hicbir seyin abartilmamasi konusunda net fikirliyim. Bu her kitap için geçerli. Kitabin amaci anlasilmali. Aeden'in disa yolculuk kitabi oldugunu dusunuyorum Fi'nin aksine. Ve yine yazarin mesajlarini baz alarak okudum.

Sesini kaybeden şehir, bir alıntı ekledi.
14 Eyl 07:53

Bir şeyi kuvvetle hissetmek, yine kuvvetle ama belkide daha farklı hisseden başkalarıyla kendimiz arasında bir uçurum yaratmak demekti.

Dışa Yolculuk, Virginia WoolfDışa Yolculuk, Virginia Woolf
TOUJOURS, Elia İle Yolculuk'u inceledi.
 27 Tem 18:29 · Kitabı okudu · 1 günde · 6/10 puan

Anadolu’nun bağrında köklerini bırakıp Amerika’da şöhreti yakalayan bir göçmen kuş… Ataları Kayseri’de kendi İstanbul’da doğan; ekmeğini, ününü Amerika’da bulan ama Amerika’da kabul görmediğini düşünen bir Rum… “Beni dinleyeceksin Amerika!” diyen bir Anadolulu… Amerikan sinemasında birçok filme imza atmış unutulmaz yönetmen… Hayatı boyunca kendisi gibi kalemini de dik tutmuş bir yazar… “İkisini almak için çok çalıştım, üçüncüyü onlar verdiler” dediği 3 Oscar heykelciğini salondaki sehpanın üzerine alelade atmış; Anadolu’da adına “koca çınar” dedikleri türden, koca yürekli bir adam: Elia Kazan…

İnsan gitmek istediği her yere gidebilir mi? Belki… Peki ya gitmekle gitmiş olur mu bir insan? Ya da dönmek ister mi giden biri? Görmese de özlem duymaz mı ana ocağına, ata toprağına? Gittiği yerler sıla; çektiği, hasret değil midir? Elia Kazan da yılların verdiği özlemi, hasreti içinin derinlerinden çıkarıveriyor işte… Geri dönme hissiyatı… Yaş 90…

Göçmen kuş, göç vaktinin geldiğini duyumsuyor yavaş yavaş. Anadolu’ya varmak, İthaki’ye varmak gibi bir şey işte… Kopamıyor geçmişinden ve düşüyor yollara ağacın yaprağının kökünü görmek istemesi gibi… Anadolu ve Kayseri onu çağırıyor davete icabet gerek... Yanında 15 yıllık dostu, oğlu gibi gördüğü, Anadolulu Zülfü Livaneli… Aynı yolun yolcusu iki yazar, Anadolu’ya keşfe çıkan iki seyyah…

Anadolu güzel, Anadolu yolları uzun, Anadolu tarih, Anadolu kültürler beşiği… İstanbul, Ankara üzerinden Kayseri, Kazancılar Çarşısı ve bir köy… Köy dediğime bakmayın aslında ana kucağı…

Uçak istemiyor Elia Kazan! Arabayla gidelim, diyor. Cama başını yaslayıp seyre dalma derdinde belli ki… Sindirmek vatanını… Burnunda tüten Anadolu kokusuna duyduğu hasreti ciğerlerine doldurmak… Cennete gidiyor Elia, Kayseri’ye… Memlekete dönüyor… Cennet’in doğusuna... Annesinin bıraktığı yerden bakmak istiyor göğe…

Bu eseri, 15 yıllık dostluğun üzerine; yaklaşık 4 yıl önce yazmaya başlıyor Zülfü Livaneli: Elia ile Yolculuk… Elia ile ilgili birebir sohbetlerinden tutun da içinde dostunu barındıran izlediği, duyduğu, okuduğu çok şeyi satır satır döküyor sayfalara. İllüstrasyonlara hayat verense M.K. Perker... (Usta kalem bence her kitaba el atmalı onun çizimleri gökkuşağını esere taşır gibi) İçe ve dışa yolculuğu anlatan bir eser, Elia ile Yolculuk... Anadolu insanının -kapı aralığından da olsa- yaşayışını, hayata bakışını, tarihini, coğrafyası bir nebze olsun tanımak ve görmek açısından güzel sayabileceğimiz bir ürün ortaya koymuş Livaneli… Yolculuğu kuru bir gezi yazısı olmaktan çıkarıp sohbet havası içinde geçen bir seyahate dönüştürmek istemiş bu fikir güzel olmakla birlikte ünlü yazar bunları yaparken yer yer teknik kusurları ihmal etmemiş! Konudan alakasız konulara ani geçişleri bütünlüğe zarar vermekle beraber akışı da bozuyor, gereksiz ayrıntılara girişler, romantizm parçacıklı taraflı yaklaşmalar vb. Zaman zaman “entelektüel boşboğazlığı” yapmaktan da kaçınmayan Livaneli, eser boyunca yer yer çok gerekli olmayan bilgiler de vermiş, bu biraz da yolculuktan eseri beraberinde okuru koparıyor. Okunabilir bir kitap… Elia Kazan’a yakından tutulmuş bir mikrofon, bir kamera…

Eline, yüreğine, emeğine sağlık Zülfi Livaneli… (Sürçi lisan etmişsem de affola)

Ebru Görgülü, bir alıntı ekledi.
21 Tem 13:24 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu suskunluk-bu yalıtılmışlık işte modern yaşamın sorunu bu

Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 81 - iletişim yayinlari)Dışa Yolculuk, Virginia Woolf (Sayfa 81 - iletişim yayinlari)
Sümeyye TETİK, Şairlerimizden Seçme Şiirlerle Şiir Dünyamıza Yolculuk'u inceledi.
14 Tem 13:42 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Şiir yazmak duygu işidir. Kişinin içinde saklayıp da söyleyemediği duygularının bir tür dışa aktarımı, kaleme alımıdır ki, kötü insan şair olamaz. Çünkü duygusuz insanlar duygularını anlatamayacak , aktaramayacak özür nispetinde kalem tutamayan ellerdir. Bu büyük şairler bizlere öyle büyük bir miras bırakmıştırlar ki bu eserleri koruyup, aktarıp ve çoğaltmalıyız. Şiir okumak en az şiir yazmak kadar ciddi bir iştir . Bir şairi usta olarak adlandırmak için illaki geçmiş yıllardan gelmesi gerekmiyor . Şiiri , anlık bir yaratı olarak değil de , insanın içinde bulunduğu bütünsel alanı araştıran bir birim olarak görüyorum .
Şiir , yüreğin sesidir . Ruh halleridir . Özlemler, acılardır . Yaralanan, kırılan kalbin ızdırıplarıdır . Sevdanın güzellikleri , umudun acının sevdaya yüklendiği sorumluluktur . Kaderdir , talihtir .
Şiir, kelimelerle güzel şekiller kurmak sanatıdır, başka bir şey değildir. Ama kelime nedir? Annedir, dosttur, hasrettir, hayaldir, yani bir manası, bir çağrışımı, bir gölgesi, hatta bir rengi ve tadı olan nesnedir. Kelime, insanoğlundan haber verir, insanoğlunu işlemek her sanatkârın boynunun borcudur. İnsanoğlu, dünyanın en zengin madenidir. Kelime dedik ama kelime boş bir kalıp değil ki… Şairin hisleri, fikirleri, hayalleri, dünya görüşü, felsefesi, şahsiyeti, her şeyi şiirde belli olur. Şu var ki kelimeleri tanımak, sevmek, okşamasını bilmek lâzım. Hangi kelime hangi kelimeyle yan yana geldiğinde nasıl bir ışık peyda olur? Bunu bilmek lâzım. Cahit Sıtkı Tarancı. Ne de güzel özetlemiş değil mi...
Bu kitap çocuklar için yazılmış ama zaten her insanın içinde bir çocuk vardır değil mi;) Şairlerin hayatları hakkında kısa bir bilgi veriyor ve o güzel eserlerinden birer tane paylaşmıştır. İçinde tanımadığım bir çok şair vardı ve daha bilmediğim nicesi ve de keşfedilmeyenler.... sanırım şiirler benim zayıf noktam. Çok merak ediyorum nasıl bu kadar güzel eserleri kalplerinden kâğıda döktüklerini.. Ben de çok istiyorum bu kalbimde birikenleri dökmek ve başka yüreklerde attığını görmek..
Şiir kitabına bir şiirle veda etmek istiyorum incelememe ;

Sanma ki derdim güneşten ötürü;
Ne çıkar bahar geldiyse?
Bademler çiçek açtıysa?
Ucunda ölüm yok ya.
Hoş, olsa da korkacak mıyım zaten
Güneşle gelecek ölümden?
Ben ki her Nisan bir yaş daha genç,
Her bahar biraz daha aşığım;
Korkar mıyım?
Ah, dostum, derdim başka…
Orhan Veli Kanık – Derdim Başka

Şeyma Öztürk, bir alıntı ekledi.
18 May 22:58 · Kitabı okudu · 7/10 puan

"Hani kimi şükran dolu, gösterişsiz selamlar vardır; eğilen, sanki o insanın ruhudur da beden sadece bunu dışa vurmakla yetinir ya, işte öyle bir şey."

Duygusal Bir Yolculuk, Laurence Sterne (Sayfa 94 - Can Yayınları)Duygusal Bir Yolculuk, Laurence Sterne (Sayfa 94 - Can Yayınları)
İbrahim PÜSKÜL (Hiçbir şey yok!), Mülksüzler'i inceledi.
 02 Nis 23:52 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Hakkında edindiğim bilgilerle okumaya karar verdiğim romanı yaklaşık bir ay önce satın almıştım. Aslında kısa süreli okuma planlarım arasında bu romanı okumak yoktu ama sitede düzenlenen bir aktivite vasıtasıyla ilk okunacak roman konumuna geldi. İyi ki bu romanla daha erken tanışmışım, buradan aktiviteye düzenleyen arkadaşa bir kez daha teşekkürlerimi iletiyorum.

Esere gelecek olursak; eserin girişinde farklı iki dünyayı birbirinden ayıran bir duvar ve diğer gezegene yolculuk eden bir uzay gemisi karşılıyor sizi. Ya da gezegen demeyelim de birbirlerinin tamamlayıcı farklı iki dünya. Birinde yaşayanlara göre kendileri dünya diğer gezegen ay; diğer gezegende yaşayanlara göre ise tam tersi. Dünyalarımızdan birisi anarşizmin hüküm sürdüğü “Anarres”, diğer ise kapitalist ve devletçilerin dünyası “Urras”.
Baş karakterimiz ise bizi romanın girişinde karşılayanlardan bir diğeri, Doktor Shevek yada unvan kullanmayan Anarreslilere göre Shevek. Kendisi, adı Anarres’i aşan bir fizik profesörü. Gemimizde Anarresten Urrasa gidiyor. Bu yolculuk sadece dışa kapalı bir alandan yapılan ticaret dışında, aralarında iletişim bulunmayan iki farklı dünya arasında yapıldığından tehlikeli olsa da, Shevek’in yüce bir amacı var. Anarres de yapamadığı fizik çalışmalarını tamamlamak ve anarşizmin başarılı olduğunu Urras’a göstermek. Tabi bu göründüğü kadar kolay değil; Urras’ın gösterişli ve rahat hayatı en büyük zorluk. Shevek gösterişe ve rahata mı kapılacak yoksa amacına ulaşabilecek mi?

Tabi bu romanın olay kurgusu, bunun altından bir öğreti bir felsefe var. Anarres, bu yakın zaman komünleriyle karıştırılmasın, tam olarak teorik anarşizmin uygulandığı bir dünya düzeni. Devlet yok, hiçbir yönetim merkezi yok, bürokrasi yok, para yok, aile yok, mülkiyet yok ve yasa yok. Elinizde sahip olduğunuz tek şey özgürlüğünüz.
Urras ise her şey ile tam bir merkeziyetçi dünya. Yönetenler, yönetilenler, yasalar, zenginler, yoksullar, basın, isyancılar, polis, gösteriş. Kısacası paranın ve hükmetme arzusunun getirdiği her şey var. Var olan her şey güzel, gösterişli, rahat ama sadece zenginler için.

Çeviri ve zorluk seviyesine gelecek olursak; bendeki çeviri Metis yayınlarının Levent MOLLAMUSTAFAOĞLU çevirisiydi. Birkaç yazım hatası dışında çevirmen ve yayınevi güzel iş çıkarmış. Özellikle çevirmeni tebrik etmek istiyorum. Böyle zor bir eser için gayet başarılıydı.
Zorluk seviyesi açısından aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Eser felsefesinin ağır olması, betimlenen yerlerin zihinde canlandırılmasının zor olması, baş karakterinin fizik profesörü olması sebebiyle teknik terim ve anlatıların olması (çok sık değil eserin yüzde onu, anlaşılmasa da eserin ruhuna zarar vermiyor) ve yazı puntosunun küçük olması sebebiyle baya bir zorluyor. Ama emin olun okuduğunuza değiyor. Eserden öğrenilecek çok şeyimiz var. Özellikle anarşizm düzeninin ne olduğunu nesnel olarak öğretiyor. Yazar olumlu yönlerini anlattığı gibi, olumsuz yönlerini de çok güzel işlemiş.

Herkese keyifli okumalar dilerim.