İşleri bittikten sonra beklemeye başladılar. Zaman geçmek bilmiyordu ve Balıkçı’nın gelmesine daha saatler vardı. Mora film izlemeyi teklif etti. Yanında getirdiği film çantasını karıştırmaya başladı ve sıra Taşralı Kız’a gelince durdu.
“Sence de Grace Kelly hiç işememiş gibi görünmüyor mu?”
Sedna omuz silkti. Konu ilgisini çekmemişti. Mora filmler mevzubahis olduğunda kendi kendine konuşabilir, tartışabilir, eleştiri yapabilir ve bundan büyük haz alabilirdi. Taşralı Kız’ı yerine koyup çok sevdiği Hong Konglu Kontes’i çıkardı.
“Eteğini sıyırıp ağaç altına işeyecekmiş gibi görünen Sophia Loren’i tercih ederim.
İnci her zamanki zarafetiyle kapıdan çıktığında, hayranlıkla baktı
kıza. Annesi ne demişti İnci için? Gündüz kelebeği. Evet, bir kelebek kadar narindi İnci. Tekneye
“Gördüğümden beri bütün şarkıları ona yazıyorum,” dedi sesinin ipeksi güzelliğini konuşmasına nakşederek. Söylediği her dizede Mora’yı aşka giden yolda eylemsiz kıldı.
Konduğum yüksek dallardan
Seni seyrederim
Nehrin kenarında yürürken
Düşer bir yaprak gölgene
“Daimi ilgiye muhtaç bir zavallısın sen. Bunun yerine şu herkesin kendiyle ilgili bir şeyler paylaştığı internet sitelerine girsene.”
Sözler Mora’nın dilinin ucuna kadar gelse de, hepsini derledi ve ileride söylenmek üzere zifiri karanlıkta biriktirdi. Sabır bir erdem değil, faydacı ruhların ihtiyaç duydukları zaman zarfında sinsice gizlendiği bir mağaraydı.
“Korkma elimden geldiğince uzak duruyorum. Hem zaten asla rekabete giremeyeceğim başka bir talibi var.”
“İşte şimdi heyecanlandım. Rakibin neyin nesi?”
“Sedna,” dedi Mora çaresizliğin şarkısını söyleyen sesiyle.