• Ah be adam! Doğdun, evde büyük bir sevinç; oğlum oldu naraları, erkek adamın erkek oğlu olur diye söylemleri...
    Çocukluk döneminde erkek adam ağlamaz dediler, sustun.
    Erkek adam güçlü olur dediler, sustun.
    Annesinin nazlı oğlu, babasının deli fişeği olmalıydın. İlk oyuncağın ya silahtı ya araba...
    Ergenlik yaşına gelince ya okutuldun imkanları varsa ya da bir çırak olarak atıldın hayata. Oyun çağında ne anladın küçük yaşta “erkek adam” denmekten acaba?
    Askerlik çağın geldi çattı, kilondan büyük botları taktın. Vatanın bekçisiydin ama yuvaya hasret, anne şefkatine hasret, bir vuslattın, nazlı kuş muydun? Gözlerin doldu mu başını eğip dağa taşa kaçan kimse görmesin diye, kimse zayıf yanını bilmesin diye diye sustun. Kuş yavrusu ne çabuk büyüdün de asker oldun...
    25 gelmeden, oyun mu sandın evliliği de ağır bir sorumluluk altına girdin! Aşk mı sandın ilk kalbinin atışını! Peki anlaya biliyor muydun karşındaki kadını? Ne istiyordu, senden beklentisi neydi? Güzel geçen bir kaç ay sonrası senin deyiminle kadının dırdırı, çocuğun vızvızı, annenin baskısı; iki arada bir derede idare etmekten, susmaktan eve giderken geri adım atar oldu ayakların zamanla. Yaş geldi kırka. İşte değişim zamanı, bocalama, sorgulama zamanı... "Ne anladım hayattan, kim için yaşadım bu zamana kadar?" diye düşünme vakti. Biraz gözün dışarı kaydı, yemediğin halt kalmamış gibi yakalanı verdin.
    Ya erkek adam yapar diyenler bir tarafa ya "Evli barklı adamsın, utanmıyor musun? Karın çocukların var. Yakışır mı bu yaştan sonra? Rahatlık battı buna..." diyerek sözlerle yağmalandın, sustun.
    Hep çalış, çabalama. Onlar doydu mu? Sen yemesen de olur. Evin direği güçlü olmalı, yıkılmamalı, gözünden yaş akmamalı; biraz kadınının sözünü dinledi mi? “Hanım köylü, kılıbık” bir rahat bırakın bu adamı. Sayın elalem denen topluluk, dışarıda oldu mu aklı ev ocak bilmez serseri zibidi.
    Emekli oldun mu, altmışında rahata erdin mi, televizyonda evlilik programına yarenlik ettin mi? Biraz kahvehane köşeleri, ayak altında dolanma söylemleri... Saygı bitti değil mi? Dün kurulan nezih sofralar, bugün “Ekmek arası neyine yetmiyor, hastalansan kimin umrunda?” of off. Yaş erdi kemale. Bir göz toprakta, kurt kocadı bey amca. Ne anladın bu hayatta...

    Doğdun doğmaz, olaydın. Kız kısmı annenin yazgısı, baba önce pek oralı olmaz. Ama şirinliğiyle dört döner sevdirir kendini bebeklikte babasının nazlı gülü. Bir gün diyecek ki baban "iyi ki kızım vardı, bir bardak suyu onun elinden içtim. Vefalıydı."
    Çocuklukta başladı kız kısmı edepli olur, söz dinler, sus konuşma, saygılı ol, güçlü ol, zırlama.
    İlk oyuncağın bir bebek. Biraz serpildin mi? Ev baskısı gitme her yere, namus önemli, sonrası toplum baskısına dönüşür. Şansın varsa ev halkı bilinçliyse okutulursun bir meslek sahibi olur, ayakların üzerinde durursun. Yoksa orta okulu bitirip iki alfabe öğrenip dizini kırıp oturursun. "Ne istiyorsun sen?" diye soran olmaz. Biraz konuştun mu çok bilmiş, alimmi olacaksın. Kız kısmı konuşmaz, büyükleri varken misafir geldi mi ayakta hizmet eder. Cam kenarı süs bitkisi misali sokaklarda oyunlar, çocuklukta kaldı.
    Gün gelir sever bir yağız delikanlı ilk kalp atışı, ilk el tutuşu sonra düğün telaşı. Hazır mıydın gerçekten evliliğe? Daha çocuk ruhun olgunlaşmadan beyaz gelinlik düşün müydü? Sonrası malumunuz. Kaynana sahnede başrolde, daha çok hakim evliliğe, en çok söz hakkı olan karışan/karıştıran malum kişi. Evlilik çatırdadı. Eyvah! Cicim ayı başlamadan bitti. Suratlar asık, büyükler yapıcıydı. Hani bi karışmayın, ne halleri varsa görsünler be, siz kendi halinize bakın.
    Çocuk kurtarır altın top, şu elalem başladı bir sene olmadan kolaysa çocuk yapma.
    Geçip giden bir ömürde son tren yaş geldi kırka. Çol çocuk büyüdü seni saymaz oldu. Burnunun dikine gidiyorlar, kaynana ne haliniz varsa görün dedi, bundan sonra.
    Aynaya baktın saç beyazlamış, yüzün aşağı doğru kaymış, dişler gitmeye başlamış, ağrı sızı tutuldu bacaklar. E sende çabuk kocadın be hanım abla! 40 değdi yaşın sen de otur sorgula. Ne anladın, kim için yaşadın be kadın bundan sonrası hastane köşeleri, kahve sohbetleri. Ne çocuk oldun ne genç, sevgiyi şefkati geç.
    Özlemler, hayaller savruldu birer birer takvimlerdeki yapraklarla beraber. Artık göç vakti, helal ederler haklarını merak etme. Kime ne zararın oldu ki, ne düğün oldu, oynamasına bildin; ne acın oldu ağlamasını. Dünya telaşıyla koşturup durdun hep birileri için.

    Oysa kendi hayatımızı yaşamak için geliriz dünyaya. Bizden başka herkesin söz hakkı doğar bir anda. Kadın erkek birbirini anlamadı. Elalem baskısı, toplumdan aykırı olmama çabası, düz bir mantıkla yürüdük ömür yolunda. Otopside çıkmıyor dünyanın kahrı, hayal kırıklığı.
    Ölüm sebebi kalp durdu, dil sustu, göz kapandı.
    Mekanın cennet olsun bundan sonra...