• Kadın erkek, genç yaşlı, Müslüman Hırıstiyan Musevi, Rum Ermeni... "Ne Mutlu Türküm Diyene" şemsiyesi altındaki tüm yurttaşlar, memleketin ortak paydası Mustafa Kemal'e gözyaşı döküyordu.
  • Ne sirlar gizlidir o kâinatta...

    Biz sadece tebessüm eden yüzü görür, kahkahaları işitiriz... aynı yıldızların göz kırpması gibi. Ya da Güneş'in Ay'a dokunması gibidir her şey. Tabii ki dışarıdan...

    Hiç sormaz insanoğlu, taş neden sessizdir, bir sabır susar, sukûn eder. Anlatacak hiç bir sözü yokmudur... mermer taşının en büyük yükü, mutfağı süslemeden ibaret olmadığı ne hakikat bir gerçek, bu günlerde mezarları süslemesi kadar gerçek, oysaki...
    Onun altında bir toprak, toprağın altında yatan, bir zamanlar bizim gibi nefes alan "..." çok canlıdan biriydi oysaki....

    Bir çınar ağacına kaç hançer saplandı, kaç yitip giden aşıkların baş harfleri kazındı. Aynı, insanların bedenlerine kazıdığı gibi... Şimdi ise hic birinden ne eser kaldı, ne bir söz... belki söz hakimdi... çınar dallarında kuruyup gitti, ardı ardına...

    Ya akan sular, dökülen yağmurlar... kaç sevgili göz yaşı döktü, senden benden habersiz gizlice... ya yakan tuzlu sular... gözden akan değil, gönülden haykıra haykıra, şarkılara, şiirlere, resimlerin son dokunuşları feryat ile bastığı fırçanın, ağır dokunuşların...

    İşte böyle bir gece de geldi, ressam, yazar, şair...

    Hepsinde bir akarsu birikintisi vardı. Birisi gökten çaldı; tabloya, bir bir dokundurdu... yazar hayattan bir söz aldı, bastı kocaman yaygarayı sayfalara ardı ardına... şairlerin sırrı, hepsinden de ağırdı. Öyle bir dil ile döktü ki, sırrını; âlem sandı ki, gökyüzü gercekten portakal rengini mi aldı akşamdan, sabahtan Güneş bu kadar sevinçliydi... yastıklar kaç defa suyunu sıkarak asıldı, ipten aşşağıdan yukarıya... - evet aşşağıdan yukarıya- - -
    Hep sırdın sen şair... bazen dilden öyle döktün ki, açık net bir tavırla...

    Seven sevdiğinin dudağını öptü sanırdı, gercektende... şair bu! Aya (avuçiçi) da eder dudağı, martı da eder, toprağın altında ki sevdayı...

    Sonra "Kâinatın özetidir insan..."

    Yıldızlara ulaşılamayacak bir gerçek varsa dünya da. İnsanın sözü ile de ulaşılamayacak kadar, sırvardır, kalplerde...

    O sözleri ile sadece, "sevdim" der... sevmek!

    Hiç kolay bir iş deği... toprak olmak için kaç seveni duydunuz..?

    " 'Sevmek' toprak olmak değildir!
    Sevdayı Yaradan O Yüce Allah, sen nefes kadar vardın diyene kadar, edebinle, adabınla, merhametinle susacak kadar sevmelisin...."

    Yaprak nasıl düşüyor, degil mi?
    Aheste, aheste.. hiç acelesi yok oysa ki, toprağa düşecek kadar... bazen, rüzgar savuruveriyor, kimse sanmasın ki, rüzgar; öylesine eserken, yaprak konamadı... yaprağı O ne zaman müsade ettide dalından toptu, O ne zaman ki müsade etti, yere kondu...

    Dünya'nin nehirleri gibidir, insanın damarlarından geçen, nehirler, akarsular... İnsanın gözleri gibidir, gökyüzünde ki yıldızlar... parıldarlar, büyür küçülürler de, belli etmezler, sonrasında ki kalbin, kaç vuruşla, nefesi almak için defalarca gümbürtülerinin farklılığına...
    Dünya'nın içinde ki sırrı, dünyaya ayak basan bilmezken, "her kelebek, bir günde ölür," der ve geçerler..

    "Hiç bir taş, asla sonsuza kadar susmaz...
    "Onlar sizin bilmediğiniz zikir ile, şekil verene hamd ederlerde.." dayanamadıkları zaman çatlarlar..."

    "İnsanoğlu nasıl bir mabedi kabullendiğini anlamadık mı..?"

    "Sırlar, dilden farklıdır!
    "Çoğu zaman, dildeki yalana, kendileri bile inanır."

    "Ne derdi şair?
    "Gittiğin yolda Allah yok ise dön geri, O'nu bulduğunda çık yola."
    Kadim TATAROĞLU
  • Bir zaman sonra Şems ile ilgili bazı haberler gelmeye başladı:
    -Onu Şam'da gördüm, diyen birine çıkarıp üstündeki feraceyi verdi.

    - Onu Bağdat'ta gördüm, diyene de sarığını.

    Bunun yalan haber olabileceğini söyleyenler ise:

    - Belki öyledir. Farz edelim ki yalan. Öyleyse sarığımızı yalan habere verdik. Ne çıkar bundan. Haber doğru olsaydı, belki canımızı vermemiz gerekirdi, diyordu.
  • “Ne Mutlu Türküm Diyene" kavramının, kökeniydi.
    Irk, din, dil, hatta zaman farkı gözetmeden, bu topraklarda varolan, bizden'di.
  • Türk'üm,
    Doğruyum, çalışkanım.
    İlkem,
    Küçüklerimi korumak,
    Büyüklerimi saymak,
    Yurdumu, milletimi,
    Özümden çok sevmektir.
    Ülküm,
    Yükselmek, ileri gitmektir.
    Ey büyük Atatürk!
    Açtığın yolda,
    Gösterdiğin hedefe
    Durmadan yürüyeceğime ant içerim. Varlığım,
    Türk varlığına armağan olsun.
    Ne mutlu Türküm diyene !
  • Türküm, doğruyum, çalışkanım,
    İlkem: küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu, milletimi özümden çok sevmektir.
    Ülküm: yükselmek, ileri gitmektir.
    Ey Büyük Atatürk!
    Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe durmadan yürüyeceğime ant içerim.
    Varlığım Türk varlığına armağan olsun.
    Ne mutlu Türküm diyene!