• Sondur bu akşamlar.
    Geceler diriltir beni, bir kuşun sesinde...

    Turgut UYAR
  • Hz. Muhammed'i eleştiren en sivri dilli kelime ustalarından birisi de Esma'ydı ve bu dizeler bir kadının ağzından çıktığı için daha da aşağılayıcı geliyordu. Kafiyelerindeki ince nüktedanlık tercüme edildiğinde kaybolsa dahi bire bir tercüme bile onun aşağılamasını anlatmaya yetiyor: "Hazrec’in düzülmüş erkekleri / Boynuzlu mu dolanacaksınız / Bu yabancının yuvanızı almasına izin verip / Sıcak bir tas arpa çorbasına aşerir gibi / Bütün umutlarınızı ona bağlayan siz / Aranızda bir erkek yok mu / Şunun boynuzunu kesecek."

    Mekke'deyken Hz. Muhammed'in tüm bu alay ve aşağılamayı sineye çekmekten başka çaresi yoktu. Ama daha fazla değil. Yüksek sesle, "Kimse yok mu beni bu kadından kurtaracak?" diye dert yandı. Onun arzusunu kendisi için emir sayan Esma’nın akrabası olan bir mümin vardı. Aynı gece kadının evine gitti, kollarında en küçük kızıyla uyur halde buldu ve kılıcını göğsüne soktu. Ertesi sabah Hz. Muhammed'e, "Onun için herhangi bir ceza ödemem gerekir mi?" Aldığı cevap kabaydı, "Onun için iki keçi bile toslaşmaz."
  • 800 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Uzun zamandır buralardan mecburi uzaklıktaydım. Ama içinde bulunduğum aşırı yoğunluğa rağmen, elbette ki okumaktan uzak kalmadım ve bu sürede neler neler okudum...🤩

    Buraya dönüşümü de bu okumalarımdan en özel, en keyifli ve en etkilendiğim kitap ile yapmak istedim: “Yapraklar Evi”
    Fazla detaya inmemeye çalışsam da uzuuunca bir yorum olacağı için şimdiden özrümü de dileyeyim.️
    Gerçi bu müthiş ötesi kitap için “Okudum!” veya “Adeta izledim!” desem asla ve kat’a yetmeyecektir. Çünkü bu kitabı resmen “YAŞADIM”. Her satırını, her kelimesini hem beynimde, hem kalbimde, hem de tüm damar ve hücrelerimde hissettim. Evet! Beynimde hissettim çünkü, fotoğrafçılıktan sinemacılığa, mimariden dekorasyona, matematik-fizik-kimya-biyolojiden etimolojiye, belgeselcilikten gazeteciliğe, tıptan telekineziye, doğa sporlarından paranormal olaylara, kısaca sanat, spor, bilim ve genel kültürden yana dolu dolu, detaylı ve ulaşılması zor bilgiler edindim. Kalbimde hissettim çünkü, sevdalısı olduğum Dante, Borges, Ovidius, Vergilius, Tolstoy, James Joyce, Heidegger, Fante, Rushdie, Kierkegaard, Sartre, Baudelaire, Kipling, Rilke, Toni Morrison, John Milton, Sylvia Plath, Jean Genet, Conrad, Poe, Nietzsche, Jules Verne gibi edebiyatın efsane isimlerinden pasajlar, alıntılar, cümleler ve dizeler ile süslenmiş ve bu ustalara atıflarla dolup taşan cümleler edebi doygunluğu bana fazlasıyla yaşattı. Kanımda, damarlarımda, tüm hücrelerimde hissettim çünkü, iç ölçüleri dış ölçülerinden büyük olan bir ev, durmadan genişleyen-uzayan ve labirente dönüşen sonsuz koridorlar, ansızın beliren yeni oda ve odacıklar, saniyeler içinde karma karışık yollar bütünü haline gelen korku verici değişimler, dibi görünmeyen ve sonuna ulaşılması günler süren sarmal merdivenler, keşfe çıkan insanların başına gelen akıl almaz olaylar, ev halkının (çocuklar dahil) içine düştüğü psikolojik gerilim bu hissiyatı yaşamama haylice sebep oldu.

    Mark Z. Danielewski’nin sahip olduğu bilgi seviyesi ile edebiyata olan bu hakimiyeti, kendisini tam anlamıyla bir deha olarak görmenizi sağlıyor. Hikaye içinde hikaye, onun içinde başka bir hikaye ve hatta daha da derinleşen ve birbirini takip eden başka hikayeler; bilimsel bile olsa bir konu hakkında hiçbir şekilde açıkta kalmayacak detaylı açıklamalar; “Kurgu mu, gerçek mi?” sorusunu her daim kendinize sormanıza sebep olan akış; bu muhteşem eserin neden “Sıra Dışı Bir Edebiyat Olayı” etiketini aldığını bizlere kanıtlıyor.

    Kitap hakkındaki yerli ve yabancı basında çıkan haberlerde, içeriğinden ziyade şekli oldukça fazla söz konusu olmuş. Haksız da sayılmazlar aslında. Alışılmış düz yazının yanında ters ve yan yazılar, farklı font ve büyüklükler, renklendirilmiş bölümler, yer yer tek kelime veya hecelik sayfalar, üzeri çizilen cümle ve paragraflar, hatta ayna ile okumak zorunda kalınan yansıma yazılar gerçekten de kitabın şeklini ön plana çıkarmaya yetiyor. Özellikle dipnotlarda karşılaşılan farklı yazı karakterleri, farklı kişilere, yani notları tutan Zampano, notları bulup yayımlatan Johnny Truant ve açıklama yapma gereğinde bulunan editörlere aittir. Bu arada büyük bir vurgu ile belirtmek isterim ki kitap baştan sona kurmaca, hiçbir gerçeklik payı yok. Zaten bunu editörler de, yazarın kendisi de röportajlarında üzerine basa basa söylemektedirler. Bunu dememdeki sebep ise, (bilimsel-sanatsal konular hariç) bazı dipnotlardaki isim, kitap ve makaleleri araştırma gereği duyup da internette aratırsanız hiçbir şey bulamazsınız. Ama yazarın üstün dehası, konunun gerçek mi kurgu mu, oyun mu yoksa bir şaka mı olduğu sorusunu beynimizde sürekli yankılatıyor.

    Bunları anlatmak oldukça yer tutacağı için biraz da konudan bahsedeyim. Will Navidson ve Karen’ın iki çocuğu ile birlikte doğaüstü olayları deneyimlemek zorunda kaldıkları bir evde başlarına gelenleri ve bu evde ikiz kardeşi (Tom) ve arkadaşlarıyla (Reston, Halloway, Wax, Jed) çıktıkları keşifleri içeren videoları (ki bu videolar Navidson Kaydı olarak adlandırılmaktadır) inceleyen-araştıran-yorumlayan yaşlı, kör ve artık ölmüş olan Zampano’nun evini tutan genç bir dövmeci çırağının (Johnny Truant) bu notları açığa çıkarmasıyla başlayan bir kitap olarak bahsetmek en kısa bilgilendirme olacaktır diyebilirim. Danielewski; gerilim, merak ve heyecanı sürekli hissettiren anlatımı ile okuru her an kitabın içine çeken kurgusu ve ilginç tasarımı ile eşsiz bir kitap yaratmış. Tüm edebiyat sevdalısı arkadaşlarıma bu kitabı korkmadan ellerine alıp okumalarını şiddetle tavsiye ediyorum.

    Bu arada tabiki Monokl Kitap’a da bu müthiş eseri basma yetenek ve cesaretinden dolayı da sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Sağ olsunlar, var olsunlar.
    Gökhan Sarı’nın kusursuz çevirisi ve Ezgi Yıldırım’ın özen dolu editörlüğü de takdirlerin ve hayranlığın en büyüğünü hak ediyor.
    Sevgiyle...
  • 96 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Bu kitabı size nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Bu şair Allah'ın bu asra büyük bir lütfu. Öyle güzel düşünceleri öyle nazik bir bakış açısı var ki tarif etmekte zorlanıyorum. Bu kitabı okurken yer yer karşımda Yunus Emre'yi, yer yer Mevlana'yı, yer Mehmet Akif Ersoy'u, bazen Necip Fazıl Kısakürek'i buldum. Şairin çok tatlı bir üslubu var. Çok güzel mesajlar veriyor. Aslında kitabın ismi kitabın içeriğinin ne kadar değerli olduğunu anlatmaya yetiyor bence. Okumanızı tavsiye ederim.
  • 280 syf.
    ·1 günde·10/10
    Ölümün, yalnızlığın, aşkın, karamsarlığın şairi Cahit Sıtkı Tarancı...

    Fazla söze gerek yok. Yaşamak, ölmek, sevmek bu temalarin sıkça ve profesyonelce​ işlendiği bir kitap ve bunları ustaca yazan bir üstad. Okurken kendimi gördüm okurken geçip giden boş hayatlar gördüm okurken ölümümüze ne kadar yakın olduğumuzu gördüm..

    Neylersin ölüm herkesin başında
    Uyudun uyanamadın olacak
    Kim bilir nerede nasıl kaç yaşında
    Bir namazlık saltanatın olacak
    Taht misali o musalla taşında.

    Bu dizeler yetiyor bir insan ömrünü anlatmak için.
  • 136 syf.
    ·10/10
    " Bir gün önceki bedenini
    Kaybedilmiş bir okul eşyası gibi özleyerek
    Her doğdu
    Bir ölendi"
    Cahit Zarifoğlu, sadece ismi bile yetiyor insanın içinde güzel duygular yeşermesine. Güzel insanlar güzel atlara binip gittiler sözü Cahit Zarifoğlu için söylenmiş olmalı diye düşünürdüm hep çünkü ona çok yakistirirdim. Güzel yürekli, güzel insan. Yedi güzel adam kitabı ağır ve derin. Kolay kolay anlaşılmayacak sözcükler ve dizeler var kitapta. Ama zaman aktikca ve yıllar geçtikçe anliyorsunuz. Bir kere de anlamayı beklememeli. Ama anladıkça haz duyacak, anladıkça seveceksiniz. Keyifli okumalar.
  • 118 syf.
    ·3 günde·7/10
    Çok çok etkilenmesem de isminin Attila İlhan olması yetiyor. Aralarda geçen çarpıcı dizeler çok güzel. İçeriğinde kahramanlık, aşk ve doğa türünde şiirler mevcut. Son tarafta tüm şiirlerin hikayesi ve açıklamaların olması çok iyi. Diğer okuduğum kitaplara nazaran bu kitap 7 puan aldı. Çok çok iyi diyemeyeceğim ama okumasanız da olur demem. Ne bileyim arada kalmış bir kitap...Karar sizin :) İyi okumalar... Mutlu günler...