• http://yazanokur.com/...celeme-ve-21-alinti/
    Hayatımıza absürd bir dizi olarak girmişti Leyla ile Mecnun. Kendine has karakterleri, sıcak, samimi havası ile izleyiciyi kendine bağlamayı başarmıştı. Dizi yayından kalkınca bir şeyler eksik kaldı hep seyircinin gözünde. Yarım kalmışlık hissi içten içe kemirdi seyirciyi. Bunun için sosyal medyada sürekli yeniden başlamasına yönelik istekler oldu. En sonunda Burak Aksak bu isteklere kayıtsız kalmayarak yazdı Leyla ile Mecnun'u. Her sahnesini tekrar tekrar izleyen, her repliği ezbere bilen seyirci artık bir okurdu.
    Kitaba bir göz attığımızda ilk göze çarpan özlenmişlik duygusu oluyor. "Tüm kendi çölünde kaybolanlara." diye başlıyor yazar. Her bir sayfada karakterlerin kendi seslerinden aklınızda canlandırabiliyorsunuz yazılanları. Birkaç olay farklılığı dışında şu ana kadar izlediğimizden farklı değil kitap. Karakterler tekrardan tanıtılıyor, birçok bildiğimiz şeyi tekrar görüyoruz ama bu sefer satırlarda. Daha çok Mecnun ve Leyla arasında, Mecnun'un Leyla'nın kalbini kazanmak için uğraşısını okuyoruz. Karşılıklı diziden aşina olduğumuz konuşmalar yoğunluklu olarak bulunuyor ve yüzümüzde tebessüme yol açıyor. Ayrıca Mecnun'un olaylara karşı kendi iç dünyasındaki konuşmalar güzel bir yer edinmiş. Bazı şeyleri düşünmemizi sağlıyor. Arada dizide çalan Ferdi Tayfur şarkılarının kitapta olayların arasına sıkıştırılarak dörtlük şeklinde verilmesi de güzel olmuş. Yani yazarın da dediği gibi "bir yanımız çöl bir yanımız deniz."
    Mecnun bildiğimiz gibi tembel, işsiz, okulunu bitirmeye çalışan biri. Leyla'yı görüyor, seviyor ve sevgisini kazanmak için sonuna kadar mücadele ediyor. Seyircinin sevdiği karakterlerden biri olan Erdal Bakkal kitabın da neşe kaynağı. "Erdal abinin canını alabilirsiniz ama parasını asla!" satırları onu anlatıyor. Tabi sizlerin de gözünde şu an Erdal bakkalın para sayışı canlanmıştır bile. Son bahsetmek istediğim karakter benim de en çok sevdiğim İsmail Abi. Yazar onu "İsmail Abi biraz tuhaftır. Renkli kıyafetleri, patavatsızlıkları, sorun çözmeye çalışırken daha büyük sorunlara neden olması, konuşması, oturuşu, kalkışı, yürüyüşü ne bileyim işte farklıdır yani." diye tanıtmaya başlıyor. Ama onu tabiki de asıl tanıtan birkaç satır aşağıda okuduğumuz "Oysa, onu bir tanısanız, gözlerindeki hüznü bir görebilseniz. Kalbinde rengarenk çiçekler yetiştirir İsmail Abi. O çiçekler solmasın diye ağlayarak sulamak ister gibidir gözleri." kısmı anlatır. Renkli kıyafetler giyip, olaylara bakış açısı güldürür okuyucuyu fakat gemiyi bekleyişi, sevdiğini kalbinde taşıyışı burar okuyucunun yüreğini. Okuyucu İsmail Abi'nin her el sallayışında bulur kendini.
    "Artık demir almak günü gelmişse zamandan
    Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan
    Birçok giden memnun ki yerinden
    Dönen yok seferinden."
    dizeleriyle anlatır Yahya Kemal ayrılıkları. Döner mi dönmez mi bilinmez ama biz gemiyi beklemeye devam edeceğiz. Sadece İsmail Abi değil her birimizden bir parça vardır o gemide. "Beklemekten vazgeçme sakın. O gemi birgün gelecek."
  • 24 saatlik bir krizin ardından işte geldim buradayım.

    Agatha'nın bu zamana kadar birçok kitabını okudum. Birbirini tekrarlayan, şimdi ne okudum ben acaba diye düşündüren hikayelerine şahit oldum. Beni en çok etkileyen hikayesi ise Beklenmeyen Misafir olmuştu. Yanına uygun bir hikaye bulamamıştım bu zamana kadar.

    Neyse kitapları alfabetik sırayla okuduğum için buna sıra gelmemişti dün YouTube da radyo tiyatrosu olarak görünce öne alma ihtiyacı hissettim. Dizi izlemeye uzunca bir ara verdim şu an en büyük eğlencem kışa hazırlık yaparken radyo tiyatrosu dinlemek. Tavsiye ederim.


    İncelemeyi yazarken aklıma "Hadi bir adaya gidelim ve sırayla ölelim." repliği geldi. Kitabın en kısa özeti bu olsa gerek. Bir adaya davet edilen 10 kişi geçmişte şu veya bu şekilde karıştıkları suçlarla yüzleşecek ve bu sefer sorunu çözecek, günü kurtaracak bir Poriot da yok.

    İyi okumalar... 🤗
  • “Gerçek ne olursa olsun
    İnsanlar istediğini düşünüyor.”
    (Anne With An E)
  • “Her şey affedilir ama asla unutulmaz.”
    (Dark)
  • “Gül güzel olmasa,
    Kimse durup koklamak istemezdi.”
    (Anne With an e 1x3)