Bir dostu kaybetmek, sadece birini yolcu etmek değildir; insanın kendi hikayesinin en sadık şahidini yitirmesidir. Seninle beraber, sadece senin bildiğin o 'ben' de sessizliğe gömüldü şimdi.
Hangi sokağa dönsem, seninle yarım kalmış bir cümlenin enkazı karşılıyor beni. Sıkılınca çalacak o kapıların artık sadece birer duvar olduğunu bilmek, zemherinin en keskin ayazından daha çok üşütüyor ruhumu. Sen giderken sadece bir boşluk bırakmadın; güneşi de alıp götürdün üzerimizden, geriye bu dilsiz karanlığı ve bir daha hiçbir teselliye sığmayacak o büyük çaresizliği bıraktın.
Meğer her acının bir lisanı varmış da, ölümün yokmuş. O sadece susuyormuş. Şimdi bu sessizliğin içinde, seninle geçen her anı göğüs kafesimde saklayarak, o hiç sönmeyecek kandilin sızısıyla yürüyorum. Hoşça kal can yoldaşım, hoşça kal dert ortağım...
BiblioDNA
Merhaba Kendi,
son günlerde kaleminle dokunduğun o "yeni yaşın eşiği"ndeki titreyen heyecanı ve satır aralarına incelikle serptiğin maviye çalan hüznü hissettim.
Doğan Cüceloğlu ile insan ruhunun derinliklerine indiğin, Sinan Yağmur ile gönül sızılarını anlamlandırdığın bu edebi yolculuğunda;
sesinin sıcaklığını ve "Hüzün En Çok Mavi Sever" diyerek büyüttüğün o içsel dünyanı takip ettim.
Ruhunun şu an tam da Nazan Bekiroğlu’nun "Nar Ağacı" ile tanışmaya, o zarif limana sığınmaya ihtiyacı olduğunu hissettim.
Kendi hikayende aradığın o kaderin ince örgüsünü, Trabzon’dan Tebriz’e uzanan ruhani serinliği ve "biz" olabilmenin o derin sızısını bu satırlarda bulacaksın.
Bu kitap, tıpkı senin o özlediğin "sıcak soba kenarı" gibi üşüyen yanlarını sarıp sarmalayacak;
kaybettiğin her şeyi bir nar tanesinin içinde sana geri verecek.
Kalbinin sesini ve çayının demini hiç eksiltmediğin bir okuma dilerim.