Damla Köseoğlu'nun Kapak Resmi
Damla Köseoğlu, Labirent: Ölüm Emri'yi inceledi.
08 Ara 18:17 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 7/10 puan

Labirent: Ölüm Emri'ne başlamadan önce kitabın arka kapağını okumamıştım, kitaba başladığım gün arka kapağı da okudum ve böylece serinin bir diğer kitabına büyük bir hayal kırıklığı ile giriş yapmış oldum. Neden mi? Çünkü serinin asıl karakterleri olan hiçbir karakter birkaç bölüm hariç bu kitapta yer almıyor. Ne Thomas, ne Minho, ne Brenda ne de diğerleri. Bunun nedeni ise bu kitapta yaşanan olayların labirentin inşa edilmesinden yaklaşık on üç yıl önce geçiyor olması. Evet Labirent: Ölüm Emri yayınlanma tarihi açısından ilk üç kitaptan sonra gelse de konu olarak daha önceki yılları ele alıyor. Güneş patlamasının üzerinden az bir zamanın geçtiği,  insanları delirtip beyinlerini kemiren Işıl virüsünün yeni yeni ortaya çıkmaya başladığı yılları.

Labirent: Ölüm Emri Thomas'ın labirente gönderilişinin anlatıldığı bir bölümle başlıyor, ardından on üç yıl öncesine dönüyor ve burada Mark, Trina, Alec gibi karakterlerle tanışıyoruz. Kitapta güneş patlamasının yaşandığı döneme dair olayları okuyoruz. Yani kitap boyunca bu üçlünün başını çektiği bir hayatta kalma mücadelesi var. Kitaptaki karakterler bir taraftan güneş patlamasının etkileriyle, bir taraftan da yeni ortaya çıkan Işıl isimli virüsle mücadele ediyorlar.

Labirent serisini genel olarak seviyorum ancak Ölüm Emri bana bazı açılardan zorlama bir kitap gibi geldi. Kitapta aksiyon çok fazla fakat bir yerden sonra bu kısımları artık ne olacaksa olsun diye okudum. Bunun nedenini de Labirent serisinin asıl karakterlerini daha çok sevmem ve bu kitaptaki yukarıda ismi geçen karakterlerle bağ kuramamam olarak açıklayabilirim. Kitabın akıcılığı anlamında bir problem yoktu, yine diğer kitaplar gibi sayfalar oldukça hızlı akıp gidiyor. Ancak ben kitabı okurken sürekli keşke James Dashner olayların ortaya çıkışı noktasını bu şekilde değil de Thomas ve arkadaşlarının maceralarına devam ederek aktarsaydı diye düşündüm. Tabii kitapta sevdiğim bölümler de olmadı değil. Özellikle dünyanın nasıl ve neden bu hale geldiği yönündeki soru işaretlerimin cevap bulduğu bölümleri beğendim. Serinin temalarından biri olan, çoğunluğun iyiliği için bir grubu gözden çıkarabilir misiniz teması da gayet başarılı şekilde burda da işlenmişti bana göre. Yine de bu kitabı seri hatırına okumuş gibi hissediyorum. Umarım serinin son kitabı olan Labirent: Virüs Kodu'nda her zamanki karakterler çıkar karşımıza çünkü bu şekilde seri sıkıcı bir hal alabiliyor.

Damla Köseoğlu, bir alıntı ekledi.
07 Ara 18:37 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

"Korktun demek. Bu iyi. İyi bir asker her zaman korkar. Bu, normal olduğunu gösterir. Seni batıran ya da çıkaransa ona nasıl tepki verdiğindir."

Labirent: Ölüm Emri, James Dashner (Sayfa 272 - Pegasus Yayınları)Labirent: Ölüm Emri, James Dashner (Sayfa 272 - Pegasus Yayınları)
Damla Köseoğlu, bir alıntı ekledi.
06 Ara 18:15 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 7/10 puan

Dağın taşı ve toprağı gibi hayatları da birbirine bağlıydı.

Labirent: Ölüm Emri, James Dashner (Sayfa 97 - Pegasus Yayınları)Labirent: Ölüm Emri, James Dashner (Sayfa 97 - Pegasus Yayınları)
Damla Köseoğlu, Siyah Lale'yi inceledi.
04 Ara 17:57 · Kitabı okudu · 5 günde · 6/10 puan

Siyah Lale okuduğum ilk Aleksandre Dumas kitabı. Yazarın kitaplarını okumaya karar vermemin ardından Üç Silahşörler, Monte Kristo Kontu gibi kitaplarına nazaran daha az hacimli olması nedeniyle ilk tercihim Siyah Lale oldu. 1600'lü yılların yani 17. yüzyılın Hollanda'sında geçen hikaye içinde siyaset, dram, aşk gibi çeşitli unsurlar barındırıyor. Siyasi anlamda çalkantılı günler yaşayan Hollanda'da Başbakan Johan de Witt ve kardeşi Cornelis de Witt idam edilmişlerdir. Bu olaylar yaşanırken Haarlem Çiçek Üreticileri Derneği siyah lale üreten kişiye yüklü miktarda para hediye edilmesini kapsayan bir yarışma başlatır. Tabii siyah lale üretmek çok zor bir iştir, hattâ neredeyse imkânsızdır. Dönemin önemli lale yetiştiricilerinden biri olan Cornelis van Baerle'nin amacı siyah lale yetiştirebilmektir ancak önünde çok büyük bir engel vardır. Bu genç adam, idam edilen Cornelis de Witt'in vaftiz oğludur ve Witt kardeşlerle olan bu bağlantısı önüne aşılması zor tümsekler olarak çıkacaktır.

Tarihi gerçeklikler ile hayal gücünün harmanlandığı Siyah Lale için mükemmel veya çok kötü şeklinde bir yorum yapamayacağım. Bana göre Siyah Lale ortalama bir kitaptı, yani okuru sıkmayacak (ben zaman zaman sıkıldım) ancak aynı zamanda okura fazla bir şeyler de vadetmeyecek bir kitap. Yukarda belirttiğim tarihi gerçeklikler kısmını kitapta sevdim, yani tarihte gerçekten yaşamış kişilerle ilgili az da olsa bilgi sahibi olmak hoşuma giden noktalardan biri. Kitabın ana fikrini de sevdiğimi söyleyebilirim, azim ve inanç gibi hususların bir araya gelmesiyle zorlukların üstesinden gelinebileceği fikrini. Tabii bu fikir binlerce kitabının ana fikri oluşturabilir dolayısıyla bu da işin içine kitabın konusu, akıcılığı, nasıl kurgulandığı gibi unsurların girmesine neden oluyor. Beni sıkan şeylerden biri kitabın duygusunun bana bir türlü geçemeyişiydi. Okuduğu kitapları hissetmeyi seven biri olan ben bu duyguyu Siyah Lale'de yakalayamadım. Birkaç yüzyıl önce yazılmış olması itibariyle yazarın kullandığı dil de zaman zaman garip gelebiliyor, özellikle duygusal kısımların olduğu paragraflarda. Benim için bir kitabın sonunun (kitap polisiye değilse ya da gizem barındırmıyorsa) kolay tahmin edilebilir olması problem değil, ancak bu kitabı okurken çok fazla keyif almadığım için sanırım normalde rahatsız olmayacağım bu durum bile beni rahatsız etti. Sonuç olarak Siyah Lale kötü müydü hayır, belki kötüydü diyemem ama güzeldi diyebileceğimi de hiç sanmıyorum. Benim için sadece bir deneyim, farklı bir yazar ve kitapla tanışmış olmaktı.

Damla Köseoğlu, bir alıntı ekledi.
30 Kas 15:56 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

"Çünkü kedilerden ve farelerden daha tehlikeli bir hayvan var!"
"Hangisi?"
"İnsan!"

Siyah Lale, Alexandre Dumas (Sayfa 109 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Siyah Lale, Alexandre Dumas (Sayfa 109 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Damla Köseoğlu, bir alıntı ekledi.
28 Kas 11:24 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Bazen kaderin oyunlarından en güçlü adamlar bile kurtulamaz.

Siyah Lale, Alexandre Dumas (Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Siyah Lale, Alexandre Dumas (Sayfa 29 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Damla Köseoğlu, bir alıntı ekledi.
27 Kas 17:49 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

Eskiler, bir fatih ile korsanın yüzü arasında ne fark vardır diye sorar ve bunu kartal ile akbabanın yüzleri arasındaki fark diye yanıtlarlardı.

Siyah Lale, Alexandre Dumas (Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)Siyah Lale, Alexandre Dumas (Sayfa 19 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları)
Damla Köseoğlu, Hikayeci'yi inceledi.
26 Kas 23:38 · Kitabı okudu · 20 günde · Beğendi · 9/10 puan

Hikayeci'yi tek bir kelimeyle tanımlayın deselerdi benim için o kelime "harikulade" olurdu. Gerçekten harika bir kitap okudum. Cengiz Aytmatov'un Toprak Ana eserinde yer verdiği cümlelerden biri olan "Söyle bana Toprak Ana gerçeği söyle: İnsanlar savaşmadan yaşayamazlar mı?" cümlesi kitap boyunca zihnimde dolandı durdu. Bir taraftan da insanların, toplumların savaşmadan, birbirlerine, dünyaya zarar vermeden duramadıkları, duramayacakları gerçeği belirdi düşüncelerimde, ne yazık ki... Yazıya savaş olgusunu kullanarak başlamamın nedeni Hikayeci'nin İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan soykırımı ele alıp bugün ve o dönem arasında köprü kurması.

Hikayeci'nin konusu kısaca şöyle: Ekmek fırınında çalışan Sage Singer insanlarla bağ kuramayan bir kadın. Bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki arkadaşlarından biri Josef Weber isimli, doksanlı yaşlarında bir adam. İkisinin arasındaki dostluk bağı giderek güçlenirken Josef Sage'den kendisini öldürmesini istiyor. Bunun nedenini ise geçmişinde bir Nazi subayı olması ve yaptıkları nedeniyle acı çekmesi olarak açıklıyor. Bunları Sage'e anlatıyor çünkü Sage Yahudi bir aileden geliyor, daha da önemlisi büyükannesi bizzat toplama kamplarında bulunmuş ve bu kamplardan kurtulabilen şanslı(!) kişilerden.

Jodi Picoult'la Kız Kardeşim İçin adlı kitabı ile tanışmıştım. Kız Kardeşim İçin'i çok beğenmiş ardından yazarın diğer kitaplarını okumaya karar vermiştim. Hikayeci uzun zamandır elimdeydi ancak bir türlü başlama fırsatını yakalayamamıştım. Kitabı bitirdim, şimdi ise neden daha önce okumamışım diye düşünüyorum. Gerçekten çok fazla şeye geç kaldığımı hissettim. Küçücük bir Alman çocuğunun bir canavara nasıl evrildiğini, yine küçük Polonyalı, Yahudi bir kızın elindeki her şeyi birer birer yitirirken hayata nasıl tutunduğunu türlü duygular içinde okudum. Kitapta Sage'in büyükannesi Minka'nın torununa savaş yıllarını anlattığı kısımlar benim için en etkileyici kısımlardı. Bu bölümleri okurken insanoğlunun en büyük düşmanının yine kendisi olduğu gerçeği insanın yüzüne defalarca çarpıyor. Yazarımız Jodi Picoult belli ki bu kitap için detaylı araştırmalar yapmış. Çünkü sonuçta kitapta ismi geçen yerler gerçekten var olmuş yerler, yani Hikayeci kurgu olsa da sonuçta birileri oralarda, o yıllarda gerçekten bu tür şeyler yaşadı. Bu durum kitabın beni daha çok etkilemesine neden oldu. Kitapta da adı geçen Auschwitz ve Bergen-Belsen toplama kamplarında insanların neler yaşadıkları sorusu aklımda dönüp durdu. Hattâ daha önce sadece kitabının ismini duyduğum Anne Frank'in, Bergen-Belsen kampında henüz on altı yaşındayken öldüğünü öğrendim ve Anne Frank'in Hatıra Defteri'ni de okumaya karar verdim.

Jodi Picoult Hikayeci'de okurun duygularına hitap etmeyi çok iyi bildiğini göstermesinin yanında okuyucuyu şaşırtmayı da başarıyor. Cidden bu kitabı okurken binbir türlü duyguya bürünmeniz olası, en azından benim için öyleydi. Kiitabı okurken ben olsaydım ne yapardım sorusunu defalarca kendime sordum ancak net bir sonuca ulaşamadım. Adalet-intikam arasındaki o ince çizgiyi aşmamak o kadar zor ki... Kitapta altı çizilecek mükemmel cümleler, tekrar tekrar okunacak harika paragraflar da mevcut. Kısacası ben ilk sayfasından son sayfasına, başından sonuna çok güzel bir kitap okudum. Bu kitabın zihnime hayatıma, duygularıma bir şekilde değdiğini; bana daha önce de hiç bakmadığım bir bakış açısı kazandırdığını düşünüyorum. Zaten benim için en önemlisi de buydu. İnsanların kendilerinin seçemedikleri şeyler nedeniyle ölüme gönderilmeleri, bunun sadece o dönemle sınırlı kalmayıp dünya üzerinde hâlâ yaşanıyor ve hattâ yaşanacak olması gibi acı verici gerçekler ve bu kitap özelinde, bir babanın, kızıyla birlikte gözleri önünde başından vurularak öldürülen insanların beyin parçalarının kızına aldığı çizmelere sıçraması sonucu kızına "Söz veriyorum Minka başından değil göğsünden vurularak öleceksin." demesi... İnsana bizimki de dert mi, sıkıntı mı dedirten nice üzücü olay. Hikayeci'yi mutlaka okuyun, okutun...