Ben kitapların, onlara en çok ihtiyaç duyduğumuz anlarda hayatımıza girdiğine inanıyorum. İnsanın Acısını İnsan Alır da benim için tam olarak böyle bir kitap oldu. Lise yıllarımda okumayı çok istemiştim ama bir şekilde hep ertelendi; üniversite yıllarımda karşıma çıktı. İyi ki de o zaman okumuşum. Çünkü bu kitap, okunduğu yaşa ve ruh hâline göre derinleşen bir metin.
Şükrü Erbaş, bu kitabında insanın içini sessizce acıtan duygulara dokunuyor. Yalnızlık, anlaşılmama hissi, içe atılan kırgınlıklar… Okurken insan, kendi kalbinin sayfalara serildiğini hissediyor. Kitap öyle bir etki bıraktı ki benim için bir başucu kitabına dönüştü. Sevdiğim cümlelerin altını çizerim; bu kitapta neredeyse çizilmemiş tek bir yer bile kalmadı. Çünkü her sayfa, bir yerimden seslendi.
Bazen öyle anlar olur ki, insan kendini dünyada yapayalnız hisseder. Kimsenin onu gerçekten anlamadığını düşünür. İnsanın Acısını İnsan Alır, tam da bu anlara dokunan bir kitap. Okurken yalnız olmadığımı hatırlattı bana. Acının paylaşıldığında hafiflediğini, insanın yarasını en çok yine bir başka insanın sarabildiğini fısıldadı.
Acı paylaşıldığında azalır belki, ama insanın insana verdiği acı hep daha derindir; yine de insanın kendine en büyük ihanetidir sevmek.