Artık "metinlerarasılık" denince, bir yazanın kendinden öncekilere şapka çıkarrasını, sonra da kaldığı yerden yoluna devam etmesini anlyoruz. Kelimelerin elden ele aktanlmasının gergin konuşmalara sahne olabileceği, bir yapıtın kendinden öncekilerle tıpkı ebeveynleriyle kavga eder gibi kavga etiği, sonunda ortaya çıkan ürünün yalnızca öncekilerle konuşularak dokunmuş bir "metin" değil, aynı zamanda onlarla mücadeleden yapılmış bir
"yapıt" olduğu gerçeği görüş alanımızı dışına çıktı.
...Tanpınar, günlüğünde, kendinden önce yazılmış kitapları "kendine çevrilmiş bir silah" olarak algılamaktan bir türlü vazgeçemediğini yazar.
..."Tutunamayanların prensi" Selim konuşuyor: "Bana hayatı zehir ediyorlar. Bütün yaşantımı etkileyerek benim için hayatı yaşanmaz bir cehenneme çeviriyorlar. Hepsinin yer aldığı bir roman yazacağım ve burunlarından getireceğim: bana yaptıklarını ödeteceğim onlara."
Dostoyevski'yle Dostoyevski, Gorki'yle Gorki, Kafkasya Kafka olduğu için bir türlü kendisi olamayan Selim'i böyle anlatır...