Ancak XVII. yüzyılda Francis Lodwick, başlangıçtaki adların, tözlerin değil, eylemlerin adları olduğunu, yani başlangıçta "içici" ya da "içecek" için değil, "içme" edimi için bir ad bulunduğunu...bu kurama göre, belli bir terimi anlayışımız, bir talimatlar şeması biçimini almaktadır. Kısacası, bireylerden ya da doğal türlerden söz edildiğinde bile, bir cümleyi anlamamızın nedeni, söz konusu ifadenin göndermede bulunduğu bir öyküyü düşünmeye alışmış olmamızdan kaynaklanmaktadır.
"Ucuz romanlarla oyalanıyordum, yaşamın dışına çıkıp biraz dolaşmak için. Erişilmezi gösterdiği için avutuyordu beni. Ama yanıldım... Proust haklıydı: Kötü müzik, bir Missa Solemnis'den daha iyi yansıtır yaşamı. Sanat alaya alır bizi, içimizi rahatlatır; dünyayı, sanatçıların olmasını istedikleri gibi gösterir. Ucuz roman ise eğlendiriyormuş gibi görünür, ama dünyayı olduğu gibi gösterir ya da en azından nasıl olacaksa öyle."
Proust, "Madame Bovary şömineye yaklaştı" cümlesini yazdığı, ancak Madame Bovary'nin üşüdüğünü belirtmek gereği duymadığı için Flaubert'i övüyordu. Flaubert, şöminenin ısı ürettiğini belirtme gereği de duymaz.