• Hayat kısa sen hâlâ...
    Ona küs, buna gücen, şunu unutma, bunu silme. Merak etme hayat, koca bir
    silgiyle bütün bu vesveselerini ve seni siliverecek. O zaman içinde yazılı,
    okudukça içini acıtan bütün o satırlar da, vakti zamanında hücrelerini
    morarttıklany-la kalakalıcak. Erteleyebildiğin herşeyi, erteleyebildiğin
    kadar ertele. Günleri gelmiycek. Diyeceksin ki, şu çocuklar bir büyüsün.
    Diyeceksin ki, şu dönem bir geçsin. Diyeceksin ki, du bakalım.
    Hayat bu dille konuşmaz halbuki, o hep der ki: hadi çocuklar büyümeden, bu
    dönem geçmeden, durup bakmadan. Ağzında geveleyip durduğun bir sürü
    şeyi çıkarmadın, şişti, şişti, şişti yanakların. Bakınca görülüyor suratındaki o
    şi-şik ifade. Çıkarmadığın şeyler, sevgi sözcükleri, itiraflar, kırmamak için
    tuttuğun bütün o cam kırıkları hayat bittiğinde, çenenin rahatlamasıyla beraber dökülüvericek ama sessiz. Yani kimse duymayacak yine onları yazık.
    Çıkarsaydın görürdün, dünya laflarla sona ermez. Değişir en fazla.
    Ona bakmıyorsun. Nefesine bakmıyorsun. Bakmıyorsun, suya çiçeğe çocuğa.
    Bir hayaline bile bakmıyorsun. Onları ‘renkli şeyler' diye ayırmışsın. Hep
    siyahları yıkıyorsun, hep beyazlan. Siyah beyaz oldun. Hayatın bittiğini
    anladığında, ki hep geç kalınır oraya, elin aceleyle gidicek renklilere. Ama
    tutu-cak gücün olmıycak artık. Burnun duruyorken kokla, ağzın duruyorken
    öp, elin duruyorken alkış! Yok, bilmem kimler ne der, başkaları ne buyurur!
    Halbuki hayat, insanları tek tek düşürdüğü gibi rahme, tek tek alır geriye.
    Başkaları başkadır adı üstünde. Onlar ne içini bilirler, ne düşünü. Onlar
    yok ki, düşünmezsen. Bir tek sen varsın, bir bilsen. Komşu, bir penceredir.
    Başkaları, on beş dakika dedikodudur en fazla. Hayat bir pencereden
    görülmeyecek kadar büyük, ve kısa da olsa onbeş dakikadan uzundur canım.
    Kendinde kusur arıyorsun. Başkalarında kusur arıyorsun. Herkeste kusur
    var zaten. Önemli olan kusursuzu, eşsizi, biricik olanı aramak. Hayat
    bitmeden önce, onlan ödüllendiriyor bir şekilde.Diyor ki: sen hep doğru şeyi
    aradın. Bulmaktan bile mühimdir bu. Hep, diyorsun hep aynı. Güneş bir aşağı
    bir yukan, mevsimler yan yana dört tane, saat yuvarlak yirmi dört kere
    döner. Evet onlar arkanda hep aynı şeyleri yapar. Ama sandığın kadar uzun
    süre yapmayacaklar bu dansı. Bunu yapıyorlar ki, sen üzerine doğaçla. Kendi
    dansını bul, melodini tuttur, sözünü söyle. Sırf sen onlan yap diye, dönüp
    duruyor zavallıcıklar. Sana bunu bir türlü anlatamadılar.
    Bu okuduklannı unutup, sonsuz bir bekleyiş uydurup kendini soldurma.
    Hayat son nefesini alıp, seni soldurana kadar çal. Hayattan çal, çalabildiğin
    kadar. Yaptığın tek hırsızlık bu olsun. Oyunun sonunda, ‘don!’ dediklerinde,
    ellerini kaldır, bedenin çıplak olsun, hiçbir şeyi sürüklememiş, biriktirmemiş
    ol. Yüzünde bir gülümseme olsun, ‘seni alt ettim bak! gülümsememi sonuna
    kadar tuttum’ gibilerden.