• Türk edebiyatının değerli isimleri arasında yer alan, hem siyasi görüşü hem de eserleriyle tarihe damgasını vuran mavi gözlü dev adam Nazım Hikmet Ran, aslında 20 Kasım 1901’de Selanik’te dünyaya gelmiş fakat doğum tarihi nüfusa 15 Ocak 1902 olarak kaydedilmiş değerli üstat, ölümsüz eserleriyle unutulmaz yüce şairimizdir. Doğumgünü münasebetiyle saygı, sevgi ve hürmetle anıyorum Nazım Hikmet Ran'ı. Ruhu şad, melekler yoldaşı olsun. Işıklar içinde uyu üstat.
    Nazım Hikmet'i öncelikle memleket ve aşk şiirleri ile biliyor olsak da şiir dışında roman, oyun ve anılar da kaleme almıştır. Kendisi "romantik devrimci" olarak tanımlanmaktadır.
    Nazım Hikmet Ran, yaşadığı dönemde yazdıkları ile büyük ses getirmiş pek çok şiiri bestelenmiş, şarkı haline getirilmiş ilerleyen süreçte ise siyasi içerikli bazı yazıları ve siyasi görüşleri sebebi ile birçok kez tutuklanarak sürgüne gönderilmiş, ne yazık ki hayatının büyük bir kısmını parmaklıklar ardında geçirmek zorunda kalmış, yurt dışına kaçmış, vatandaşlıktan çıkarılmış ve son yolculuğuna da yurt dışında uğurlanmıştır.
    S. Perse, bir Fransız şair şöyle demiş: “Ozan; insanın görünmez yüzü. Nazım bir ozandı. Büyük insanlığın ozanı: İnsanın, emeğin, doğanın değerini bilen bir sanat adamı. Nazım Hikmet, modern çağın çelişkileri, acıları içinde, sınıf çatışmalarının ve savaşların yoğun yaşandığı bir çağın şairiydi. Onu yaşadığı ve hiç durmadan şiirler ürettiği zamanda kendi ülkesi için tehlikeli (!) ve günümüzde ise onu bir “Türk şairi” olarak değerli kılan şey tam da buydu: Çağının şairi olması.

    Memleketim, memleketim, memleketim,
    Ne kasketim kaldı senin ora işi
    Ne yollarını taşımış ayakkabım,
    Son mintanın da sırtımda paralandı çoktan,
    şile bezindendi.
    Sen şimdi yalnız saçımın akında,
    infaktında yüreğimin,
    Alnımın çizgilerindesin memleketim,
    Memleketim,
    Memleketim...
    ~Nazım Hikmet Ran~
    https://www.youtube.com/watch?v=34jWDQGmOe4
    kendi sesinden...
    CEVİZ AĞACI
    Başım köpük köpük bulut, içim dışım deniz,
    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda,
    Budak budak, şerham şerham ihtiyar bir ceviz.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Yapraklarım suda balık gibi kıvıl kıvıl.
    Yapraklarım ipek mendil gibi tiril tiril,
    Koparıver, gözlerinin, gülüm, yaşını sil.
    Yapraklarım ellerimdir, tam yüz bin elim var.
    Yüz bin elle dokunurum sana, İstanbul'a.
    Yapraklarım gözlerimdir, şaşarak bakarım.
    Yüz bin gözle seyrederim seni, İstanbul'u.
    Yüz bin yürek gibi çarpar, çarpar yapraklarım.

    Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı'nda.
    Ne sen bunun farkındasın, ne polis farkında.

    işte beni bu muhteşem dizeler, bu şiirler mahvetti, ahhhh...Volkan Konak'ın muhteşem yorumu ile...
    https://www.youtube.com/watch?v=Z3FVn0Ajk4U

    Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.
    Yorulmuşsundur
    Nasıl etsem de yıkasam ayacıklarını,
    Ne gül suyum, ne gümüş leğenim var.

    Susamışsındır
    Buzlu şerbetim yok ki ikram edeyim.
    Acıkmışsındır
    Sana beyaz keten örtülü sofralar kuramam

    Memleket gibi esir ve yoksuldur odam.
    Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin!
    Ayağını bastın odama
    Kırk yıllık beton, çayır çimen şimdi.

    Güldün
    Güller açıldı penceremin demirlerinde.
    Ağladın
    Avuçlarıma döküldü inciler

    Gönlüm gibi zengin
    Hürriyet gibi aydınlık oldu odam.
    Hoş geldin kadınım benim, hoş geldin.

    Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.
    Bütün iş Tahir ile Zühre olabilmekte.
    Yani yürekte...

    Mesela bir barikatta dövüşerek,
    Mesela kuzey kutbunu keşfe giderken,
    Mesela denerken damarlarında bi serumu;
    Ölmek ayıp olur mu?

    Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

    Seversin dünyayı doludizgin,
    Ama o bunun farkında değil.
    Ayrılmak istemezsin dünyadan.
    Ama o senden ayrılacak...
    Yani sen elmayı seviyorsun diye
    Elmanın da seni sevmesi şart mı?

    Yani Tahir'i Zühre sevmeseydi artık,
    Yahut hiç sevmeseydi;
    Tahir ne kaybederdi Tahir'liğinden...

    Tahir olmak da ayıp değil
    Zühre olmak da...
    Hatta sevda yüzünden ölmek de ayıp değil...

    BÜTÜN İŞ YÜREKTE, YÜREKTE...

  • Bilge der ki, göklerin altındaki her şey, aynı kanunun ve aynı kaderin buyruğundadır.

    Herşey, kırılmaz zincirleriyle bağlı kaderin.
    -Lucretius

    Bazı ayrılıklar, seviyeler ve dereceler vardır; ama her şeyde aynı doğanın yüzü görülür.
  • “In magnificentia naturae, resurgit spiritus”
  • “Zaten bazı koşullarda çok ileri giderek çocukların nankör olduklarını söylemek sanıldığı kadar doğru bir şey değildir.Gerçek olan doğanın nankörlüğünün.Doğa canlıları gelenler ve gidenler olarak ikiye ayırır.Gidenlerin yüzü karanlığa ,gelenlerin yüzü aydınlığa dönüktür .Bu yüzden yaşlılar açısından ölümcül,gençler açısından kendi iradelerine dayanmayan bir ayrılık vardır .Önce fark edilmeyen bu ayrılık ,dalların gövdeden uzaklaşması gibi yavaşça gerçekleşir.Dallar gövdeden tamamen ayrılmasalar da ondan uzaklaşırlar.Bu onların suçu değildir.Gençlik neşeye ,şenliklere,aydınlıklara ,aşka uzanır.Yaşlılık ise sona doğru ilerler.Birbirlerini gözden kaybetmeseler de artık birbirlerine sarılamazlar.Gençler yaşamın ,yaşlılar mezarın soğuğunu hissederler.Bu zavallı çocukları suçlamayalım .”
    Victor Hugo
    Sayfa 801 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Hasan Ali Yücel Klasikler Dizisi
  • Bazı ayrılıklar, seviyeler ve dereceler vardır; ama her şeyde aynı doğanın yüzü görülür.
  • "Bazı ayrılıklar, seviyeler ve dereceler vardır; ama her şeyde aynı doğanın yüzü görülür."
  • “Doğru nedir Mery?”
    Kır kahvesinde oturmaktaydılar. Wint sıcak çikolata, Meryem ise çay içmekteydi. Meryem okuduğu kitabın arasına parmağını kıstırarak başını kal­dırdı. Wint ise, sırtı pencereye dönük oturmaktaydı.
    “Aaa! Bak kar serpiştirmeye başlamış.”
    “İyi de Mery bu bir cevap değil ki.”
    Meryem’in yüzü birden ciddileşti. Eğer Wint kar yağmasına rağmen her şeyi bırakarak dışarıya çıkmamışsa çok önemli bir gelişmeye tanık olmak üze­reydi.
    “Ne okumaktasın Wint?”
    “Öff Mery… Eskiden olsa hemen açıklamaya girişirdin. Şimdi ise…” Kıvır­maktasın diyecekti ama caydı.
    “Sende eskiden gece yarısı olsa bile karlarla boğuşmak için yataktan çıkar­dın ama.”
    “Off Mery o çok eskidendi. Hele iyice bir yağsın o zaman oynarız. Şimdi söyle. Sence doğru nedir?”
    Oysa çok eskidendi dediği on beş gün öncesiydi. Ama okumaya ve soru­ya ilgi duyması sevindirici bir gelişmeydi. Okuduğu kitaba göz ucuyla baktı. Ecinniler. Dostoyevski.
    “Hımm” dedi. “Kısa yoldan söylememi ister misin? Yoksa tartışarak mı bu­lalım Wint.”
    “Eeee! Hemen söylesen iyi olur Mery.”
    “Tamam ufaklık. Doğru Doğadır. Anlaştık mı?” ona bakmaksızın yeniden kitabı araladı.
    Wint yüzünü buruşturdu.
    “Eeee. Şimdi doğruyu bulmuş mu olduk Mery?”
    Meryem kitabın sayfasına bakarak kapadı.
    “Ne bulmayı umuyorsun Wint? Sence doğru bulunacak bir şey mi?”
    “Elbette Mery. Doğru diye bir şey varsa herhalde bulunacak bir yerdedir.”
    “Peki, bulacağımız şeyi nerede arayacağız Wint.”
    “Sanırım çevremizde Mery.”
    “Wint örneklerini somutlaştırarak söylersen daha iyi anlaşırız. Şimdi çevre­miz derken ben karşıdaki çöp tenekesini gösterir ve doğruyu onun içinde mi arayacağız desem ne yanıt verirdin.”
    “Hımm anladım. Çevremiz sözü yanlış oldu. Peki doğru! Bence iyilik yap­mak doğruluktur Mery.”
    “Wint yine anlam dışına taşmaktasın. Şimdi de iyilik nedir onu mu çözme­ye çalışacağız. Eğer iyilik yapacak gücün yoksa doğru, bu gücün kuvvet dengesine göre mi şekil almalıdır?”“İyide Mery. Doğanın içinden doğru olanı nasıl bulacağız peki!”
    “Alışkınlıklarından vazgeçmeyi bir türlü kabullenmek istemiyorsun Wint. Neden sürekli doğruyu bulmak gibi bir uğraşın içindesin ki? Eğer doğru bu­lunacak bir şey ise, bu kez de nerede bulunacağı gibi bir açmaza girmez misin? Doğru, doğanın kendisi olmak durumundadır. Aranması, bulunma­sı gereken bir şey değil. Kimine göre ahlaklı, kimine göre iyiliksever, kimine göre inançlı olmak doğru gibi gözükebilir. Ama doğruyu, kimilerin kimi anla­yışına göre formüle edemeyiz.”
    “Şimdi şu soruyu yanıtla… Sence bir tilkiye göre doğru ne olmalıdır?”
    “İyi de Mery o bir hayvan. Doğrunun ne olduğunu nereden bilecek ki?”
    “Yani doğru tanımı, yalnızca insanın bakış açısıyla bulunur öyle mi? Peki, bir insan olarak düşünürsek, tilkinin doğrusu ne olmalıdır?”
    “Bu ne biçim soru böyle Mery?”
    “Bu örneği şunun için verdim. Burada karar mekanizması mutlaka insan mı olmalıdır Wint? Şimdi anlamasan da sözümü kesme. Çünkü vereceğim örnek anlamanla ilgili değil. Ama dikkatli dinle yeter. Şimdi doğruyu bulmak için başka bir pencere açalım. Şöyle ki, soluduğun hava, su, biyolojik canlılar, bit­kiler, taş, gaz ya da okuduğun kitabın sayfaları, oturduğun sandalye aklına ne gelirse her şey atomdan meydana gelir. Atomu ise ancak elektron mikroskobu ile görebilmekteyiz. Atom ise, bir çekirdek ve çekirdeğin çok uzağındaki yö­rüngelerde dolaşan elektronlardan oluşmuştur. Çekirdeğin içinde ise proton ve nötron denilen başka parçacıklar vardır. Çekirdek atomun tam merkezinde bulunur. Çekirdeğin yarıçap uzunluğu atom yarıçapının on binde biri kadar­dır. Yani masa üzerine bir nokta koyar ve bunu çekirdek varsayarsak atomun çevresi on kez plaza otele gidip gelmek kadar uzak düşer bize.”
    “Vay canına” dedi Wint. Ancak Meryem’in bakışı üzerine devam etmedi.
    “Uzaklığın yanı sıra bir de çokluk hesabı vardır Wint.”
    Tabağın kenarına bulaşmış bir şeker taneciğini avucunun içine alarak Wint’e gösterdi.
    “Bu toz şeker tanesindeki atomları saymaya kakıştığımızda karşımıza şöyle bir güçlük çıkar. Eğer bir saniyede bir milyar atom saydığımızı varsaysak bile, şeker taneciğindeki atom sayısını tam tespit edebilmemiz için beş yüz sene daha saymaya devam etmemiz gerekir.”
    Wint sahi mi dercesine bakındı ama sabredemedi. “Ciddi misin Mery?”
    “Elbette Wint. Ama sözümü kesme, bitirmek üzereyim. Atomdaki bu elekt­ronlar çekirdek çevresindeki yörünge üzerinde dolanırlar. Elektronlar ile çe­kirdek arasındaki çekim kuvveti, elektronların kendi aralarındaki itme kuv­vetine üstün geldiğinden elektronlar atoma bağlı kalırlar. Elektron elektrik­sel olarak eksi yüklü bir parçacıktır. Yeniden konumuza dönersek. Bana göre elektronun en dışta dönmesi yanlıştır deme şansım var mı Wint? Ya da. Ben­ce elektron eksi yük taşımamalı diyebilir miyim? Öyle ise doğruyu kime göre değerlendireceğiz? Çekirdek ile elektronlar arasındaki uzaklığı bence yakınlaştırmalıyız gibi bir düşünce doğru olabilir mi? Sözünü etmek istediğim şey şu Wint, doğanın kendi yasası, kendi içinde doğruluk taşır. Ve doğa yasa­sı iyilik, ahlak ve inanç kavramıyla bağdaşmaz. Bu nedenle doğruya insan en­deksli bakmamız, yanlışın ortasında kalmamıza neden olur.”
    Meryem parmağını çay karıştırır gibi kaldırarak garsona işaret yaptı. Wint, sözümü kesme uyarısından bu yana kendisini frenlemeyi becermişti.
    “Çok ilginç” dedi heyecanlandım birden. “Bununla ilgili bir kitap alırız de­ğil mi Mery? Ama ben hâlâ sorumun cevabını alamadım.”
    “Nasıl bir cevapmış bu!”
    “Peki, bir insan, doğru iş yaptığını nasıl anlar Mery.”
    “Bak doğru bir soru sordun şimdi. Eğer doğru bir iş yapmak istiyorsak, yine referans alacağımız yer, doğanın kendisi olmak durumundadır Wint. Örne­ğin evlenmek doğal mıdır, dersek, evliliğin doğayla örtüşen bir yanı olup ol­madığını görmemiz gerekir. Başka türlü sorayım istersen. Evlilik olmasa do­ğanın dengesi bozulur mu? Hayır. Ama ahlaksal ya da inançsal açıdan değerlendirirsek değerlendirme yanılgısına düşeriz. Eğer yaptığımız işin doğrulu­ğunu tartacak isek, bir kefemizde mutlaka doğanın yasaları olmalıdır. Anla­dın mı şimdi?”
    “Ama senin de inançların var Mery.”
    “Elbette Wint. Ama doğadışı varsayımlar ve fzikötesi kurgular değil. Benim inancım devinen doğanın, öncesiz ve sonrasız olduğunun tanımıdır yalnızca. Bu benim görüşümden dolayı değil, doğanın duruşundan dolayı ben öyle dü­şünmekteyim. Bu yüzden doğada fesat ve kin güderlik yoktur Wint. Okudu­ğun kitaptaki gibi kibir ve entrika yoktur.”
    “Şimdi daha iyi anladım Mery.”
    “Peki, o zaman sen bir örnek ver bakalım.”
    “Eeee. Tamam buldum. Bu kitap benim demek doğru değildir. Çünkü doğa yasasında benim diyebileceğimiz bir durum da yoktur.”
    “Mükemmelsin Wint. Noktayı koymak buna denir…”