• 204 syf.
    ·2 günde·6/10
    Murat menteşin eline su dökemeyeceğini fakat onun kitaplarına benzediğini düşünerek başladım. İlk kısımlar sıkıcıydı, çocuk kitabı gibiydi ama bırakmamak için direndim bu kitapla yanlış seçim yaparak aldığım kitapların cezasını bu kitabı sonuna kadar bitirmekte ödemeye karar verdim.(ne hırs) Bu da ileride alacağım kitapları daha iyi seçmeme yardımcı olur diye düşünüyorum.

    Gelelim sürüklenmeye başladığım polisiye kısma. Bir cinayet vardı bizim çocuk (fakat ben bu çocuğu genelde hayalimde 20 li yaşlarda olarak kazayla canlandırıyordum. inandirıcı değildi yani 5 yaşındakinin bunları yapması.) el atıyor. Orada aksiyon başlıyor yazar ilk sayfalardaki durumundan sıyrılıyor durumu kurtarıyor. Cinayet kurgusunu beğendim tahmininizi yanıltmayı başarıyor

    Kitabın yarısından sonra bir bölümde bir kopma yaşandı genelde polisiye kitaplarında hep bir kopma yaşarım ama yine de hoş bir tat bırakırdı zihnimde. Ama bu eser öyle gelişmedi.iyi koptum yalnız Pek üzerine düşmek istemedim. Çocuğun kitaplarla içli dışlı olması hatta yazarın konu başlıklarını kitap adlarından uyarlama olmasından belliydi. Bu durum ilk olarak bahsettiği yazardan haberdarsam hoşuma gidiyor. - - - Kitaplar arası diyalog gibi.Yerine göre diğer yazarlarla sentezleyerek eserini oluşturuyor - - Yazarı da klasik koşullama yoluyla yakın buluyoruz kendimize...

    Fakat diğer açıdan bana uyanıklık gibi geliyor işini garantiye alıp diğerlerini kendine referans gibi sunuyor.Yani kolaya kaçıyor emek kokmuyor eser pek fazla
    Edebi yönü de bir hayli zayıftı. Bu nedenle basit kaçtı cümleleri sonlara doğru kelime haznesi genişledi kitabın. Kitabı ağır eleştirmek istedim ki beklentimiz yüksek olsun daha iyi eserlerle buluşalım.Herkese İyi okumalar..
  • Çaresizlik öğrenilmiştir. Başarılı olmak da öğrenilebilir sende sandığından fazlası var! Gelebileceğin en iyi yerde değilsin. Yeni bir hayat için gereken yeni bir akıldır. Doğru şeyi yapmak için yanlış zaman yoktur. Rüzgarı suçlamayı bırak, yelkenleri kullanmayı öğren! Seyirci koltuğundan sıkıldıysan sahneye çık. Zirvede her zaman bir kişiye daha yer var. Başkaları yapabildiyse sen de yaparsın. Her şey seninle başlar! Hayatta ya tozu dumana katarsın, ya da tozu dumanı yutarsın. Seçim senin!
  • "Hem özgür hem zincire vurulmuş gibi hissediyordum kendimi- insanın seçim öncesinde hissettiği gibi, sahtekarlardan oluşmuş bir listeden doğru adamı seçmeye çalışırmış gibi."
  • MIŞ GİBİ DEMOKRASİ..!
    Bir ülkede ya DEMOKRASİ vardır yahut OTOKRASİ veya MONARŞİ ile yönetim söz konusudur.

    MONARŞİ , Saltanat demektir aynı zamanda. Monarşide , iktidar,yönetim Babadan evlâda geçer, İktidarın el değiştirmesi seçim dışı bir yöntemledir.Mutlak Monarşi ve Meşruti Monarşi olmak üzere de ikiye ayrılır.

    OTOKRASİ, Monarşinin bir çeşididir.Yönetici, bütün siyasi yetkileri tek başına elinde bulundurur.OTOKRAT, (BUYURGAN) rejimlerin temel özelliği , yönetimlerin halk adına karar vermesi KENDİLERİNE GÖRE , iyi, doğru ve güzel olanları DAYATMASI ,buna karşın halkın sorunlarını çözümlemeyi de üstlenmesidir.

    Dünya'nın en Demokrat Anayasası olan 1961 Anayasamız ,zaman içinde " Bu Anayasa Türkiye'ye bol geliyor" iddiası ile 1961 Anayasası TRT Özerkliğinin, Üniversite Özerkliğinin kırpılıp kaldırılmaya başlanması üzerine CHP Eski Başkanı Bülent Ecevit
    " Demokrasi, bir bütündür , bütün müesseseleri ile birlikte, YA VARDIR YA YOKTUR " demiştir ki
    bu çok doğru bir tesbittir.

    DEMOKRASİNİN ,OLMAZSA OLMAZLARI VARDIR.
    Öncelikle Anayasamızın 2.maddesinde Türkiye Cumhuriyetinin Atatürk ilkelerine bağlı, Demokratik, LÂİK , SOSYAL bir HUKUK Devletidir demektedir.

    Demokrasi , bir HÜRRİYETLER Rejimidir.Fikir Hürriyeti, Fikrini özgürce söyleyebilme hürriyeti olmafan ve bunu sağlayabilmek için de BASIN HÜRRİYETİ , TRT ÖZERKLİĞİ, ÜNİVERSİTE ÖZERKLİĞİ Olmadan Demokrasiden bahsedebilmek mümkün olabilir mi ?

    LÂİKLİK , her türlü inanç ve fikrin serbestçe ifade ve icra edilebileceği bir teminattır.

    SOSYAL DEVLET, Sendikaları, Meslek odaları,
    Meslek Kuruluşları ile vardır ve var olabilir.

    HUKUK DEVLETİ olabilmenin şartı ise şüphesiz ki YARGI BAĞIMSIZLIĞI ile olur.

    DEMOKRASİLERDE , Devletin Valisi, Devletin memuru, Devletin Polisi ve Devletin Kolluk Kuvveti vardır, Parti Valisi, Parti Savcısı , Parti
    Polisi olmaz ve olamaz da...

    Bu Demokratik değerleri saydıktan sonra Ülkemizin yönetim şeklini nasıl tarif edeceğiz?

    Ülkemizde ANAYASA var ve yürürlükte, Anayasamızda yukarıda saydığımız tüm demokratik değerler de yazıyor, Ülkemizde MUHALEFET PARTİLERİ de var.

    Ülkemizde iktidar SEÇİMLE başa geçti. MONARŞI de seçim olmaz, OTAKRİSİLERDE ise genellikle iktidara gelmek için zor kullanılır.
    Her ikisinde de MUHALEFET PARTİLERÎ yoktur.

    Demek ki Ülkemizde DEMOKRASİ vardır ama Demokratik uygulamalar yoktur. Şöyle ki BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ vardır ama gazeteci çoğunluğu yapmış oldukları haberler terör ile ve casusluk ile ilişkilendirilerek cezaevine konulmaktadır.
    Anayasada izin dahi alınmaksızın yîrüyüs ve protesto hakkı vardır ama çeşitli olağanüstü durum izahları ile her seferinde yürüyüş ve toplantılar yasaklanmaktadır.
    Türk Yargısı Bağımsızdır denilir ama, Adli Yıl açılışları tüm teamül ve uygulamaların aksine Saray'da yapılmaktadır, Saray, Demokrasilerde olabilecek bir şey olmaması bir yana Saray yürütme 'nin başının mekânıdır.Yüksek Yargı mensupları atamaları yine Yürütmenin başı tarafından yapılmaktadır.

    Ve bunlar gibi onlarca,belki yüzlerce şey. O zaman tasıl izah(açıklama) ve tavsif etmek
    (Nitelemek) gerekir bu durum ve demokrasiyi ?

    Belki, seçimden sonra bir dönüşüm ve VAR (MIŞ) gibi, daha kisa olarak MIŞ DEMOKRASİ demek daha doğru olacak..!
  • Bedenimiz Bize Ne Söylüyor?

    Bedenimiz düşüncelerimizin ürünüdür. Düşüncelerimiz bedenimizin görüntüsünü, hormonlarımızın işleyişini ve sağlığımızı etkiler.

    Bütün hastalıklar önce zihinde başlar. Aslında bütün hastalıkların kaynağı aynıdır ama her insanda farklı tezahür eder. Bütün hastalıkların ortak sebebi “Olumsuz düşünceler ve stres”tir.

    Hastalığın sağlıklı düşüncelere ve sağlıklı ruhsal yapıya sahip olan bir insanın bedeninde barınabilmesi imkansızdır.

    Vücudumuz her saniye milyonlarca hücreyi yok edip yenilerini yaratıyor, her yedi yılda bir bedenimiz kendini yeniliyor. Bu mükemmel sistemi bozan ise bizim olumsuz düşünce ve duygularımız.

    Kafamızda tekrarlanan her düşünce, zamanla inanç haline gelerek önce enerji bedenimizde daha sonra fiziksel bedenimizde yansımalarını gösterir.

    Tekrarladığımız ve onayladığımız her cümle, olumlu ya da olumsuz bilinçaltımızda kalıplara dönüşür ve bu düşünceler doğrultusunda hissetmeye ve davranmaya başlarız. Birçok hastalığın genetik olduğunu düşünüp buna inandığımız için ailemizde yaşayıp gördüğümüz bir hastalığı bizim de yaşayabileceğimize inanmayı seçeriz.

    “Ailemde bu hastalığa yakalanmış insanlar olabilir ama ben onlardan daha bilinçliyim, onların koşullarından farklı bir hayatım var ve ailemin sağlığı ile benim sağlığım arasında bağlantı yok” demek de bir seçim, “Ailemde bu hastalık yaşanmış, büyük bir ihtimalle ben de çıkacak” demek de bir seçim.

    Genlerimiz, düşüncelerimizi, seçimlerimizi ve yaşam biçimimizi belirlemiyor, sadece olasılıkları belirliyor. Buna inanmak ya da inanmamak bizim seçimimiz.

    Başımıza gelen her türlü sağlık sorununu biz yaratıyoruz. Sağlığımızın sorumluluğu tamamen bize ait.

    Sağlıklı olmak, fiziksel bedenimizde bir hastalığımızın olmaması demek değildir. Bedenimizin, zihnimizin ve duygularımızın uyum içinde olduğu bilinçli, mutlu ve üretken olabilmektir.

    Sağlık, hastalık, mutluluk ya da mutsuzluk, yaşadığımız hayatı bir yük ya da armağan olarak görmek, yaptığımız seçimlerin sonucudur.

    Yaptığımız seçimlerin sonuçlarını beğenmediğimiz için suçu başkalarında ya kaderde aramak, bizi mutsuzluktan ya da hastalıklardan kurtarmaya yetmiyor.

    Sağlıklı ve mutlu olmak bizim doğal hakkımız. Zihinsel, ruhsal ve bedensel sağlığımızı korumak için kendimize zaman ayıralım. Bedenimizin diline, bize ne söylemeye çalıştığına kulak verelim.

    Hepimizde görülebilecek bazı rahatsızlıklar yoluyla bedenimizin bize vermek istediği mesajların yapılan araştırmalarda %90-95 oranında doğru olduğu görülmüştür;
    ....

    BAŞ AĞRILARI

    Kendimizi yanlış, değersiz görmekten yani onaylamamaktan kaynaklanıyor. Başınız ağrımaya başladığında kendinizi hangi konuda hatalı bularak yargıladığınıza dikkat edin ve hemen o konuyla ilgili kendinizi affedin. Migren türü ağrılar kendilerine çok baskı yapan mükemmeliyetçi kişiler tarafından yaratılıyor. Migrene yoğun olarak bastırılmış kızgınlık sebep oluyor.
    ....

    BOYUN VE BOĞAZ

    Boynumuzla ilgili yaşadığımız sorunlar, kendi bakış açımızla ilgili inatçı bir tutum sergilediğimiz ve her konuda haklı çıkmak isteyen bir kişiliğimiz olduğu anlamına geliyor. Eğer sadece “tek yol” ya da “tek bakış açısı” olduğu konusunda inancımız varsa hayatın çoğuna kendimizi kapatıyoruz demektir.
    ....

    BOĞAZ

    Boğazımızla ilgili yaşadığımız sorunlar, olaylar karşısında hakkımızı aramaktan çekinmek, “ben buyum” cesaretini gösterememekten kaynaklanıyor. Ayrıca boğaz bedenimizdeki “yaratıcı akışı” temsil ediyor. Yaratıcılığımızı ifade edemediğimizde ya da engellendiğinde boğazımızda sorunlar baş gösterir.

    Başkalarının hayatını yaşamaktan kendi istediklerini yapamayan, sürekli anne, baba, eş, sevgili ve çocuklarının istekleri doğrultusunda yaşayan insanların çoğunda boğaz hastalıkları ve tiroid sorunları görülüyor.
    ....

    SIRT AĞRILARI

    Sırt destek sistemimizi temsil eder. Burada yaşadığımız sorunlar yeterince destek göremediğimizin ifadesidir.

    Sırtımızın üst bölgesindeki ağrılar, duygusal anlamda destek yoksunluğu hissettiğimiz anlamına gelir.

    Orta kısmı, hissettiğimiz suçluluk duygusuyla ilgilidir. Geçmişte yaşadığımız olaylarla ilgili hissettiğimiz suçluluk ya da olayları bastırarak hatırlamak istememekten kaynaklanır.

    Sırtımızın alt bölgelerindeki ağrılara genellikle, yaşadığımız ekonomik sorunlar yol açar.
    ....

    GÖĞÜSLER

    Anne olmamızın sembolü. Göğsümüzde yaşadığımız sorunlar, aşırı koruyucu olmak anlamına gelir. Annelik sürecimizin bir parçası da nerede elimizi çekeceğimizi bilmek, çocuğumuzun büyümesine ve hata yaparak olgunlaşmasına izin vermektir. Göğüs kanserinin olduğu yerde derin bir öfke ve kırgınlık vardır.
    ....

    KALP

    Kendimizi sevgiden ve yaşama sevincinden yoksun bırakırsak, kalbimiz sağlığını yitirir. Yaşarken yarattığımız dramlara, kendimizi öyle kaptırıyoruz ki, her an çevremizde olan küçük sevinçleri göremiyoruz ve sevgiye ve yaşama sevincine kendimizi kapatıyoruz. Kalbimiz tek başına kriz yaratmıyor. “Krizi yaratan biziz”.
    ....

    MİDE

    Mide sorunları genellikle korku ve stresten kaynaklanıyor. Ülser, yeterli hissetmemenin yoğun korkusu. Başkalarını memnun edebilmek için harcanan yoğun çaba, işimiz ne kadar önemli olursa olsun kendimizi yetersiz hissetmemiz.
    ....

    CİLT

    Bireyselliğimizin ifadesidir. Başkalarının üzerimizde gücü olduğuna duygusuna kapılırsak cildimizde sorunlar baş gösterir. Cilt sorunlarından kurtulmanın en etkili yollarından biri gücünüze tekrar sahip çıkarak, günde yüzlerce defa “kendimi onaylıyorum” demektir.
    ....

    ŞİŞMANLIK

    Korunma ihtiyacımızı temsil eder. İncinmekten, eleştirilerden korktuğumuzda ya da güvensizlik hissettiğimizde yemeğe sığınıp kilo almaya başlarız. Dönem dönem yaptığımız rejimler sonuç verir ama rejimi bıraktığımız anda kilolar geri döner. Kendimizi zaaflarımızla sevmek, onaylamak, hayata güvenmek ve güvencede olduğumuzu bilir ve hissedersek en ufak bir sorunda yiyeceklere sarılmayız.
    ....

    Hayatımızda ne olduğundan çok, nasıl tepki gösterdiğimiz önemli. Tüm yaşadıklarımızdan yüzde yüz sorumluyuz....

    Fiziksel bir sorununuz olduğunda önce zihinsel nedenine bakın.
    · Sessizce oturun, içinize yönelin ve kendinize sorun.
    “Bende bunu yaratan hangi düşüncelerim olabilir? ”

    · Şu sözleri tekrar edin:
    “Bilincimde bu koşulları yaratan düşünce kalıplarımı bırakıyorum”.

    · Yeni düşünce modelinizi bularak, konuyla ilgili olumlamanızı yaratın ve bunu defalarca tekrar edin.

    · İyileşmenizin zaten başlamış olduğunu kabul edin ve hissedin.

    Erdener Esen
  • Her ne kadar siyasi, ekonomik ve dini çıkarlardan arındırılmış safbilimsel araştırmalar yapılmasını istesek de, bu muhtemelen mümkün olamazdı. Öncelikle, kaynaklarımız sınırlı. Bir milletvekiline Ulusal Bilim Vakfı'na bir araştırma için fazladan bir milyon dolar gerektiğini söylerseniz, o da size bu paranın eğitime ayrılmasının veya kendi seçim bölgesindeki mali sıkıntıları olan bir fabrika için vergi indirimi olarak kullanılmasının daha iyi olacağını söyleyerek yeni bir öneri getirir. Sınırlı kaynakları doğru aktarmak için, "Ne daha önemlidir?" ve "Fayda nedir?" gibi soruları cevaplamamız gerekir, bunlar da bilimsel sorular değildir. Bilim dünyada neyin var olabileceğini, bir şeylerin nasıl işlediğini ve gelecekte neyin olacağını açıklayabilir. Tanım gereği, bilimin gelecekte ne olması gerektiği ile ilgili bir duruşu yoktur, yalnızca dinler ve ideolojiler bu tip soruları cevaplamaya çalışırlar.